Türkiye'nin hava savunma sistemi zayıf mı? Uzmanlar cevapladı: Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez

Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
TT

Türkiye'nin hava savunma sistemi zayıf mı? Uzmanlar cevapladı: Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez

Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen cumartesi akşamı Habertürk TV'de Fatih Altaylı'nın konuğuydu.
Programın bir bölümünde iktidarın dış politikasını ve S-400 alımını eleştiren Kılıçdaroğlu, dikkat çekici bir iddiada bulunarak, "Şu anda hava savunma sistemimiz çok zayıf. Bütün dünya bunu biliyor. Bu bölgede hava savunma sistemi en zayıf olan ülke şu anda Türkiye" dedi.
Altaylı'nın "Daha önce de zayıftı" demesi üzerine Kılıçdaroğlu, cevaben "Hiç değilse diğerlerinin F-35'i yoktu. F-16 bizde de vardı, onlarda da vardı. Şimdi onların hepsinde F-35 var. Bir de F-16'ların yedek parçaları da verilmiyor. F-35 almak için ödediğimiz parayı da alamıyoruz" diyerek iddialarını sürdürdü.

"Hava savunmada için alınan S-400'ler ABD'yle krize neden oldu"
Türkiye'nin uzun süreden beri uzun menzilli hava savunma sistemleri temin etmek için çaba içerisinde olduğu biliniyor.
Özellikle balistik yani karadan karaya atılan füzelere karşı Türkiye'nin orta menzilde hava savunma ihtiyacını karşılayan ve 1960'larda üretilen MIM-23 Hawk füzelerinin etkinliği bulunmuyor.
Türkiye, hem uzun menzilli, hem de balistik füzelere karşı etkili bir sistem almak için önce önce ABD'nin kapısını çalarak Patroit almak istedi.
Bu konuda ilerleme sağlanamayınca Rusya'dan iki adet S-400 uzun menzilli hava savunma füze sistemi aldı.

Türkiye'nin satın aldığı S-400 sistemlerinin bataryaları / Fotoğraf: AA
İki sistem S-400'ün yeterli olup olmayacağı bilinmiyor
2,5 milyar dolara mal olan iki sistemin 36 adet bataryadan ve yedeklerle birlikte toplamda 192 adet füzeden oluştuğu iddia edildi.
Ancak ABD ve NATO'dan S-400 alınmasına gelen tepkiler Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılmasıyla sonuçlanarak bir başka belirsizliğe yol açtı.
Bundan dolayı S-400'lerin olası bir savaşta ne kadar etkinlikle kullanılacağı bilinmiyor.
Çünkü S-400'lerin NATO'nun bir parçası olan Türkiye'nin radar ağına entegre edilmesi pek mümkün görünmemekte.
Ayrıca Türkiye'nin hava sahasının korunması için iki sistemin yeterli olmayacağı ortalama 6-8 sistem olması gerektiğini iddia edenler de mevcut.

Siper füzesi tamamlandığında balistik füzelere karşı hava savunması sağlayacak / Fotoğraf: AA
Türk savunma sanayisi de atakta: Hisar ve Siper füzeleri geliştirildi
Türkiye, bir taraftan da kendi hava savunma sistemlerini geliştirmeye çalışıyor.
Uçaklara karşı geliştirilen Hisar füzelerinin alçak irtifasında (Hisar-A) üretime başlanırken, orta irtifaya da (Hisar-O) ulaşıldı.
Hisar A ve Hisar-O'ların artık eski bir sistem olarak kabul edilen Hawk'ların yerini alması bekleniyor.
Daha yüksek irtifadan gelecek uçaklara karşı kullanılacak olan uzun menzilli Hisar-U ile balistik füzelere karşı da etkili olacağı öne sürülen Siper füzelerinin envantere girmesinin ise birkaç yıllık bir çalışma gerektirebileceği öne sürülüyor.

Gerçekler Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği gibi mi?
Kısaca bugün için Türkiye'nin hava savunmasındaki ihtiyacı henüz giderilmiş görünmüyor.
Peki durum Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği kadar vahim mi?
Türkiye'nin hava savunması gerçekten kötü bir durumda mı?
Kılıçdaroğlu'nun iddialarını emekli hava korgeneraller Erdoğan Karakuş, Orhan Köse, karacı birliklerde görev yapan emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan ve savunma sanayi araştırmacısı Burak Yıldırım'a sorduk.

Erdoğan Karakuş / Fotoğraf: Twitter
"İki S-400 sistemi dışında füzelere, yüksekten gelen uçaklara karşı füzemiz yok"
Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş, Kılıçdaroğlu'nun iddiasında haklılık payı olduğunu düşünenlerden.
Balistik füzelere karşı Türkiye'nin hava savunması için alınan iki adet S-400 sisteminin bulunduğunu belirten Karakuş, "Onun dışında balistik füzelere ve çok yüksekten gelen uçaklara karşı savunmamız şu anda yok" dedi.

Yunanistan'da altı adet uzun menzilli Patroit füze bataryası var / Fotoğraf: AA
Yunanistan'da Patroit füzeleri var
Yunanistan'ın elinde altı adet Patroit bataryasının olduğunu kaydeden Karakuş, şöyle konuştu:
"Yakın zamana kadar F-16'larımızla rakip uçakların önlenmesi söz konusuydu. Yunanistan'ın hem F-16'ları, hem Mirage uçakları var. Ayrıca İsrail'den Arrow yani Demir Kubbe füze sistemini de almaya çalışıyor. İran'ın da hava savunması zayıf ama balistik füze açısından güçlendiler. Suriye ve Irak'taki durumu tam bilmiyorum ama Rusya elindeki S-400'lerin bir üst sürümü S-500'leri kullanmaya başlayacak."

Hisar hava savunma füzesi Türkiye tarafından geliştirildi / Fotoğraf: AA
"Hisar ve Siper'in uzun menzillileri devreye girince daha iyi noktada olacağız"
Türkiye'nin hava savunmasını güçlendirmek için Hisar ve Siper sistemleri üzerinde çalıştığını ancak her ikisinde de uzun menzile ulaşılması için biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu kaydeden Karakuş, "Hisar ve Siper'in uzun menzillileri devreye girdiğinde hava savunmasında daha iyi noktada olacağız" dedi. 

Orhan Köse / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Türkiye'nin şu an hava savunma sorunu yoktur"
Emekli Hava Korgeneral Orhan Köse de hava savunmasında radarların görüş sahasının arazi örtüsüyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, batı bölgelerinde arazinin engebeli olması nedeniyle yer radarlarının alçaktan gelen düşman uçaklarına karşı etkili olamayabileceğini iddia etti.
Ancak Türkiye'nin envanterine Awacs erken uyarı uçaklarının katılmasının bu sorunu çözdüğünü kaydeden Köse, "Awacs, 30 bin fit yüksekliğe çıktığında ordumuz 300 millik bir alanı görme kapasitesine sahip. Böyle bir imkana sahip olan Türkiye'nin eğitimli hava savunma filolarıyla birlikte hava savunma sorunu olmaz ve Türkiye'nin şu an bir hava savunma sorunu yoktur" ifadelerini kullandı. 

Köse, envanterdeki Awacs erken uyarı uçakları (yukarıda) ve savaş uçakları sayesinde hava savunma sorunu olmadığını öne sürdü / Fotoğraf: AA
"Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez"
Köse, buna karşın yerde konuşlu olan ve genelde balistik füzelere karşı etkili olan hava savunma füzeleri noktasında çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemeyeceğini de kaydederek, şöyle devam etti:
"Ama bölgemizde bizden daha güçlü hava savunma füzelerine sahip olan ülkenin de var olduğunu zannetmiyorum. Zaten tek başına havaya atılan füzeler ile hava savunma filolarıyla yapılan hava savunmasını ayrı ayrı düşünmemek gerekir. İkisini de birleştirdiğimizde Türkiye'nin hava savunması konusunda herhangi bir problemi yoktur."

Osman Aydoğan / Fotoğraf: Twitter
"S-400'lere radar sisteminden veri aktarılıp aktarılmayacağı belli değil"
Emekli Tümgeneral Osman Aydoğan Türkiye'nin uçaklara karşı kullanılan alçak irtifa sistemlerde sıkıntısının olmadığını, orta ve yüksek irtifa için elinde S-400'lerin olduğunu belirtti ancak bu noktada bir belirsizliğin olduğunu öne sürdü.
Mevcut S-400'lerin Türkiye'nin hava sahasının tamamını kapsamadığını ve gelen hedefi belirlemesi için Türkiye'nin radar sistemine dahil olması gerektiğini söyleyen Aydoğan, ancak bu sistemin NATO'ya dahil olması nedeniyle buradan S-400'lere nasıl bilgi aktarılacağının belirsiz olduğunu kaydetti.

Burak Yıldırım / Fotoğraf: Twitter
"Kılıçdaroğlu'nun ifade ettiği bilginin doğruluk payı yüksek"
Savunma sanayi araştırmacısı Burak Yıldırım'a göre ise Kemal Kılıçdaroğlu'nun canlı yayınında ifade ettiği bilginin doğruluk payı yüksektir. Bunu çeşitli tehdit algılarına göre sınıflandırmak mümkün. 
Bölge ülkeleriyle kıyaslama yaparak doğrudan teyit edilebileceğini ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:
"Öncelikle artık terk edilmiş olsa da 'hava savunmasının en iyi aracının uçaklar olduğu' fikri uzun süre kabul görmüş olması gelişmiş ve katmanlı bir hava savunma sisteminin temin edilmesini geciktirdi. Eski teknoloji tabanlı HAWK dışında bir hava savunma sistemi de bulunmamaktaydı. Ancak son 30 yılda Türkiye'nin etrafındaki silahlı çatışmalar ve ortaya çıkan tehditler itibariyle bir hava savunma sistemi ihtiyacının kritik öneme sahip olduğu devletin ilgili otoritelerince de kabul edildi." 

"ABD'nin Patroit satmadığı iddiası doğru değil"
ABD'nin Patroit satmadığı için S-400 alındığı iddiasının da doğru olmadığını ABD kongresinin iki defa ayrı ayrı satış onayı verdiğini söyleyen Yıldırım, "Fransa-İtalya ortaklığı da SAMP-T sistemiyle teklif vermişti" diyerek "Yani Türkiye'ye hava savunma sistemi satışı yapılmadı demek en kibar ifadeyle gerçeklikten son derece uzak bir iddia" yorumunda bulundu. 

Özellikle İran'ın ciddi bir balistik (karadan karaya) füze gücü bulunuyor / Fotoğraf: AA
"Komşu ve bölge ülkelerde hangi sistemler var?"
Yıldırım, teknik ayrıntılarına girmeden ve uçak güçlerine değinmeden bölge ve komşu ülkelerin sahip olduğu uzun menzilli hava savunma sistemlerine dair şu bilgileri verdi:
"Yunanistan Patriot ve S-300 sistemlerine sahip. Ayrıca donanmaya konuşlu SAMP-T sisteminin Aster füzelerini de satın alma anlaşması imzaladılar.
Mısır da Yunanistan ile aynı platformlara sahip.
Romanya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de Patroit füzelerine sahip.  Katar'da ayrıca Aster füzeleri de bulunuyor.
Suriye'de ise S-300 ve Rusya'ya ait S-400 sistemleri bulunuyor.
Bulgaristan da Sovyet döneminden kalma S-300'lere sahip olup bu sistemleri NATO muadilleriyle değiştirmeyi planlamakta.
İran, balistik füzelerinin yanı sıra Sovyet hava savunma sistemlerine sahiptir. Ayrıca kendi üretimi füzeler de envanterinde bulunmaktadır.
Rusya ise kendi üretimi S-400 ve S-500 (sınırlı sayıda) sistemlerini envanterinde bulundurmakta.
Bölgedeki en yetkin hava savunma sistemi ise İsrail'e ait. Çok katmanlı ve bileşenli IronDome sistemiyle öne çıkmaktadır. Bu sistemi Yunanistan da satın almak istemektedir. Bu sistem combatproven olup büyük bir başarı yüzdesine sahip."

Hisar füzelerinin daha uzun menzilli olanları geliştirilmeye çalışılıyor / Fotoğraf: AA
"Hisar füzeleri, balistik füzelere karşı etkin koruma sağlamayacak"
Yıldırım, "Peki Türkiye'de durum ne? soruya, "Türkiye ise kendi radar ağına entegre edemediği için yetenekleri kısıtlı S-400 sistemine ek olarak kısa süre önce seri üretime geçtiği Hisar A ve Hisar O sistemlerine sahiptir. Yakın gelecekte Hisar U sistemlerini de üretmeye başlayacaktır. Ancak bu sistemler henüz istenilen seviyede envantere alınmamıştır. Hisar ailesinin İSTİF ve TF2000 platformlarında da kullanılması planlanmaktadır. Özetle Türkiye'nin elinde kullanımı teknik gerekçelerle kısıtlı S-400 ve etkinliği çatışma ortamında test edilmemiş ve balistik füzelere karşı etkin koruma sağlayamayacak Hisar füzeleri vardır" şeklinde konuşarak cevap verdi. 
Independent Türkçe



ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
TT

ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)

ABD, USS George H.W. Bush uçak gemisinin operasyon sahasına yaklaşmasıyla birlikte Ortadoğu'daki askeri konuşlanmasını artırdı. Bu sırada USS Gerald Ford da bölgeye geri dönerek USS Abraham Lincoln'a katıldı.

ABD, üç uçak gemisini aynı ya da birbirine yakın bir operasyon sahasında konuşlandırırken yaklaşık 5 bin personel ve üç refakatçi muhrip gemisi ekleyen üçüncü bir taarruz grubuyla birlikte bu hamle, İran’a yönelik deniz ablukasının genişletilmesi bağlamında 2003 yılından bu yana bu türden gerçekleştirilen en büyük deniz yığınağı oluyor.

Verilere göre ABD Donanması, Kızıldeniz'den Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'na uzanan kademeli bir deniz kuşatması oluşturmaya çalışıyor. Bu yapı, İran limanlarına giden deniz ulaşım hatlarının kontrolüne olanak tanırken muharebe birliklerini Arap (Basra) Körfezi ve Hürmüz Boğazı'na hızlı hareket edebilecek hazırlık durumunda tutuyor.

USS Gerald Ford’un bölgeye dönüşü

USS Gerald Ford, iki muhriple birlikte Süveyş Kanalı'nı geçerek Kızıldeniz'e girdikten sonra Ortadoğu'ya geri döndü. Gemi, Mart ayında iç bölümlerinden birinde çıkan yangın nedeniyle daha önce operasyonlarına ara vermişti. Hasar onarıldıktan sonra konuşlanmasını sürdüren USS Gerald Ford, ABD Merkez Komutanlığı'nın operasyon sahasına katıldı.

USS Gerald Ford, Kuzey Arabistan Denizi'nde görev yapan Abraham Lincoln'a katıldı. Bu durum, eş zamanlı hava ve deniz operasyonları icra edebilen iki uçak gemisinin varlığı anlamına geliyor. Bu operasyonlar arasında muharebe uçuşları, keşif ve lojistik destek ile deniz ablukası operasyonları yer alıyor.

USS Abraham Lincoln ve Arap (Basra) Denizi ablukası

USS Abraham Lincoln, Kuzey Arabistan Denizi'ndeki görevini sürdürüyor ve hava operasyonları ile deniz gözetiminde kilit bir rol üstleniyor. Gemi, refakatçi gemiler ve hava-füze savunma sistemlerini bünyesinde barındıran bir vurucu grup içinde faaliyet gösteriyor. Bu yapı gemiye; deniz koruma, gemi refakati ile müdahale ve denetleme operasyonlarına destek sağlama gibi çok sayıda görevi yerine getirebilme kapasitesi kazandırıyor.

USS George H.W. Bush operasyon sahasına yaklaşıyor

USS George H.W. Bush, Bab’ul Mendeb Boğazı’ndan geçmek yerine Ümit Burnu'nun güneyinden dolaşan güney güzergahı üzerinden Ortadoğu’ya doğru ilerliyor. Financial Times'ın haberine göre geminin önümüzdeki günlerde Arap Denizi'ne ulaşması bekleniyor. Geminin ulaşmasıyla birlikte bölgedeki ve bölge yakınlarındaki Amerikan uçak gemisi taarruz grubu sayısını üçe çıkaracak.

USS George H.W. Bush'a üç muhrip gemi eşlik ediyor. Bu durum grubun koruma, saldırı ve hava savunma kapasitelerini güçlendiriyor. Bu konuşlanma, Kızıldeniz, Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'nun iç içe geçen bir şekilde örtülmesine olanak tanırken operasyonların gerektirmesi halinde Arap Körfezi'ne hızlı yeniden konuşlanma kapasitesi de sağlıyor.

Geminin bölgeye varışıyla üçüncü taarruz grubu çerçevesinde yaklaşık 5 bin personel daha eklenecek. Böylece ABD'nin bölgedeki deniz yığınağı 2003 yılındaki Irak Savaşı'ndan bu yana en yüksek düzeyine ulaşacak.

Uçak takip sitesi FlightRadar24 verilerine göre Komor Adaları yakınlarında bir V-22 Osprey tiltrotor platformu uçuşu gerçekleşti. Bu durum USS George H.W. Bush'un operasyon sahası yakınlarında olduğunun ya da yaklaştığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu uçaklar, kara üsleri ile denizde seyreden uçak gemileri arasında personel, posta, yük ve yedek parça taşımak için kullanılıyor.

V-22 Osprey tiltrotor platformunun sivil takip sistemlerinde görünmesi, deniz taarruz gruplarının konumlarına ilişkin dolaylı bir gösterge niteliği taşıyor. Çünkü askeri gemiler genellikle elektronik iz azaltma prosedürlerine uyarak konumlarını doğrudan yayınlamıyor.

Amfibi kuvvetler ve kapsamlı deniz konuşlanması

ABD, uçak gemilerinin yanı sıra bölgeye büyük çaplı deniz çıkarma kuvvetleri sevk etti. Aralarında 31. Keşif Birliği'nden 2 bin 200 personelin de bulunduğu yaklaşık 3 bin 500 denizci ve deniz piyadesi, USS Tripoli amfibi hücum gemisi ve USS New Orleans'a bindi. Bu iki gemiye daha sonra USS Rushmore çıkarma gemisi de katıldı.

Aralarında 11. Keşif Birliği personelinin de yer aldığı yaklaşık 4 bin 500 denizci ve deniz piyadesinden oluşan ikinci bir amfibi grup ise USS Boxer ve iki refakatçi gemiden meydana gelen Boxer Taaruz Grubu bünyesinde hareket ediyor. Pearl Harbor'dan 1 Nisan'da ayrılan bu grubun ayın sonlarında bölgeye ulaşması bekleniyor.

effrgrfg
V-22 Osprey tiltrotor platformu (AP)

Deniz piyadeleri, USS Tripoli'den hareket ederek helikopterlerle İran bandıralı kargo gemisi Touska’yı Arap Denizi'nde ele geçirdi. Böylece ABD, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının başlamasından bu yana ilk kez bir gemiyi alıkoydu.

Tüm bu güç, helikopterler, çıkarma botları ve amfibi gemiler, gemilere çıkarma ya da denizden çıkarma yapma operasyonları icra edebilme imkanı sunuyor. Bu durum deniz ablukasının etkinliğini ve deniz ulaşım hatları üzerindeki denetim kapasitesini pekiştiriyor.

Kara kuvvetleri ve müdahale hazırlığı

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), C-17 ve C-130 askeri nakliye uçaklarıyla hızlı konuşlanma kapasitesine sahip bir paraşüt birliği olan 82. Hava İndirme Tümeni'nden 3 bine yakın askerin bölgeye sevk edilmesi talimatı verdi. Bunun yanı sıra kara ele geçirme ve tutma operasyonlarında eğitimli yaklaşık 10 bin asker de bölgeye konuşlandırıldı.

Bu kuvvetler, saatler içinde hava indirme operasyonları icra edebilme kapasitesine sahip olup operasyon bölgelerine personel, araç ve topçu silahları indirebiliyor. Bu birlikler amfibi kuvvetlerle eş zamanlı faaliyet göstererek sahada çok sayıda konuşlanma seçeneği sunuyor.

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Arap Denizi'nde seyir halinde, 25 Şubat 2026 (Reuters)

Entegre bir deniz ablukası ağı

ABD muhripler, çıkarma gemileri, keşif platformları, P-8 Poseidon deniz devriye uçakları ve KC-135 yakıt ikmali uçaklarından oluşan bir konuşlanma gerçekleştirdi.

Bu konuşlanma, gemilerin gözetlenmesi ve durdurulması, deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması ve deniz uygulama operasyonlarının icrasında kilit bir rol üstleniyor.

Konuşlanma, Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi başta olmak üzere ana deniz geçitlerini kapsıyor. Bu sayede İran'la bağlantılı deniz trafiğine giren ve çıkan gemilerin takip edilmesi de mümkün hale geliyor.

gbgtb
Pasifik Okyanusu'nda gemiden karaya çıkarma operasyonları sırasında Wasp sınıfı amfibi saldırı gemisi USS Boxer'a ait bir bot (ABD Donanması)

Üç uçak gemisinin ya da buna yakın bir sayının varlığı ABD'ye hava uçuşlarının, deniz sseyrüsefer koruma görevlerinin ve uzun menzilli keşfin dağıtımında büyük bir kapasite sunuyor. Uçak gemileri, denetleme ve durdurma operasyonları için sürekli bir örtü sağlarken denizde konuşlu kuvvetlerin lojistik ve muharebe kapasitelerini de destekliyor.

Ablukanın sürmesiyle birlikte bu gemiler, yeni bir saldırı kampanyası ilan etmeye gerek kalmaksızın İran üzerinde kesintisiz baskı uygulamanın platformlarına dönüşüyor. Bu konuşlanma aynı zamanda siyasi girişimlerin başarısız olması ve Washington'ın operasyonları yeniden genişletmek zorunda kalması halinde hazırlıklı olma durumunun korunmasına da imkân tanıyor.

Kesintisiz operasyonel hazırlık

Botlar, helikopterler ve V-22 Osprey'ler kullanan deniz keşif birlikleri gemiden karaya hızlı çıkarma gerçekleştirme ve yakıt ile ikmal maddelerini doğrudan denizden transfer etme kapasitesi sunuyor. Bu kapasiteler, yakın seyreden gemilerden lojistik destek alınarak operasyonların uzun süreler boyunca kesintisiz yürütülmesine imkân tanıyor.

Buna karşın 82. Hava İndirme Tümeni kuvvetleri, hava yoluyla ya da ek destek hatları aracılığıyla yeniden ikmal yapılmadan önce yalnızca bir ila iki günlük ikmal malzemesiyle hızlı indirilmeye dayanıyor.

Bu askeri oluşumlar deniz ablukası, durdurma operasyonları, çıkarma ve hızlı müdahaleyi kapsayan eş zamanlı deniz, hava ve kara operasyonları icra etme kapasitesi sağlıyor. Üç uçak gemisi, iki amfibi grup ve hava indirme kuvvetlerinin bir araya gelmesiyle İran'ı çevreleyen tüm deniz operasyon sahasını kapsayan çok boyutlu bir askeri konuşlanma tamamlanmış oluyor. Bu yapı, farklı operasyonel görevlerin icrasına yönelik sürekli bir hazırlık durumunu da beraberinde getiriyor.

Bu yığınak, Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçekleşiyor. Operasyonda ABD kuvvetleri arasında 271 kara gücü, 64 deniz gücü, 19 deniz piyadeleri ve 46 hava kuvvetleri personeli olmak üzere toplam 400 yaralı bulunuyor. Savaşın ilk aşamalarında ise 13 asker hayatını kaybetti.

Bu rakamlar, geniş çaplı askeri konuşlanmanın sürmesi bağlamında operasyonların kapsamını ve kara, deniz ile hava kollarının çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

İran’ın halen sahip olduğu askeri yetenekler

Öte yandan CBS News'in aktardığı ABD’li yetkililerden sızdırılan bilgiler, İran'ın askeri kapasitesinin ABD yönetiminin açıkladığından çok daha büyük olduğuna işaret ediyor. Bu değerlendirmelere göre, ateşkes başladığında balistik füze stoğunun ve fırlatma platformlarının yaklaşık yarısı sağlam kalmıştı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz kolunun ise hızlı saldırı botları dahil yaklaşık yüzde 60'ı hâlâ ayaktaydı.

Binlerce hedefi vuran yoğun hava kampanyasına karşın İran hava kuvvetlerinin yaklaşık üçte ikisinin halen operasyonel olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, ABD konuşlanmasının askeri bir boşlukla değil, deniz trafiğini sekteye uğratma ve abluka maliyetini artırma kapasitesini korumaya devam eden bir rakiple yüzleştiği anlamına geliyor.


Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
TT

Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)

Nijerya, seçimlere yaklaşılırken silahlı grupların yeniden artan şiddet dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Ülkenin kuzeydoğusunda düzenlenen saldırılarda üst düzey subayların hayatını kaybettiği bildirilirken, analistler batı bölgelerinde terör örgütlerinin varlığının kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Nijerya’da güvenlik sorunu uzun süredir devam eden yapısal bir mesele olarak öne çıkıyor. ‘Haydutlar’ olarak bilinen silahlı kaçırma çetelerinden çiftçiler ile çobanlar arasındaki çatışmalara, güneydoğuda süren ayrılıkçı gerilime kadar farklı güvenlik başlıkları dikkat çekiyor. Ayrıca AFP verilerine göre ülkede 17 yıldır devam eden bir terör tehdidi bulunuyor.

rvbfr
Nijerya’nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis aracı (Reuters)

Bola Tinubu, ocak ayında yapılması planlanan seçimlerde yeniden aday olurken, geniş kapsamlı ekonomik reformlara dayanıyor. Ancak artan şiddet dalgası ve uluslararası ilginin yoğunlaşmasıyla birlikte ülkede ABD güçlerinin konuşlandırılmasına da öncülük ettiği belirtiliyor.

Kuzeydoğudaki Borno eyaletini temsil eden Senatör Muhammed Ali Ndume, “Gerek sivillerin gerek askerlerin öldürülmesi, ayrıca kaçırma olayları açısından şiddette artış var” dedi.

Ndume, seçim bölgesinde yer alan Ngoshi köyünden yaklaşık 400 kişinin, nisan ayı başlarında kaçırılmalarının ardından halen örgütlerin elinde tutulduğunu ifade etti.

Nijerya’da terör faaliyetleri 2009 yılında Boko Haram isyanıyla başladı. Örgüt, yaklaşık on yıl önce geniş toprakları kontrol altına alarak en güçlü dönemine ulaşırken, güvenlik güçleri günümüzde birbiriyle zaman zaman rekabet eden ve ayrışmış farklı fraksiyonlarla mücadele ediyor.

rgbgrb
Nijerya’daki Boko Haram terör örgütü üyeleri (Sosyal medya)

Araştırmacılar, son bir yıl içinde çatışmaların şiddetlendiğine dikkat çekiyor. Beş ay içinde iki tümgeneral rütbesindeki subayın öldürülmesi, güvenlik durumundaki kötüleşmenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Borno eyaletinin başkenti Maiduguri’de ise ocak ayında bir camiyi hedef alan saldırı dahil iki intihar eylemi düzenlenmesi, kent merkezlerinde kanlı saldırıların yeniden arttığına işaret ediyor.

ABD merkezli ACLED verilerine göre, 2025 yılında terör bağlantılı olaylarda yaklaşık 4 bin 518 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyeyi oluştururken, ölenler arasında siviller, güvenlik güçleri ve silahlı grup mensupları yer alıyor.

Aynı verilere göre, Borno eyaletinde geçen yıl terör gruplarının saldırılarında 500’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Bu sayı, 2024’te kaydedilen 299 sivil kaybına kıyasla belirgin bir artışa işaret ediyor.

Ndume, şiddetteki yükselişi kısmen kasım ayında ilan edilen olağanüstü hâlin ardından artan askeri operasyonlara karşı düzenlenen ‘misilleme saldırılarıyla’ açıkladı.

Eski iç istihbarat şefi Mike Ejiofor ise seçimler yaklaştıkça saldırıların artma eğiliminde olduğunu belirterek, hükümetin bu durumu sona erdirmeyi hedeflediğini ancak alınan önlemlerin yeterli olup olmadığının henüz netlik kazanmadığını ifade etti.

vfd fd
Nijerya’da terör saldırısının ardından güvenlik alarmı (Arşiv)

ABD Başkanı Donald Trump, Abuja yönetimini ‘Hristiyanları korumak için yeterli çaba göstermemekle’ eleştirdi. Ancak uzmanlar, farklı dini gruplardan sivillerin hedef alındığı bir ülkede bu yaklaşımın durumu basitleştirdiğini belirtiyor.

Bola Tinubu ise Washington ile iş birliğini silah anlaşmaları, istihbarat paylaşımı ve eğitim amaçlı ABD askerlerinin konuşlandırılması yoluyla güçlendirdi. Bununla birlikte, 2019’dan bu yana askerlerin korunaklı üslerde yoğunlaştırılmasına dayanan stratejinin, kırsal bölgeleri saldırılara daha açık hale getirdiği ifade ediliyor.

Araştırmacılara göre, terör örgütlerinin değişen koşullara uyum sağlamasıyla birlikte, DEAŞ tarafından askeri hedeflere yönelik saldırılar artış gösterdi. Bu saldırıların, gece görüş ekipmanları ve insansız hava araçları (İHA) gibi teknolojik imkânlarla desteklendiği belirtiliyor.

Hükümet, orman koruma birimi kurulması gibi bazı reform adımları attı. Ayrıca Bola Tinubu, polis güçlerinin üst düzey yetkililere sağlanan özel koruma görevlerinden çekilmesi talimatını verdi. Ancak araştırmacılar, söz konusu kararın uygulamada karşılık bulmadığını ve ‘kâğıt üzerinde kaldığını’ ifade ediyor.

fdfrb
Nijerya’nın Baji kentindeki bir kampta Nijeryalı askerleri eğiten bir ABD askeri (Arşiv – Reuters)

Aynı zamanda analistler, Sahel bölgesinde faaliyet gösteren iki önde gelen terör örgütünün Batı Nijerya’da kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Bu ay yayımlanan görüntülerde, Kebbi eyaletinde Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin ile DEAŞ mensupları arasında çatışmalar yaşandığı görülürken, taraflardan hiçbiri saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi.

Araştırmacı Vesim Nasr, bu grupların Nijer, Nijerya ve Benin sınır bölgelerinde ‘serbestçe hareket ettiğini’ belirtti. Nasr ayrıca, DEAŞ’ın Nijerya’nın kuzeybatısındaki varlığını artırmaya çalıştığını ifade etti.

Öte yandan araştırmacı James Barnett, her iki grubun da bölgede diğer örgütlerle rekabet edebilecek ölçüde varlıklarını pekiştirdiklerini ve ‘nispeten rahat hareket ettiklerini’ söyledi.

Barnett, her iki yapı için en büyük tehdidin Nijerya güvenlik güçlerinden ziyade birbirleri olduğunu vurguladı.


Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
TT

Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)

Ortdoğu’da artan askeri gerilim ve bunun küresel ekonomi üzerindeki olası etkilerine yönelik endişeler sürerken, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı yeniden gündemin merkezine yerleşti. Bu çerçevede, ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) gelen yeni bir uyarı, bu stratejik su yolundaki krizinin kısa sürede çözülemeyebileceğine işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent gazetesinden aktardığı bir habere göre İran tarafından döşendiği değerlendirilen deniz mayınlarının Hürmüz Boğazı’ndan tamamen temizlenmesi altı aya kadar sürebilir.

Washington Post gazetesi ise üç kaynağa dayandırdığı haberinde, bu değerlendirmenin ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili tarafından salı günü Kongre’de gerçekleştirilen kapalı oturumda milletvekillerine sunulduğunu yazdı.

Bu tablo, ekonomik etkilerin uzun süre devam edebileceğine işaret ediyor. Zira Hürmüz Boğazı, küresel petrol taşımacılığının en kritik hatlarından biri olarak biliniyor. Savaş öncesinde dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten taşınıyordu. Ancak halihazırda ABD ile İran arasındaki karşılıklı abluka nedeniyle geçişler ciddi şekilde sekteye uğramış durumda.

Gelişmeler enerji piyasalarına da hızla yansıdı. ABD’de benzinin ortalama galon fiyatı çarşamba günü 4,02 dolara yükselirken, bu rakam ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sürpriz saldırısından yalnızca iki gün önce 2,98 dolar seviyesindeydi.

Krizin etkileri yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmıyor. ABD iç siyasetinde de yankı bulan gelişmelerin, özellikle yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin performansını olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kamuoyu yoklamalarına göre savaş, Amerikan seçmeninin çoğunluğu tarafından desteklenmiyor. Ayrıca seçmenlerin yarıdan fazlası, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle eski Başkan Donald Trump’ı büyük ölçüde sorumlu tutuyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell ise Washington Post’ta yer alan haberi “doğru değil” şeklinde nitelendirdi, ancak detay vermekten kaçındı.

Öte yandan kimliklerinin açıklanmasını istemeyen üç yetkili, Kongre üyelerine sunulan istihbaratın İran’ın Hürmüz Boğazı ve çevresine 20’den fazla deniz mayını yerleştirmiş olabileceğini gösterdiğini belirtti. Bu mayınların bir kısmının botlar aracılığıyla, bir kısmının ise GPS tabanlı yönlendirme sistemleri kullanılarak yerleştirildiği ifade ediliyor. Bu durum, mayınların tespitini ve etkisiz hale getirilmesini daha da zorlaştırıyor.

ABD’nin bu mayınlara nasıl müdahale edeceği henüz netlik kazanmış değil. Ancak bazı yetkililer, olası temizleme operasyonlarında insansız hava araçları ve helikopterlerin kullanılabileceğini dile getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre İran, söz konusu mayınları mart ayından itibaren döşemeye başladı. Bu adım, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ardından geldi.

ABD Savunma İstihbarat Ajansı’nın tahminlerine göre İran’ın envanterinde 5 binden fazla deniz mayını bulunuyor. Hürmüz Boğazı’nın sığ ve dar yapısı göz önüne alındığında, bu mayınlar hem son derece etkili hem de temizlenmesi oldukça zor bir tehdit oluşturuyor. Bu da uluslararası deniz ticareti açısından riskleri önemli ölçüde artırıyor.