Türkiye otomotiv sektörünün 2021 ihracatı 29,3 milyar dolara çıktıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3396936/t%C3%BCrkiye-otomotiv-sekt%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCn-2021-ihracat%C4%B1-293-milyar-dolara-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1
Türkiye otomotiv sektörünün 2021 ihracatı 29,3 milyar dolara çıktı
AA
Bursa/AA
TT
TT
Türkiye otomotiv sektörünün 2021 ihracatı 29,3 milyar dolara çıktı
AA
Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü olan ve ihracatta 2021 yılını da lider olarak kapatarak üst üste 16'ncı şampiyonluğunu ilan eden otomotiv endüstrisi, geçen yıl 29,3 milyar dolar dış satım gerçekleştirdi.
Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliğinden (OİB) yapılan açıklamaya göre, otomotiv sektörünün 2021 yılı ihracatı, 2020'ye göre yüzde 15 artarak 29 milyar 342 milyon 794 bin dolar oldu.
Türkiye ihracatında yine ilk sırada yer alan otomotiv endüstrisi, böylece ihracatta 16 yıldır aralıksız şampiyon sektör oldu.
Sektörün aralık ayı ihracatı da bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 6 artışla yaklaşık 3 milyar doları bulurken bu rakam sektör tarihinin aylık bazda en yüksek ikinci ihracatı oldu.
Otomotiv sektörünün 2021 yılı ihracat ortalaması ise 2,45 milyar dolar oldu, endüstrinin aralık ayında Türkiye ihracatından aldığı pay ise yüzde 13,3 olarak gerçekleşti.
Ürün grubu bazında "tedarik endüstrisi" ihracatı 2021'de, bir önceki seneye göre yüzde 26 artışla 11 milyar 803 milyon dolar olurken, tüm otomotiv ihracatından ise yüzde 40,2 pay aldı. "Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar" ihracatı yüzde 28, diğer ürün grupları altında yer alan "çekiciler" ihracatı ise yüzde 68 arttı. Diğer yandan "binek otomobiller" ihracatı yüzde 0,3 "otobüs minibüs midibüs" ihracatı ise yüzde 17 düşüş gösterdi.
2021'de en çok otomotiv ihracatı Almanya'ya yapıldı
Ülke bazında Almanya, 2021 yılında ihracatın en büyük pazarı oldu. Almanya'ya geçen yıl ihracat bir önceki seneye göre yüzde 17 artışla 4 milyar 168 milyon dolara yükseldi. Geçen yıl diğer büyük pazarlardan Fransa'ya yüzde 14, Birleşik Krallık'a yüzde 39, İtalya ve İspanya'ya yüzde 15'er, Polonya'ya yüzde 21, ABD'ye yüzde 29, Rusya'ya yüzde 51, Mısır'a yüzde 22 ve Fas'a yüzde 19 ihracat artışı yaşandı.
Ülke grubu bazında ihracattan aldığı yüzde 64,6 payla ilk sırada yer alan AB ülkelerine 2021'de, bir önceki seneye göre yüzde 11 artışla 18 milyar 966 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. Geçen yıl Orta Doğu ülkelerine yönelik ihracat yüzde 15 düşerken Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerine yüzde 38, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi'ne yüzde 28, diğer Avrupa ülkelerine yüzde 32 ve Afrika ülkelerine yüzde 21 artış gösterdi.
"Krizlere rağmen yılı yüzde 15 artışla kapattık"
Açıklamada görüşlerine yer verilen OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, geçen yıl yarı iletken çip kriziyle başlayan, diğer ham madde tedarik problemleriyle süren ve artan maliyetlerle daha da derinleşen sorunların global çapta olduğu gibi Türkiye'nin otomotiv sektörünü de olumsuz etkilediğini ifade etti.
Otomotiv endüstrisinin aralıkta, tarihinin aylık bazdaki en yüksek ikinci ihracatına ulaştığını kaydeden Çelik, "Yaşanan tüm sorunlara rağmen geçen yılı yüzde 15 ihracat artışıyla kapatmayı başardık. Bu başarıda üstün gayret gösteren ve emeği geçen tüm firmalarımızı kutlarım." değerlendirmesinde bulundu.
OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladıhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5269239-opec-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-kapat%C4%B1lmas%C4%B1ndan-bu-yana-%C3%BC%C3%A7%C3%BCnc%C3%BC-%C3%BCretim-art%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1-onaylad%C4%B1
OPEC+, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasından bu yana üçüncü üretim artışını onayladı
OPEC logosu
OPEC+ ittifakına üye yedi ülke, önümüzdeki haziran ayında petrol üretimini günlük 188 bin varil artırma kararı aldı. Bu adım, üst üste üçüncü aylık üretim artışı olarak kaydedildi.
Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Cezayir, Kazakistan, Rusya ve Umman'dan oluşan bu yedi ülke, piyasa istikrarına olan bağlılıklarını yineledi.
OPEC tarafından yapılan açıklamada, Nisan 2023’te duyurulan ek gönüllü üretim kesintilerinin, piyasa koşullarına bağlı olarak kademeli şekilde kısmen ya da tamamen geri alınabileceği belirtildi. Açıklamada ayrıca, söz konusu ülkelerin piyasa gelişmelerini yakından izlemeyi sürdüreceği ifade edildi.
Piyasa istikrarını destekleme çabaları kapsamında, yedi ülke temkinli bir yaklaşım benimsemenin önemini vurgulayarak, üretim ayarlamalarını artırma, durdurma ya da geri çekme konusunda tam esnekliğin korunacağını bildirdi. Bu kapsamda, Kasım 2023’te duyurulan önceki gönüllü kesintilerin de geri alınabileceğine işaret edildi.
Ayrıca söz konusu adımın, üretim fazlasının telafi edilmesi sürecini hızlandırma imkânı sağlayacağı belirtildi.
Ülkeler, iş birliği bildirgesine tam uyum konusundaki ortak taahhütlerini yinelerken, üretim düzenlemelerinin Ortak Bakanlar İzleme Komitesi tarafından denetleneceğini vurguladı. Ocak 2024’ten bu yana oluşan üretim fazlasının tamamen telafi edilmesi hedefi de yeniden teyit edildi.
OPEC+ üyesi yedi ülkenin bir sonraki toplantısının 7 Haziran 2026’da yapılacağı bildirildi.
Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5269234-lehman-brothers-hayaletinin-geri-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BC-d%C3%BCnya-2008-krizinin-daha-%C5%9Fiddetli-bir
Lehman Brothers hayaletinin geri dönüşü... Dünya, 2008 krizinin daha şiddetli bir versiyonuyla mı karşı karşıya kalacak?
15 Eylül 2008 tarihli arşiv fotoğrafında, bir çalışan Londra’daki Lehman Brothers ofisinden elinde bir kutuyla çıkarken görülüyor. (Reuters)
Dünya, 2008 ekonomik krizi sırasında Lehman Brothers çalışanlarının ofislerinden eşyalarını karton kutularla çıkardığı görüntüleri hâlâ hatırlarken, küresel ekonomi göstergelerinde yeni bir krize işaret eden uyarı sinyalleri öne çıkıyor. BBC tarafından yayımlanan bir analize göre, ufukta beliren kriz geçmişin birebir tekrarı olmaktan ziyade, ‘egemenlik aşınması’ ve ‘gizli borçlar’ gibi unsurların öne çıktığı farklı bir yapıya sahip. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığı analizde, söz konusu risklerin yoğun jeopolitik gerilim ortamında büyüdüğü ve uzmanlar tarafından, finansal sistemdeki kırılganlık ile küresel enerji akışındaki daralmaların kesiştiği ‘uzamış bir risk bölgesi’ olarak tanımlandığı ifade edildi.
‘İpoteklerden gölge krediye’
2026’da olası bir krizin ‘zaman ayarlı bombası’ olarak, büyüklüğü 2,5 trilyon doları aşan ve merkez bankalarının düzenleyici çerçevesinin dışında gelişen özel kredi sektörü gösteriliyor. Uzmanlara göre bugün sektörde gözlenen tablo, BlackRock ve Blackstone gibi büyük kuruluşların uyguladığı geri çekim kısıtlamalarıyla birlikte ‘likiditeden yavaş kaçış’ olarak tanımlanıyor. 2008’de bankaların önünde oluşan fiziksel kuyrukların yerini ise bugün dijital ve ertelenmiş talepler, yani ‘likidite kapıları’ aldı.
Riskin temelinde, bu fonların yatırımcı kaynaklarını uzun vadeli ve likit olmayan varlıklara (örneğin uzun vadeli kredilere) yönlendirmiş olması yatıyor. Yatırımcıların aynı anda çıkışa yönelmesi durumunda fonlar, varlıklarını ciddi zararlar olmadan nakde çevirmekte zorlanıyor. Bu durum, kredi akışında ani bir daralma riskini beraberinde getirirken, günlük faaliyetlerini bu finansmana dayandıran reel sektörlerde zincirleme bir daralma ihtimalini artırıyor.
‘Katmanlı borç pastası’
Bank of England Başkan Yardımcısı Sarah Breeden, mevcut finansal yapıyı ‘kaldıraç katmanlarından oluşan bir pasta’ olarak tanımlıyor. Breeden’a göre, özel kredi fonları yalnızca yatırımcıların sağladığı kaynaklarla yetinmeyip, getirilerini artırmak amacıyla büyük ölçekli borçlanmaya da başvurdu. Bu durum, borcun başka borçlarla finanse edildiği karmaşık ve opak bir yapı oluşturuyor. Sistemdeki küçük bir halkanın bile aksaması, zincirleme bir çöküş riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre bu ‘kırılgan’ model, risklerin düzenlemeye tabi bankacılık sisteminden yeterli güvenlik mekanizmalarına sahip olmayan ‘gölge’ finans alanına kayması nedeniyle, olası bir 2026 krizini 2008’e kıyasla daha tehlikeli hale getiriyor.
Enerji güvenliği: Hürmüz küresel bir krizin fitili
Kriz, finansal tablolardan çıkarak günlük yaşamın merkezine ‘enerji şoku’ üzerinden taşınıyor. Uzmanlar, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine dayanarak Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin ‘modern tarihin en büyük enerji güvenliği krizi’ potansiyelini taşıdığını belirtiyor. Bu durumun, 1973 Petrol Krizi ve 1979 Petrol Krizi gibi geçmiş şoklardan daha ağır sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle petrol fiyatlarının varil başına 126 dolar seviyesine yaklaşması ise küresel ölçekte ‘yapısal enflasyon’ baskısını artırıyor.
2008 yılına ait bu fotoğraf, Lehman Brothers’ın iflasının ardından hisse senetlerinde yaşanan dramatik düşüşe bir yatırımcının tepkisini gösteriyor. (Getty Images)
Bu sert fiyat artışı, pandemi döneminde mali alanlarını büyük ölçüde tüketmiş ülkelerin bütçeleri üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Uzmanlara göre bu durum, hükümetlerin yükselen yaşam maliyetlerine karşı vatandaşlarını koruyacak sosyal destek mekanizmalarını devreye sokmasını zorlaştırıyor.
‘Suyu tükenmiş itfaiye ekibi’
Bu krizdeki temel sorun, 2008’de kullanılan kurtarma araçlarının büyük ölçüde tükenmiş olması olarak öne çıkıyor. Ekonomist Muhammed el-Erian, hükümetler ve merkez bankalarının mevcut durumunu ‘suyu tükenmiş bir itfaiye ekibine’ benzetiyor. Örneğin, önceki krizde Birleşik Krallık’ın kamu borcu gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 50’sinin altındayken, bugün bu oran yüzde 100’e yaklaşmış durumda. Bu tablo, para politikası alanının daraldığını ve devletlerin zor durumdaki kurumları desteklemek için geniş çaplı finansman sağlama kapasitesinin azaldığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, uluslararası koordinasyon eksikliği ve artan ticaret gerilimleriyle birlikte finansal sistemi olası şoklara karşı daha savunmasız hale getiriyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından nisan ayında yayımlanan Küresel Finansal İstikrar Raporu da benzer risklere dikkat çekti. Raporda, enflasyonist baskılar ile varlıkların zorunlu satışlarının aynı anda yaşandığı ‘çift yönlü bir sarsıntı’ ortamı tanımlandı. Bu süreçte küresel hisse senetlerinin iki ay içinde yüzde 8 değer kaybettiği belirtildi. Raporda ayrıca, tahvil piyasasındaki kayıplar ile bankaların bilançolarındaki zayıflama arasında oluşan ‘kısır döngüye’ dikkat çekildi. Tahvil getirilerinin yükselmesi, bankaların elindeki varlıkların değerini düşürürken, bu durum finansal kurumları kredi vermeyi azaltmaya itiyor. Bu da ekonomik faaliyet üzerinde ilave baskı oluşturuyor.
Uluslararası düzenin çöküşü ve ‘küresel itfaiyecinin’ yokluğu
2008 krizi ile mevcut tablo arasındaki temel fark, ‘kolektif hareket kapasitesinin’ zayıflamış olması olarak öne çıkıyor. Günümüzde küresel ittifaklarda belirgin bir çözülme yaşanırken, büyük güçler arasındaki derin ayrışma uluslararası koordinasyonu sınırlıyor. Uzmanlara göre bu durum, geçmişte kriz anlarında devreye giren eşgüdümlü müdahale mekanizmalarının eksikliğine yol açıyor. Küresel ölçekte likidite sağlayabilecek ‘küresel itfaiyecinin’ bulunmaması, olası bir krizi geçici bir finansal sarsıntıdan çıkararak daha uzun süreli ve yapısal bir aşınma sürecine dönüştürme riski taşıyor. Bu çerçevede, ülkelerin ve piyasaların giderek daha fazla kendi imkânlarıyla hareket etmek zorunda kaldığı, küresel ekonomik sistemde parçalanma eğiliminin güçlendiği değerlendiriliyor.
NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledihttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5268568-nyt-merkez-bankas%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1n-alt%C4%B1n-i%C5%9Flemlerini-inceledi
NYT, Merkez Bankası’nın altın işlemlerini inceledi
İran savaşının piyasalarda yarattığı sarsıntıyla altının "güvenli liman" rolü yeniden tartışmaya açıldı (Reuters)
Küresel merkez bankaları, İran savaşıyla yükselen jeopolitik gerilimler ve enflasyon endişeleri nedeniyle altın rezervlerini hızla artırıyor.
Dünya Altın Konseyi'nin verilerine göre, ABD-İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın ardından Çin, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Özbekistan gibi ülkeler merkez bankalarının altın rezervlerini artırmaya devam etti.
New York Times'ın analizinde bunun, 2022'de patlak veren Rusya-Ukrayna savaşının ardından altına artan ilginin devamı niteliğinde olduğu belirtiliyor.
2022'de 228 ton altına sahip Polonya Merkez Bankası, martta bu rezervi 580 tona yükseltmişti. Banka başkanı Adam Glapinski, rezervi 700 tona çıkarmayı planladıklarını söylüyor.
Çin Merkez Bankası da 17 aydır aralıksız olarak altın rezervlerini artırıyor. Banka, martta yaklaşık 5 ton altın alarak son bir yılın en yüksek aylık alımını gerçekleştirmişti.
2023-2025'te en büyük altın alıcılarından biri olan Türkiye Merkez Bankası (TCMB) ise İran savaşının patlak vermesiyle kademeli olarak üç hafta içinde toplamda 120 ton altını sattı veya swap işlemlerinde kullandı.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, altın satış ve swap işlemleriyle ilgili "Tüm adımlarımızın amacı fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek" demişti.
Analizde, satışların "enflasyon endişeleri ve ülkenin kötü ekonomik görünümü nedeniyle değer kaybeden Türk Lirası'nı desteklemek amacıyla gerçekleştirildiği" yorumu yapılıyor.
TCMB'nin altın işlemleri, "İran'la savaşta ülkelerin ekonomik zorluklara karşı altını bir tampon olarak nasıl kullanabileceğinin göstergesi" diye niteleniyor.
Enflasyon yükseldiğinde iyi bir değer saklama aracı olarak görülen, kriz dönemlerinde de acil nakit ihtiyacı için hızlı şekilde satılabilen altının, oynak piyasa koşullarına rağmen "güvenli liman" rolünün sürdüğü ifade ediliyor.
Dünya Altın Konseyi'nden analist Krishan Gopaul, özellikle merkez bankalarının altın alımlarının bu imajı güçlendirdiğini vurguluyor:
Koşullar ne olursa olsun, merkez bankaları altın piyasasında talebin gerçek bir dayanağı haline gelmiştir.
Independent Türkçe, New York Times, Bullion Vault, Reuters
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة