Nebil Fehmi anılarını kaleme aldı (1): ABD, Hüsnü Mübarek’in yerine hangi adayları destekledi?

Eski Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi ‘Olayların Merkezinde’ başlıklı hatıratını yayımladı.

Başkan Clinton ve Mısır Büyükelçisi Nebil Fehmi
Başkan Clinton ve Mısır Büyükelçisi Nebil Fehmi
TT

Nebil Fehmi anılarını kaleme aldı (1): ABD, Hüsnü Mübarek’in yerine hangi adayları destekledi?

Başkan Clinton ve Mısır Büyükelçisi Nebil Fehmi
Başkan Clinton ve Mısır Büyükelçisi Nebil Fehmi

Eski Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, yarım asırlık diplomatik kariyerinde içinde yer aldığı, ulusal, bölgesel ve uluslararası olayları, kendi tabiriyle meraklı bir vatandaş, doğrudan bir tanık ve bir diplomat olarak kaleme aldı.  
Şarku’l Avsat olarak Nebil Fehmi’nin kitabından üç bölümlük yazı dizisiyle alıntıladığımız kısımları okuyucularımıza sunuyoruz.
İlk bölümde Fehmi’nin Washington’daki büyükelçilik macerası, ABD yönetiminin Mısır’a yaklaşımı ve ‘11 Eylül’ olaylarından sonra Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e halef arayışları ele alınacak. 
Fehmi’nin yazdığına göre Amerikalılar, Hüsnü Mübarek’in ilerleyen yaşı nedeniyle görevi bırakması gerektiğini düşünüyordu. Ancak yerine gelecek isim konusunda, "demokratik değerleri yaymak" ile ‘’Amerikan çıkarlarını ve Mısır rejiminin istikrarını korumak’’ arasında kararsız kalmışlardı. 

İlk aday: Amr Musa
Fehmi’ye göre ABD yönetiminin ilk adayı Amr Musa idi. Ancak bağımsızlıkçı bir eğilime sahip olması ve buna ek olarak Filistin yanlısı tutumu dolayısıyla Musa’nın, Mısır başkanına selef olarak değerlendirmeden geçemediği, zira Washington’daki karar vericilerin böylesi bir şahsiyetle anlaşmakta zorlanacaklarını düşündükleri görüldü. 

İkinci aday: Ömer Süleyman
İkinci aday olarak Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Ömer Süleyman’ın adı öne çıktı. Pragmatist yönüyle dikkati celp eden General Süleyman iyi bir aday gibi görünmekteydi, ancak bazı sebeplerden ötürü Washington bir süre sonra onu da elemek durumunda kaldı.  

Üçüncü aday: Cemal Mübarek
Daha sonra Amerikalılar, babasının yerine geçmesi için Cemal Mübarek'i desteklemeyi düşündülerse de Başkan George Bush'un kişisel daveti üzerine kendisiyle yüz yüze yapılan görüşme sonrasında uygun bir aday olmadığına karar verildi. 
Amerikalılar ‘siyasal İslam’ı’ bir yönetim alternatifi olarak kabul etmeye başladıklarından beri, Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) ile Hüsnü Mübarek yönetimini rahatsız etme pahasına temas halinde oldular. 
Ortadoğu'daki ülkelerin ekonomik ve siyasi ilişkilerinin iç içe geçmiş olması dolayısıyla, 20. yüzyılın sonunda, Arap, Afrika ve uluslararası güçler, Mübarek'in iktidarındaki Mısır'da olup bitenleri yakından takip ediyordu. ABD başta olmak üzere, Mısır'daki siyasi durum Batılı güçler tarafından ilgiyle takip edilmekteydi. Washington’daki karar vericiler doğrudan ve bazen de kamuoyu önünde Mübarek'in yerine kimin geçeceğini sorgulamaya başlamıştı. Bu ilgi, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Amerika'nın Ortadoğu'daki gelişmelere yönelik yükselen endişesi ile birlikte daha da arttı.
Washington'daki yaygın kanaat, Ortadoğu’da demokrasinin yaygınlaştırılmasının uzun vadede Amerikan çıkarlarını korumanın en iyi yolu olduğu yönündeydi. 11 Eylül saldırılarının ardından dünyada demokrasiyi yayma hamleleri daha da güçlü ve şiddetli hale geldi. 
Mübarek yaşlandıkça Washington, onu, Ortadoğu'nun geleceğinin bir parçası olarak görmemeye başladı. Amerikalılar Mübarek sonrası için kaygılıydı, geçiş süreci için kabul edilebilir bir zaman çizelgesi olmadığı gibi, kendisinin yerini kimin alacağı da belirsizliğini korumaktaydı. Bunları bildiğimden, 2011 yılının ortalarında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mübarek'in aday olup olmayacağını, aday olmayacaksa yerine kimi aday göstereceği meselesini yakından takip ettim. Böylelikle Washington'daki karar vericilerin uygun olduğunu düşündükleri potansiyel adayları kendimce bir incelemeye tabi tuttum. Amerikalıların bu adaylardan bazılarını desteklediğini inkar edemem, ancak takdir edersiniz ki buna dair elimde fiziki deliller bulunmamaktadır. 
1990'ların sonlarında ve 2000'lerin başında, Amr Musa, Mısır toplumunun çeşitli kesimleri arasında oldukça popüler biriydi, dolayısıyla Mübarek’in halefi olarak ilk akla gelen isim olmasına şaşmamalı. 
Ancak Amr Musa iktidardaki Ulusal Demokrat Parti ve devlet kademelerinde yeterli desteğe haiz değildi. Eğer Hüsnü Mübarek 2000-2005 seçimlerine katılmasa ve bu seçimler şeffaf ve adil bir şekilde yapılacak olsaydı, Amr Musa’nın Cumhurbaşkanı olması kuvvetle muhtemeldi. 
Mısır'ın Washington Büyükelçisi olarak, ABD yönetiminin Musa'dan haz etmediklerini hissediyordum. 
Onu bağımsızlıkçı eğilime sahip, halkın desteğini alabilecek vatansever bir figür olarak görüyorlardı. Buna ek olarak Filistin yanlısı güçlü tutumu, onunla kurulacak ilişki açısından riskler içermekteydi. 
Arap Birliği Genel Sekreteri olmadan önce, 2001 Mart ayında dışişleri bakanı olarak Washington’a yaptığı ziyarette bu tutumu daha da net olarak görülmüş oldu. 
Başkan Bill Clinton'ın yönetiminde İsrail-Filistin barış sürecini takip eden ekip, kendisinden sonra başkanlığa gelecek olan George W. Bush’un ekibine, Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa’nın, Filistinlilerin haklarını savunma noktasında coşkulu tavırlara sahip olduğunu aktarmıştı. Yetkililer Filistinlilerin kendilerine sunulan teklifleri Mısır dışişleri yetkililerin desteklerine itimat ederek kabul etmeme eğilimi gösterdiklerini söylüyordular. Dolayısıyla Amr Musa bu süreçte ABD yönetimi ve İsrail tarafından en çok hedef alınan kişi oldu. Clinton yönetiminin mesajı, Başkan W. George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice üzerinde oldukça etkili olmuştu. Rice, Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa ile ilk görüşmesinde son derece katı tavırlar sergiledi. Rice görüşmede, Ortadoğu'daki siyaset sahnesinin doğası ve geleceği hakkında gülünç ve küçümseyici bir söylevde bulundu. Buna mukabil Musa sessiz kalmayı tercih ederek sonuçsuz bir tartışmaya girmemeye özen gösterdi. Görüşme sonrasında, Clinton yönetiminde olup konumunu korumayı başarmış olan, başkanın Ulusal Güvenlik Konseyi'ndeki asistanlarından Boris Riedel'a, Musa ve Rice arasındaki görüşmenin kötü ve talihsiz olduğunu, Rice’ın Musa’ya yanlış yaptığını söylemekten kendimi alıkoyamadım. 
Mübarek'in yerini alabileceği değerlendirilen ikinci potansiyel aday, Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı asker kökenli Ömer Süleyman’dı. Pozisyonu itibariyle Mübarek’in birçok meselede özel temsilciliğini yapmaktaydı ve Amerikalılarla yakın temas halindeydi. Süleyman merkeziyetçi ve pragmatist yönleriyle tanınıyordu. İsrail-Filistin barış görüşmelerinde üstlendiği rol ve terörle mücadele alanlarında ABD yönetimi ile yakın çalışıyor olması onu bir aday olarak öne çıkarıyordu. Amerikalılar her ne kadar Hüsnü Mübarek’in halefi olarak onu düşündüklerini açıkça duyurmamış olsalar da kendisine yönelik davranışları ve hakkında sordukları sualler bende bu yönde bir izlenim doğurdu. Ömer Süleyman ‘demokratik dönüşüm’ bakış açısıyla her ne kadar mükemmel bir profil olmasa da Amerikalıların, yeni Cumhurbaşkanının Mısır toplumunu yönetebilecek ve Amerikan çıkarlarını koruyacak bir profil olması yönünde tercihte bulunmaları daha muhtemeldi. 
Süleyman, CIA'deki muadili ile iş birliği çerçevesinde yılda en az bir defa tek başına Washington'u ziyaret eder, uluslararası ve bölgesel gelişmelere ve iki ülke ilişkilerinin gelişimine göre belirlenen gündemler dahilinde ABD'li yetkililerle görüşürdü. Başkan Yardımcısı Dick Cheney veya Rice ya da Kongre üyeleri ile yaptığı görüşmeler dahil olmak üzere tüm toplantılarına büyükelçi sıfatıyla ben de katıldım. Ancak istihbarat teşkilatı yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde bulunmadım. Bu toplantıların akabinde hariciyeyi ilgilendiren hususlarda bazı bilgi paylaşımlarını yaptığını belirtmeliyim. 
2004'te Washington'a yaptığı bir ziyarette kendisine, Mısır'da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili, yirmi yıllık yönetimin ardından Mübarek dönemi sonrasına dair Amerikan araştırma merkezlerinin, çeşitli olasılıklar hakkında yaptıkları çalışmalardan bahsettim. Süleyman, henüz hiçbir şeyin net olmadığını, bu tür konularda son ana kadar planlanan şeylerin değişebileceğini söyledi. Kendisinin cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanacağına dair söylentilerin kafa karışıklığı ve hassasiyetler yarattığını, Hüsnü Mübarek’in bu konuda görüşünü ilan etmesi gerektiğini belirtti. Ancak bir süre sonra bu söylentiler de Amr Musa’nın başkan olabileceği yönündeki söylentiler gibi ortadan kalktı. 
Hüsnü Mübarek'in yerini alabilecek üçüncü potansiyel ve en tartışmalı aday, Amerika'nın "demokratik dönüşüm" gündemi için ideal bir figür olarak dikkati çeken Cemal Mübarek idi. Sonuçta Batı’da eğitim almıştı, serbest piyasayı savunuyordu ve babasının başkanlığını yaptığı Ulusal Demokrasi Partisi’nde etkin bir konumdaydı. 
Amr Musa'yı sevmeyen ve Ömer Süleyman'la ilgili şüpheleri olan Amerikalılar, Cemal Mübarek'in babasının halefi olarak iktidara gelmesi fikrine ilişkin pozisyonlarını netleştirmiş görünmüyordu. Ülkemin Washington büyükelçisi olarak, olası başkan adayları hakkındaki söylentilere verilen tepkiler de dahil olmak üzere Mısır hakkındaki tartışmaları takip etmek için ABD'deki düşünce kuruluşları ve analistlerle sürekli temas halindeyim. Amerikalı analistler sürekli bana bu üç aday hakkında sorular yöneltiyordu. Ancak hatırladığım kadarıyla, hiçbir hükümet yetkilisi bana Cemal Mübarek hakkında doğrudan soru tevcih etmedi. Oysa belirgin siyasi yükselişi dikkatlerinden kaçmış olamazdı. 
Cemal Mübarek Amerika Birleşik Devletleri’ni bir çok defa ziyaret etti. Babasının yıllık ziyaretlerinde resmi bir görevi olmaksızın ona eşlik etmekteydi. Bazen Mısır iş dünyasını temsil eden hükümet dışı delegasyonların bir üyesi olarak, bazen de özel ziyaret kapsamında ABD’ye gelmekteydi. Konuşurken her zaman sakin ve kibardı. İlk başlarda Mısır’da demokratik değişimin gerekliliği yönünde tezler dillendirirken, zamanla rejimin istikrarının ve güvenliğin önemine dair şeyler söyler oldu. Washington’daki son görüşmemizde kendisine, güvenlikle ilgili söylediklerine atıf yaparak, böylesi bir kaygı taşıyıp taşımadığını sordum. Bu soruya doğrudan yanıt vermedi, ancak İslamcı hareketlerin, özellikle de Selefi hareketlerin yükselişiyle ilgili kaygılardan söz etti. Mısır'ın Washington Büyükelçiliği, Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptığı ziyaretlerde, cumhurbaşkanının oğlu olması hasebiyle kendisiyle ilgilenmekteydi. Nitekim tatsız durumlarla karşılaşması isteyeceğimiz son şey olurdu, bununla birlikte özel isteklerinin olmadığını ve hükümetteki partinin bir üyesi olarak kendisine sunulan olağan ilgi ile yetindiğini de belirtmek isterim. Amerikalı yetkililer kendisine siyasi geleceği ile ilgili doğrudan soru yöneltmese de siyasi eğilimlerini incelemek ya da babasına gayrı resmi mesajlar iletmek için kendisiyle görüşmeler yapmaktaydı. 
Mayıs 2006'da Cemal Mübarek, özel uçağının lisansını yenilemek için Amerika Birleşik Devletleri'ni ziyaret etti. Sık sık yaptığı gibi özel jetiyle Washington’daki Dallas Uluslararası Havalimanı’na iniş gerçekleştirdi. Kendisi genelde ABD’yi ziyaret etmeden önce beni arar ve geleceğini söylerdi. Bu ziyareti esnasında, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley beni arayarak Cemal Mübarek’le bir görüşme ayarlamamı talep etti. Görüşme talebi resmi bir cihetten geldiği için Hüsnü Mübarek’e ulaşarak görüşme için izin istedim. Bu doğrultuda toplantıyı ayarladım ve oğul Mübarek’e toplantıda iştirak ettim. Görüşmede gizli bir şey yoktu. Hadley Cemal Mübarek’e Mısır’da özel sektörün durumu ve iktidardaki Ulusal Demokrasi Partisi’nin gelişim ve dönüşümü ile ilgili bazı sorular sordu. Görüşme sonrasında Mısır basınında, Cemal Mübarek ve ABD’li yetkililer arasında gizli görüşmelerin yapıldığı yönünde çok sayıda haber çıktı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Cemal Mübarek’in ABD’ye özel uçağının lisansını yenilemek için geldiği söylendi. Bunun üzerine söylentiler daha da arttı, basın mensupları beni arayıp, büyükelçi olarak niçin açıklama yapmadığımı soruyordu. Ben de büyükelçi olarak ABD’de bulunan resmi yetkililerin görüşmeleri hakkında açıklama yaptığımı, özel görüşmelerle ilgili açıklama yapma yükümlülüğümün olmadığını söylüyordum. Bu süreçte Cemal Mübarek’e olan Amerikan ilgisinde belirgin bir artış olduğunu müşahede ettim. 
Bu görüşmeden iki yıl sonra 2008’de Başkan Hüsnü Mübarek’ten bir telefon araması geldi. Sesinden öfkeli olduğunu anladım, oğlunu halefi olarak gören Amerikalı yetkililerin deneyimsizliğinden söz etti. Oğlu Cemal’in Başkan Bush ile görüşmek üzere Beyaz Saray’a davet edildiğini söyledi. Kibar bir şekilde bu davet hakkında hiçbir bilgimin olmadığını, meseleyi Cemal’e sorması gerektiğini ifade ettim. Bush’un davetiyeyi Cemal’e gönderdiğini, bu durumda ne yapılması gerektiğini sordu. Daha sonra bana bir nüshası gönderilen davetiyenin bizzat Bush tarafından kaleme alındığını gördüm. 
Bir süre sonra Başkan Mübarek tekrar aradı ve ne düşündüğümü sordu, ona, şekil ve içerik olarak özel bir davetiye olduğunu, dolayısıyla davete icabet ya da reddin Cemal Mübarek tarafından yapılması gerektiğini söyledim. Eğer daveti kabul eder ve ziyaret gerçekleşecek olursa bunun şahsi bir ziyaret olacağı için büyükelçilikten hiçbir yetkilinin kendisine iştirak etmeyeceğini belirttim. Beni yine arayacağını söyleyerek telefonu kapattı. İki gün sonra Başkan Hüsnü Mübarek yine aradı, Cemal'in Amerika'yı ziyaret edeceğini söyleyerek, kendisiyle ilgilenmemi istedi. Bu görüşme bende, daha çok oğlunun yolculuğuyla ilgili kaygılanmış bir baba izlenimi bıraktı. Kendisine büyükelçilik olarak kamuya mal olmuş şahıslara bir jest olarak sunduğumuz gibi havalimanı otel arası ulaşımda yardımcı olabileceğimizi, resmi bir ziyaret olmadığından diplomatik muamele göremeyeceğini, belki de çoğu yolcu gibi üstünün aranacağını söyledim. Nihayet birkaç gün sonra ziyaret gerçekleşti. Mısır büyükelçiliği olarak ziyarete iştirak etmedik. Öğrendiğim kadarıyla Cemal Mübarek, Başkan George W. Bush ve yardımcısı Dick Cheney ile başa baş bir görüşme yaptı. Öğleden sonra beni aradı ve bir restoranda birlikte yemek yedik, görüşmede neler yaşandığı hakkında soru sormadım. Kendisi, Amerikalıların Mısır’ın geleceği ile ilgili sorular sorduğunu söyledi. Deneyimlerimden çıkarımıma göre Amerikalılar kendisini yakından değerlendirmek için davet etmiştiler. 
Bahsi geçen ziyaretten bir süre sonra, saygın Amerikan düşünce kuruluşları içinde artık Cemal Mübarek’ten halef olarak pek söz edilmediğini gözlemledim. Kişisel görüşüm, Amerikalılar ilk başlarda Cemal Mübarek’i, serbest piyasa savunucusu liberal bir sivil figür olarak gördükleri için desteklemeyi düşünmüş, ancak görüşmelerden sonra Ortadoğu gibi çalkantılı bir ortamda Mısır gibi karmaşık bir ülkeyi yönetemeyeceği ve Amerikan çıkarlarını savunmada yetersiz kalacağı yönünde kanaat geliştirmiştiler. Nitekim ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları, liberal değerler uğruna riske atılmaktan daha önemlidir. 

İhvan’ın yıldızı ABD’de parladı
Amerikalılar, Hüsnü Mübarek’in halefinin, İhvan kadrolarından birinin olabileceğini son olasılık olarak düşünmekteydi. Bush başkanlığındaki ABD yönetimi ve sonrasında Barack Obama, Ortadoğu'daki siyaset sahnesinin vazgeçilmez bir bileşeni olarak siyasal İslam fikrine açık hale gelmişti. Yeni Muhafazakarlar (NeoCon’lar) dışında Amerika’nın karar vericileri İslamcıları desteklemeseler dahi kabul edilebilir olarak görmekteydi. Bu süreçte Amerikan araştırma merkezlerinde İhvan üyelerinin daha sık görüldüğünü söyleyebilirim. Özellikle Katar’da gerçekleşen panellerde daha fazla İhvan üyesi sahne almaktaydı. 
ABD'nin Kahire Büyükelçiliği, Müslüman Kardeşler ile sürekli bir temas halindeydi.  Ancak bu temas Mübarek döneminde daha çok istihbaratçılar aracılığıyla gerçekleşmekteydi. 2000 yılında İhvan üyesi adayların Mısır parlamento seçimlerine katılmasının önü açıldıktan sonra bu görüşmeler diplomatlar aracılığıyla olmaya başladı. Artık İhvan üyeleri büyükelçilikteki resepsiyonlara davet edilmekteydi, Mübarek yönetiminin bu durumdan rahatsız olduğu ve Amerikalılara bu rahatsızlığını bildirdiğini söyleyebilirim. İhvan’a yönelik artan ilgi, Mısır yönetiminin bir komploya maruz kaldıkları yönünde hassasiyet geliştirmesine neden oldu. Hüsnü Mübarek Amerikalıların niyetlerinden şüphe etmeye başlamış ve bu durum onun için öfke kaynağı olmuştu. Özellikle George W. Bush’un, Mısır’da reform çağrıları yapması ve bazı bölge ülkelerindeki rejimleri değiştirme girişimleri Mısır yönetimini tedirgin etmekteydi. Washington'daki büyükelçi olarak geçirdiğim son yıllarda, üst düzey Mısırlı yetkililer Washington ziyaretlerinde Amerikalılara doğrudan İhvan ile olan ilişkilerine dair sorular yöneltiyordu.  Bush, Mayıs 2005'te Başbakan Ahmed Nazif'i Oval Ofis'te kabul ettiğinde, Nazif, ABD Başkanı'na Müslüman Kardeşler ile ne tür bir ilişkileri olduğunu sordu. ABD’li yetkililer Müslüman Kardeşler ile yakınlaştıklarını inkâr ettiler ancak bu Mısırlıların için ikna edici olmadı. 
Bu tarihten itibaren, İhvan dosyası Amerika'yı ziyaret eden her Mısırlı yetkilinin gündeminde olmaya devam edecekti. Kahire’ye gönderdiğim telgraflarda Amerikalıların Müslüman Kardeşlerle temas halinde olduğunu bildirmekteydim. 1979'da İran'da Şah yönetiminin ani devrilişinden sonra, Amerika dost ve müttefik ülkelerde dahi karşıt gruplarla iletişim halinde olma politikası izlemeye başladı. Başbakan Nazif'in 2005 yılında Washington'a yaptığı ziyaretten kısa bir süre sonra Mübarek, ABD’nin İhvan ile ilişkisini görüşmek üzere ABD'yi ziyaret eden Mısırlı yetkililerle üst düzey bir toplantı yaptı. Mübarek, ABD'li yetkililerin, İhvan ile iletişim kurmadıkları yönündeki beyanları ile çelişen gizli temaslarından oldukça rahatsızdı.
Hüsnü Mübarek iktidardan ayrılmadan önce, Başkan W. Bush’un Mısır devletine yönelik tutumuna dair genel okumam; Amerikalıların her zaman olduğu gibi katıksız pragmatist oldukları yönündedir. 
Yaşı yetmişi aşmış olan Mübarek’in yerine birinin gelmesinin zorunlu olduğunu düşünüyorlardı. Mübarek sonrasına hazırlandıkları için bu görevi devralabilecek tüm potansiyel adayları inceliyordular. Yeni başkanın demokrat olup olmaması umurlarında değildi, önemli olan çıkarlarını savunup savunmayacağıydı. Bu nedenle onlar için Ömer Süleyman, Amr Musa ve Cemal Mübarek’e nazaran daha tercih edilebilir bir şahsiyetti. 
Ordu ya da güvenlik geçmişi olan uygun bir aday bulunmaması durumunda, Müslüman Kardeşlerin yönetime gelme şansı olabilirdi. Zira geniş halk tabanı sayesinde seçimler sonucu iktidara gelebilmeleri muhtemeldi. Bu sebeple Başkan Clinton ve Bush, Müslüman Kardeşler’i temkinli bir şekilde takip etmekteydi. 

Muhalefet Mursi’ye karşı nasıl birleşti? -2



Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
TT

Sudan’ın Darfur bölgesinde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişi hayatını kaybetti

Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)
Sudanlı bir kadın, 23 Eylül’de Hartum’da dağıtılmak üzere yemek hazırlıyor (AP)

Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı bir kampın yerel yetkilisi, son dönemde açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Yetkili, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü bölgede insani koşulların giderek kötüleştiğine dikkat çekerek, yüz binlerce yerinden edilmiş kişinin hayatının kurtarılması için insani yardım kuruluşlarına acil müdahale çağrısında bulundu.

Yerel yetkili Muhammed Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kuzey Darfur eyaletindeki Tavila yerinden edilmiş kişiler kampında yaşayan çok sayıda ailenin hayatta kalmalarını sağlayacak asgari miktarda gıdaya dahi ulaşamadığını belirtti. Yakub, bu koşulların kampta 500’den fazla kişinin ölümüne yol açtığını söyledi.

Darfur’daki Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Kampları Genel Koordinasyonu, haftanın başında Tavila kampına yüzlerce kişinin daha geldiğini duyurdu. Kampa, toplam 8 bin 390 kişiden oluşan bin 726 aile kabul edilirken gıda, su ve barınma malzemelerinde ciddi eksiklik yaşandığı bildirildi.

Birleşmiş Milletler ve yerel kaynakların tahminlerine göre, Nisan 2023’ten bu yana devam eden savaş nedeniyle şu anda Darfur’daki kamplarda 3 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi yaşıyor.

Kuzey Darfur’un başkenti Faşir’in 60 kilometre uzağında bulunan Tavila kampına yönelik göç dalgaları sürüyor. Bu durum, bölgede faaliyet gösteren uluslararası ve yerel kuruluşların sağladığı insani yardımlar üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.

Acil yardım ihtiyacı

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son günlerde Darfur’daki Şinkili Tobay, Kutum ve Kuma bölgelerinde bulunan kamplara yaklaşık 16 bin yerinden edilmiş kişinin ulaştığını belirtti. Uluslararası finansman eksikliği nedeniyle gıda, içme suyu ve sağlık hizmetlerinin tedarik zincirlerinde aksaklıklar yaşandığını kaydetti.

dfrgthy
Sudanlı vatandaşlar, 23 Eylül’de bir yardım mutfağının önünde gıda yardımı alabilmek için sıra beklerken. (Fotoğraf: AP)

Birleşmiş Milletlere bağlı insani yardım kuruluşlarının yayımladığı son rapora göre Sudan’da 34 milyon kişinin acil insani yardıma ihtiyacı bulunuyor. Ayrıca Darfur ve Kurdufan bölgelerindeki 20 noktada kıtlık tehlikesinin baş göstermesinden endişe ediliyor.

Yakub, Tavila bölgesinde hizmet veren tek hastanede doktor ve ilaç eksikliği nedeniyle hamile kadınlar ve çocuklar arasındaki ölüm oranlarının “her gün korkutucu biçimde arttığını” söyledi. Sağlık alanında faaliyet gösteren kuruluşlara çağrıda bulunan Yakub, yerinden edilmiş kişilere mevcut tıbbi imkânlar çerçevesinde derhal yardım ulaştırılmasını istedi.

Yerel yetkili, çocuklar arasında yetersiz beslenmeye bağlı hastalıkların yaygınlaştığını, sıtma, dang humması ve kronik hastalıkların da giderek arttığını bildirdi. Bu durumun kadınlar, erkekler ve özellikle yaşlılar arasındaki ölüm oranlarının yükselmesine ilişkin endişeleri artırdığına dikkat çekti.

Yakub ayrıca sağlık şartlarının kötüleşmesi, içme suyuna erişimin kısıtlanması ve hayati öneme sahip ilaçların bulunamaması nedeniyle bulaşıcı hastalıkların ve salgınların yayılabileceği uyarısında bulundu.

Kıtlık tehlikesi büyüyor

Yakub, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, Darfur’daki barınma kamplarına ulaşmaya çalışan yüzlerce yerinden edilmiş kişinin yollarda açlık ve susuzluk nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Yakub, “İnsani yardımların ciddi ölçüde yetersiz kalması ve kıtlık belirtilerinin Darfur’daki yaşam koşullarını etkilemeye başlaması, savaşın sürmesi ve insani yardım faaliyetlerine verilen desteğin azalmasıyla birlikte milyonlarca yerinden edilmiş kişinin hayatını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Darfur’daki insani durumu izleyen Yerinden Edilmiş Kişiler ve Mülteciler Koordinasyonu da yakın tarihli bir raporunda, kamplardaki koşulların son derece kötü olduğunu belirterek acil yardım ve hızlı uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Raporda, gıda, temel yaşam malzemeleri ve sağlık hizmetlerindeki eksikliklerin en savunmasız kesimleri giderek daha büyük insani risklerle karşı karşıya bıraktığı, bölgede yaşanan insani felaket nedeniyle ölü sayısının artabileceği uyarısı yapıldı.


Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
TT

Kahire’de Filistinli gruplar arasında dar kapsamlı diyalog: Hedef kapsamlı toplantı

İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)
İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Ümmü’l-Hayr köyünde ailenin yaşadığı odayı yıkmasının ardından Filistinli bir çocuk, ailesine ait eşyaların arasında oturuyor (Çarşamba, AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de bir haftadan kısa süre içinde ikinci kez yeni bir Filistinli siyasi hareketlilik yaşanıyor. Girişim, Filistin seçimlerinin gelecek kasım ayı yerine Eylül 2027’ye ertelenmesinin ardından kapsamlı bir diyalog sürecinin başlatılmasını ve önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alınmasını amaçlıyor.

Filistinli kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre dört Filistinli grup, Kahire’de ikili ve toplu görüşmelerden oluşan bir dizi toplantıyla dar kapsamlı ulusal diyalog başlatacak. Görüşmeler, Fetih Hareketi’nin de katılacağı, hatta Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da yer alabileceği geniş katılımlı bir ulusal diyalog toplantısına hazırlık niteliği taşıyor.

Dört grup arasında Fetih, Hamas, İslami Cihad ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) bulunuyor. Gruplar, katılımcıların ve gündemin belirlenmesi amacıyla hem ikili hem de ortak görüşmeler gerçekleştirecek.

Fetih, Dahlan kanadının katılımına karşı çıkıyor

Şarku’l Avsat’a ayrı ayrı açıklamalarda bulunan üç Filistinli kaynağa göre Fetih Hareketi, Muhammed Dahlan’ın liderliğindeki ve hareketten ayrılan Demokratik Reformcu Akım’ın görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Fetih ayrıca 2000 yılı sonunda başlayan İkinci Aksa İntifadası sırasında kurulan Direniş Komiteleri, Mücahitler Hareketi ve Ahrar Hareketi gibi grupların yanı sıra İran, Hizbullah ve Hamas’tan finansman aldığı belirtilen diğer küçük örgütlerin de sürece dahil edilmesini istemiyor.

Kaynaklar, buna karşılık Fetih’in, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı bütün grupların görüşmelere katılmasında ısrar ettiğini belirtti. Bu kapsamda, fiilî halk desteği veya etkin siyasi rolü artık bulunmayan Saika, Filistin Demokratik Birliği (FIDA), Filistin Halk Mücadele Cephesi ve Filistin Kurtuluş Cephesi gibi örgütlerin de katılımı savunuluyor.

cdfvgbhnj
23 Nisan 2025’te Ramallah’ta başlayan Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısı (AP)

Kaynaklardan biri, görüşmelerde FKÖ’nün yapısı ve Filistin iç siyasetinin bütünlüğünün yanı sıra Filistin Ulusal Konseyi ve diğer dosyaların da ele alınacağını doğruladı.

Görüşmelere katılan gruplardan birinin üçüncü kaynağı ise anlaşmazlık konusu olan bütün meselelerin toplantılarda çözüme kavuşturulmasının hedeflendiğini belirtti. Görüşmelerin iki gün sürmesinin, ihtiyaç duyulması halinde ise daha uzun bir süreye uzatılmasının beklendiğini kaydeden kaynak, bölünmüşlüğün tamamen sona erdirilmesi, Ulusal Konsey’in oluşturulması için açık mekanizmaların belirlenmesi ve Devlet Başkanı Abbas’ın doğrudan davetiyle kapsamlı ulusal diyalog toplantısının resmî tarihinin kararlaştırılmasının gündemde olduğunu söyledi.

Kapsamlı ulusal diyalog kararı alınması halinde FKÖ’ye katılım koşulları ve örgütün yeniden yapılandırılması, Ulusal Konsey’in durumu ile parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri gibi birçok konunun ele alınacağı belirtildi.

Kahire’de bulunan ve Filistinli gruplara yakın bir başka kaynak da çarşamba günü Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçimlerin ertelenmesinin ardından bu kez Mısır’ın arabuluculuğuna ve uzlaşı çabalarına yönelik beklentilerin yüksek olduğunu söyledi. Kaynak, Kahire’nin Filistinliler arasındaki ayrılıkları gidermek, kapsamlı ulusal uzlaşıyı sağlamak ve zorluklara rağmen yakın zamanda geniş katılımlı bir diyalog başlatmak için yürüttüğü girişimlere dikkat çekti.

Filistinli gruplar arasında devam eden istişarelerin, siyasi tablonun ve Filistin’deki siyasi durumun nasıl yönetileceği üzerinde yoğunlaştığını belirten kaynak, temel anlaşmazlığın planlanan diyalogun niteliğine ilişkin olduğunu ifade etti. Buna göre taraflar, sürecin FKÖ için geçici bir liderlik çerçevesinin oluşturulmasına ve önceki anlaşmalar doğrultusunda ulusal birlik hükümeti kurulmasına mı yol açacağı, yoksa geçmişteki örneklerde olduğu gibi bağlayıcı sonuçlar üretmeyen geleneksel görüşmelerle mi sınırlı kalacağı konusunda uzlaşmaya çalışıyor. Bu soruların önümüzdeki saatlerde netleşmesi bekleniyor.

Siyasi sistemin yeniden inşası

Fetih Hareketi Sözcüsü Abdülfettah Devle de çarşamba günü Kahire’de bulunan bazı gruplarla yapılan görüşmelerin, önceki istişarelerde başlatılan çabaların sürdürülmesini ve Mısırlı yetkililer ile Filistinli grupların temsilcileri arasında oluşan olumlu atmosferin geliştirilmesini amaçladığını belirtti.

Devle, bu görüşmelerin kapsamlı bir ulusal diyalogun başlatılması için gerekli koşulların hazırlanmasına katkı sağlayacağını ve ortak ulusal çalışma açısından yeni bir dönemin temelini oluşturacağını söyledi.

Diyaloğun başarısı için en önemli güvencenin bütün taraflarda gerçek bir siyasi iradenin bulunması ve anlaşmazlıkları yönetmek yerine çözmeye, karşılıklı tutum açıklamalarından ise uygulanabilir ulusal mutabakatlara geçmeye hazır olunması olduğunu vurguladı.

Devle, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bunun yanı sıra belirli uygulama mekanizmalarına, üzerinde uzlaşılmış takvimlere ve varılan anlaşmaların somut adımlara dönüştürülmesini sağlayacak izleme komitelerine ihtiyacımız var. Bu adımlar Gazze Şeridi’nin yönetimini, kurumların birleştirilmesini ve siyasi sistemin demokratik ve katılımcı temeller üzerinde yeniden inşasını kapsıyor. Ayrıca seçimlerin adil ve kapsayıcı yapılmasını güvence altına alan koşullar oluştuğunda seçimler yoluyla siyasi meşruiyetin yenilenmesi gerekiyor.”

afgthy
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Nisan 2025’te Ramallah’ta düzenlenen Filistin Kurtuluş Örgütü Merkez Konseyi’nin 32. dönem toplantısında (AP)

Kahire’nin mevcut rolüne de değinen Fetih Sözcüsü, Mısır’ın diyalog için uygun ortamın oluşturulmasına, tarafların görüşlerinin birbirine yaklaştırılmasına ve Filistinli grupların anlaşmazlıkları tartışmaktan ortak bir ulusal vizyon üzerinde uzlaşmaya geçmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Mısır, Filistin halkının yaşadığı sıkıntıların sona erdirilmesi için üstlendiği rolü sürdürme konusundaki kararlılığını koruyor. Mısır Dışişleri Bakanlığının çarşamba günü Şarm eş-Şeyh Barış Zirvesi’nin birinci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada da bu tutum vurgulandı.

Açıklamada, barış planının uygulanmasının sürdürülmesi, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, yeniden imar çalışmalarının başlatılması ve İsrail’in çekilme sürecinin tamamlanması yönündeki çabaların devam edeceği belirtildi.


Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
TT

Taiz, Husi saldırıları ve kuşatmaya karşı hükümetin ve insani yardım kuruluşlarının seferberliğiyle mücadele ediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz’de bir grup kişi, kamyondan buğday unu indiriyor (Reuters)

Yemen’in güneybatısındaki Taiz kentinde askeri çatışmaların ve Husilerin uyguladığı kuşatmanın etkileri, yaşam koşulları ve temel hizmetleri de kapsayacak şekilde genişliyor. İnsani ihtiyaçların daha da ağırlaşabileceği yönündeki uyarılar yinelenirken, evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasında yaşanan aksaklıklar da sürüyor. Bu süreçte hükümet ve yerel yönetim, Yemen Şafağı operasyonu devam ederken piyasaların istikrarını korumak ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini sağlamak için harekete geçiyor.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, insani yardım kuruluşları ile uluslararası ve yerel kuruluşlara halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere müdahalelerini yoğunlaştırma çağrısında bulundu. Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi ise kente yönelik gaz sevkiyatının engellenmesinin sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Yerel yönetimin değerlendirmesine göre yıllardır savaş, kuşatma ve hizmetlerdeki gerilemeyle mücadele eden vilayette temel ihtiyaçların halk üzerinde baskı aracı olarak kullanılmasının yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdığı belirtildi.

gh
Husilerin kentin içine doğru ilerlemek için baskıyı artırdığı Taiz’in batı girişi (Facebook)

Yemen Gaz Şirketinin Taiz ofisi, Husilerin evlerde kullanılan tüp gazın kente ulaştırılmasını engellemesini kınayarak bunun zor ekonomik ve insani koşullar altında yaşayan aileler üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Ofis, yayımladığı açıklamada gazın halkın temel ihtiyaçları arasında yer aldığını vurgulayarak düzenli ve güvenli sevkiyatın önündeki kısıtlamaların ve engellerin kaldırılmasını istedi. İnsan hakları ve insani yardım kuruluşları ile ilgili kurumlara da krizin sona erdirilmesi ve gaz başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinin kesintisiz ulaştırılmasının güvence altına alınması için müdahale ve baskı çağrısı yaptı.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, halkın yaşadığı sıkıntıları hafifletmek ve giderek artan insani ihtiyaçları karşılamak amacıyla uluslararası ve bölgesel kuruluşlara, yerel ve yabancı dernek ve vakıflara ve özel sektördeki iş ortaklarına acil çağrıda bulundu.

Bakanlık, insani durumun hızla kötüleştiğini ve özellikle en savunmasız kesimlerin temel ihtiyaçlarının giderek arttığını belirtti. Açıklamada, kentin Husiler tarafından kuşatma altında tutulduğu ifade edildi.

Bakanlık, gıda, barınma, sağlık, su ve temel ihtiyaç yardımlarının sağlanmasını, sosyal koruma programlarının yoğunlaştırılmasını istedi. Çocuklara, kadınlara, yaşlılara, engellilere ve yoksulluk ile çatışmalardan en ağır şekilde etkilenen ailelere öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, dağıtımda mükerrerliğin önlenmesi ve mevcut kaynakların acil ihtiyaçların karşılanmasında etkili biçimde kullanılması için yardım kuruluşları, hükümet kurumları, yerel yönetimler ve özel sektör arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hükümet ekonomik önlemler için harekete geçti

Yemen’in geçici başkenti Aden’de Başbakan Şayi Muhsin ez-Zindani, Yemen Şafağı operasyonundaki hızlı gelişmelerin ekonomik cepheyi korumak, temel ihtiyaç maddelerinin tedarikini güvence altına almak, ticari faaliyetlerin devamlılığını sağlamak ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için çabaların birleştirilmesini gerektirdiğini söyledi.

Genel Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Başkan Yardımcısı ve Aden Ticaret Odası Başkanı Ebu Bekir Baabid başkanlığındaki özel sektör temsilcileriyle bir araya gelen Zindani, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi sorumluluğunun halkın geçim koşullarının korunması ve piyasaların istikrarının sağlanmasından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

dıukş
Yemen Başbakanı Şai ez-Zendani, geçici başkent Aden’de düzenlenen toplantıdan bir kare

Hükümetin, devlet kurumlarını yeniden tesis etme çabalarına destek verirken ekonomik, hizmet ve geçim alanlarındaki yükümlülüklerini de yerine getirmeye çalıştığını kaydeden Zindani, gıda, ilaç ve yakıtın makul fiyatlarla temin edilmesinin önemini vurguladı. Çatışma koşullarının fırsata çevrilerek stokçuluk yapılmaması ve fiyatların artırılmaması gerektiğini söyledi.

Başbakan, özel sektöre ticari faaliyetlerin sürekliliğini koruma, piyasaların istikrarına katkıda bulunma ve ticari işlemler ile fiyatlandırmada şeffaflık ilkesine bağlı kalma çağrısında bulundu. Vatandaşların üzerindeki yükü artırabilecek uygulamalara karşı uyarıda bulundu.

Zindani, diğer yandan askeri ve güvenlik alanındaki gelişmelerin ticari faaliyetler üzerinde yarattığı baskının boyutunu kabul etti. Bu gelişmelerin taşımacılık, tedarik ve ithalat maliyetleri açısından çeşitli zorluklara yol açtığını belirten Zindani, özel sektör temsilcileriyle iletişimi sürdürme ve karşılaşılan sorunları çözmek üzere ilgili bakanlıklar ve kurumlarla birlikte çalışma taahhüdünü yineledi.

Özel sektör temsilcileri de ticari faaliyetlerin karşı karşıya olduğu zorlukları ve tedarik süreçlerini kolaylaştırmaya, hükümetle iş birliğini geliştirmeye yönelik önerilerini paylaştı. Üretim ve ticaret sektörlerinin üzerindeki yükün hafifletilmesi, vatandaşların çıkarlarının ve ulusal ekonominin korunması için istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Temel hizmetler baskı altında

Yerel düzeyde Taiz Valisi Nebil Şemşan, yerel yönetim yetkilileri, icra birimlerinin yöneticileri ve ilçe müdürleriyle geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek askeri, hizmet ve insani alanlardaki son gelişmeleri ele aldı. Şemşan, vilayet halkının direnişinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme mücadelesinin temel dayanaklarından biri olduğunu söyledi.

Silahlı Kuvvetler ile halk direniş güçlerinin fedakârlıklarına dikkat çeken Şemşan, yıllardır süren savaş, kuşatma, kötüleşen yaşam koşulları ve temel hizmetlerdeki gerilemenin halkın çektiği sıkıntıları artırdığını belirtti. Şemşan, açıklamasına göre yerleşim bölgelerine yönelik saldırıların da sürdüğünü ifade etti.

Vali, kurumsal performansın ve iş disiplininin artırılması, icra birimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi ve görevlerini ihmal edenlerin kanun çerçevesinde hesap vermesi talimatını verdi. Su, sağlık, temizlik, eğitim, elektrik ve yol hizmetlerine öncelik verilmesini istedi.

cdghjuk
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinde yerel yönetim yetkililerinin katıldığı toplantıdan bir kare

Şemşan ayrıca piyasalardaki denetimlerin sıkılaştırılması, stokçuluğun ve fiyat manipülasyonunun önlenmesi, bombardımanın yol açtığı hasarın tespit edilmesi, yaralıların yanı sıra hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve sivil mağdurların durumlarının takip edilmesi çağrısında bulundu. Mevcut yardımların ihtiyaç sahiplerine adil ve şeffaf biçimde ulaştırılmasının önemini vurguladı.

İhlallerin belgelenmesi, zarar görenlerin durumlarının takip edilmesi ve yaşadıkları sıkıntıların ilgili kurumlar ile insani yardım ve insan hakları kuruluşlarına aktarılması gerektiğini belirten Şemşan, devlet kurumlarının sahadaki varlığının güçlendirilmesi ve vatandaşların şikâyetlerinin dinlenmesi çağrısı da yaptı.

Vali Yardımcısı Reşad el-Akheli ise sahadaki denetimlerin ve tüccarlara yönelik kontrollerin sürdüğünü belirterek temel ihtiyaç maddelerinin tedarikinde mevcut durumun istikrarlı olduğunu ve yeterli miktarda un bulunduğunu söyledi. Akheli, petrol ürünleri ve temel ihtiyaç maddelerinin teminini güvence altına almak için ilgili kurumlarla temasların devam ettiğini kaydetti.

Sağlık İşlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı İlan Abdülhak da kuşatma ve ağır vakaların artması nedeniyle hastanelere destek sağlanması, tıbbi solüsyonlar, diyaliz solüsyonları ve gerekli ilaçların temin edilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.