Arap dili ve medeniyet yolumuzun yeniden başlaması

Fikirlerin gelişimini özümseme veya duyguları ifade etme açısından tüm diller aynı mesafede değildir

Arap dili ve medeniyet yolumuzun yeniden başlaması
TT

Arap dili ve medeniyet yolumuzun yeniden başlaması

Arap dili ve medeniyet yolumuzun yeniden başlaması

Prens Hasan bin Tallal
Dil, manevi ve kültürel bağlamında, Allah'ın insana bahşettiği ve onu melekler ve diğer varlıklardan ayıran en büyük armağanlardan biridir. Allahu Teala yüce Kur’an-ı Kerim’de bu konu hakkında şöyle buyuruyor: “Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip ‘Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin’ dedi.” (Bakara-31) Allah insana, duyuları, zihni ve vicdanında beliren anlamlara göre isim öğrenme ve nesnelere isim bulma yeteneği bahşetmiştir.
İnsan, düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini ifade etme, tercüme etme ve başkalarına aktarma yeteneğine sahip tek varlıktır. Bu, Rahmân'ın insana bahşettiği şerefin tecellilerinden biridir. Allahu Teala bunu Rahman suresinin 1-4. ayetlerinde “Kur’an’ı Rahmân öğretti. İnsanı O yarattı. Ona anlama ve anlatmayı öğretti” buyurdu.
Allah her canlı türü için bir dil yarattığı gibi her bir için de bir doğa kanunu yaratmıştır. Her ulusun insanlarını ve dillerini birbirinden farklı yaratmasının hikmeti konusunda Rahman, Rûm Suresi 22.ayette “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır” buyurmuştur.
Bazı filozoflar insanın dilin dışında düşünemeyeceğini savunmuş, bazıları da düşünce ile dil arasında ‘düşünce dili yapar, dil de düşünceyi yapar’ şeklinde diyalektik bir ilişki olduğunu savunmuştur. Bu, düşüncenin eylemsizliğinin dilin büyümesini ve gelişmesini engellediği anlamına gelir. Her dil, halkının endişelerini, insanlığını, entelektüel beklentilerini ve istikrarlı özgürlüklerini ifade etmek için gelişmelidir.
Fikirlerin gelişimini anlamak veya duyguları ifade etmek açısından tüm diller aynı mesafede değildir. Burada en yaratıcı ve yüce dillerin, insanın hassas duygularını ve karmaşık düşüncelerini ifade eden diller olduğu söylenebilir. Burada, Arap dilinin benzersizliğini ve Yüce Allah'ın bu dili apaçık ilahi vahiy için bir rahim ve alemlere vereceği son mesajı için bir beşik olarak seçmesinin arkasındaki nedeni anlıyoruz.
Diğer dilleri bilmek ve hâkim olmak, anadilimizin değerine veya mekanın yüksekliğine dair farkındalığımızı tehdit etmez. Başka ulusların dillerini öğrenmenin önemi ‘Her kim bir toplumun dilini öğrenirse onların kötülük ve şerrinden emin olur’ ifadesiyle sınırlı değildir. Buna olan ihtiyacımız, başkalarının deneyimlerinden öğrenmek ve çeşitli alanlarda ortaya çıkan bilgileri araştırma yönündeki devam eden uygarlık ihtiyaçlarımızdan kaynaklanmaktadır. Burada Arap Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden Dr. Taha Hüseyin’in Lahazat (Anılar) isimli kitabından bahsetmek istiyorum. Hüseyin, bu kitabı Doğu ve Batı arasında bir birleşme durumuna ulaşmanın bir yolu olarak niteliyor. Dr. Hüseyin, bu kitapta gençliğinde Batı'daki yazarlar ve Doğu'daki okuyucular arasında yaşadığı edebi anlardan bahsetti. Taha Hüseyin, bu kitaba okuyucular tarafından anlayışla yaklaşılırsa, Arap ve Batı dünyası halkları arasında sevgi ve anlayışın yayılmasına yol açacağına inanıyordu.
Kur’an-ı Kerim, Arap diline yani bir ruh vermiş ve ona ölümsüzlük kazandırmıştır. Arap dilinin korunması, Allahu Teala’nın kitabını koruma vaadinin bir sonucuydu. Arap dilini anlamadan ve açıklama yöntemleri incelenmeden, Kur’an’ı ve anlamlarını idrak edebilmenin imkanı yoktur. Böylece Arapların yaşadığı tüm sıkıntı ve krizlere rağmen Arap dili varlığını ve güzelliğinin cazibesini hala korumaktadır.
Kur’an-ı Kerim, söylem ve eylem arasında herhangi bir farklılık olmaksızın retorik, iyi amel ve davranış arasındaki uyumun gerekliliğini teşvik eder. Allahu Tela bu konuyla ilgili Saff Suresi 2-3.ayetlerde “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazapla karşılanır” buyurmuştur.
Arap dili bir dilden daha fazlasıdır, Arapların vicdanı ve aklı, düşüncelerinin ve hafızalarının deposudur. Bugün ve geçmişteki halklarını birbirine bağlayan birleştirici bağdır. Arapça sadece bir şiir, edebiyat ve din dili olmayıp, Me’mun devrinde tercüme hareketinin başlaması ve Beytu’l Hikme’nin kurulmasından itibaren felsefe ve bilim dili haline gelmiş ve Yunan, Fars ve Hint kültürüne açılmıştır.
İslam, Arap dilinin korunmasına ve dünya yollarına açılmasına katkıda bulunmuştur. İslam, Arapça'yı İslam'ı sevdikleri kadar seven büyük halkları kendine çekmiştir. Tıpkı İbn Sina, el-Farabi, el-Biruni, el-Buhari, Müslim, el-Buhari, Tirmizi ve başka alimler gibi ilimlerini bu dilde kaleme aldılar. Şiirler yazıp, edebiyat, tıp, fıkıh, felsefe, astronomi ve matematik üzerine geniş çaplı eserler oluşturdular.
Arap dilinin sorunu, geliştirilememesi değil, bazı evlatlarının sahip olduğu basmakalıp fikirler ve ‘bilmiyorum’ cevabından sonra sorunun alevini hissetmemeleridir. Polonyalı şair Wislawa Szymborska’nın Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bimiyorum, iki kanatlı bir kelimedir. Newton, kendi kendine ‘bilmiyorum’ demeseydi, en iyi ihtimalle elmayı alır ve yerdi.” Arapça her zaman dinin, dünyanın, kültürün ve düşüncenin dili olmuştur. Aynı zamanda vicdan sahibi insanların ilk buluşma noktasıdır. Rusafi’nin dediği gibi “Bizi büyük faktörler bir araya getiriyor. Bunların başında dillerin sultanı geliyor.” Arap ve Arap olmayan toplumların yaşadığı medeniyet krizinin doğasını ve bunun bir iletişim aracı olarak Arap dilini zayıflatması üzerindeki etkisini çok iyi anlamalıyız.
Arapça, Birleşmiş Milletler tarafından resmi bir dil olarak kabul edildiğinden, Arap toplumlarındaki niteliksel mirası yurtiçinde ve yurtdışında korumak ve çağdaş toplumlarda mirası ve Arap dilini koruyan eğitim sistemleri, yasalar ve mevzuat geliştirmek için çabalar iki katına çıkarılmalıdır. Küresel düzeyde, Arap dilinin dünya kültür ve edebiyatındaki varlığını güçlendirmek ve küresel araştırma ağındaki Arap bilgisinin varlığını yoğunlaştırmak için çalışmalar yapılmalıdır.
Halkların kalkınışı, kendilerine güvenmeleri, dillerine sımsıkı sarılmaları, bilgi ve görgü kurallarını geliştirmeye çalıştıkları ve evlatlarının çabalarını birleştirdikleri zaman başlar. Burada Arapların, Müslümanların ve Hıristiyanların modern Arap rönesansı döneminde Arap dilinin ve ilimlerinin ilerlemesi için Arapça eğitim kurumları kurmaya ve gazete ve dergiler yayınlamaya çalıştıklarına, yaratıcılıklarını rönesans projelerinde Arap dilinin merkeziliğine olan derin inançlarından aldıklarına işaret etmek gerekir. Öte yandan çağdaş tarih boyunca kanaatlerini ifade etmek ve vicdanlarını rahat tutmak için görüşlerinin bedelini ödeyenleri de unutmamalıyız.
Yeni yıla yaklaştığımız bu günlerde, bizi çevreleyen tüm zorluklara rağmen, bu ulusun bileşenlerine ve toplumlarımızı geliştiren, bizi medeni yolumuza devam etmeye iten daha iyi bir gelecek yaratma yeteneğine inanmalı ve güvenmeliyiz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından alarab.co.uk çevrilmiştir.



Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Suriye’den Yemen’e istikrarın yolu milislerin zayıflatılmasıyla başlar… Tek devlet, tek ordu, tek silah

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Bir yıl önce Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsündeydi. O günkü katılımın en önemli yanı, sırf orada bulunmuş olmasındaydı. Beşşar Esed yönetiminden ve onlarca yıllık izolasyondan sıyrılan Suriye, uluslararası sahneye geri dönmüştü.

Şera bu hafta ikinci kez New York’a geliyor; ancak bu defa ortada farklı bir Suriye ve yanıt bekleyen farklı sorular var. Geçen yıl karşı karşıya olunan meydan okuma siyasiydi: Yeni Suriye’nin tanınması, yaptırımların kaldırılması ve kapalı kapıların açılması... Bugün ise asıl sınama ekonomik alanda. Suriyeliler bu dışa açılmanın sonuçlarını kendi günlük hayatlarında nasıl hissedecek?

Bu soruyu New York’taki toplantılardan önce Suriye sokakları sordu. Ülkenin çeşitli bölgeleri akaryakıt fiyatlarındaki artışa tepki gösteren protestolara sahne oldu. Yoksulluk halkasının her geçen gün genişlediği bir ülkede mazot ve benzin zamları basit birer ekonomik karar olarak kalmaz; doğrudan ulaşıma, gıdaya, ısınmaya ve üretime yansır.

Asala Nasri’nin konseri etrafındaki tartışmalar bile sadece sanatsal bir meseleden ibaret değildi. Yıllarca süren savaşın ardından Suriyelilerin konserler ve kültür de dâhil olmak üzere normal hayatlarına geri dönmeleri en doğal hakları. Ancak yoksulluk derinleşip enerji fiyatları fırladığında, dev bir konser bir anda öncelikler tartışmasına ve Yeni Suriye imajı ile Suriyelilerin gerçek yaşam koşulları arasındaki mesafeye dönüşüveriyor.

İşte tam bu noktada, Suriye’nin Yeniden İmarı Konferansı ve başta Körfez ülkeleri olmak üzere dış yatırımlara bağlanan umutlar devreye giriyor. Esed’in devrilmesinden bu yana Suudi Arabistan, Suriye’nin istikrarını sadece bir Suriye meselesi olarak değil, bölgesel bir Arap çıkarı olarak gören başlıca ülkelerden biri oldu. Şam’ın dünyaya açılmasını destekledi; yaptırımların kaldırılması, ekonomik yüklerin hafifletilmesi için bastırdı ve izolasyondan yatırım ile imar dönemine geçişi teşvik etti.

Ancak Şam’ın umut bağladığı Riyad, terör saldırısı girişimleriyle karşı karşıya. Husiler, füzeler ve insansız hava araçlarıyla Suudi Arabistan’ı tehdit ediyor. Husi nüfuzunun Yemen kıyılarında yayılması ve Babu’l Mendeb’e yaklaşması, dünyanın en önemli ticaret ve enerji damarlarından birine ek bir tehlike arz ediyor. Diğer taraftan ise enerji güvenliği, Hürmüz Boğazı’ndaki baskıların ve İran ile yaşanan gerilimin tehdidi altında.

İşte burada Yemen ile Suriye arasındaki mesafe göründüğünden çok daha kısalıyor. Husilerin her girişimi ve İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Babu’l Mendeb’e ya da enerji hatlarına yönelik her tehdidi, bölgesel ekonominin maliyetini yükseltiyor ve öncelikleri yeniden sıralıyor. Ve bu maliyet en nihayetinde Suriye’ye kadar ulaşıyor.

Yükselen enerji fiyatları ekonomiyi sıkıştırıyor ve yaşam maliyetini artırıyor. Şam’dan binlerce kilometre ötedeki bir füze saldırısının ekonomik şarapnel parçaları, gelip bir Suriyelinin cebini vurabiliyor.

Ancak Suriye deneyiminin üzerinde durulmaya değer başka bir boyutu daha var. Yeni Suriye’nin 2024 sonundan bu yana verdiği en önemli sınavlardan biri, gruplaşmaları sona erdirme ve silahları devlet kontrolüne alma çabasıydı. Ordu yeniden yapılandırıldı, gruplar devlet kurumlarına entegre edildi ve Şam; toprağı, silahı ve sadakati paylaşan birden fazla ordu ve milis gücü yerine, tek bir ordu ve tek bir askeri karar merciine ulaşmak amacıyla SDG’yi entegre etme sürecinde ilerledi.

Tüm sorunlar çözülmüş ya da entegrasyonun bütün aşamaları tamamlanmış değil, ancak gidişat oldukça net. Birden fazla silahlı gücün, savaş ve barış hususunda farklı karar mercilerinin bulunduğu bir ülkede istikrar sağlanamaz. Tam da bu noktada Şam ile Yemen arasındaki mesafe bir kez daha kısalıyor. Yemen’de yaşananlar, bu durumun tam tersi bir tablo sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre silahların devletin elinde toplanması yerine Husi milisler, devlete paralel bir askeri güç inşa etmeyi ve bu gücü karada hakimiyet kurup emrivakiler yaratmak için kullanmayı başardılar. Sonrasında ise oluşturdukları tehlike, karadan ve denizden Yemen sınırlarını aşarak komşularına kadar uzandı.

Silahlı bir milis gücü komşu bir devleti ve kutsal mekânları tehdit edebildiğinde, enerji tesislerini ve hatlarını hedef alıp dünyanın en önemli deniz geçitlerinden birini etkileyebildiğinde; Yemen devletinin yeniden inşası ve egemenliğinin ihyası, bölge güvenliğinin ve küresel ekonominin bir parçası haline gelir. Dolayısıyla Yemen devletinin ve meşruiyetinin desteklenmesi artık sadece Yemen’i ilgilendiren bir iç mesele değildir.

Suriye deneyimi bu noktada önemli bir ders sunuyor: Milis güçlerini dizginlemek ya da onlarla sonsuza dek bir arada yaşamaya çalışmak yeterli değildir. Asıl gereken; devlet kurumlarının inşasını desteklemek, orduyu güçlendirmek ve savaş ile barış kararının yalnızca devletin elinde olacağı şekilde silahı tek bir merkezde toplamaktır. Suriye’nin dönüşümünü tamamlamak için ihtiyaç duyduğu şey de, Yemen’in savaştan çıkmak için gereksinim duyduğu şey de tam olarak budur. Ve Washington, SDG üzerindeki koruma kalkanını nasıl kaldırdıysa, Husilerin üzerindekini de öyle kaldırmalıdır.

Bir yıl önce Şera, New York’a çantasında siyasi tanınma sorusuyla gitmişti. Bu kez ise yanında daha zor bir soru taşıyor: Bu tanınma nasıl yatırıma, yatırım nasıl istihdama ve dünyaya açılma Suriyelilerin günlük hayatında hissettiği somut bir iyileşmeye nasıl dönüşecek?

Yanıt sadece Şam’da gizli değil. Nitekim Suriye, toparlanmak ve yeniden imar sürecini tamamlamak için Arap coğrafyasının desteğine güveniyor. Ancak bu coğrafyanın da kendi devletlerini, enerji kaynaklarını ve deniz yollarını milis tehditlerinden korumaya ihtiyacı var.

Bu yüzden sadece Suriye’nin değil, tüm bölgenin istikrar reçetesini yeniden kazanmaya ihtiyacı var: Daha güçlü bir devlet, tek bir ordu ve tek bir silah. Suriye’den Yemen’e uzanan hat üzerinde sadece devletin güçlenmesi yetmez; çözüm, milislerin zayıflatılmasıyla başlar... Aksiyle değil.


Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.