Avrupa’nın egemenliği ve stratejik pusulası

Ukrayna meselesi, AB ülkelerinin savunma ve dışişleri bakanlarının gündeminin üst sırasında yer almaya devam ediyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
TT

Avrupa’nın egemenliği ve stratejik pusulası

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian (solda) ve Fransa Savunma Bakanı Parly, 13 Ocak’ta Brest’te düzenlenen toplantıda AB’nin savunma ve dışişleri bakanlarını ağırladı.(Reuters)

Fransa’nın Atlantik Okyanusu kıyısındaki Brest kenti, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin savunma bakanlarının katılımıyla düzenlenen iki gün süren toplantılara ev sahipliği yaptı. Toplantıların başlıca gündem maddesi savunma oldu. Avrupa’nın dış politika ve savunma alanlarındaki yetkilisi Josep Borrell, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Avrupa Komisyonu ve Afrika Birliği’nden (AfB) diğer yetkililerin de katıldığı ortak toplantılar düzenlendi. Paris, Avrupa egemenliği ve stratejik bağımsızlık kavramını ilerletmek için AB dönem başkanlığından yararlanmak isterken ortak mesele Borrell’in hazırladığı ‘stratejik pusula’ taslağını gözden geçirmek ve bu taslağın, gelecek mart ayında yapılacak zirvede Avrupa devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulmasıydı. Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, toplantının başlangıcında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa’nın sorumluluklarını üstlenmesinin zamanı geldi. Zira kendinden habersiz bir güç konumunda bulunuyor. Durum şu ki tek sesle konuşabilen, değerlerine arka çıkabilen, dünyanın her yerinde çıkarlarını ve vatandaşlarını savunabilen bir Avrupa istiyoruz.”
Fransa Savunma Bakanı Florence Parly, ‘stratejik pusulayı’ 2030’a kadar Avrupa’nın savunma politikasının ana hatlarını çizen bir ‘beyaz kâğıt’ olarak nitelendirdi. Söz konusu altı eksen, ortak Avrupa savunmasının nasıl kuvvetlendirileceğini ve güçlü savunma sanayilerinin nasıl oluşturulacağını kapsıyor. Böylece her iki grup içerisinde ayrı ayrı ve iki bakanlık grubu tarafından birlikte ele alınan ana madde oluşuyor. Parly’e göre altı eksen, söz konusu pusulanın yanı sıra ortak savunma operasyonları yürütmeye çalışmak, NATO ile ortaklığı güçlendirmek, saha üstünlüğünün anahtarı olan teknolojik gelişmeyi zorlamak ve stratejik hava taşımacılığı gibi ortak savunma yetenekleri sağlamak ile ilgili.
Diğer yandan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin AB başkanlığından sonraki siyasi önceliğinin, ‘Avrupa’nın özgürce karar vermesi ve ciddi tehditleri bilinen bir dünyada egemenliğini güçlendirmesi için gerekli yetenekleri ve araçları sağlama zorluğunun üstesinden gelinmesi’ olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanları başta ‘AB’nin Rusya, Ukrayna ve Belarus’u kapsayan Doğu Avrupa’ya yönelik politikası, AfB ile ortaklığı güçlendirme ve Çin’e karşı dengeli bir politika çizmeye çalışma’ konuları olmak üzere birçok bağlantılı meseleyi ele alacak. Ayrıca İran nükleer programı, terörizm, Libya, Sudan ve Mali gibi uluslararası diplomasiye kendini empoze eden konular da masaya yatırılacak.
Fransa Savunma Bakanı ve Avrupalı ​​yetkilinin düzenlediği ortak basın toplantısının başlıca gündem maddesi Ukrayna meselesiydi. Öyle ki Brest görüşmeleri, geçen çarşamba günü Brüksel’de yapılan NATO- Rusya toplantısının hemen ardından ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde 13 Ocak’ta Viyana’da gerçekleştirilen toplantıyla bağlantılı olarak gerçekleştirildi.
Parly ve Borrell’in Ukrayna meselesi ve Rusya’nın NATO’dan talepleri çerçevesinde vurgulamak istedikleri noktanın iki ana ekseni bulunuyor. İlk olarak, Rusya’nın mutlak reddi olarak adlandırılan önerilerinde Avrupa-Atlantik pozisyonunun birliğini vurgulamak, ikinci olarak da Moskova ile nasıl başa çıkılacağı konusunda Avrupalılar arasındaki uyumu ortaya çıkarmak. Borrell, birinci noktayla ilgili olarak Avrupa’nın Cenevre’de gerçekleştirilen ve eski Kıta’nın güvenliğini ele alan ABD- Rusya görüşmelerindeki ‘yokluğuna’ ilişkin bazı başkentlerin dile getirdiği endişelerin arka planında ABD ve AB arasındaki herhangi bir yanlış anlaşılmayı kategorik olarak ortadan kaldırdı. Borrell, ABD’nin tavrı hakkında önceden bilgilendirildiğini ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile temas halinde olduğunu belirtti. Aynı şekilde ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Wendy Sherman’ın da Avrupalılara Rus mevkidaşı ile yaptığı görüşmenin ayrıntıları hakkında doğrudan brifing vermek üzere Brüksel’e gittiğini kaydetti.
Borrell, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“ABD ile sürekli bir temas ve koordinasyon mevcut. Avrupalıların koordinasyonu ve aktif katılımı olmadan Avrupa güvenliği konusunda herhangi bir konu üzerinde anlaşmaya varılmayacağına dair bir görüş hakim.”
Borrell, Ukrayna meselesiyle ilgili olarak da geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Avrupalıların, askeri tehdit ortasında Rus tarafıyla müzakere etmeyi kabul etmediğini söyledi. Söz konusu tehdit, on binlerce Rus askerinin ve teçhizatının Ukrayna sınırına yakın şekilde konuşlandırılmasıyla başladı. Rusya’nın ‘Ukrayna, Finlandiya, İsveç ve Gürcistan’ın NATO’ya katılmasını engelleme’ ve ‘NATO güçlerini Varşova Paktı’na bağlı ülkelerden geri çekme’ taleplerine dikkat çeken Josep Borrell sözlerini şöyle sürdürdü:
“Egemen bir ülkenin, ‘NATO’ya katılmak gibi’ bir karar almaya yetkin olmadığını söylemek istemiyorum. Bu tür talepleri, Avrupalılar olarak kabul edemeyiz.”
Paris ise “Rusya ile diyalog, gerginliği azaltmanın tek yoludur” açıklamasında bulundu. Rus yetkililer, iki taraf arasında Rusya’nın talepleri karşısında derin görüş ayrılıkları olduğu için Batılılarla yeni görüşmeler yapmanın bir anlamı olmadığı görüşünde. Avrupalıların, ABD ve NATO’nun tavırlarına uygun olarak ‘sert’ yaptırımlarla karşı karşıya kalacak olan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik herhangi bir saldırganlığı konusunda uyarı yaptığını belirtmek gerekiyor. Tüm tarafların, Rusya’yı Ukrayna’da askeri bir maceraya girişmekten caydırmak için yaptırımlar üzerine bahis oynaması ise dikkat çekiç bir durum. Eğer askeri teçhizat ve eğitim sağlayarak Kiev’e yardım etmekten bahsediliyorsa o halde bu, ilk günden beri doğrudan askeri müdahale reddediliyor demektir. Diğer yandan Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Brest’te ‘Moskova ile nasıl başa çıkılacağına ilişkin önceki anlaşmazlıklarına rağmen’ Avrupalıların son haftalarda tavırlarını birleştirdiklerini ve aynı yönde ilerlediklerini vurguladı. Süresi dolan ancak henüz faaliyete geçmemiş olan ‘Nord Stream 2 (Kuzey Akım 2) projesini’ durdurması için AB içerisinden baskı altında bulunan Berlin, Moskova ile nasıl başa çıkılacağı konusunda zorluk yaşıyor.
Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECOWAS) tarafından onaylanan ve Malili yetkililere tam bir izolasyon uygulayan ek yaptırımlardan kaynaklı son gelişmelerin arka planında Mali meselesi de Avrupalıların tartışmalarında önemli bir gündem maddesiydi. Avrupa ve özellikle de Fransa’nın endişesinin kaynağının iki yönü var. Öyle ki Bamako, ‘genel seçimler yapma, yetkileri sivil bir hükümete devretme ve Avrupalıların Afrika’daki çıkarlarına tehdit olarak gördüğü Rusya’ya bağlı Wagner Grubu milislerine başvurma’ sözünü ihlal etti. Paris, Mali’nin başkentinin militanlar ve ayrılıkçılar tarafından ele geçirilmesini önlemek için 2013’te Mali’ye askeri müdahalede bulunduğu için kendini ‘utangaç’ hissediyor. Wagner milislerinin getirilmesi halinde kuvvetlerini tekrar geri çekmekle tehdit eden Paris son haftalarda ise tavrını değiştirdi.
Borrell, Avrupalıların ‘Mali’de kalmak istediklerini, ancak bunu ne pahasına olursa olsun yapmayacaklarını’ belirtti. Brüksel’in Bamako’ya sağladığı mali yardımı dondurduğunu söyleyen Borrell ancak Mali silahlı ve güvenlik güçlerine ‘eğitim ve rehberlik’ olarak askeri destek sağlamaya devam ettiğini kaydetti.
Avustralya’nın denizaltı anlaşmasından vazgeçip AUKUS (ABD, İngiltere ve Avustralya) ittifakını kurması ve ittifaktan AB’yi dışlanmasıyla Paris’in çıkarlarını vuran gerilemenin ardından Parly, Avrupa çıkarlarını savunma konusunda ‘Avrupa deniz güçleri arasında koordinasyon ihtiyacını’ vurguladı. Yetkili, bu yıldan başlayarak Hint Okyanusu’nun kuzeybatısında ortak bir Avrupa deniz varlığı çağrısında bulundu.

Kremlin: Putin’e yaptırım uygulamak sınırı aşmaktır
Kremlin, perşembe günü Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması halinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ABD yaptırımlarının uygulanması meselesini ele aldı. Kremlin, ABD Senatosu’nun Demokrat üyelerinin konuyla ilgili bir yasa tasarısı sunmasının ertesi günü yasayı ‘sınırları aşmak’ olarak nitelendirdi. Rusya Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dmitry Peskov, ‘bir devlet başkanına yaptırım uygulanmasının, iki ülke arasındaki bağları koparmakla eşdeğer, sınır ötesi bir eylem olacağını’ dile getirdi. Peskov, ABD Senatosu’ndaki Demokrat üyelerin sunduğu yasanın, Rusya ve Batılı güçler arasındaki müzakereler için ‘yapıcı bir atmosferin kurulmasını kolaylaştırmadığını’ vurguladı.



Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
TT

Arakçi’den ABD’ye sert uyarı: İran’a saldırı bölgesel savaşı tetikler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (DPA)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çarşamba günü ABD’ye yönelik şimdiye kadarki en sert ve doğrudan uyarısını yaparak, İslam Cumhuriyeti’nin “yeniden bir saldırıya uğraması halinde elindeki tüm imkânlarla karşılık vereceğini” söyledi.

Uluslararası bağlam ve ABD’nin askerî hareketliliği

Arakçi’nin açıklamaları, ülkesindeki protestoların bastırılması nedeniyle Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na davetinin geri çekildiği bir dönemde geldi. Aynı zamanda, Asya’dan Ortadoğu’ya doğru ilerleyen bir ABD uçak gemisi taarruz grubunun bölgeye yöneldiği belirtiliyor. Buna paralel olarak, Karayipler’deki geniş çaplı bir ABD askerî konuşlanmasının ardından Venezuela’da Nicolas Maduro’nun ABD güçlerince gözaltına alınmasıyla eş zamanlı şekilde, Ortadoğu’da da Amerikan savaş uçakları ve askerî teçhizatının hareketliliği dikkat çekiyor.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığı analizde Arakçi, “şiddetli kargaşa evresinin 72 saatten kısa sürdüğünü” savunarak, yaşanan şiddetin sorumluluğunu yeniden “silahlı göstericilere” yükledi. Ancak internet kesintisine rağmen İran’dan sızan görüntülerde, güvenlik güçlerinin çoğu silahsız görünen göstericilere defalarca gerçek mermi kullandığı görülüyor; Arakçi bu iddialara değinmedi.

Haziran ayında İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü ve 12 gün süren savaşa atıfta bulunan Arakçi, “İran’ın Haziran 2025’te gösterdiği itidalin aksine, güçlü silahlı kuvvetlerimizin yeni bir saldırı halinde sahip olduğumuz her şeyle karşılık verme konusunda en küçük bir tereddüdü yoktur. Bu bir tehdit değil; bir diplomat ve eski bir savaşçı olarak savaştan nefret ettiğim için, açıkça iletmem gerektiğini hissettiğim bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

Arakçi, “Herhangi bir kapsamlı çatışma kesinlikle sert olacak ve İsrail ile onun vekillerinin Beyaz Saray’a pazarlamaya çalıştığı hayali zaman çizelgelerinden çok daha uzun sürecektir. Böyle bir çatışma, bölge geneline yayılacak ve dünyanın dört bir yanındaki sıradan insanlar üzerinde etkiler yaratacaktır” değerlendirmesinde bulundu.


Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
TT

Uluslararası baskı artarken İran gözaltı kampanyasını yoğunlaştırıyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan Bank Melli (İran'ın devlet bankası) şubesi (AFP)

İran’da son protesto dalgasının ardından gözaltı kampanyası yoğunlaştırıldı. Ülke, insan hakları örgütlerinin binlerce kişinin hayatını kaybettiğini söylediği baskı politikaları nedeniyle ciddi uluslararası baskılarla karşı karşıya bulunurken, internet erişiminin kesilmesi de sürüyor.

Bu gelişmeler, Tahran yönetiminin söz konusu olayları ‘isyancı eylemler ve terör’ olarak nitelendirerek ABD ve İsrail’i sorumlu tuttuğu bir dönemde yaşanıyor. İnsan hakları örgütleri ise güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucu binlerce kişinin öldüğünü savunuyor.

İran medyası dün hükümet yetkililerine dayandırdığı haberlerde, güvenlik birimlerinin resmî söyleme göre ABD ve İsrail tarafından yönlendirilen ‘terör eylemlerine’ karıştıkları iddiasıyla bazı kişileri gözaltına aldığını aktardı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre protesto gösterileri büyük ölçüde gerilerken, Tahran merkezindeki Büyük Çarşı’da bulunan çok sayıda dükkân dün yoğun güvenlik önlemleri altında yeniden açıldı.

Sosyal medyada paylaşılan yeni görüntülerde ise askerî kıyafet ve teçhizat giyen kişilerin İran’daki bir sokakta halkı korkutmaya yönelik eylemler gerçekleştirdiği, ‘Lebbeyk ya Hamaney’ ve ‘Ya Haydar’ sloganları attığı ve silah seslerinin duyulduğu görüldü.

zxcdfg
Tahran'daki halk protestoları sırasında yakılan bir binanın yanındaki köprüden geçen İranlı bir kadın (AFP)

İran devlet televizyonu dün, ülkenin orta kesimindeki İsfahan’da ‘ABD-Siyonist fitnesi’ suçlamasıyla 73 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, ülke genelindeki toplam gözaltı sayısına ilişkin bilgi verilmedi.

Tahran’da ise yargıya bağlı Mizan Online internet sitesi, savcılığın aralarında sporcular ve oyuncuların da bulunduğu 25 kişi ile 60 kafe hakkında dava açtığını bildirdi. Söz konusu kişi ve işletmeler, ‘terör çağrılarına doğrudan ya da dolaylı destek’ ile suçlanırken, bazı sanıklara ait mal varlıklarına el konuldu. Açıklamada, mahkûm edilen kişilerin kamuya ve özel mülkiyete verilen zararları tazmin etmekle yükümlü olacağına işaret edildi.

Bu gelişmeler, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin protestolarla bağlantılı tutukluların dosyalarının hızla ele alınması gerektiğini vurgulamasının ardından yaşandı. Yargı yetkilileri, gözaltı sayısının soruşturmaların tamamlanmasının ardından açıklanacağını bildirdi.

Polis ise pazartesi günü, ‘isyan eylemlerine karıştığı’ belirtilen kişilere üç gün içinde teslim olmaları çağrısında bulunarak, teslim olanlara yönelik ‘esneklik’ gösterileceği vaadinde bulundu.

Resmî ve kapsamlı bir istatistiğin bulunmadığı ülkede, Tesnim Haber Ajansı geçen hafta yaklaşık 3 bin kişinin gözaltına alındığını bildirdi. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise protestoların başlamasından bu yana 26 bin 127 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, ülkede ‘idam cezasının sistematik biçimde bir korkutma aracı olarak kullanıldığına’ dikkat çekerek, protestocuların idam edilme ihtimaline ilişkin endişelerin arttığını söyledi.

İnsan hakları örgütleri ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Reşt kentinde 19 yaşındaki bir futbolcunun protestolara katıldığı gerekçesiyle idama mahkûm edildiğini bildirdi. Gencin, sivil giyimli güvenlik görevlilerinin üst araması sırasında vücudunda saçma izleri tespit edilmesinin ardından gözaltına alındığı belirtildi.

Ölü sayısında olası artış

Merkezi Oslo’da bulunan İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), iletişim kısıtlamaları nedeniyle ölü sayısının doğrulanmasının halen son derece güç olduğunu bildirdi. Örgüt, mevcut bilgilerin protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının, medyada yer alan ve 20 bine kadar çıkan en yüksek tahminleri dahi aşabileceğine işaret etti.

Aktarılan raporlara göre, şu ana kadar 4 bin 29 ölüm teyit edildi. IHR ise son verilerinin en az 3 bin 428 protestocunun öldürüldüğünü gösterdiğini ve bu rakamların BM tarafından da referans alındığını açıkladı.

IHR Direktörü Mahmud Emiri Mukaddem, protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının ‘medyadaki en yüksek tahminleri aşabileceğini’ belirterek, yaşananları ‘çağımızın en büyük protestocu katliamlarından biri’ olarak nitelendirdi.

HRANA ise dün yaptığı açıklamada, protestolar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının en az 4 bin 484’e ulaştığını duyurdu. Bu rakamın, İran’da son on yıllarda yaşanan herhangi bir protesto dalgası ya da toplumsal karışıklıkta kaydedilen can kayıplarından daha yüksek olduğu belirtildi.

dfghy
9 Ocak'ta Tahran'da düzenlenen rejim karşıtı gösterilerden (AP)

IHR, bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı açıklamasında, Şiraz’daki tutukluların büyük bölümünün, saçma mermileriyle yaralandığını, cezaevinde ise bazı kişilerin yaraları nedeniyle hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaynak, yaralıları tedavi etmekte ısrar ettiği için Caferzade adlı bir doktorun, yaralıların tedavi edilmemesi yönündeki talimatlara uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındığını aktardı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, yabancı medya kuruluşlarının yayımladığı rakamları ‘yalan’ olarak nitelendirdi. Kesin bir sayı vermeyen Azizi, 3 bin 709 güvenlik görevlisinin yaralandığını söyledi.

Azizi, hayatını kaybedenler arasında olaylarla ilgisi olmayan kişilerin de bulunduğunu ifade ederek, güvenlik birimlerinin ölü sayısına ilişkin kesin rakamları açıklamasının inceleme ve analiz gerektirdiğini savundu. Açıklanan rakamların, yabancı basında yer alan sayılardan çok daha düşük olduğunu öne sürdü.

Başta İran Dini Lideri Ali Hamaney olmak üzere bazı yetkililer ise ölü sayısının ‘birkaç bin’ olduğunu dile getirmişti.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Danışmanı Hamid Rıza Mukaddemfer, devlet televizyonuna verdiği röportajda, ‘çatışmaların benzeri görülmemiş düzeyde olduğunu’ belirterek, güvenlik güçlerinin şiddetli saldırılara maruz kaldığını ve bazı mensuplarının ‘vahşi yöntemlerle’ öldürüldüğünü söyledi. Mukaddemfer, şiddet olaylarını İsrail’e bağlayarak, şiddetin bazı yönleriyle DEAŞ’ı dahi aştığını iddia etti.

Meşhed’deki olaylara da değinen Mukaddemfer, son iki haftadaki protestolar sırasında bir aşamada İmam Rıza Türbesi’ni neredeyse tamamen çevreleyen bir kalabalığın oluştuğunu ileri sürdü. Karşıt unsurların dinî mekânları ateşe verdiğini öne süren Mukaddemfer, bu kişilerin Meşhed’de İmam Rıza Türbesi’ni adeta kuşattığını savunarak, bunun sokaklardaki yoğun katılımı gösterdiğini ifade etti.

Mukaddemfer, ‘fitnenin ana senaryosunun ölüler yaratmak üzerine kurulu olduğu anlaşıldıktan sonra polis ve Besic güçlerine hiçbir şekilde silah ya da gerçek mermi kullanma izni verilmediğini’ iddia etti.

İnternet ve iletişim

İranlı yetkililerin geniş çaplı internet kesintisi uygulamasının üzerinden 12 gün geçmesine rağmen, iletişim üzerindeki sıkı kısıtlamalar sürüyor. Bağımsız izleme kuruluşlarının rapor ve güncellemelerine göre, küresel ağlara erişim hâlâ büyük ölçüde sınırlı durumda.

İnternet izleme kuruluşu NetBlocks, verilerin ‘beyaz liste’ politikasının uygulandığını gösterdiğini belirterek, bu yöntemle yalnızca belirli kurum ve kesimlerin kısıtlamaları aşabildiğini bildirdi.

Tesnim Haber Ajansı ise bazı yerel mesajlaşma uygulamalarının yeniden devreye alındığını, yurt dışına arama yapılabildiğini ve kısa mesaj gönderilebildiğini, ancak gelen arama ve mesajların alınamadığını aktardı.

NetBlocks, internet kesintisinin 280 saati aşkın süredir devam ettiğini ve bunun İran’da iletişimin kısıtlandığı en uzun dönemlerden biri olduğunu açıkladı. Resmî kaynaklar, dijital ekonominin günlük kaybının yaklaşık 3,8 trilyon tümen olduğunu tahmin ediyor.

Artan uluslararası baskı

İran genelindeki protestolara yönelik sert baskıların ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilim tırmanırken, ABD Başkanı, baskı olaylarının Washington’dan bir karşılık gerektirebileceği uyarısında bulundu.

Donald Trump, cumartesi günü İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 40 yıldır süren iktidarının sona ermesi çağrısında bulundu. Politico’ya verdiği röportajda Trump, Hamaney’i ‘ülkesini doğru şekilde yönetmesi ve insanları öldürmeyi bırakması gereken hasta bir adam’ olarak nitelendirerek, “İran’da yeni bir liderlik arayışının zamanı geldi” dedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA) ise İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’na dayandırdığı haberinde, Dini Lider Ali Hamaney’i hedef alan herhangi bir saldırının ‘tüm İslam dünyasıyla savaş ilanı anlamına geleceğini’ bildirdi. Haberde, böyle bir durumda din âlimlerinden cihat fetvası çıkmasının ve ‘Müslüman askerlerin’ dünyanın dört bir yanında karşılık vermesinin bekleneceği ifade edildi.

Daha sonra İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Ebu’l-Fazl Şekarçi yazılı bir açıklama yaparak, “Trump, liderimize uzanacak herhangi bir saldırgan elin yalnızca kesilmeyeceğini, onların dünyasının da ateşe verileceğini çok iyi biliyor” ifadesini kullandı.

Washington’dan açıklama yapan İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi ise İran halkını ‘hazırlıklı olmaya’ çağırdı. Pehlevi, dini lideri ‘İran karşıtı bir suçlu’ olarak nitelendirerek, mevcut yönetimin ‘dökülen her damla kanın hesabını vereceğini’ söyledi.

Rıza Pehlevi, kendisini muhalefetin lideri olarak tanıtırken, protestoların 8 Ocak’ta ailesinin adının atıldığı kalabalıkları gösteren videoların yayılmasıyla büyük ölçüde tırmanmasından önce de gösteri çağrısında bulunmuştu.

Pehlevi, geçen hafta sonu için protesto çağrısını yineledi. Hafta sonunda yer yer gösteriler düzenlendiğine dair haberler çıkarken, Pehlevi dün X platformunda yaptığı paylaşımda İranlılara ‘hazırlıklı olmaları’ çağrısında bulunarak, “Sokaklara dönüş anı gelecek” ifadesini kullandı.

Dış cephede ise Tahran, söz konusu baskı politikaları nedeniyle ciddi bir uluslararası yalnızlıkla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF), İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin dün İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenmesi planlanan zirveye katılımını, zamanın ‘uygun olmadığı’ gerekçesiyle iptal etti.

Arakçi, karara tepki olarak yaptığı açıklamada, kararın ‘İsrail ve ABD kaynaklı yalanlar ile siyasi baskılara’ dayandığını söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Birleşik Krallık ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinin talebi üzerine, İran’daki insan hakları durumunun kötüleşmesini ele almak üzere cuma günü acil bir toplantı yapılacağını duyurdu. Komiserlik, ülke genelinde endişe verici şiddet olayları, protestoculara yönelik baskılar ve uluslararası insan hakları hukukunun ihlal edildiğine dair güvenilir raporlar bulunduğunu belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Avrupa Birliği’nin (AB), ‘süregelen vahşi baskılara’ yanıt olarak İran’a yönelik yaptırımların sertleştirilmesini ve insansız hava araçları (İHA) ile füze teknolojilerine ilişkin ilave ihracat yasakları getirilmesini önerdiğini açıkladı.

Moskova’da konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen Rusya’nın İran ile ticari faaliyetleri durdurmak için herhangi bir neden görmediğini ve bu faaliyetleri uygun gördüğü şekilde sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 12 Ocak’ta yaptığı ve İran ile ticari faaliyette bulunan her ülkenin, ABD ile olan ticaretinde yüzde 25 gümrük vergisiyle karşı karşıya kalacağını duyurmasının ardından geldi.


İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
TT

İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)

Uluslararası baskının artmasıyla birlikte yetkililer protestoculara yönelik baskıyı genişletirken, İran parlamentosu, Yüksek Lider Ali Hamaney'e saldırılması halinde "cihat" fetvası yayınlamakla tehdit etti.

Devlet medyası, parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'nin, Yüksek Lideri hedef almanın "savaş ilanı" olarak değerlendirileceğini ve "dünya çapındaki din alimlerinden cihat fetvasına ve İslam askerlerinden karşılık gelmesine" yol açacağını söylediğini belirtti.

Bu uyarı, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da yeni bir liderlik arayışı olasılığına işaret ettiği açıklamalarının ardından geldi.

Sahada yetkililer, İsfahan'da onlarca kişinin gözaltına alındığını ve Tahran'da 25 oyuncu ve sporcu ile 60 kafeye karşı "ayaklanmaya ve terörizme teşvik" suçlamasıyla dava açıldığını ve mallarına el konulduğunu açıkladı. BM İnsan Hakları Konseyi, İran'daki kötüleşen insan hakları durumunu görüşmek üzere cuma günü acil bir toplantı düzenleyeceğini duyurdu.