Netanyahu: Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı kapalı kalmaya devam edecek

 Gazze Şeridi'ne geçmek için Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Gazze Şeridi'ne geçmek için Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
TT

Netanyahu: Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı kapalı kalmaya devam edecek

 Gazze Şeridi'ne geçmek için Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Gazze Şeridi'ne geçmek için Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

İsrail dün, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın, (İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdiren ateşkes anlaşmasının şartlarına uygun olarak) Hamas'ın Gazze Şeridi'nde bulunan tüm ölü rehinelerin cesetlerini teslim etmesinden sonra yeniden açılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi dün Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın kapalı kalacağını açıkladı.

Netanyahu'nun ofisi tarafından yapılan açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının Hamas'ın rehinelerin cesetlerini iade etmesi ve üzerinde anlaşmaya varılan çerçeveyi uygulamasına bağlı olarak değerlendirileceği belirtildi.

Açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bir sonraki duyuruya kadar Refah Sınır Kapısı’nın açılmaması talimatını verdiği doğrulandı.

Dün erken saatlerde, Kahire'deki Filistin Büyükelçiliği, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın pazartesi gününden itibaren yeniden açılacağını duyurdu.

Büyükelçilik yaptığı açıklamada, bu adımın ‘Mısır’da ikamet eden ve Gazze Şeridi'ne dönmek isteyen Filistinli vatandaşların seyahat etmelerini sağlamak’ amacıyla atıldığını belirtti.

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı, İsrail güçlerinin Gazze'nin güneyinde askeri operasyonlar başlatması ve geçişin Filistin tarafını kontrol altına almasının ardından Mayıs 2024'ten bu yana neredeyse tamamen kapalı.

Gazze Şeridi'ni ziyaret eden Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher, iki yıldır süren savaşın yıkıma uğrattığı Filistin topraklarına acil yardım ulaştırmanın ve temel hizmetleri sağlamanın ‘önemli bir görev’ olduğunu vurguladı.

İsrail makamları, Gazze Şeridi'nde tutulan ve cuma günü teslim edilen bir rehinenin cesedinin kime ait olduğunun tespit edildiğini açıklarken, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı 15 Filistinlinin cesedini teslim aldığını duyurdu.

Gazze Şeridi'ndeki arama kurtarma ekipleri Filistinlilerin cesetlerini enkaz altından çıkarmak için çalışırken, Hamas, ateşkes anlaşması kapsamında Uluslararası Kızılhaç Komitesi'ne (ICRC) teslim etmesi gereken İsrailli rehinelerin cesetlerini çıkarmaya çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğunda önemli bir rol oynadığı ve bu ayın 10'unda yürürlüğe giren ateşkes anlaşması uyarınca, Hamas'ın 13 Ekim'e kadar tüm canlı ve ölü rehineleri teslim etmesi gerekiyordu.

Hamas, belirlenen süre içinde hayatta olan 20 rehineyi serbest bıraktı, ancak 28 cesetten sadece 10'unu teslim etti.

İsrail yetkilileri dün sabah, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısı sırasında Kibbutz Nir Oz'da öldürülen ve cesedi Gazze Şeridi'ne nakledilen 70 yaşındaki Eliyahu Margalit'in cesedini teşhis ettiklerini duyurdu.

Netanyahu'nun ofisi, İsrail'in ‘tüm ölü rehineler geri getirilene kadar taviz vermeyeceğini ve hiçbir çabadan kaçınmayacağını’ bildirdi.

Hamas cuma günü, ‘anlaşmaya bağlılığını ve anlaşmayı uygulamaya ve kalan tüm cesetleri teslim etmeye istekli olduğunu’ yineledi.

Hamas tarafından yapılan açıklamada, “İsrailli esirlerin cesetlerinin iadesi biraz zaman alabilir. Çünkü bazıları işgal güçleri tarafından yıkılan tünellere gömüldü, diğerleri ise bombalanarak yıkılan binaların enkazı altında kaldı” denildi.

60 günlük plan

Bu arada, çatışmaların sona ermesinden bu yana Gazze Şeridi'ni ziyaret eden ilk üst düzey BM yetkilisi olan Tom Fletcher, yıkılmış evlerin enkazı arasında beyaz BM araçlarından oluşan bir konvoyla Gazze şehrine geldi.

Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkımın boyutunu inceleyen Fletcher AFP'ye şunları söyledi: “Buraya yedi veya sekiz ay önce geldim. Bu binaların çoğu halen ayaktaydı. Şimdi, şehrin büyük bir kısmının enkaza dönüştüğünü görmek kesinlikle korkunç.”

Fletcher sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda gıda tedarikini artırmak, günde bir milyon öğün yemek dağıtmak, sağlık sektörünü yeniden inşa etmeye başlamak, kış için çadırlar kurmak ve yüz binlerce çocuğu okula geri döndürmek için 60 günlük büyük bir planımız var.”

Cuma günü Gazze Şeridi'ne giren Fletcher, “Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) önünde çok büyük bir görev var... Yapılması gereken çok iş var” ifadelerini kullandı.

Sınırları tamamen İsrail tarafından kontrol edilen Gazze Şeridi'ne giriş, hâlâ ciddi kısıtlamalara tabi.

Dünya Gıda Programı (WFP) cuma günü, Filistin topraklarına ‘gıda akışı sağlamak’ için İsrail'in kontrolündeki tüm sınır geçişlerinin açılması çağrısında bulundu.

İsrail'in otobüse saldırısı

Yerel kaynaklara göre, Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü yetkilileri dün, cuma günü İsrail'in bir otobüse düzenlediği saldırıda öldürülen dokuz Filistinlinin cesetlerini bulduklarını açıkladı. İsrail ordusu yaptığı açıklamada, ‘sarı çizgiyi geçen şüpheli bir araç tespit ettiğini’ ve askerlerinin ‘tehdidi ortadan kaldırmak için ateş açtığını’ belirterek, operasyonun ‘anlaşmanın şartlarına uygun olarak’ gerçekleştirildiğini bildirdi.

Sivil Savunma Müdürlüğü Sözcüsü Mahmud Basal, çocuklar da dahil olmak üzere Şaban ailesinin tüm üyelerinin, savaş sırasında İsrail bombardımanı sonucu ‘evlerinin durumunu kontrol etmeye çalışırken’ hayatını kaybettiğini söyledi.

Aile üyelerinden Um Muhammed Şaban, “Ateşkes yok” dedi. Şaban, çocuk kurbanların yaşlarının 2 ila 12 arasında değiştiğini belirtti.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, cuma akşamı X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ordunun ‘Gazze topraklarının yüzde 50'sinden fazlasını kapsayan sarı hattı, sınırlarını açıkça belirlemek için özel işaretlerle işaretlemeye başladığını’ söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığına göre, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'in güney yerleşimlerine düzenlediği saldırıda bin 221 kişi öldü.

Hamas'ın yönettiği Sağlık Bakanlığı'na göre, Gazze Şeridi'nde İsrail'in askerî harekâtı 68 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Birleşmiş Milletler (BM) bu rakamları güvenilir buluyor.



Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.


İsrail, İran'la savaşın yeniden başlaması olasılığına hazırlanıyor

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
TT

İsrail, İran'la savaşın yeniden başlaması olasılığına hazırlanıyor

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)
Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, operasyon odasında İran'a yönelik saldırıları izlerken (İsrail ordusu)

Tel Aviv'deki askeri kaynaklar, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyyal Zamir'in, ABD ile İran arasında Pakistan'da yapılan müzakerelerin dün başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, generallerine derhal en yüksek savaş hazırlık seviyesine geçmeleri ve yakın gelecekte İran ile askeri bir çatışmaya geri dönme olasılığına hazırlanmaları emrini verdiğini bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Ynet haber sitesinden aktardığına göre bu kaynaklar, İsrail'de, ABD'nin Pakistan'daki müzakerelerde sergilediği kararlı tavırdan "memnuniyet" olduğunu belirtti. Sonuç olarak İsrail ordusu, geçen haziran ve şubat sonlarında İran'a karşı yapılan iki savaşın arifesinde uygulananlara benzer organize savaş prosedürlerine çoktan başladı.

Raporlara göre, bu dönemde tüm planlama ve uygulama süreçleri hızlandırıldı ve tüm askeri kollarda yüksek verimlilik seviyelerinin korunması, tepki sürelerinin kısaltılması ve operasyonel boşlukların kapatılması yönünde talimatlar verildi. Bu yoğun hazırlık, orduya uzun hazırlık dönemlerine gerek kalmadan, siyasi bir kararın ardından anında hassas ve hızlı saldırılar düzenleme olanağı sağlayarak yüksek operasyonel esneklik kazandırmayı amaçlıyor.

"Hedef banka" oluşturmak

Tahran'a düzenlenen hava saldırısının ardından bir üniversitedeki hasar görmüş bir binanın kalıntıları üzerindeki İran bayrağı (EPA)Tahran'a düzenlenen hava saldırısının ardından bir üniversitedeki hasar görmüş bir binanın kalıntıları üzerindeki İran bayrağı (EPA)

İsrail askeri istihbarat birimi, özellikle askeri hedefler başta füze sistemleri ve fırlatma platformları olmak üzere, İran'da bir "hedef bankası" oluşturmayı hızlandırmak için çalışıyor. Bu sayede, siyasi düzeyin savaşı yeniden başlatmaya karar vermesi durumunda hızlı saldırı yetenekleri uygulanabilecek.

Bu arada, İsrail Hava Kuvvetleri, Operasyonlar Birimi ile birlikte, kapsamlı "saldırı paketleri" olarak tanımlanan taarruz planları geliştiriyor ve hazırlıklar yapıyor. Bu hazırlıklar, savaş senaryolarını ve savaşa hızlı geçişleri simüle eden tatbikatları içeriyor.

Rapora göre İsrail ordusu hava savunma sistemlerini güçlendiriyor ve birden fazla cephede eş zamanlı gerilim olasılığına karşı hazırlık yaparak, bütün cephelerde alarm seviyesini yükseltiyor.

İsrail güvenlik yetkilileri, ABD ve İran arasında Pakistan'da yapılan görüşmelerin çöktüğünü, bunun iki taraf arasındaki derin ayrılıkları yansıttığını ve diplomatik çözüm olasılığını azalttığını değerlendiriyor. Ancak askeri kaynaklar, askeri bir operasyon konusunda henüz karar alınmadığını ve mevcut önlemlerin her türlü senaryoya tam hazırlık sağlamayı amaçladığını belirtti.

İsrail ordusu, İran'ın bir yanlış hesaplama nedeniyle ateş açabileceği ihtimaline karşı hazırlık yapıyor ve bu nedenle hazırlık ve teyakkuz seviyesini yükseltmiş, ayrıca ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ile koordinasyonunu artırmış durumda.

Tel Aviv'deki siyasi çevrelerin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına şaşırmadıklarını, hatta bunu beklediklerini belirtmekte fayda var. Bazıları, İran'la yapılacak herhangi bir anlaşmanın, Devrim Muhafızları'nın liderliğiyle sonuçlanacağı ve diktatörlük gücünü daha da güçlendireceği için zararlı olacağına belirterek, bu başarısızlığı beklediklerini bile söylüyor.

Bu nedenle, savaşın sona ermesi gerekiyorsa, bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek taraflı kararıyla, Tahran rejimini zayıflatmak için kademeli ve aşamalı bir yaklaşımla, ince güvenlik ve ekonomik baskılarla ve operasyon kabiliyetini felç edecek hedefli saldırılarla birlikte olmalıdır.

Müzakereler sekteye mi uğradı yoksa çöktü mü?

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İslamabad'da İran heyetiyle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İslamabad'da İran heyetiyle yaptığı görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Ancak bazıları mevcut durumu müzakerelerin çöküşünden ziyade bir gerileme olarak değerlendiriyor. Kanal 12'ye göre Amerikalılar müzakerelere kapıyı tamamen kapatmadı ve karar artık ABD Başkanı Donald Trump'a kalmış durumda. Trump, müzakerelere geri dönüp dönülmeyeceğine veya savaşı yeniden başlatıp başlatılmayacağına karar verecek.

Stratejist Ron Ben-Yishai'nin Ynet web sitesinde yaptığı değerlendirmeye göre, her iki taraf da birbirinin taleplerine boyun eğmeyeceklerini göstermeye kararlı görünüyor. Gerçeklikten uzak veya sadece hayal ürünü olan açıklamalar belirsizlik ortamı yaratıyor. Ancak pratikte, Amerika Birleşik Devletleri ve İran, İslamabad'daki tarihi görüşmeleri kolaylaştırmak için küçük adımlar attılar ve nükleer ve füze programları gibi temel konulara henüz değinmemiş gibi görünüyorlar.

Hürmüz Boğazı'nın açılması konusunda ön anlaşmaya varılırsa, müzakerelerin devam etmesi muhtemeldir ve Trump, İranlıları cesaretlendirmek için önümüzdeki günlerde Lübnan'da tam bir ateşkes talep edebilir.

İsrail'in resmi Kan 11 kanalının dün bir haberde, Tahran'a yönelik baskının devamı olarak olası seçenekler arasında İran'a deniz ablukası uygulanması, ABD ve İsrail'in İran'ın enerji ve altyapı sektörlerini hedef alan ve İran'ın bunları onarma yeteneğini engelleyen bombardımanlar düzenlemesi, Hürmüz Boğazı ve Hark Adası'nda askeri operasyonlar yürütmesi ve İran'dan yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumu almaya yönelik olası bir askeri operasyon düzenlemesinin yer alabileceği belirtildi.


Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.