Afganistan'daki British Council öğretmenleri Taliban'dan saklanıyor: "Korkuyoruz, depresyondayız"

British Council, Taliban kontrolündeki Afganistan'da mahsur kalan eski çalışanlarının başvurularının değerlendirilmesi için hükümete baskı yaptıklarını belirtti (AFP)
British Council, Taliban kontrolündeki Afganistan'da mahsur kalan eski çalışanlarının başvurularının değerlendirilmesi için hükümete baskı yaptıklarını belirtti (AFP)
TT

Afganistan'daki British Council öğretmenleri Taliban'dan saklanıyor: "Korkuyoruz, depresyondayız"

British Council, Taliban kontrolündeki Afganistan'da mahsur kalan eski çalışanlarının başvurularının değerlendirilmesi için hükümete baskı yaptıklarını belirtti (AFP)
British Council, Taliban kontrolündeki Afganistan'da mahsur kalan eski çalışanlarının başvurularının değerlendirilmesi için hükümete baskı yaptıklarını belirtti (AFP)

Afganistan'da görev yapmış, Birleşik Krallık'ın uluslararası eğitim kuruluşu British Council'a bağlı eski öğretmenler korkuyla Taliban'dan saklandıklarını söyledi.
Eskiden British Council'da çalışan yaklaşık 100'e yakın Afgan'ın hâlâ Birleşik Krallık'a dönmesine izin verilmedi.
Merkezi Birleşik Krallık'ın (BK) başkenti Londra'da bulunan British Council, Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi (Foreign, Commonwealth & Development Office -FCDO) sponsorluğunda Britanya kültürünün tanıtılması, yayılması ve İngilizce eğitimi gibi alanlarda hizmet veren bir kamu iktisadı teşebbüsü.
FCDO, geçen hafta Afgan Yurttaşların Yeniden Yerleştirilmesi Projesi (Afghan Citizens Resettlement Scheme -ACRS) kapsamında 20 bin kişinin BK'ye tahliye edileceğini bildirmiş, öğretmenlerin de bu programa başvuru yapabileceği duyurulmuştu.
Ancak Taliban, ABD birliklerinin ülkeden çekilmesiyle 15 Ağustos'ta başkent Kabil'e girerek Afganistan'ın kontrolünü ele geçirdiğinden beri Helmend vilayetindeki öğretmenler "misilleme korkusuyla" saklanıyor.
Gerçek kimliği gizli tutulan ve adı Rahimallah olarak paylaşılan bir öğretmen, 2014'e kadar Britanya ordusu birliklerinin bulunduğu Helmend'de iki yıl boyunca "riskli ve tehlikeli" koşullarda British Council için çalıştığını söyledi.

"Taliban beni öldürecek"
BBC'ye konuşan 20'li yaşlarındaki görevli, okul öğretmenlerine "toplumsal cinsiyet eşitliği, kapsayıcılık ve çeşitlilik" gibi alanlarda eğitim sağladığını belirtti.
Rahimallah, "Bunu yapmak zorundaydık. Onlara lezbiyen, gey ve biseksüellerin Afgan topluluklarımızda kabul edilmesi gerektiğini söyledik. Fakat onlar bunu reddetti. Bana tamamen İslami değerlere aykırı bir iş yaptığımı söylediler" iddialarında bulundu.
Eğitmen, ailesini göremeden ve çalışamadan saklanmak zorunda kaldığını ve Taliban'ın kendisini bulursa öldüreceğinden emin olduğunu öne sürdü.

Rahimallah, "Bir akrabam Facebook'ta Taliban karşıtı bir paylaşım yaparak, öğretmenlerin maaşlarını ödeyemediklerini yazdı. Ertesi gün Taliban istihbaratı onu kaçırdı, işkence etti ve öldürdü. Sonra da cesedini Helmend Nehri'ne attılar. Sadece bir Facebook paylaşımı için. Bana da aynısını yapacaklarına eminim" iddialarında bulundu.

"Depresyondayız"
Başka bir eski öğretmense BBC'ye açıklamasında "Gerçekten depresyondayız. Saklanıyoruz ve dışarı çıkamıyoruz" dedi.
Küçük kızının sürekli dışarı çıkmak istediğini söyleyen öğretmen, "Taliban'ın arama yapmaya geldiğini duyunca sürekli bir yerden başka yere gidiyoruz" ifadelerini kullandı.
Kabil'deki British Council'ın eski yardımcı direktörü Joe Seaton ise eğitmenlerin kendisiyle iletişime geçerek yardım istediklerini söyledi. Seaton, Afganistan'da üç buçuk yıl çalıştıktan sonra British Council'dan 2020'de ayrıldığını belirtti. Kurumu eleştiren Seaton, British Council'ın Kabil'deki personele öncelik verdiğini ve Helmend'deki öğretmenleri ikinci plana attığını savundu.
Seaton, eski British Council çalışanlarının aslında Nisan 2021'de duyurulan Afganların Yerleştirilmesi ve Destek Politikası (Afghan Relocations and Assistance Policy -ARAP) kapsamında tahliye hakkının bulunduğunu fakat başvurularının işlemden geçirilmediğini belirtti.
Independent Türkçe, BBC, Guardian 



Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
TT

Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)

Avrupa Birliği, bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi için hazırladığı barış planının ikinci aşamasının başlatılacağının duyurulmasını memnuniyetle karşıladı. AB, diplomatik, insani ve güvenlik araçlarıyla Gazze Şeridi'ndeki barış çabalarını desteklemeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti.

AB sözcüsü yaptığı açıklamada, “BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararıyla onaylanan, Gazze'deki çatışmayı sona erdirmek için hazırlanan 20 maddelik ABD planının ikinci aşamasının başlatılmasının duyurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz, özellikle de Filistin Yönetimi'nin desteğiyle Gazze'yi yönetmek üzere bir Filistin ulusal komitesinin atanmasını” ifadelerini kullandı.

Sözcü, “Hamas'ın silahsızlandırılması, kapsamlı insani yardım sağlanması ve Gazze'nin yeniden inşası da dahil olmak üzere barış planının tam olarak uygulanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.

Trump'ın özel elçisi Steve Witkoff dün, Gazze planının ikinci aşamasının başlatıldığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu aşama, ateşkesin ardından Hamas'ın silahsızlandırılması, teknokrat bir yönetim ve yeniden inşa aşamalarını içeriyor.

X'te yayınladığı bir gönderide Witkoff, 20 maddelik planın ikinci aşamasının, Gazze'de “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” adı altında geçici bir Filistin teknokrat yönetiminin kurulmasını içerdiğini ve bu yönetimin Gazze Şeridi'nin tamamen silahsızlandırılması ve yeniden inşası sürecini başlatacağını belirtti.


İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)

İsrail ordusuna bağlı bir birlik, bugün (perşembe) Suriye’nin güneyinde, Kuneytra’nın güney kırsalındaki Sayda el-Hanût köyüne girdi.

Şarku'l Avsat'ın Suriye televizyonundan aktardığı habere göre 22 askeri araçtan oluşan işgal gücünün köye girerek aralarında iki kardeşin de bulunduğu üç genci gözaltına aldı.

Haberde, bu askeri hareketliliğin Kuneytra kırsalında İsrail güçleri tarafından gerçekleştirilen tekrarlanan ihlaller zincirinin bir parçası olduğu belirtildi.

Öte yandan İsrail ordusu, ultra-Ortodoks (Haredi) askerlerden oluşan “Haşmonaim” Tugayı’na bağlı birliklerin Suriye’nin güneyindeki güvenlik bölgesine konuşlandırıldığını duyurdu. Bu adım, söz konusu tugayın bölgede ilk kez konuşlandırılması olarak değerlendiriliyor.


ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
TT

ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)

Grönland, ABD’nin füze savunması için gerçekten önemli bir yer, ama Washington’ın füze kalkanı ya da diğer adıyla ‘Altın Kubbe’yi kurmak için başka seçenekleri de var. ABD aslında Başkan Donald Trump'ın ülkesinin güvenliği için ‘hayati’ olduğunu söylediği bu kutup adasını ele geçirmek zorunda değil.

ABD füze savunma sistemi hangi özelliklere sahip?

ABD balistik füze savunma sistemi, füzeleri tespit etmek ve izlemek için uydular ve erken uyarı radar ağından oluşur.

Bu sistemler (Pasifik Okyanusu’ndaki) Mariana Adaları, Alaska, Büyük Britanya ve Grönland gibi yerlerde bulunuyor.

ABD ayrıca Aegis Savaş Sistemi ile donatılmış savaş gemilerine güvenebilir ve Romanya'nın Deveselu ile Polonya'nın Redzikowo kentlerinde bulunan radarlarını kullanabilir.

Tüm bunların yanında Washington, Kaliforniya ve Alaska'da konuşlandırılmış 44 Yer Taban Önleyici (GBI) füzesi dahil olmak üzere çeşitli türlerde önleyici füzelere sahip.

Stratejik Araştırmalar Vakfı (Fondation pour la Recherche Stratégique/FRS) araştırmacısı Etienne Marcuz’a göre ABD bu füzeleri konuşlandırarak ‘Asya kıtasından gelebilecek her türlü tehdidi bertaraf etmeyi’ amaçlıyor. Ayrıca, GBI silolarının Rusya'dan gelen herhangi bir tehdidi önlemek için uygun konumda olmadığını da belirten

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı değerlendirmede Markuz, GBI füzelerinin doğudan gelen bir tehdidi önlemesinin olası olmadığını, çünkü bu füzelerin ABD'nin kuzeydoğusunda konuşlandırılabileceğini söyledi.

Trump'ın amacının radarları ve önleyici füzeleri ‘doğru yere’ yerleştirmek olduğunu düşünerek, Grönland'ı ilhak etmenin belirtilen nedeninin ‘bahaneden’ ibaret olduğunu savunan Markuz, “Bu füzelerin bir kısmı Polonya ve Romanya'da da bulunuyor. Dolayısıyla bu argüman ikna edici değil” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, ABD’nin Aegis muhriplerinde SM-3 füzeleri bulunduğuna dikkati çeken Markuz, Polonya ve Romanya'da, füzelerden ayrılır ayrılmaz uzayda nükleer savaş başlıklarını önlemek için tasarlanmış SM-3 füzelerinin olduğunu, ABD'nin THAAD füze savunma sisteminin ise üst atmosferdeki son aşamada savaş başlıklarını önleyebildiğini kaydetti.

Altın Kubbe projesi nedir?

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, Başkan Trump, ABD topraklarını her türlü füze saldırısından korumayı amaçlayan Altın Kubbe projesini duyurdu.

ABD Başkanı, görev süresinin sonuna kadar 175 milyar dolarlık bir bütçe ayırarak operasyonel bir sistem kurmayı planlıyor, ancak birçok uzman bu hedefin bu süre içinde gerçekleştirilmesinin gerçekçi olmadığını düşünüyor.

American Enterprise Institute'tan (AEI) Todd Harrison'ın tahminlerine göre projenin maliyeti 20 yıl içinde yaklaşık 1 trilyon dolar olacak ve daha etkili bir kalkan için 3,6 trilyon dolara kadar çıkacak.

Düşük Dünya yörüngesinde, yörüngesinden ayrılıp hedef alınan füzeyle çarpışmak üzere tasarlanmış bir önleme uydusu filosunun konuşlandırılması başlıca yenilik olarak planlanıyor.

Etienne Marcuz, bununla ilgili olarak ‘başarısızlık durumunda başka fırlatma seçenekleri de olması gerektiğini’ söyledi. Marcuz Ayrıca, “ABD de kara ve denizdeki füze ve önleme yeteneklerini geliştirecek” diye ekledi.

Peki, neden Grönland?

ABD’ye fırlatılan kıtalararası balistik füzelerin Kuzey Kutbu üzerinden geçeceğini açıklayan Markuz, radar algılama ve önleme yeteneklerine duyulan ihtiyaca dikkat çekti.

ABD ordusu şu anda Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’ne radar sistemlerine sahiptir.

Gözetleme operasyonları ile ilgili olarak Markuz, uzaydaki füzeleri izlemek için Grönland'da radarların bulunmasının her zaman yararlı olduğunu, ancak bunların öneminin giderek azalacağını belirtti.

MArkuz, ABD'nin şu anda düşük Dünya yörüngesine Hipersonik ve Balistik Takip Alanı Sensörü (Hypersonic and Ballistic Tracking Space Sensor/HBTSS) uyduları konuşlandırdığını ve bunun özellikle atmosferin dışında uçan füzeleri izlemek için olduğunu açıkladı.

Ayrıca, ABD, Grönland ve Danimarka arasında mevcut savunma anlaşmaları Washington'ın birçok şeyi yapmasına imkan tanıyor.

AFP’ye konuşan Hidrojen jeopolitiği, küresel pazarlar ve stratejiler konusunda Kıdemli Araştırmacı Mika Blugion Merid, ABD'nin Grönland'da teknik, maddi ve insan kaynaklarını kısıtlama olmaksızın kullanabileceğini, isterse nükleer kaynaklarını bile yeniden konuşlandırabileceğini söyledi.

Ancak Danimarka ve Grönland yetkililerinin bilgilendirilmesi ve danışılması gerekiyor.

Merid, şunları ekledi:

“Danimarkalılar, kendilerine danışıldıktan sonra bir projeyi reddederse ve ABD bunu tek taraflı olarak uygularsa, bu Danimarka'nın egemenliğinin ihlali olarak yorumlanabilir ve diplomatik ve siyasi gerginliğe yol açabilir. Bu yüzden Danimarka yasal anlamda veto hakkına sahip olmasa da gerçekte ABD'nin Grönland'da yaptığı her şey için siyasi bir anlaşmaya varılması gerekiyor.”