Hükümet harcamalarının artması Libya ekonomisini zorluyor

Libya Merkez Bankası Dibeybe hükümetinin 18 milyar dolar harcadığını teyit etti ve ekonomistler hükümetin kemerleri sıkması gerektiğini söyledi.

Dibeybe hükümeti kendisine tahsis edilen 18 milyar dolar tutarındaki bütçenin tamamını harcadı (Reuters)
Dibeybe hükümeti kendisine tahsis edilen 18 milyar dolar tutarındaki bütçenin tamamını harcadı (Reuters)
TT

Hükümet harcamalarının artması Libya ekonomisini zorluyor

Dibeybe hükümeti kendisine tahsis edilen 18 milyar dolar tutarındaki bütçenin tamamını harcadı (Reuters)
Dibeybe hükümeti kendisine tahsis edilen 18 milyar dolar tutarındaki bütçenin tamamını harcadı (Reuters)

Zayed Hediyye
Libya Merkez Bankası'nın geçen yıl boyunca devletin hazinesine giren gelirlerin boyutuna karşılık devlet harcamalarının hacmine ilişkin yayınladığı yıllık rapor, siyasi ve güvenlik gerilimlerine bağlı olarak geçtiğimiz yıllarda ciddi krizler yaşayan ülke ekonomisi hakkında yeni endişelere yol açtı. Genel seçimlerin ertelenmesiyle siyasi ve güvenlik gerilimlerinin devam etmesi bekleniyor ve siyasi krizin en azından bu yılın ortasına kadar devam edeceğine dair işaretler mevcut.
Ekonomi analistleri, geçtiğimiz aylarda partizan veya siyasi talepler nedeniyle petrol yataklarını kapatma hadisesinin tekrar gündeme gelmesiyle birlikte petrol ithalatının kesintisiz bir dalgalanmaya tanık olduğu bir dönemde, özellikle ülkenin mali stoğu hükümet harcamalarını karşılamak için döviz rezervlerinin bir kısmını geri çekmek zorunda kalmışken, Merkez Bankası’nın raporunun ortaya koyduğu hükümet harcamalarındaki büyük artışın ülke ekonomisi ve mali stok üzerindeki etkilerine dair uyarıda bulundular.

Döviz açığı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Libya Merkez Bankası yıllık mali raporunda, 2021 yılının döviz kullanımlarından kaynaklanan mali açığı nakit rezervlerden 1 milyar 600 milyon dolar kesinti yaparak kapattığını belirtti.
Söz konusu raporda Merkez Bankası, geçen yılki hükümet harcamalarının hacminin 24,5 milyar dolar olduğunu ve harcamaların ticari bankaların ihtiyaçlarını döviz ve vesikalı kredi satımı ile beslemek ve toplamda 17,18 milyar dolara ulaşan ilaç transferleri ile yurtdışı eğitimleri arasında değiştiğini açıkladı. Ayrıca Maliye Bakanlığı aracılığı ile yapılan devlet harcamasının 5,8 milyar dolar olduğunu kaydetti.
Merkez Bankası petrol satışından elde edilen gelirden bankaya havale edilen döviz hacminin 22,9 milyar dolar olduğunu ve bunun kendisini harcama açığını kapatmak için rezervlere başvurmak zorunda bıraktığını belirtti. Merkez Bankası geçen yıl müşterilerin ticari bankalardan nakit çekim hacminin 35 milyar dinara (yaklaşık 7,25 milyar dolar) ulaştığını, bankalar tarafından Libya Merkez Bankası'nın ihracattan sorumlu bölümlerine tedarik edilen miktarın ise 9 milyar dinar (1,8 milyar dolar) olduğunu bildirdi.
Raporda genel işlem hacminin 6,3 milyar dinar (1,3 milyar dolar) azaldığı ve banka şubelerinin kasalarında 2,7 milyar dinar (yarım milyar dolar) likidite ayırdığı ortaya konuldu. Merkez Bankası bunu geçen yıl likidite sağlamaya ilişkin planı için bir başarı olarak görüyor.

En büyük bütçe
Merkez Bankası Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti'nin (UBH) kendisine tahsis edilen 86 milyar Libya dinarı (18 milyar dolar) değerindeki tüm bütçeyi harcadığını belirtti. Bu, ülke tarihine bir hükümetin yaptığı en büyük harcama olarak geçti.
UBH tarafından yayınlanan resmi verilere göre geçen yılki harcama oranlarında, ülkenin 2012 yılında kaydettiği en yüksek harcama seviyesine kıyasla Abdulhamid ed-Dibeybe hükümetinin geçen yıl mart ayında göreve başladığı tarihten aralık ayına kadar yüzde 79'luk bir artış kaydedildi.
Hükümet tarafından yayınlanan veriler, 2012'de 68,5 milyar dinar (14 milyar dolar) hacmindeki harcamaya kıyasla 2021 yılı harcamalarının 86 milyar dinara çıktığını ortaya koyuyor.
Dibeybe hükümetinin harcama oranları, Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve geçici hükümetler döneminde 38,5 milyar dinar (8 milyar dolar) harcama yapıldığı kaydedilen 2020 yılına oranla yüzde 103’lük bir artış gösterdi.

Hükümete yönelik geniş çaplı eleştiriler
Ülkenin mali ve ekonomik durumuna uygun olmadığı söylenen devlet harcamaları hacminde önemli bir artış olduğunu gösteren Merkez Bankası raporunda yer alan ayrıntılar, ekonomi ile ilgili ciddi endişelere yol açtı. Bazı analistler, hükümetin harcamaları genişletmek yerine minimuma indirecek bir kemer sıkma politikasıyla ülkenin mali ve ekonomik durumuyla ilgilenmesi gerektiğini savundu.
Bingazi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden Profesör Atiyye el-Fayturi hükümet harcamaları hacmindeki bu denli artışın “bir gerekçesinin olamayacağını ve bundan istenseydi kaçınılabileceğini” söyledi. Fayturi “2020 ile 2021'de yapılan harcamalar arasında bir kıyaslama yapıldığında geçen yılın harcamalarının bir önceki yılın bütçesinin iki katından fazla olduğu anlaşıldı. Döviz kurunun değişmesinin ve devlet sektöründeki bazı çalışan grupların maaşlarının artırılmasının tesirini göz önünde bulundursak bile bu, harcamaların bu seviyeye çıkmasını etkilemez” ifadelerini kullandı.
Fayturi açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Raporun üçüncü bölümü yani Kalkınma Bölümü'ndeki harcama ayrıntıları, çeşitli projelere 17,4 milyar dinar (yaklaşık 3 milyar dolar) harcandığına işaret ediyor. Peki soru şu: Bunca paranın harcandığı bu projeler nerede? Bu kadar harcama yapılmasına rağmen tamamlanma aşamasındalar mı? Merkez Bankası, net ve öngörülü bir politika izlemesinden ötürü değil, petrol fiyatlarındaki artıştan dolayı devlet harcamalarındaki artışın yol açtığı zarardan kaçındı. Merkez Bankası'ndan yayınlanan raporda, ödemelerin dengesi stabilken genel bütçenin fazla verdiği veya petrol şirketlerinin borçlarının tahsil edilmesi durumunda fazla verebileceği anlaşılıyor. Tüm bunlar geçen yıl boyunca petrol fiyatlarının yükselmesinden ötürü oldu. Geçen yıl petrol fiyatları 72 ila 85 dolar arasında değişirken 2020 yılı boyunca fiyatlar bazen varil başına 30 doların altına düştü. Peki bir varil petrolün fiyatı 50 doların altına düşerse Libya'nın akıbeti ne olacak? Hükümetin ve Merkez Bankası’nın bu soruya cevap vermesini bekliyoruz.”

Beklenen zorluklar
Bu bağlamda ekonomistler, yeni yılda beklenen hükümet harcamaları hacminin daha da artmasının etkilerine ilişkin uyarılar yapıyorlar. Özellikle Libya devletinin gelir hacminin yüzde 90’ından fazlasını oluşturan petrol fiyatlarında yeni bir düşüşe tanık olunması durumunda, beklenen bu artış ülkeyi iflasın eşiğine getirebilir.
Ekonomi analisti Abdulhamid el-Fadil konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Harcama hacminin 70 ila 75 milyar dinarı geçmeyeceği varsayılıyordu. Ancak harcama hacminin büyük olduğunu fark ettik. Bunun, yakın zamanda onaylanan maaş artışlarının bir sonucu olarak 2022'de 50 ila 55 milyar dinara ulaşması beklenen maaşlar ve geçen sene 17 milyar dinarı aşan kalkınma artışı gibi bazı konulardaki harcamalarda beklenen artışla birlikte birtakım olumsuz yansımaları olabilir. Yerel ve uluslararası raporlara göre geçici bir hükümet olmasına ve yolsuzluğun kol gezdiği bir ülke olmasına bakıldığında kalkınma için harcanan bu rakam çok fazla. Bu yüzden benzer koşullar ışığında bu miktarın kalkınmaya tahsis edilmesini büyük bir risk olarak görüyorum.”
Fadil açıklamasının devamında “Gelecek yılın bütçesi yaklaşık 100 milyar Libya dinarı (20,8 milyar dolar) hacminde. Tehlike geçtiğimiz yıllarda şahit olduğumuz gibi harcama hacmindeki artışın para arzında bir artışa yol açacak olmasında yatıyor. Bu durumda Merkez Bankası döviz kurunda yeni düzenlemeler yaparak dinarın değerini artırmak zorunda kalacak. Böylece geçen yıl olduğu gibi bu hamleleri kapsamlı bir ekonomik karışıklık izleyecek” ifadelerini kullandı.



İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
TT

İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)

28 Şubat 2026’da bölge yeni bir tarihsel döneme girdi. ABD ve İsrail İran’a karşı açık savaş ilan ederken, ilk saldırı birçok açıdan sıra dışıydı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yanı sıra onlarca üst düzey askeri komutan da öldürüldü.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinden itibaren ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda Hamaney’in öldürülmesi dikkat çekerken, ikinci haftasına giren çatışmalar şu soruyu gündeme getirdi:
İran’ın müttefikleri Lübnan ve Irak’taki gruplar çatışmaya katılmışken, Husiler neden hâlâ tereddüt ediyor?

Bölge eşi görülmemiş bir gerilim yaşıyor. İran’dan İsrail’e ve bazı Körfez ülkelerine doğru füzeler fırlatılırken, ABD ve İsrail de bir haftadır İran’a yoğun saldırılar düzenliyor. Çatışmanın daha da uzaması ve genişlemesi bekleniyor.

Bu gelişmelere rağmen İran’ın en güçlü bölgesel müttefiklerinden biri olan ve Batı ile İsrail çıkarlarına ciddi zarar verme kapasitesine sahip bulunan Yemen’deki Husi hareketinin henüz aktif olarak savaşa katılmaması dikkat çekiyor. Lübnan’daki Hizbullah ve İran yanlısı bazı Iraklı milisler çatışmaya dahil olmuş durumda.

Son iki yıl boyunca İsrail’e ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik hava ve deniz saldırıları düzenleyen Husiler, bu süreçte binin üzerinde insansız hava aracı (İHA) ve füze kullanmıştı. Buna rağmen hareketin lideri Abdulmelik el-Husi, yalnızca Sana’da gösteriler düzenlenmesi çağrısı yaptı, Hamaney’in öldürülmesini kınadı ve “gelişmelere göre ellerimizin tetikte olduğunu” ifade etti.

Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).

Yemen'deki siyasi ve halk çevrelerinde, hatta uluslararası çevrelerde bile Husilerin bu tutumunun niteliği hakkında sorular artarken, başlangıçta Güney Arap Yarımadası'ndaki "İran eli" olarak bilinen grubun bu tavrının nedenlerine ilişkin yorumlar farklılık gösteriyor.

Şok etkisi ve iletişim kanalları

Bazı analistler, Husilerin savaşa girmemiş olmasını taktiksel tercih değil, yönetimsel karmaşa olarak değerlendiriyor.

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, İran yönetiminin ilk saldırıdaki büyük kayıplar nedeniyle ciddi sarsıntı yaşadığını belirterek şöyle diyor:

“Husilerin henüz savaşa girmemesi taktikten ziyade İran’ın komuta yapısında yaşanan şok ve karmaşanın sonucu olabilir. Liderlik kadrosunun ve askeri kapasitenin ilk saatlerde hedef alınması, operasyonel yapıyı ciddi şekilde sarstı.”

Beyl’in değerlendirmesinde göre İran’ın füze saldırıları da bu karmaşanın bir yansıması olarak “dağınık ve kontrolsüz bir operasyonel tepki” görüntüsü veriyor.

Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)

Sana Araştırmalar Merkezi’nden Yemenli araştırmacı Tevfik el-Cend ise sorunun örgütsel boyutu olabileceğini ifade ediyor:

“Husilerin İran’la koordinasyon sağlayan iletişim kanallarının kesilmiş olabileceği ve acil talimat alamamaları ihtimali var.”

Askeri konular uzmanı Adnan el-Cebrani de Husilerin savaşa katılma kararının birçok faktöre bağlı olduğunu belirterek, bu kararın “direniş ekseninin operasyon odasında günlük olarak değerlendirildiğini”söylüyor.

 El-Cebrani'ye göre bu faktörler arasında, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliği konusundaki ısrarı da yer alıyor.

El- Cebrani şöyle devam ediyor: “En açık olan şey, Husilerin şu ana kadarki tutumu ve tereddüdü. Eylemlerindeki belirsizlik onları kontrol ediyor; ne söyleyeceklerini net bir şekilde bilmiyorlar. Bu tökezleme ve kafa karışıklığı, net bir tutum veya net bir gelecek planı olmaksızın Husilerin açıklamalarında bile görülüyordu; bu da henüz tam talimat almadıkları, iletişim ve yönlendirme kanallarının kaybolduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Husiler ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi görünüyorlar.”

Örgüt içi görüş ayrılıkları ve iç baskılar

Riyad’daki Yemen Büyükelçiliği medya danışmanı Salih el-Beydani ise örgüt içinde görüş ayrılıkları olduğunu belirtiyor.

Beydani’ye göre Husiler arasında Kızıldeniz’de saldırıların yeniden başlatılmasını savunan bir kanat var. Hatta saldırıların yeniden başlayacağına dair bir haber sızdırıldı fakat örgüt içindeki başka bir kanat tarafından kısa süre sonra yalanlandı.

Ayrıca bazı bölgesel arabulucuların Husiler’e şimdilik çatışmaya dahil olmamaları yönünde tavsiyeler verdiği de ifade ediliyor.

Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)

Medya ve iletişim alanında çalışan Yemenli araştırmacı Sadık el-Vasabi, Husilerin zamanlamanın kendileri açısından uygun olmadığını düşündüğünü söylüyor.

Vasabi’ye göre:

*Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik durum çok kırılgan

*Son dönemde aldıkları saldırılar askeri kapasitelerini zayıflattı

*İran’dan gelen mali ve askeri destek azaldı

Hayatta kalma hesapları

Tevfik el-Cend, Husilerin tutumunu varlığını sürdürme hesabı olarak değerlendiriyor.

Ona göre Husiler İran’ı savunan bir güç olarak görünmek istemiyor. Çünkü bugüne kadar yürüttükleri propaganda, eylemlerini “Gazze’ye destek” söylemi üzerine kurmuştu.

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Cend ayrıca önemli bir ihtimali de dile getiriyor:

“İran ve Devrim Muhafızları ağır darbe alırsa, Husiler kendilerini direniş ekseninin yeni merkezi olarak görebilir. Yemen dağları bu eksenin yeni üssü hâline gelebilir.”

Bazı değerlendirmelere göre Abdulmelik el-Husi kendisini yeni bir ideolojik lider konumuna taşımaya bile çalışabilir.

Stratejik değerlendirme

Analistlere göre Husiler, gelişmeleri dikkatle izleyerek günlük stratejik değerlendirmeler yapıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin ilk günden itibaren müdahaleye hazır olduğunu savunuyor. Ancak İran’ın tüm baskı araçlarını aynı anda kullanmamak için temkinli davrandığını belirtiyor.

Ona göre Husilerin savaşa katılmasını tetikleyebilecek bazı gelişmeler şunlar olabilir:

*Hizbullah’ın ağır bir darbe alması

*Husilere yönelik önleyici saldırı yapılması

*İran’dan doğrudan talimat verilmesi

Bölgesel güvenlik ve savunma uzmanı İbrahim Celal ise İran’ın “direniş ekseni”ni tam da böyle bir savaş senaryosu için kurduğunu söylüyor.

Celal’e göre Husiler de bu stratejinin bir parçası ve çatışmaya katılmaları da oldukça muhtemel.

Husiler savaşa girecek mi?

Analistlere göre yaşananlar, Husiler için kritik bir dönemeç anlamına geliyor. Örgüt ya İran’la ideolojik bağını güçlendirecek ya da Tahran’dan kısmen uzaklaşarak yeni bir strateji benimseyecek.

 Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Bazı uzmanlar Husilerin sınırlı saldırılar düzenleyerek “eksene bağlılık” mesajı verebileceğini belirtiyor. Bu saldırılar arasında:

*Kızıldeniz’de gemilere saldırılar

*İsrail’e yönelik insansız hava aracı saldırıları

yer alabilir.

Ancak böyle bir adımın ABD ve İsrail’den çok daha sert karşılık getirmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Yemen’in bölgesel bir savaşın parçası hâline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu:

“Hiçbir tarafın Yemen’i daha geniş bir çatışmanın içine sürükleme hakkı yoktur.”

Uzmanlara göre Husiler saldırılara tekrar başlarsa, ABD ve İsrail’in yanıtı bu kez çok daha sert olabilir. Çünkü Washington ve Tel Aviv şu anda İran’la varoluşsal bir savaşın içinde bulunuyor.


İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.


Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail askerlerinin Lübnan-Suriye sınırında bir çıkarma operasyonu girişiminde bulunduğunu ve Hizbullah savaşçılarının onlarla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Ajans, Lübnan Sağlık Bakanlığı'na atıfta bulunarak, İsrail'in Nebi Şit bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 3 kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını belirtti.

Tahran destekli Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak pazartesi günü İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından, İsrail ordusundan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. İsrail, Lübnan'a çok sayıda hava saldırısı düzenlemiş ve kara birlikleri göndermişti.

Bu haberler doğrulanırsa, bu olay, İsrail'in Hizbullah militanı olarak tanımladığı İmad Amhaz'ın Kasım 2024'te kuzeydeki Batroun kentinden kaçırılmasından bu yana İsrail güçlerinin Lübnan'a yaptığı en derin müdahale olacaktır.

Ulusal Haber Ajansı, "İsrail'in çıkarma girişimlerini püskürtmek için Lübnan-Suriye sınırındaki doğu dağlık bölgesinde, Nebi Şit-Ham bölgesinde çatışmalar yaşandığını" bildirdi; bu bölgede Hizbullah önemli bir varlığına sahip.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, “düşman İsrail ordusuna ait dört helikopterin Suriye yönünden gelerek Yahfufa, el-Haribe ve Marabun beldelerinin dağlık üçgen bölgesine bir piyade birliği indirdiğini” tespit ettiklerini belirtti.

Açıklamaya göre İsrail piyade birliği daha sonra Nebi Şit kasabasının doğu mahallesine doğru ilerledi ve mezarlık bölgesine ulaştığında Hizbullah savaşçılarıyla hafif ve orta silahlarla çatışmaya girdi.

Hizbullah, çatışmanın İsrail birliğinin ortaya çıkmasının ardından daha da şiddetlendiğini, İsrail’in birliklerini bölgeden çekebilmek için savaş uçakları ve helikopterlerle yaklaşık 40 hava saldırısı yaparak yoğun bir ateş kuşağı oluşturduğunu bildirdi.

Örgüt ayrı bir açıklamada ise İsrail güçlerinin geri çekilmesi sırasında savaşçılarının roketler fırlattığını belirtti.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise havaya yoğun şekilde ateş açıldığı görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Nebi Şit kenti dün en az 13 İsrail hava saldırısının hedefi oldu. Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda en az 9 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.