Libya hükümetinin kaderi, parlamentonun elinde

Libya Temsilciler Meclisi, yeni bir küçük hükümetin oluşturulmasını veya mevcut hükümetin görev süresinin bir ay uzatılmasını değerlendirecek.

Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
TT

Libya hükümetinin kaderi, parlamentonun elinde

Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)
Libya parlamentosu, ertelenen seçim sürecinin kaderini ve görev süresi sona eren hükümet meselesini görüşecek (AFP)

Zayed Hediyye
Bilindiği üzere Libya genel seçimlerinin ertelenmesi, ülkedeki siyaset sahnesini tamamen karıştırdı. Durum, görev süresi sandıkların açıldığı gün bitmesi gereken mevcut Birlik Hükümeti’nin kaderi gibi bazı hassas konulara dair yeni anlaşmazlıkların önünü açtı.
Erteleme, siyasi süreci ve seçim sürecini engelleyici önemli bir faktör olan seçim yasalarına dair eski anlaşmazlıklara geri dönülmesine neden oldu.
Temsilciler Meclisi ve Seçim Komisyonu gibi seçimlerin organizasyonu ile ilgili kurumlar karşı karşıya geldi. Son iki günde kazanımlar için yeni bir tarihin ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini çıkmaza sokan tartışmalı konulara çözümlerin ilan edilmesi amacıyla ülke içinden ve dışından büyük bir baskı baş gösterdi.

Birçok şehirde gösteriler
Cuma günü bazı Libya şehirlerinde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin ertelenmesine karşı protesto gösterileri düzenlendi.
Vatandaşların, aktivistlerin ve seçim adaylarının katıldığı gösterilerde, hızla yeni bir tarihin açıklanması çağrısı yapıldı. Libya’nın farklı şehirlerinde yapılan açıklamaların çoğunda, ‘seçimlerin vatandaşların günlük acılarından, kötü kamu hizmetlerinden, güvenlik kaosundan ve yaygın suçlardan kurtulmanın tek çözümü olduğu’ ifade edildi.
Bingazi’nin doğusundaki Derne şehrinde bir grup aktivist, sivil toplum kuruluşu ve milletvekili adayı, ‘seçimlerin zamanında yapılmamasını’ kınayarak, “Gelecek 24 Ocak olarak önerilen tarih nihaidir ve seçimlerin bu tarihte yapılmasından vazgeçilemez” dedi.
Açıklamada, yol haritasına göre 24 Aralık’ta seçimler düzenlenmeyerek Libya halkının iradesinin önüne geçildiği belirtilirken, Seçim Komisyonu’na da cumhurbaşkanlığı seçimleri için kesin aday listesinin ve milletvekili seçimleri için ön aday listesinin en kısa sürede açıklanması çağrısı yapıldı.
Açıklamada ayrıca, “Seçimlerin geciktirilmesinin haklı bir gerekçesi yoktur. Hiçbir koşulda tekrar geciktirilmeyecek bir tarihin belirlenmesi zorunludur” ifadelerine yer verildi.
Eylemciler ise, herhangi bir yeni geçiş aşamasına girmeyi tamamen reddettiklerini vurgulayarak, “Temsilciler Meclisi, seçim süreciyle ilgili sorumluluklarını Libya halkının önünde üstlenmelidir” dedi.

Önemli meclis oturumu
Öte yandan Meclis Başkanı Fevzi en-Nuveyri, yarın (27 Aralık Pazartesi) Tobruk’taki parlamento merkezinde düzenlenecek resmi oturuma katılım çağrısı yaptı. Nuveyri, oturumda seçim sürecini kurtarmak için yeni bir yol haritasının geliştirilmesi meselesinin ele alınacağını ifade etti.
Oturumda, seçim sürecini takip etmekle görevli parlamento komisyonunun raporunun ele alınması ve Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu ve Yüksek Yargı Konseyi ile temasa geçilmesi bekleniyor.
Temsilciler Meclisi Başkanlığı Medya Danışmanı Fethi el-Merimi, parlamentonun, bir sonraki oturumunda Yüksek Seçim Komisyonu’nun çalışmalarını takip etmek üzere parlamento tarafından oluşturulan komitenin hazırladığı raporu ele alacağını söyledi. Merimi, “Rapor, komisyonun karşılaştığı engelleri ve zorlukları içeriyor. Ayrıca cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerini tamamlamak için kararlar almak ve bunları başarıyla gerçekleştirmek amacıyla tüm zorlukları ortadan kaldırma çalışmalarına da raporda yer verildi” dedi.
Öte yandan Temsilciler Meclisi üyesi Said Amgayb, oturumda yalnızca seçim sürecinin kaderinin değil, aynı zamanda diğer meselelere ek olarak mevcut hükümetin akıbetinin de masaya yatırılacağını vurguladı. Amgayb, “Bir sonraki meclis oturumunda, ister küçük bir hükümet kurmak, isterse de yasal görev süresinin sona ermesinden sonra hükümetin görev süresini bir ay uzatmak olsun tüm seçenekler ele alınacak” şeklinde konuştu. Yetkili ayrıca, “Tüm seçenekler mümkündür ve mevcut aşamaya uygun bir karara başvuracağız” dedi.

Mişri, eski tavrını koruyor
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, komisyon tarafından 1 ay sonrası olarak belirlenen yeni tarihte seçimlerin düzenlenmesinin zorluğuna dair endişelerini dile getirdi. Mişri, ilk tarihte seçimlerin düzenlenmemesine neden olan birçok tartışmalı meselenin hala mevcut olduğunu ve bunları çözmek için daha uzun bir zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Mişri, “24 Ocak’ta seçim olmayacak, çünkü demokratik süreci bozan sebepler hala mevcut” dedi. Bağımsızlık Günü vesilesiyle konuşma yapan Halid el-Mişri, “Komisyon, topu Temsilciler Meclisi’ne fırlattı ve imkânsız olduğunu çok iyi bildiği bir tarih önerdi” şeklinde konuştu.
Mişri, “O gün Libyalıların, ülkenin cumhurbaşkanını seçmek üzere sandık merkezlerine gitmesi gerekiyordu. Ama bu, birçok engel nedeniyle olmadı. Libya halkı için dışarı çıkmaya, hata yaptıklarını söylemeye ve yaptıklarını itiraf etmeye cesaret eden çok fazla yetkili yok” ifadelerini kullandı.
Mişri, “Anayasal sürecin başlaması ve Libya’daki en önemli iki organın Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde Mısır’ın Hurgada kentinde anlaşmaya varması sonrasında bu başarısızlık, ‘anlaşmalar yoluyla yürütme yetkisini değiştirmeye çalışan BM liderliğinde, anayasal süreci siyasi süreçten ayırmakta ısrar eden istismarcılardan kaynaklanıyor’ dedi.
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı, tüm kurumların, ‘tüm yetkililerin saygı göstermek, korumak ve ona göre hareket etmek için yemin ettiği’ Siyasi Anlaşma ve Anayasa Bildirgesi uyarınca yasaların hazırlanmasına katılması çağrısında bulundu.
Öte yandan Temsilciler Meclisi Ulusal Güvenlik Komitesi Başkanı Talal el-Mihub, ‘Seçim Komisyonu Başkanı tarafından önerilen tarihin doğru temellere dayanmadığı’ konusunda Mişri ile hemfikir.
Bu çerçevede Mihub, “Mevcut sahne ortasında seçimleri gerçekleştirmek, özellikle de milislerin ve silahlı grupların mevcudiyeti ışığında son derece zor görünüyor. Ayrıca yasaya aykırı olarak bazı adayların cumhurbaşkanlığı yarışında var olması da seçimlerin yapılmasını zorlaştırıyor” dedi.

Uluslararası baskı
Libya seçimlerinin ertelenmesi, ülkedeki siyasi ve askeri çatışmanın yeniden patlak vermesi konusunda uluslararası düzeyde büyük endişelere yol açarken, ülkedeki geçiş sürecinin ve siyasi krizin sona erdirilmesi için BM himayesinde hazırlanan yol haritasının tamamlanması gerektiğine dair uluslararası çağrılar yapıldı.
ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya geçen cuma günü yaptıkları açıklamada ‘önceki tarihte başarısız olunması sonrasında Libya’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri için hızla yeni bir tarih belirlenmesi’ çağrısı yaptı.
Açıklamada, ilgili makamlara da hızla nihai bir tarih belirleyerek, Libya halkının seçimlere yönelik isteklerine saygı göstermeleri ve gecikme olmadan cumhurbaşkanlığı adaylarının kesin listesini yayınlamaları çağrısı yapıldı. Açıklamada ayrıca, ‘yeni bir hükümet seçmek ve Libya’nın bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal birliğini güçlendirmek’ amacıyla ivmeyi korumanın önemine dikkat çekildi.
Söz konusu beş ülke, siyasi veya askeri konulardaki anlaşmazlıkların şiddete başvurmadan çözülmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca tüm taraflara da istikrarı tehdit eden, şiddet veya şiddete teşvik yoluyla siyasi süreci ve seçim sürecini baltalayan kişilerden hesap sormaya hazır oldukları uyarısı yapıldı.

Guterres’ten seçmenlere saygı çağrısı
Öte yandan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Seçim Komisyonu’na kayıtlı 2,8 milyon Libyalı seçmenin iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini söyledi. Guterres, “Siyasi geçiş döneminin barışçıl bir şekilde sona erdirilmesi ve yetkinin demokratik olarak seçilmiş kurumlara devredilmesi amacıyla halkın iradesine saygı gösterilmesi ve Libya’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin uygun koşullarda yapılması zorunludur” dedi.
Guterres ayrıca, Genel Sekreterin Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams ve Libya’daki BM Destek Misyonu’nun (UNSMIL) ‘mevcut zorlukların ele alınması ve cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin mümkün olan en kısa sürede yapılması için’ Libya’nın liderlik ettiği süreci desteklemeye devam edeceğini vurguladı.



İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
TT

İsrail ile Türkiye arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için ABD’nin kararlı bir adım atması gerekiyor

Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Suriye’deki Ebu Zuhur Üssü, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Michael Harari

İsrail’in Suriye’nin kuzeyine düzenlediği son saldırı, Kudüs ile Ankara arasındaki gerilimin ciddi şekilde tırmanmasına yol açtı. İki ülke arasındaki ilişkiler, son üç yılda belirgin biçimde kötüleşirken, derin görüş ayrılıklarının merkezinde, en azından Suriye’de Esed rejiminin devrilmesine kadar, Filistin meselesi ve Gazze savaşı yer aldı. Bugün ise Şam’daki yeni yönetimle birlikte Suriye, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın bir başka cephesine dönüşmüş durumda. Bu durum, ağustos ayının ortalarında İsrail’in düzenlediği saldırının da gösterdiği üzere, tarafları tehlikeli biçimde doğrudan bir çatışmaya yaklaştırabilir. İki ülkenin kasıtlı ya da istemeden doğrudan bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için öncelikle her iki tarafın çıkarlarının ortaya konulması ve sınırlarının net biçimde belirlenmesi gerekiyor.

hjg
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 17 Nisan 2026’da Antalya’da düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’ndaki bir oturumda konuşma yapıyor. (Reuters)

İsrail, son dönemde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarına rağmen Türkiye ile doğrudan bir çatışma arayışında değil. Ancak olası bir İran senaryosuna karşı Suriye hava sahasında hareket serbestisini korumak istiyor. Bununla birlikte İsrail, Şera hükümetine yönelik derin şüphelerini sürdürüyor. Barrack da yakın zamanda verdiği bir röportajda bu kaygıları dikkat çekici bir ayrıntı düzeyi ve kayda değer bir tarafsızlıkla açıkladı.

İsrail ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun genişlemesini veya aşırı ölçüde kalıcı hale gelmesini engellemek istiyor. Daha somut ifadeyle İsrail, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki mevcut askeri varlığını genişletmesinin önüne geçmeye çalışıyor. Tüm bu hesaplamaların arka planında ise 7 Ekim’in yarattığı sonuçlar ve sonrasında İsrail’de ortaya çıkan yeni zihniyet bulunuyor. Bu zihniyet, kontrol altına alma politikasına dayanan yaklaşımları sert ve zaman zaman aşırı bir biçimde reddediyor.

Türkiye ise İsrail’le doğrudan bir çatışma istemiyor. Ancak Ankara, İsrail’in bölgedeki çeşitli cephelerde yürüttüğü ve giderek ‘yoğunlaşan İsrail faaliyetleri’ olarak değerlendirdiği girişimlerden duyduğu endişeyi artırıyor ve bunları bölgede ‘İsrail hegemonyası’ kurma çabası olarak görüyor.

Ankara, özellikle Suriye’de Şera hükümetini, başta Kürt meselesi olmak üzere hayati çıkarlarını korumasına ve aynı zamanda Suriye’de ve ötesinde nüfuzunu genişletmesine yardımcı olacak stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu daha geniş hedefin son dönemdeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor.

Suriye ise kendisini iki tarafın arasında sıkışmış halde buluyor. Bir yandan İsrail’in saldırısı siyasi açıdan Şam’ın işine geliyor. Saldırı, Şam’ın ‘İsrail’in saldırgan niyetleri’ ve Suriye’nin egemenliğinin ihlal edildiğine ilişkin söylemini güçlendirirken, İsrail’in faaliyetlerini sınırlandırması yönündeki uluslararası baskının artmasına da katkı sağlayabilir. Öte yandan Suriye’nin giderek tırmanan bir İsrail-Türkiye karşılaşmasının sahasına dönüşmesi, Şera’nın ülke üzerindeki kontrolünü pekiştirme ve ağır ekonomik sorunlarla mücadele etme çabalarını doğrudan zayıflatıyor. Bölgedeki pek çok dosyada olduğu gibi çözümün anahtarı Washington’da bulunuyor. ABD, yakın bölgesel ortakları olan İsrail ve Türkiye ile, siyasi açıdan büyük yatırım yaptığı Suriye hükümeti arasında denge kurmaya çalışırken, stratejik odağını İran üzerinde tutmak istiyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Barrack’ın son açıklamaları İsrail’i açıkça sorumlu tutan bir nitelik taşıdı. Barrack, ABD’nin Türkiye’nin İsrail tarafından hedef alınan havaalanında askeri varlık kurma yönündeki iddia edilen planlarına ilişkin İsrail istihbaratını incelediğini ve bu bilgilerin doğru olmadığı sonucuna vardığını söyledi. İsrail’de yaklaşan seçimlere yaptığı gönderme ise daha da dikkat çekiciydi. Başkan Trump bu açıklamalara doğrudan yanıt vermedi ve Barrack’ın tutumunu destekleyip desteklemeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, adil bir değerlendirme açısından Barrack’ın Ankara’ya olan açık yakınlığının da göz önünde bulundurulması gerekiyor.

scfv
Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde yayınlanan fotoğrafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya Diplomasi Forumu’nun beşinci oturumunun açılış töreninde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile tokalaştığı görülüyor. (AFP)

İsrail ile Türkiye’nin bugün Suriye’de birbirlerinin ‘kırmızı çizgilerini’ test ettiği görülüyor. Taraflar, Suriye hükümeti ve merkezi yönetimin ülkenin tamamında kontrolü yeniden tesis etmeye çalıştığı bir dönemde, kendi çıkarlarını koruma ve nüfuzlarını genişletme konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini anlamaya çalışıyor.

Türkiye, Ankara ile yakın ilişkiler içinde olan, güçlü ve kararlı bir merkezi hükümetin Şam’da yönetimi elinde tutmasını ve kendisine Suriye’de geniş bir nüfuz alanı açmasını tercih ediyor. İsrail ise mevcut Suriye hükümetine ne ölçüde güvenebileceği konusunda henüz kesin bir karar vermiş değil. Ancak Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunun daha fazla genişlemesini veya kalıcı hale gelmesini açıkça istemiyor. Bununla birlikte iki tarafın ortak bir temel çıkarı bulunuyor: İran’ı Suriye’nin dışında tutmak. İlginç olan ise tarafların bu ortak paydanın öneminin henüz tam anlamıyla farkında görünmemesi.

Önümüzdeki haftalar, özellikle her iki taraftaki iç siyasi hesaplar nedeniyle kritik olacak. Bu durum, özellikle 27 Ekim’de yapılması planlanan İsrail seçimleri yaklaşırken daha da önem kazanıyor. Bu nedenle, aralarındaki gerilim ve düşmanlık giderek artan iki tarafın yanlış hesaplamalar yaparak daha büyük bir çatışmaya yol açmasını önlemek için ABD’nin daha kararlı biçimde devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’nin 2015’te bir Rus uçağını düşürmesi ve Suriye hava savunmasının 2018’de Lazkiye üzerinde başka bir Rus uçağını düşürmesi, ilgili tarafların aslında tırmanmayı istemediği durumlarda bile krizlerin ne kadar hızlı biçimde daha geniş çaplı çatışmalara dönüşebileceğini hatırlatmalı.

Bu nedenle İsrail ile Türkiye’nin, kamuoyundan uzak ve üst düzey doğrudan bir iletişim kanalı açması gerekiyor. Böylece taraflar hayati çıkarlarını ortaya koyabilir ve bir şekilde kendi kırmızı çizgileri üzerinde müzakere yürütebilir. Böyle bir kanal, yanlış anlamaların ve bunların sonucunda hesaplanmamış bir çatışmanın ortaya çıkma ihtimalini azaltabilir. Ayrıca iki taraf üzerinde ABD baskısına acilen ihtiyaç var. ABD, bu aşamada özel ve acil bir sorumluluk taşıyor. Washington’ın rolü, İsrail ile Türkiye’nin her ikisinin de istemediği bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek açısından belirleyici.


Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
TT

Ali Tahir’in İsrail’e bırakılmasında İran’ın olası rolü

Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)
Cuma akşamı İsrail bombardımanının hedef aldığı Mansuri beldesinden yükselen duman (DPA)

Şarku’l Avsat'ın konuya yakın bir kaynaktan edindiği bilgilere göre Hizbullah, güneydeki Ali Tahir mevzisinden siyasi herhangi bir karşılık almadan çekilerek mevziyi İsrail ordusuna bırakmayı, Lübnan ordusuna teslim etmeye tercih etti. Kaynağa göre bunun amacı, Litani Nehri’nin kuzeyinde silahlarını korumasına ve işgalle mücadele ettiği gerekçesiyle silahlı varlığını sürdürmesine imkân sağlamak.

Kaynak, “İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale edeceği yönündeki tehdidin kâğıt üzerinde kaldığını” belirterek, “Tahran’ın Hizbullah’a Ali Tahir’den çekilmesi için yeşil ışık yaktığını” ifade etti.

Hizbullah, tepelerin İsrail’in kontrolüne geçmesiyle ilgili henüz herhangi bir açıklama yapmazken, yayımladığı bir bildiride Lübnan hükümetini hedef aldı ve destek savaşlarından hükümeti sorumlu tuttu. Açıklamada hükümetin “yanlış tercihleri, tavizkâr ve teslimiyetçi yaklaşımı” eleştirildi.

Hizbullah, hükümetin bu politikasının yalnızca “işgali pekiştirmeye ve düşmanın saldırılarını sürdürmesine” yol açtığını savundu.


El-Alimi: Yemen’de devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinden geri dönüş yok

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
TT

El-Alimi: Yemen’de devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesinden geri dönüş yok

Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)
Yemen Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, (Saba)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, kararlılığını ve caydırıcılığını ortaya koyan silahlı kuvvetlerin, ülke topraklarının tamamını kurtarabilecek kapasitede olduğunu ve vatandaşlarını ve ülkenin yüksek çıkarlarını savunma yönündeki anayasal görevini sürdürebileceğini belirtti. El-Alimi, ağır bedeller ödenmesi gerekse dahi devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesini ulusal hedef olarak gördüklerini ve bu hedefin geri dönüşü olmayan bir tercih olduğunu vurguladı.

El-Alimi, askeri ve saha komutanlarıyla gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinde, silahlı kuvvetlerin ve cephelerde konuşlanan bütün birliklerin Taiz ve Hudeyde cephelerinde elde ettiği önemli zafer ve saha kazanımlarını takdir etti. Ulusal Direniş, Amalika Tugayları (Devler Tugayları) ve Tihame birliklerinin Hays ilçesinin kurtarılması ve güvenliğinin sağlanmasını tamamlamasını övdü. Hayfan’daki birliklere ve kara kuvvetlerine destek veren, operasyon sahalarının farklı bölgelerindeki tehditlerle etkin biçimde mücadele eden hava kuvvetlerinin rolüne de dikkat çekti.

El-Alimi, “Husiler bu macerayı seçti ve Yemen’in en çetin cephelerinden birinde devleti ve silahlı kuvvetlerini sınamaya kalktı. Bunun bütün sonuçlarına katlanacaklar. Şimdi yanlış hesaplarının kendileri için topyekûn çöküşün kapılarını açacağını anlamaları gerekiyor” dedi.

El-Alimi ayrıca, “Taiz, milislerin destekçilerinin projeleri ve gündemleri için güvenli bir geçiş noktası olmayacak. Silahlı kuvvetler onların saldırısını püskürttü ve sahadaki inisiyatifi ele geçirdi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmi haber ajansından aktardığına göre Cumhurbaşkanı, operasyonların son durumu, sahada elde edilen kazanımlar, birliklerin muharebe hazırlık seviyesi, kurtarılan bölgelerin güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler ve milislerin sızdığı diğer bölgelerin temizlenmesi konusunda bilgi aldı. El-Alimi, “askeri görevlerin sorumluluk ve etkinlikle sürdürülmesi, inisiyatifin korunması ve operasyon sahasında farklı birlikler arasındaki koordinasyonun artırılması” talimatını verdi.

El-Alimi ayrıca bütün komutan ve askeri birliklere, “uluslararası insancıl hukukun hükümlerine ve angajman kurallarına sıkı biçimde uyulması, sivillerin ve kamu ile özel mülklerin korunması, insani yardımların ulaştırılmasının ve yerinden edilmiş kişilere yardım edilmesinin kolaylaştırılması, tutuklulara iyi muamele edilmesi ve onların onur ve haklarının korunması” talimatını verdi.

El-Alimi, “Cumhuriyeti savunmak için silah taşıyan el, aynı zamanda devletin ve hukukun üstünlüğünün eli olarak kalmalıdır” dedi.

El-Alimi, silahlı kuvvetler ve askeri birliklerin mensuplarının fedakârlıklarının “devlet ve halk tarafından her zaman saygı ve minnetle anılacağını” belirterek, “şehitlerin temiz kanlarının Yemenlilerin devletlerini, özgürlüklerini ve onurlarını yeniden kazanma yolunu bugün inşa ettiğini” söyledi.

El-Alimi, ilgili kurumlara yaralıların gerekli tedavi ve bakımının sağlanması, şehit aileleriyle ilgilenilmesi ve hak ve ödeneklerinin eksiksiz verilmesi talimatını verdi. Bunun “ihmal veya gecikmeye tahammülü olmayan ulusal ve ahlaki bir görev” olduğunu vurguladı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, Husileri gerilimi tırmandırmaları sırasında işlenen ihlallerden tamamen sorumlu tuttu. El-Alimi, yerleşim bölgelerinin ve kamu yollarının bombardıman, keskin nişancı ateşi ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması sonucunda sivillerin hayatını kaybettiğini, insanların kaçırıldığını ve yüzlerce ailenin yerinden edildiğini belirtti.

El-Alimi, “Bu suçlar zaman aşımına uğramayacak. Silahlı kuvvetlerin ilerleyişi, vatandaşların can ve güvenliğinin korunmasına yönelik azami hassasiyetle birlikte sürdürülecek” dedi.

El-Alimi ayrıca tüm siyasi ve toplumsal güçlere, düşünce ve kamuoyu platformlarına ve medya kuruluşlarına “ulusal safların birleştirilmesi, silahlı kuvvetlere ve bütün askeri birliklere duyulan güvenin güçlendirilmesi, şüphe ve ihanet suçlamalarıyla yürütülen kampanyalara, siyasi çekişmelere ve yalnızca terörist milislere hizmet eden düşmanlığa sürüklenilmemesi” çağrısını yineledi.

El-Alimi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan kabile mensuplarına ve “yanıltılarak” örgüte katılan kişilere de çağrıda bulunarak, “Yemenlilerin çıkarlarıyla hiçbir ilgisi olmayan bir projeye hizmet eden savaşa çocuklarını sürüklememelerini” istedi.

Hâlen milis saflarında bulunanlara ise “doğru yola dönmeleri ve sınır ötesi yıkım projelerine bel bağlamayı seçen liderler uğruna hayatlarını feda etmemeleri” çağrısında bulundu.