Kazakistan’da tarih tekerrür mü ediyor?

Rusya Devlet Başkanı Putin, Nazarbayev'i ‘hiç devleti olmayan bir bölgede bir devlet kuran yetkin bir lider’ olarak nitelemişti

Almatı şehrinden görev yapan güvenlik güçleri (Reuters)
Almatı şehrinden görev yapan güvenlik güçleri (Reuters)
TT

Kazakistan’da tarih tekerrür mü ediyor?

Almatı şehrinden görev yapan güvenlik güçleri (Reuters)
Almatı şehrinden görev yapan güvenlik güçleri (Reuters)

Sami Ammara
Bugünün dünden hiçbir farkı yok! Kazakistan’da iktidarın her zaman çeşitli bahaneler ve gerekçelerle ortadan kaldırmayı ve sonuçlarını örtbas etmeyi başardığı şikayetlerin genel kaynağı da işte tam olarak bu. Daha önce Orta Asya'daki küçük kardeşi Kırgızistan'ın eski Sovyet ülkelerinin çoğunu kasıp kavuran renkli devrimlere katıldığı gün var olan sorunlarından kendini uzaklaştırabilmişken Avrasya ülkeleri arasındaki koordinasyon sistemlerine üye kardeş ülkelerini vuran kaos trenini yakalamasının ve slav kardeşi Belarus'a benzemesinin nedeni de bu.

Peki, tarih ne diyor?
Eski Sovyet ülkelerinin meseleleriyle ilgilenen bazı yorumcular ve uzmanlar, Kazakistan'daki uzmanların ve yetkililerin, meselelerin sonuçlarını, olayların nedenlerini ve gerekçelerini inceledikleri bir dönemde Rusya’nın bu ülkelerle olan ilişkilerinin tarihini, Sovyetler Birliği'nin Aralık 1991'deki çöküşünden bu yana içinde bulundukları kaos durumunu ve iç içe geçmişliği akıllara getirdiler.
Kazakistan'ın 1986 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı isyan bayrağını çeken ilk ülke olduğu gerçeğiyle ilgili daha önce kaleme aldığımız bir makalede ortaya koyduklarımız çerçevesinde bu yazımıza devam ediyoruz. Dönemin Sovyetler Birliği Genel Sekreteri Mihail Gorbaçev’in Kazakistan Komünist Partisi’ne Kazak kökenli Dinmuhammet Kunayev yerine Rus kökenli Genadi Kolbin’i ataması büyük bir tepkiye yol açmış ve protesto edilmişti. Gözlemciler, o dönem Kazakistan’ın eski başkenti Almatı ve çevresini kasıp kavuran protesto gösterilerinin milliyetçi temellere dayalı ilk büyük çaplı kitlesel protestolar olduğunu belirtiyorlar. Bunun, tarihin de doğruladığı üzere Sovyetler Birliği'nin çöküşünün nedenlerinin başında gelecek olan milliyetçilik sorunun başlangıç noktası olduğunu söyleyenler de var.
Olayların arka planını Kazakistan'ın ilk cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Rusya’nın resmi haber kanalı Rossiya-24 ekranlarında Sovyetler Birliği'nin çöküşünün 30’uncu yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada anlatmıştı. Olaylar Boris Yeltsin’in Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov’a yönelik darbe girişiminin başarısız olmasının ardından Moskova'da iktidarı tekeline alma girişimlerini protesto etmek amacıyla Kazakistan'ın, Ağustos 1991'de bağımsızlığını ilan etmek için acele eden Sovyet cumhuriyetleri arasına katılmasına beş yıldan kısa bir süre kala yaşandı.
Nazarbayev, konuşmasında Kazakistan’ın, 12 Haziran 1990 tarihinde Sovyetler Birliği Halk Vekilleri Kongresi’nin, 1991 yılı sonlarında da Sovyetler Birliği'nin resmen çöktüğünün ilan edilmesinden hemen önce Sovyet ülkelerini kasıp kavuran birçok ayrılıkçı hareketin başlangıcı olan ‘egemenlik ve bağımsızlık’ hakkındaki kararını açıkladığı ayrılık ateşini tutuşturan ilk cumhuriyet olduğunu söyledi.
Ancak bu gidişat çok uzun sürmedi ve dönemin liderleri, tarihin yanı sıra 70 yılı aşkın bir süredir, Moskova'daki merkezi otoritenin idari kararlarına olan bağımlılığını etkileyen birçok değişiklik geçiren sınırlar ve topraklarla ilgili çok sayıda istikrarsızlık karşısında uzun süre dayanamadılar.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çok kez çeşitli vesilelerle Ekim Sosyalist Devrimi'nin lideri Lenin'in 1922 yılında bir işçi sınıfının ortaya çıkması fikrini desteklemek amacıyla Donetsk ve Lugansk (Donbas) bölgelerinin ilhak edilmesini onayladığı Ukrayna gibi eski Sovyet ülkelerini Rusya topraklarına ilhak edilmiş eski Sovyet cumhuriyetleri olarak niteledi. Donbas bölgeleri, 2014 yılında tek taraflı olarak Ukrayna'dan ayrıldıklarını ilan ederken Güneydoğu Ukrayna’daki Rusya ile yaşanan mevcut çatışmanın odak noktası haline geldiler.
Putin, tüm bu eski Sovyet cumhuriyetlerinin, Sovyetler Birliği’nden ayrıldıktan sonra aldıkları ‘hediyeleri’ geri vermeleri gerektiğini söyledi.
Putin'in bu vesileyle benzer konulara değinmesi da dikkati çekmiş, ‘Nazarbayev'in hiç devleti olmayan bir bölgede yeni bir devlet yarattığını’ söylemesi, o dönemde Kazakistan'ın eski Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in öfkelendirmişti.
Putin, 2014 yılında Rusya Halkların Dostluğu Üniversitesi’nde (RUDN) gençlerle bir araya geldiği sırada bir öğrencinin sorusuna verdiği cevapta, Ukrayna senaryosu çerçevesinde Nazarbayev'in görevden ayrılmasından sonra Kazakistan'da ne gibi olayların yaşanabileceğine dair tahminlerinden bahsetti.
Putin, öğrenciye verdiği yanıtta şunları söyledi:
“Kazakistan bizim en yakın müttefikimiz ve stratejik ortağımız. Cumhurbaşkanı Nazarbayev halen hayatta, sağlığı iyi durumda ve henüz hiçbir yere gitmedi. Bilge bir lider olarak da her zaman ülkesinin geleceğini düşünür.”
Nazarbayev'i ‘oldukça yetkin bir lider’ olarak nitelendiren Putin, “(Nazarbayev) Benzersiz bir şey yaptı ve hiç devleti olmayan bir bölgede bir devlet yarattı. Kazakların bir devleti yoktu” dedi.
Bu sözler üzerine öfkelenen Kazakistan’ın eski Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Moskova’yı protesto etti. Kremlin ise Nazarbayev’e, Putin’in açıklamalarının çarpıtıldığını söyleyerek dolaylı bir özürle karşılık verdi.
Oysa Nazarbayev, Temmuz 2011'de Kazakların kendi devletlerinin sınırlarının olmadığını ve Kazakların hiçbir zaman kendi özgür iradeleriyle başkentlerini kurmadıklarını itiraf etmişti.
Burada Kazakistan'ın eski başkenti Almatı'nın 1854 yılında askeri bir kışla olarak kurulduğunu ve kısa süre sonra 1921 yılına kadar ‘Verny’ adıyla göçebe kabilelerin kamp yeri haline gelmiş olduğu hatırlatılmalı.

Kazakistan, Kırgızistan sınırları içinde idari bir yapıydı
Kazakistan, 1936 yılında bir Sovyet cumhuriyetine dönüşmeden önce Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti toprakları içinde idari bir yapıydı.
Almatı, 1994 yılına kadar Kazaklar, Koreliler, Uygurlar, Almanlar, Ukraynalılar ve çeşitli Sovyet milletlerinden temsilcilerin yanı sıra nüfusun yüzde 70'inden fazlasını oluşturan Rusların çoğunlukta olduğu çeşitli etnik kökenleri içeren demografik yapısı ve konumuyla ünlüydü. Şehirde, 1994 yılında Çin sınırlarından uzakta, güvenlik unsurlarının konuşlu olduğu yeni bir başkent kurulması ve buna bağlı olarak Uygurlarla ilgili ulusal sorunlara ilişkin müzakereler düzenlendi. Burada şehirdeki ve hatta ülkenin tamamında, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası ortaya çıkan koşulların, ulusal baskıların ve Rus kiril alfabesinin latin alfabesine çevrilmesinin ardından Rusça ile ilgili yaşanan zorlukların yanı sıra sonuncusu geçtiğimiz yıl olmak üzere Rus yetkililerin birçok kez ele aldığı tartışmalı konuların odak noktası da dahil olmak üzere, Rusların her düzeyde karşılaştığı sorunların, çok sayıda Rus vatandaşını göç etmeye zorladığını söylemekte fayda var.
Gözlemciler, Rusça konuşanlar arasında Kazakça bilgisi düzeyine dair araştırma yapan gruplarla ilgili soruşturmaların başlatılmasının yanı sıra Rus bir kadının, oğlunun Aktau (Akdağ) şehrinin bir Rus şehri olduğunu söylediği için maruz kaldığı aşağılanmayı hatırlattılar.
Rus kadın, açıklamasını geri çekene kadar çevresindekilerin baskıları karşısında kameralar önünde kamuoyundan özür dilemek zorunda kaldı. Oysa tarih kitapları Aktau şehrinin 1964 yılından 1992 yılına kadar Şevçenko olarak adlandırıldığını ve bu şehrin kuruluşuna en çok katkıda bulunanların Leningrad halkı olduğunu söylüyor. Bu tarihi bir gerçek. Belki de Aktau ve Almatı'yı son dönemdeki huzursuzluğun en önemli odak merkezlerinden biri yapan sebeplerden biri de bu.
Kazakistan Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi ve ülkenin kuzeydeki topraklarının büyük bölümünün Rusya'ya olan bağlılığı ile ilgili birçok sorunu tetikleyen bu sorun nedeniyle daha dün en üst kademelerdeki Rus ve Kazak yetkililer arasında gerginlik yaşandığını biliyoruz. 1997 yılında Kazakistan’ın başkenti olan ve adı Astana'ya dönüştürülen Akmola (Ak Mezar) şehri, eski Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in başarılarının onuruna Nur-Sultan olarak anılmaya başlandı. Ancak geçtiğimiz günlerde düzenlenen kitlesel protestolar sırasında eylemciler, Nazarbayev’in diktatörlük politikaları uyguladığı gerekçesiyle başkentin adının değiştirilmesi talep edildi.
Rusya ve Kazakistan arasındaki ilişkiler, Rusya Devlet Duması Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Birinci Yardımcısı Vyacheslav Nikonov'un ve diğer milletvekillerinin, Rus kadınların aşağılanmasını kınayan açıklamalarının ardından bir dereceye kadar gerildi. Nikonov, bu açıklaması sırasında Kuzey Kazakistan Eyaleti’nin tamamının Rusya toprağı olduğunu ve idari kararlarla Rusya'ya devredildiğini iddia etti.
Rus edebiyatı ve arşiv belgeleri, bu geniş bölgelerde buğday ekimi ile ilgili ekonomik gerekçelerden kaynaklandığına işaret edilen bu açıklamaları doğruluyor. Burada Rus edebiyatı derken Nobel Ödüllü Rus yazar Aleksandr Soljenitsin'den de bahsediyoruz. Soljenitsin, 1994 yılında sürgün edildiği ABD’den döndükten sonra, eski Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin'in Kuzey Kazakistan Eyaleti gibi Rusya topraklarının ihmal etmesini eleştirdi.
Bu bağlamda, halk arasındaki aşırı milliyetçi grupların temsilcileri tarafından ‘Kazakça bilgisinin düzeyini ölçmek için yapılan baskınlar’ olarak nitelendirilen Kazakistan'da Rus karşıtı duyguların uyanmasıyla ilgili olarak Rus ve yabancı basında yer alan haberlere dikkati çekmeliyiz.
Başkentler Nur-Sultan ve Moskova'daki uzmanlar, bu kampanyaların Kazakistan'daki güçlü kademelerin temsilcileri tarafından onay ve destek aldığından şüphelendiklerini söylüyorlar. Yukarıda belirttiğimiz gibi birçok Rus milletvekili de buna işaret ediyor.

Ukrayna senaryosu
Rusya’nın en çok satan günlük gazetelerinden Komsomolskaya Pravda’ya (Komsomol Gerçeği) konuşan Rusya Bilimler Akademisi (RAN) Doğu Bilimi Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Andrey Gennadievich Grozin, “Dil bilgi düzeyini ölçen süreli yayınlar, Kazakistan'daki kamusal hayatta yeni bir olgudur” dedi. Kazakistan'ın resmi makamların sıkı kontrolü dışında hiçbir şeyin yapılmadığı bir ülke olduğu göz önüne alınırsa bu tür araştırmaları yapan grupların faaliyetlerinin üst düzey makamlarca iyi bilindiğini söyleyen Grozin, Kazakistan'da yaşananların, Ukrayna'nın son zamanlarda tanık olduğu gelişmelerin birebir kopyası olduğunu da sözlerine ekledi.
Grozin, Kasım Cömert Tokayev’in cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, özellikle aşırı milliyetçi akımlardan çok sayıda ismin parlamentoya ve Ulusal Güvenlik Konseyine sızdığına inanıyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nın Orta Asya cumhuriyetlerinde kurduğu silahlı milliyetçi bir oluşum olan Türkistan Lejyonu'nun canlandırılması için bir takım girişimler olduğu ortaya çıktığını söyleyen Grozin, Kazakistan parlamentosu tarafından sık sık dillendirilen, Rusların 1930’lu yıllarda Kazakistan halkını kasten aç bıraktığına dair iddiaları da hatırlattı.
Komsomolskaya Pravda gazetesi yazarlarından Alexander Coates, Rusya'nın Cumhurbaşkanı Kasım Tokayev'in talebi üzerine Kazakistan'a “Barış Gücü” göndermesiyle ilgili endişelerini ve şüphelerini dile getirdiği bir makale yayınladı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Coates, Tokayev'in Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden (CSTO) destek ve müdahale talep etmesini, Almatı sokaklarında dökülen ve önümüzdeki günlerde de dökülecek olan kanın sorumluluğunu bir dereceye kadar üzerinden atma girişimi gibi göründüğünü söyledi.
Rus yorumcu, yakın gelecekte Kazakistan'da kalan Rus vatandaşlarını etkilemesi gereken Kazakistan'da dökülen tüm kandan Rus güçlerinin sorumlu tutulacağından korktuğunu dile getirdi.
Rus yorumcu, Kazakistan'da dökülen kanın sorumluluğunun Rus güçlerinin üzerine yıkılmasından ve bunun da gelecekte Kazakistan’daki Rus vatandaşlarının hayatlarını olumsuz yönde etkilemesinden korktuğunu ifade etti.
“Barış gücü”nün Kazakistan’dan er ya da geç ayrılacağını vurgulayan Coates, geride kalan Rus vatandaşların, öfkeli ve milliyetçi bir topluluk ile baş başa bırakılacağını söyledi.
Özetleyecek olursak tüm bunlar, 2020 yazında Belarus’taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ve Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko'nun hamisi Rusya'dan yardım istemesine neden olan çatışmalar ve şiddet olayları sonrasında ortaya çıkan krizlere ve gelişmeler açısından Belarus’un yaşadıklarına yakın bir çizgide seyreden olayların tarihine kısa bir bakış...
Hasılı, bugünün dünden hiçbir farkı yok!



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.