Afrika'da 2021, darbeler ve Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Afrika'da 2021, darbeler ve Kovid-19 salgınının gölgesinde geçti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Afrika 2021'de sık sık askeri müdahalelerle gündeme gelirken, Sudan ve Etiyopya'da patlak veren siyasi kriz halen bitmedi.
Afrika kıtasında 2021, darbeler ve Kovid-19 salgınının gölgesinde geçerken, Etiyopya'daki iç savaş, Güney Afrika'daki yağmalama olayları, Nijerya, Mozambik ve Somali'deki terör saldırıları ve iç çatışmalar bu sene gündeme damgasını vurdu.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Afrika'da 2021'de Etiyopya, Benin, Cape Verde, Çad, Cibuti, Gambiya, Kongo Cumhuriyeti, Nijer, Uganda ve Zambiya gibi ülkelerde seçimler düzenlendi.
Nijerya'da 1 Kasım'da 21 katlı binanın çökmesi sonucu 43 kişi hayatını kaybederken, 5 Kasım'da Sierra Leone'de yakıt tankeri ile aracın çarpışması sonucu meydana gelen patlamada 144 kişi öldü.
Afrikalı liderler Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyindeki üye sayısı adaletsizliğini yeniden gündeme taşıdı.

Etiyopya'da iç savaş 2021 boyunca sürdü
Etiyopya'da isyancı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin (TPLF), 2020'nin sonunda merkezi hükümete karşı isyan başlatmasıyla ülkede iç savaş patlak verdi.
Ordu ile isyancılar arasındaki çatışmalar nedeniyle yüz binlerce kişi evini terk etmek zorunda kaldı, binlerce insan hayatını kaybetti.
İsyancılar başkent Addis Ababa'ya yaklaşırken Etiyopya ordusunun aralık ayında başlattığı hava operasyonlarıyla TPLF geri çekilmek zorunda kaldı.

Gine'de darbe
Gine'de Özel Kuvvetler Birlikleri (GFS) komutanı Mamady Doumbouya, 5 Eylül'de darbe yaparak yönetimi ele geçirdi.
Cumhurbaşkanı Alpha Conde'nin en güvendiği isimlerden biri olan ve 2018'de bizzat Conde tarafından bu göreve getirilen Doumbouya, ülkedeki kötü gidişat nedeniyle darbe yaptıklarını açıkladı.
Darbe sonrası kurulan askeri cunta Ulusal Birlik ve Kalkınma Komitesinin (CNRD) başındaki Paris Harp Okulu çıkışlı Fransız vatandaşı Doumbouya, 1 Ekim'de düzenlenen törenle geçiş sürecinin cumhurbaşkanı olarak yemin etti.
Gine'de darbeyle devrilen cumhurbaşkanı Alpha Conde, 30 Kasım'da serbest bırakıldı.

Mali'de ikinci darbe
Ağustos 2020'deki darbenin arkasındaki isim olan Albay Assimi Goita, 24 Mayıs'taki kabine değişikliğinin usullere uygun olmadığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Bah N'daw ve Başbakan Moctar Ouane'nin de aralarında bulunduğu çok sayıda üst düzey yetkilinin gözaltına alınması emrini verdi.
Ndaw ve Ouane, 27 Mayıs'a kadar bir önceki darbeyle devrilen Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita'nın da tutulduğu Kati kışlasında alıkonuldu, akabinde ev hapsinde tutulmaya başlandı.
Goita ise 7 Haziran'da düzenlenen resmi törenle yemin ederek cumhurbaşkanlığı görevine resmen başladı, başbakanlık görevine de Choguel Maiga'yı getirdi.

Sudan'da siyasi uzlaşı sağlanamadı
Sudan'da ordunun 25 Ekim'de hükümeti feshedip Başbakan Abdullah Hamduk dahil onlarca siyasetçiyi gözaltına almasıyla sonuçlanan askeri müdahale sonrasındaki yönetim krizini sona erdirmek amacıyla 21 Kasım'da, Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan ile teknokrat hükümeti kurması için görevine iade edilen Hamduk arasında siyasi anlaşma imzalandı.
"Darbe" olarak nitelendirdikleri müdahale ve sonrasında alınan kararlara tepki gösteren eski sivil iktidar koalisyonu Özgürlük ve Değişim Güçleri, Hartum Direniş Komiteleri, Sudan Meslek Odaları Birliği ve bazı siyasi partiler, iktidar sivillere devredilene kadar barışçıl direniş ve sivil itaatsizlik çağrısı yaptı.
Eski Cumhurbaşkanı Beşir'in, 19 Aralık 2018'de başlayan halk ayaklanmasıyla 11 Nisan 2019'da devrilmesinin ardından Ağustos 2019'dan bu yana geçiş sürecinin yaşandığı, siyasi ve ekonomik krizin sürdüğü ülkede, henüz hükümet kurulamadı.
Sudan'da geçici iktidarın askeri ortakları, Temmuz 2023'te seçimle iş başına gelen hükümet kurulana kadar iktidar ortağı olmayı sürdüreceğini açıkladı.

Güney Afrika'da yağmalama
Güney Afrika'yı 2009-2018'de yöneten Jacob Zuma'nın yolsuzluk, haraç, dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve kara para aklama dahil 16 ayrı suçlamadan yargılandığı davada mahkemeye itaatsizlik suçundan 15 ay hapis cezasına çarptırılması temmuzda binlerce kişiyi sokağa döktü.
Protestolar önce şiddet olaylarına, ardından yağmalamaya dönüştü.
Zuma, mahkemenin aldığı karara karşı dirense de 7 Temmuz'da Nkandla kentinde güvenlik güçlerine teslim oldu.
En az 340 kişinin hayatını kaybettiği olaylarda yaklaşık 200 alışveriş merkezi, 3 bin mağaza, 1400 ATM, 200 banka ve postane, 11 depo ve 8 fabrika yağmacılar tarafından hedef alındı.
Zuma, 5 Eylül'de sağlık sorunları nedeniyle şartlı tahliye edildi.

Mozambik'teki çatışmalar
Hint Okyanusu kıyısındaki Doğu Afrika ülkesi Mozambik'te Ensar'us Sunna örgütünün sivillere yönelik saldırıları nedeniyle göç edenlerin sayısı 730 bini geçti.
Mozambik'te, doğal gaz ve değerli maden kaynaklarının bulunduğu Tanzanya sınırındaki Cabo Delgado'da 4 yıl önce ortaya çıkan terör örgütü Ensar'us Sunna'nın saldırılarında bugüne kadar 2 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
Saldırıları düzenleyen ve terör örgütü DEAŞ ile bağlantılı olduğu öne sürülen silahlı gruba, yerel halk arasında "Eş-Şebab" deniyor.
Afrika, Avrupa ve ABD askerlerinden oluşan 3 bin 100'den fazla yabancı asker ülkede teröre karşı mücadeleye devam ediyor.

Güney Afrika ülkelerine omicron varyantı kısıtlamaları
Güney Afrika Cumhuriyeti'nde 25 Kasım'da Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından "omikron" olarak isimlendirilen B.1.1.529 varyantının tespit edildiğinin bildirilmesi sonrası 7 Güney Afrika ülkesine seyahat yasağı getirilmesi tepkilere neden oldu.
WHO Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, varyantın ilk ortaya çıktığı Güney Afrika Cumhuriyeti ve Bostvana'nın, Uluslararası Sağlık Tüzüğü uyarınca omikron vakalarını hızlıca tespit edip raporlayarak başarılı mücadele sergilediğini, yeni varyant sebebiyle seyahat kısıtlaması kararının yanlış olduğu vurguladı.
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa da seyahat kısıtlamalarını kınayarak Avrupa ülkelerinde de varyantın tespit edilmesine rağmen sadece Afrika ülkelerine yönelik kısıtlama tedbirleri alındığına dikkati çekti.

BMGK'ye Afrikalı temsilci çağrısı
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda yüzde 28 ile en çok temsil edilen grup Afrika olmasına rağmen BM Güvenlik Konseyi'nde çoğu kendisini ilgilendiren konuların hiçbirinde daimi üye olmadığı için Afrikalı ülkelerin söz hakkı bulunmuyor.
Sadece Afrika ülkeleri değil, Asya ve Latin Amerika ülkeleri de daimi üye olmak istediklerini dile getirseler de BMGK'de veto yetkisi bulunan 5 daimi üye ABD, Çin, Rusya, Fransa ve Birleşik Krallık bu taleplere sıcak bakmıyor.
BMGK'da 54 ülkenin bulunduğu Afrika'da hiçbir ülkenin daimi üye olarak yer almaması, Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall ve Güney Afrika Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa'nın Senegal'in başkenti Dakar'da düzenledikleri basın toplantısında yeniden gündeme geldi.
İki lider BMGK'da reform çağrısı yaparken, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'de Twitter'dan yaptığı açıklamada iki lidere desteğini açıkladı.

Güvenlik problemleri devam ediyor
Afrika'nın farklı bölgelerinde güvenlik problemleri devam ederken hükümetler ise iç sorunlarını çözmek için farklı arayışlar içerisinde.
Nijerya, Mozambik, Somali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Burkina Faso gibi ülkelerde silahlı grupların saldırıları ve çatışmalardan milyonlarca kişi olumsuz etkileniyor.
Nijerya'da Boko Haram örgütünün neden olduğu güvenlik sorununa son yıllarda silahlı çeteler de dahil oldu. Ülkenin kuzeyinde artan güvenlik krizi nedeniyle Nijeryalılar gösteriler düzenledi.
Mozambik'te ise Ensar'us Sunna örgünün saldırıları sürerken, Zimbabve, Güney Afrika Cumhuriyeti, Ruanda ve Botsvana gibi Afrika ülkeleri Mozambik'e destek için asker gönderdi.

Uganda'da bombalı saldırılar ve KDC'ye askeri müdahale
KDC'nin Ruanda, Uganda ve Burundi sınırının bulunduğu doğusu, 20 yıldır altın ve kobalt gibi madenlerin kontrolünü sağlamaya çalışan silahlı grupların saldırıları ve çatışmalarına sahne oluyor.
KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Ugandalı mevkidaşı Yoweri Museveni'nin talebi üzerine, Uganda ordusunun isyancılarla mücadele için, ülkesine asker gönderilmesine onay verdi ve Uganda tarafından KDC'nin doğusunda faaliyet gösteren isyancı grup Demokratik İttifak Güçlerine (ADF) karşı 30 Kasım'da ortak operasyon başlatıldı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) doğusundaki Goma şehrinde, yabancı askerlerin ülkedeki varlığını protesto eden göstericilerle polis arasında çıkan çatışmada en az 4 kişi hayatını kaybetti.
Afrika'da en fazla mültecinin bulunduğu Uganda, ülkelerindeki çatışmalardan kaçan 20 binin üzerinde Kongoluya ev sahipliği yapıyor.
Operasyonun, Uganda'da kasım ve aralık aylarında ardı sıra gelen bombalı saldırılar sonrası başlaması dikkati çekti.

Somali'de kuraklık
Somali'de iklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan kuraklıktan binlerce kişi etkileniyor.
Hükümet, ülkede yaşanan kuraklığın ölümcül etkileri nedeniyle 10 Kasım'da küresel yardım çağrısı yaptı.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) de gelecek yıl 7,7 milyon Somali vatandaşının kuraklık nedeniyle insani yardıma ihtiyaç duyabileceği uyarısı yaptı.
Ülkede en şiddetli kuraklık 2011'de yaşanmış ve yaklaşık 260 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Çad lideri isyancılarla çıkan çatışmada öldü
Çad Ordu Sözcüsü Azem Bermandoa Agouna, 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, 68 yaşındaki İdris Debi Itno'nun ülkenin kuzeyinde ayrılıkçı Çad Değişim ve Birlik Cephesi adlı gruba karşı düzenlenen operasyona katıldığını, çıkan çatışmada yaralandığını ve hayatını kaybettiğini duyurdu.
Itno'nun 37 yaşındaki oğlu, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı Korgeneral Muhammed İdris Deby başkanlığındaki Askeri Geçiş Konseyi 20 Nisan'da ülkenin yönetimini devraldı.
Çad Devlet Başkanı Itno'nun cephede hayatını kaybetmesinin ardından geçici olarak yönetimi devralan Çad ordusu tarafından 26 Nisan'da yapılan açıklamada, Çad'ın geçici hükümet başbakanı olarak Albert Pahimi Padacke'nin seçildiği duyuruldu.

Kenya ile Somali arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı devam ediyor
İki ülke, Hint Okyanusu'na bakan, zengin petrol ve gaz yataklarına sahip olduğu ileri sürülen kıyılar üzerinde uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor.
Somali, iki ülkenin Hint Okyanusu'ndaki deniz sınırının Somali'nin kara sınırı ile aynı yönde ilerlemesi gerektiğini savunurken, Kenya, sınırın Somali'nin aleyhine olacak şekilde kıyı şeridinde yaklaşık 45 derecelik bir açıyla ilerlemesi gerektiğini iddia ediyordu.
Anlaşmazlığın çözümü için Somali ve Kenya, Uluslararası Adalet Divanına başvurmuş ancak ilk duruşması Eylül 2019'da görülmesi gereken dava, Kenya'nın talebiyle defalarca ertelendi.
Somali hükümeti, 11 Şubat’ta, Kenya'nın deniz sınırı anlaşmazlığı davasını erteleme talebine tepki göstererek, Kenya'yı Somali topraklarını gasbetmeye çalışmakla suçladı.
Uluslararası Adalet Divanı, 12 Ekim'de, Kenya ile Somali arasında anlaşmazlığa neden olan deniz sınırında ihtilaflı alanın büyük bölümünü Somali'ye bırakması kararı aldı.
Buna göre, iki ülke arasında paylaştırılan ihtilaflı alanın büyük bölümü Somali'ye verilirken, küçük bir kısmı Kenya'ya bırakıldı ancak Kenya bu kararı reddettiğini açıkladı.

Seçimler
Afrika'da 2021'de birçok ülkede başkanlık seçimleri oldu ve bazı ülkelerde hükümetler değişti.
Etiyopya, Benin, Cape Verde, Çad, Cibuti, Gambiya, Kongo Cumhuriyeti, Nijer, Uganda ve Zambiya'da seçimler düzenlendi.
Doğu Afrika ülkesi Cibuti’deki cumhurbaşkanı seçimini mevcut Cumhurbaşkanı ve iktidardaki İlerleme için Halk Hareketi (RPP) lideri İsmail Ömer Ciyle kazanırken, Orta Afrika ülkesi Çad'da, 6. kez aday olan mevcut Cumhurbaşkanı İdris Debi Itno seçimin galibi oldu.
Gambiya'da mevcut devlet başkanı Adama Barrow, Nijer'de Mohamed Bazoum, Kongo Cumhuriyeti'nde mevcut Cumhurbaşkanı Denis Sassou Nguesso, Uganda’da devlet başkanı Yoweri Kaguta Museveni, Zambiya’da muhalafet adayı Hakainde Hichilema, Cape Verde'de ise muhalefet adayı Jose Maria Neves seçimleri kazanan liderler oldu.
Etiyopya'da ertelenmesi eleştirilere neden olan seçimi, Başbakan Abiy Ahmed'in öncülük ettiği iktidardaki Refah Partisi kazandı.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.