Avrupa’nın egemenliği ve stratejik pusulası

Ukrayna meselesi, AB ülkelerinin savunma ve dışişleri bakanlarının gündeminin üst sırasında yer almaya devam ediyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
TT

Avrupa’nın egemenliği ve stratejik pusulası

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)

Fransa’nın Atlantik Okyanusu kıyısındaki Brest kenti, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin savunma bakanlarının katılımıyla düzenlenen iki gün süren toplantılara ev sahipliği yaptı. Toplantıların başlıca gündem maddesi savunma oldu. Avrupa’nın dış politika ve savunma alanlarındaki yetkilisi Josep Borrell, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Avrupa Komisyonu ve Afrika Birliği’nden (AfB) diğer yetkililerin de katıldığı ortak toplantılar düzenlendi. Paris, Avrupa egemenliği ve stratejik bağımsızlık kavramını ilerletmek için AB dönem başkanlığından yararlanmak isterken ortak mesele Borrell’in hazırladığı ‘stratejik pusula’ taslağını gözden geçirmek ve bu taslağın, gelecek mart ayında yapılacak zirvede Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulmasıydı. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, toplantının başlangıcında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa’nın sorumluluklarını üstlenmesinin zamanı geldi. Zira kendinden habersiz bir güç konumunda bulunuyor. Durum şu ki tek sesle konuşabilen, değerlerine arka çıkabilen, dünyanın her yerinde çıkarlarını ve vatandaşlarını savunabilen bir Avrupa istiyoruz.”
Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, ‘stratejik pusulayı’ 2030’a kadar Avrupa’nın savunma politikasının ana hatlarını çizen bir ‘beyaz kâğıt’ olarak nitelendirdi. Söz konusu altı eksen, ortak Avrupa savunmasının nasıl kuvvetlendirileceğini ve güçlü savunma sanayilerinin nasıl oluşturulacağını kapsıyor. Böylece her iki grup içerisinde ayrı ayrı ve iki bakanlık grubu tarafından birlikte ele alınan ana madde oluşuyor. Parly’e göre altı eksen, söz konusu pusulanın yanı sıra ortak savunma operasyonları yürütmeye çalışmak, NATO ile ortaklığı güçlendirmek, saha üstünlüğünün anahtarı olan teknolojik gelişmeyi zorlamak ve stratejik hava taşımacılığı gibi ortak savunma yetenekleri sağlamak ile ilgili.
Diğer yandan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin AB başkanlığından sonraki siyasi önceliğinin, ‘Avrupa’nın özgürce karar vermesi ve ciddi tehditleri bilinen bir dünyada egemenliğini güçlendirmesi için gerekli yetenekleri ve araçları sağlama zorluğunun üstesinden gelinmesi’ olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanları başta ‘AB’nin Rusya, Ukrayna ve Belarus’u kapsayan Doğu Avrupa’ya yönelik politikası, AfB ile ortaklığı güçlendirme ve Çin’e karşı dengeli bir politika çizmeye çalışma’ konuları olmak üzere birçok bağlantılı meseleyi ele alacak. Ayrıca İran nükleer programı, terörizm, Libya, Sudan ve Mali gibi uluslararası diplomasiye kendini empoze eden konular da masaya yatırılacak.
Fransa Savunma Bakanı ve Avrupalı ​​yetkilinin düzenlediği ortak basın toplantısının başlıca gündem maddesi Ukrayna meselesiydi. Öyle ki Brest görüşmeleri, geçen çarşamba günü Brüksel’de yapılan NATO- Rusya toplantısının hemen ardından ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde 13 Ocak’ta Viyana’da gerçekleştirilen toplantıyla bağlantılı olarak gerçekleştirildi.
Parly ve Borrell’in Ukrayna meselesi ve Rusya’nın NATO’dan talepleri çerçevesinde vurgulamak istedikleri noktanın iki ana ekseni bulunuyor. İlk olarak, Rusya’nın mutlak reddi olarak adlandırılan önerilerinde Avrupa-Atlantik pozisyonunun birliğini vurgulamak, ikinci olarak da Moskova ile nasıl başa çıkılacağı konusunda Avrupalılar arasındaki uyumu ortaya çıkarmak. Borrell, birinci noktayla ilgili olarak Avrupa’nın Cenevre’de gerçekleştirilen ve eski Kıta’nın güvenliğini ele alan ABD- Rusya görüşmelerindeki ‘yokluğuna’ ilişkin bazı başkentlerin dile getirdiği endişelerin arka planında ABD ve AB arasındaki herhangi bir yanlış anlaşılmayı kategorik olarak ortadan kaldırdı. Borrell, ABD’nin tavrı hakkında önceden bilgilendirildiğini ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile temas halinde olduğunu belirtti. Aynı şekilde ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Wendy Sherman’ın da Avrupalılara Rus mevkidaşı ile yaptığı görüşmenin ayrıntıları hakkında doğrudan brifing vermek üzere Brüksel’e gittiğini kaydetti.
Borrell, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“ABD ile sürekli bir temas ve koordinasyon mevcut. Avrupalıların koordinasyonu ve aktif katılımı olmadan Avrupa güvenliği konusunda herhangi bir konu üzerinde anlaşmaya varılmayacağına dair bir görüş hakim.”
Borrell, Ukrayna meselesiyle ilgili olarak da geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Avrupalıların, askeri tehdit ortasında Rus tarafıyla müzakere etmeyi kabul etmediğini söyledi. Söz konusu tehdit, on binlerce Rus askerinin ve teçhizatının Ukrayna sınırına yakın şekilde konuşlandırılmasıyla başladı. Rusya’nın ‘Ukrayna, Finlandiya, İsveç ve Gürcistan’ın NATO’ya katılmasını engelleme’ ve ‘NATO güçlerini Varşova Paktı’na bağlı ülkelerden geri çekme’ taleplerine dikkat çeken Josep Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Egemen bir ülkenin, ‘NATO’ya katılmak gibi’ bir karar almaya yetkin olmadığını söylemek istemiyorum. Bu tür talepleri, Avrupalılar olarak kabul edemeyiz.”
Paris ise “Rusya ile diyalog, gerginliği azaltmanın tek yoludur” açıklamasında bulundu. Rus yetkililer, iki taraf arasında Rusya’nın talepleri karşısında derin görüş ayrılıkları olduğu için Batılılarla yeni görüşmeler yapmanın bir anlamı olmadığı görüşünde. Avrupalıların, ABD ve NATO’nun tavırlarına uygun olarak ‘sert’ yaptırımlarla karşı karşıya kalacak olan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik herhangi bir saldırganlığı konusunda uyarı yaptığını belirtmek gerekiyor. Tüm tarafların, Rusya’yı Ukrayna’da askeri bir maceraya girişmekten caydırmak için yaptırımlar üzerine bahis oynaması ise dikkat çekiç bir durum. Eğer askeri teçhizat ve eğitim sağlayarak Kiev’e yardım etmekten bahsediliyorsa o halde bu, ilk günden beri doğrudan askeri müdahale reddediliyor demektir. Diğer yandan Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Brest’te ‘Moskova ile nasıl başa çıkılacağına ilişkin önceki anlaşmazlıklarına rağmen’ Avrupalıların son haftalarda tavırlarını birleştirdiklerini ve aynı yönde ilerlediklerini vurguladı. Süresi dolan ancak henüz faaliyete geçmemiş olan ‘Nord Stream 2 (Kuzey Akım 2) projesini’ durdurması için AB içerisinden baskı altında bulunan Berlin, Moskova ile nasıl başa çıkılacağı konusunda zorluk yaşıyor.
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECOWAS) tarafından onaylanan ve Malili yetkililere tam bir izolasyon uygulayan ek yaptırımlardan kaynaklı son gelişmelerin arka planında Mali meselesi de Avrupalıların tartışmalarında önemli bir gündem maddesiydi. Avrupa ve özellikle de Fransa’nın endişesinin kaynağının iki yönü var. Öyle ki Bamako, ‘genel seçimler yapma, yetkileri sivil bir hükümete devretme ve Avrupalıların Afrika’daki çıkarlarına tehdit olarak gördüğü Rusya’ya bağlı Wagner Grubu milislerine başvurma’ sözünü ihlal etti. Paris, Mali’nin başkentinin militanlar ve ayrılıkçılar tarafından ele geçirilmesini önlemek için 2013’te Mali’ye askeri müdahalede bulunduğu için kendini ‘utangaç’ hissediyor. Wagner milislerinin getirilmesi halinde kuvvetlerini tekrar geri çekmekle tehdit eden Paris son haftalarda ise tavrını değiştirdi.
Borrell, Avrupalıların ‘Mali’de kalmak istediklerini, ancak bunu ne pahasına olursa olsun yapmayacaklarını’ belirtti. Brüksel’in Bamako’ya sağladığı mali yardımı dondurduğunu söyleyen Borrell ancak Mali silahlı ve güvenlik güçlerine ‘eğitim ve rehberlik’ olarak askeri destek sağlamaya devam ettiğini kaydetti.
Avustralya’nın denizaltı anlaşmasından vazgeçip AUKUS (ABD, İngiltere ve Avustralya) ittifakını kurması ve ittifaktan AB’yi dışlanmasıyla Paris’in çıkarlarını vuran gerilemenin ardından Parly, Avrupa çıkarlarını savunma konusunda ‘Avrupa deniz güçleri arasında koordinasyon ihtiyacını’ vurguladı. Yetkili, bu yıldan başlayarak Hint Okyanusu’nun kuzeybatısında ortak bir Avrupa deniz varlığı çağrısında bulundu.

Kremlin: Putin’e yaptırım uygulamak sınırı aşmaktır
Kremlin, perşembe günü Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması halinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ABD yaptırımlarının uygulanması meselesini ele aldı. Kremlin, ABD Senatosu’nun Demokrat üyelerinin konuyla ilgili bir yasa tasarısı sunmasının ertesi günü yasayı ‘sınırları aşmak’ olarak nitelendirdi. Rusya Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dmitry Peskov, ‘bir devlet başkanına yaptırım uygulanmasının, iki ülke arasındaki bağları koparmakla eşdeğer, sınır ötesi bir eylem olacağını’ dile getirdi. Peskov, ABD Senatosu’ndaki Demokrat üyelerin sunduğu yasanın, Rusya ve Batılı güçler arasındaki müzakereler için ‘yapıcı bir atmosferin kurulmasını kolaylaştırmadığını’ vurguladı.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe