Irak’taki Şii ittifakı nasıl dağıldı?

Irak siyasetinde kişisel anlaşmazlıklar, siyasi performansta başarısızlık ve halkın taleplerinin göz ardı edilmesi başlıca nedenler arasında

Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
TT

Irak’taki Şii ittifakı nasıl dağıldı?

Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)
Sadrcılar, Irak’taki Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzü (AFP)

Sabah Nahi
Iraklı Şiiler, 2003 işgalinden sonra oluşturulan dört parlamentoda muhtemel parlamento çoğunluğunu ellerinde tutmaya devam etti. ABD’liler ise Irak’ın genelinin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül eden sayısal bir çoğunluğa göre, 180’den fazla milletvekili ile ülkeyi yönetmelerini sağladı.
Parlamentoda üç ana bileşen olan Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasında bir kota sistemi ile yürütme yetkisinin, silahlı kuvvetlerin başkomutanlığını üstlenen başbakanlığın, Şiilerin elleri arasında olması gerektiğine dair uzlaşı sağlandı.

Şii uzlaşmacılığı ve karar diktatörlüğü
Ancak Irak Şiilerinin egemenliği altında bulunan ve 18 yıldır devam etmelerini sağlayan uzlaşmacılık, ‘kötü yönetim, otorite boşluğu ve avantajların kişisel ve partizan çıkarlar için kullanılmasından kaynaklanan anlaşmazlıklar’ nedeniyle uzun sürmedi. Ayrıca rejimin yardımcılarının savaş ağalarına ve politikacılara dönüşmesiyle ortaya çıkan zenginleşme de bu anlaşmazlıkları artırdı. Öyle ki iktidarı ve kamu parasını tekellerine aldılar ve insanları yoksul gruplara dönüştürdüler.
Üç dönem iktidarda kalan İslami Davet Partisi’nin liderlik ettiği ve dördüncü dönemi Adil Abdulmehdi liderliğindeki İslam Devrim Konseyi’nin üstlendiği yönetimlerin benzersizliğinin yanı sıra geçici bir hükümet, Nisan ayında yapılacak bir erken seçim çağrısında bulundu. Abdulmehdi, Ekim 2019’da ayaklanan kitleler tarafından istifa etmeye zorlanmıştı.

2021 seçimleri, sahtecilik girişimlerini engelledi
Askeri kanatları olan siyasal İslamcıların üstlendiği siyasi yönetimler, daha fazla sandalye kazanacaklarını umarak aynı rolün 2018 ve 2021 seçimlerinde de tekrarlanacağını düşündüler. Ancak son seçimlerde uygulanan prosedürlere de katı bir şekilde karşı çıktılar. Öyle ki blok başkanlarının müdahalesini engelleyen yeni ve bireysel bir seçim sistemi ile sahtekarlık ve müdahale oranları daraltıldı.
Sonuç olarak rakipleri Sadr hareketi, 75 sandalye ile seçimlerde çoğunluğa ulaştı. Şii muhalif, eski Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki ‘Kanun Devleti’ 34 sandalye ile üçüncü oldu. Bu bağlamda Sadr bloğunun hükümeti kuracak en büyük blok olması muhtemeldi.
Şii, Sünni ve Kürt olarak bölünmesine göre ‘tek sepetli oy’ olarak adlandırdıkları bir geleneğe geri dönmek için istifa etmelerine rağmen, köprülerin altından çok sular akmıştı. Kendilerini yapayalnız buldular ve birkaç yandaş, ilk turdan hayal kırıklığıyla ayrıldı. Ayrıca Şiiler, denklemi geniş, güçlü ve disiplinli bir halk tabanına sahip güçlü rakipleri Mukteda es-Sadr aleyhine çevirmeye çalıştı.

Sadık Şiiler için yeni bir çıkmaz
Bu durum, Irak Şiilerini ilk kez biri Necef’teki Ayetullahuzma Ali Sistani’ye, diğeri İran’daki Velayet-i Fakih makamı Ayetullah Ali Hamaney’e bağlı iki Iraklı yetkili arasında yeni bir çıkmaza soktu. Şii merkezli bir örgüt olan karar merkezinin yöneticisi araştırmacı Haydar el-Musavi’ye göre Iraklı Şiiler, tehlikeli bir bölünmenin ortaya çıktığına tanık oldu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Musavi, “Bu, Şii toplumunun Irak’ta modern ve eski tarihinde de yaşamadığı büyük bir bölünmedir. Şiilerin birliği, diğer tüm toplumsal bileşenlerden çok daha güçlüydü. Aksine otoritesiz olduklarında ve mahrumiyet ve baskı içinde yaşadıklarında da daha güçlüydü. Ama mesele onlara ulaşır ulaşmaz, her biri diğerini dışlamaya ve marjinalleştirmeye çalışmaya başladı” dedi.
“Şiilerin mazlumiyeti”, dini ve siyasi otoritelerin her türlü rejimin karşısına koyduğu bir koruma kalkanıydı. Bu otoriteler, Şii siyasi mirasında 1400 yıl öncesine dayanan bu mazlumiyetten kazanımlar talep ediyordu. Stratejilerini, çağdaş Şii halk için anlaşılması karmaşık ve doğrulanması zor olan tarihi haklara dayandırdı. Çünkü halk, insanların değiştiği ve ufuklarının ‘daha iyi ve güvenli bir yaşam talep eden’ demokratik sistemlere doğru kaydığı bir dönemde tarihe takılıp kalmıştı.

Yeni değişkenler ve daha geniş beklentiler
İktidar ve hükümette, kamuoyunda yankılanan şikayetleri ortadan kaldırma konuşmaları dönüyor. Öyle ki devlet idaresi, halkın ‘öncelikle yaşamın gereklerinin sağlanmasını ve insanca yaşamayı’ talep etmesine neden oluyor. Ancak Şiilerin art arda dört hükümette üstlendiği Irak idaresinde yolsuzluk ve anlaşmazlıklar baş gösterdi. Bunlar ise ülkede protestolara, kaosa, sokak kavgalarına ve konsoloslukların ateşe verilmesine neden oldu.
Halk, ‘meydana gelen sahtekarlıklara, sahte vaatlere ve bunların Şii çoğunluğa sahip mahvolmuş şehirlerin güçsüzleşmesine’ karşı itiraz etme bağımlısı haline geldi. Halk, seçimlerde tek bir yolsuzluğa ve dolandırıcılığa tanık olmak istemiyor. Bu çerçevede eski bir politikacı olan Nedim el-Caberi, dini otorite olan Sistani ile görüşmesi sırasında, “Oturup saraylarınızda yaşarken adaletsizlik ve zulümden bahsediyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Ancak Karar Merkezi Başkanı Haydar el-Musavi, “Irak Şiilerinin tarihindeki bu hassas aşamada yaşananlar, kişisel anlaşmazlıklar, siyasi performansta gerçek bir başarısızlık ve özellikle merkez ve güneydeki Şii kamuoyunun göz ardı edilmesi sonucu ortaya çıkan bir konudur. Şii vatandaşlar, psikolojik yapılarında laik ve dindardır. Ne yazık ki Şii geleneksel güçleri, protesto hareketinden sonra sokakları kontrol altına alamadı, kargaşa kaosa dönüştü ve bu durum, dış aktörler tarafından istismar edildi” dedi.

Basra olaylarından bu yana anlaşmazlıklar birikti
Tüm bu durumlar, diktatörlüklerin devrildikleri zamanlar dışında birlik olmayan Şii evi içerisinde bir çatışmaya dönüştü.
Ancak otorite, bu inançları ve mirasları gün yüzüne çıkardı. Basra’da eski Başbakan ve Şii İslami Davet Partisi lideri Nuri el-Maliki’nin Mart 2008’de Sadr’a bağlı Mehdi Ordusu milislerine karşı başlattığı ‘Basra Muharebesi’ günlerinde düşman kardeşlerle çatışmalar yaşandı. Yüzlerce kişi tutuklandı ve onlarca kişi hayatını kaybetti. Bu muharebe, Sadrcıların kalplerinde henüz közleri sönmeyen ilk Şii- Şii savaşı olarak kabul edildi. Zira birçok Sadr yandaşı sürgüne gönderildi, hapsedildi ve haklarında mahkeme kararları verildi.
Sadrcılar, halk protestolarının çoğunu desteklerken Şii- Şii anlaşmazlığı da devam etti. Tahrir Meydanı’ndaki ve güneydeki diğer meydanlardaki göstericilere ‘birçok durumda’ koruma ve lojistik destek sağladı.
Sadrcılar, Şii hükümetlere karşı muhalefetin diğer yüzüydüler. Örgütlü bir grup olarak sokakta iktidara karşı koyma yeteneğine sahiplerdi. Diğer yetkililer ve hükümet yetkilileri ise Sadrcıların ve öğrencilerin meydanlara akın etmesinin ‘Şii kamu düzeni ve tüm hükümetler açısından büyük bir kriz oluşturduğunun’ farkındaydı.
Öte yandan koordinasyon çerçevesi üyeleri arasından dostların koşullarındaki bu gerileme, General Kasım Süleymani döneminde Irak meselesinden sorumlu Devrim Muhafızları ve İstihbarat ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı arasındaki değişken çelişkili pozisyonlar ve vizyon farklılıkları nedeniyle gelişti. Konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, bir müzakere kâğıdı olarak Irak meselesindeki sorunlar karşısında İran’ın eylemlerinde değişiklik yaşandığını belirtti. Kaynağa göre İran, seçim sonuçlarını gerçekçi bir şekilde ele aldı ve tebrik mesajları göndererek durumla profesyonelce ilgilendi. Hatta İranlılar, artık Şii müttefikleri kaybetse bile seçim sonuçlarının denklemini değiştirmek üzere müdahale etmiyor.
Belki de Sadr, Irak Şii ittifakında, sonuçları gelecek üç ay içinde hükümetin kurulmasından sonra ortaya çıkacak olan beyaz bir darbe gerçekleştirdi. Koordinasyon çerçevesinin sahipleri, takipçilerinin çoğunun, otorite limanına yanaşmakta çok geç kalan Maliki gemisinden atladığını belirtiyor. Ayrıca tarih, İyad el-Allavi’nin 2010’daki zaferiyle aynı şekilde tekerrür ediyor gibi. Allavi’ye hükümet kurma önceliği verilmemişti. Çok geç olmadan ise bu parlamentodaki müttefikleri, hükümet kurma kıyılarına yanaşan Maliki’nin gemisine binmişlerdi.



Bağdat, baskı altında "Kor Mor"a saldıranların peşine düşüyor

Federal İçişleri Bakanı Abdul Emir eş-Şammari (solda) ve İKBY İçişleri Bakanı Reber Ahmed, dün Kuzey Irak'taki Kormor petrol sahasına varışlarında (hükümet medyası).
Federal İçişleri Bakanı Abdul Emir eş-Şammari (solda) ve İKBY İçişleri Bakanı Reber Ahmed, dün Kuzey Irak'taki Kormor petrol sahasına varışlarında (hükümet medyası).
TT

Bağdat, baskı altında "Kor Mor"a saldıranların peşine düşüyor

Federal İçişleri Bakanı Abdul Emir eş-Şammari (solda) ve İKBY İçişleri Bakanı Reber Ahmed, dün Kuzey Irak'taki Kormor petrol sahasına varışlarında (hükümet medyası).
Federal İçişleri Bakanı Abdul Emir eş-Şammari (solda) ve İKBY İçişleri Bakanı Reber Ahmed, dün Kuzey Irak'taki Kormor petrol sahasına varışlarında (hükümet medyası).

Bağdat, Süleymaniye'deki Kor Mor gaz sahasını hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısının faillerini takip ediyor ve hükümet, soruşturmanın sonuçlarını 72 saat içinde açıklayacağını taahhüt ediyor.

İçişleri Bakanı Abdul Amir eş-Şammari başkanlığındaki üst düzey güvenlik heyeti, güvenlik planlarını görüşmek ve saha incelemesi yapmak üzere dün saldırı yerine geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Dana Gas şirketi, faaliyetlerine yeniden başlamadan önce güvenlik garantileri talep etti.

Siyasi açıdan Koordinasyon Çerçevesi, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin eylemlerine destek verirken, Kürt lider Hoşyar Zebari, "hükümetin saldırıyı gerçekleştiren milis gruplarını kontrol etmediğini" belirtti.

ABD elçisi Mark Savaya ise Irak konusunda Başkan Donald Trump'tan "emir" aldığını ve ülkeye ilk ziyaretini yapmaya hazırlandığı yönündeki haberlere yanıt verdi.


Gazze'de ihlal ve ölüm sayısı artıyor

Filistinliler, perşembe günü Gazze Şehri'nde tahrip edilmiş bir İsrail askeri aracının yanından geçiyorlar (AP)
Filistinliler, perşembe günü Gazze Şehri'nde tahrip edilmiş bir İsrail askeri aracının yanından geçiyorlar (AP)
TT

Gazze'de ihlal ve ölüm sayısı artıyor

Filistinliler, perşembe günü Gazze Şehri'nde tahrip edilmiş bir İsrail askeri aracının yanından geçiyorlar (AP)
Filistinliler, perşembe günü Gazze Şehri'nde tahrip edilmiş bir İsrail askeri aracının yanından geçiyorlar (AP)

İsrail, ateşkes anlaşmasını ihlal etmeye devam ederek daha fazla Filistinlinin ölümüne neden oldu. Dün bir genci öldürdü, yedi kişiyi de yaraladı; bunlardan birinin durumunun kritik olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Hamas hükümetinin medya ofisinden aktardığına göre 10 Ekim'den bu yana 535 İsrail ihlali belgelendi ve bu ihlaller sonucunda 350'den fazla Filistinli öldürüldü, 900'den fazla kişi de yaralandı. Bu arada, girmesi gereken 28 bin kamyondan sadece 9 bin 930'unun girişine izin verildi; bu oran yüzde 35'i geçmiyor. Bu da yardımın yasal veya insani bir zorunluluk değil, baskı amacıyla kullanılan bir savaş aracı olduğu anlamına geliyor.

Refah'ı hedef alan hava saldırısının, tünellerde Hamas mensuplarını öldürmeyi amaçladığı bildirildi. İsrail ordusu, hava ve kara saldırılarının ardından 9 militanı daha öldürdüğünü duyurdu.

İnsan Hakları Yüksek Komiserliği dün, Batı Şeria'da teslim olmaya çalışan iki Filistinlinin "alçakça öldürülmesi" olayının soruşturulması çağrısında bulundu.


‘Yeşil Refah’ ve ‘Yeni Gazze’... Gazze Şeridi'ni neler bekliyor?

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan çadırlar (AP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan çadırlar (AP)
TT

‘Yeşil Refah’ ve ‘Yeni Gazze’... Gazze Şeridi'ni neler bekliyor?

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan çadırlar (AP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan çadırlar (AP)

Son iki gündür Gazze Şeridi'ne ilişkin dosyada ‘Yeşil Refah’ ve ‘Yeni Gazze’ gibi yeni isimler öne çıkmaya başladı. Bu gelişme, ABD’nin arabuluculuğu ile Arap ve uluslararası desteğe rağmen İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçişin sekteye uğradığı bir dönemde yaşanıyor.

İsrail basınındaki haberlere göre hükümet, ABD’nin kararına boyun eğerek orduya Refah’ın doğusunda ‘Yeşil Refah’ adıyla yeni bir kent kurulmasına yönelik saha çalışmalarına başlaması için izin verdi. İlk hazırlıklar kapsamında ağır iş makinelerinin bölgeye sokularak molozların temizlenmesi ve arazinin düzenlenmesi planlanıyor.

İsrail’in geciktirme girişimleri

İsrail medyasında yer alan bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, bu çalışmaların henüz geçiş yapılmamış olan anlaşmanın ikinci aşamasına dahil olduğu gerekçesiyle haftalarca süren bir geciktirme çabasına girişti. Ancak Washington’un artan baskıları sonucunda İsrail, planın bir sonraki etabına yönelik hazırlıkları başlatmak zorunda kaldı.

Bu çalışmalar; işgal altındaki topraklarda Refah’ın doğusunda bir insani bölge ve yeni bir kent inşasını içeriyor. Washington yönetimi, söz konusu adımla Filistinlilere ‘umut şehri’ modelini sunmayı ve ‘Hamas’ın kontrolündeki eski, yıkılmış ve karanlık Gazze’nin’ karşısına ‘yeni, modern ve gelişen bir Gazze’ örneği koymayı hedefliyor.

İsrail, planın ikinci aşamasında atılacak bu tür adımların Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yol açacağı, ayrıca Gazze Şeridi’nin başka bölgelerinden çekilmeyi ve yerlerine uluslararası güçlerin konuşlanmasını gerektireceği gerekçesiyle itiraz etti. Söz konusu ülkeler, İsrail’in taleplerini karşılamanın zorluğu ve bölgedeki işgal koşulları nedeniyle kuvvet göndermeyi reddetti.

Şarku’l Avsat’ın İsrail Kanal 12 televizyonundan aktardığına göre, İsrail’in bu tutumu üzerine Washington yönetimi Tel Aviv’i süreci oyalamakla suçladı ve çok uluslu güce katılmaktan çekilen ülkelerin sorumluluğunu İsrail’e yükledi. Bu baskının ardından İsrail geri adım atarak yeni kentin inşasına başlanmasını kabul etti.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN, İsrail’in ‘gelecek hafta bölgede geniş çaplı moloz temizliği başlatmak üzere ağır iş makinelerini Refah’a sokmaya hazırlandığını’ ve bunun ‘Hamas unsurlarından arındırılmış yeni insani bölgenin oluşturulması’ amacıyla yapıldığını bildirdi.

Silahlı milislerden destek

Habere göre İsrail ordusu, ‘İsrail’le koordineli çalışan silahlı milislere’ atılacak adımlar konusunda bilgi verdi. ABD planına göre bir sonraki aşama, ‘İsrail’in kısmen kontrol ettiği bölgelerde yabancı bir askeri gücün faaliyete geçmesini’ öngörüyor.

i24NEWS ise İsrail ordusunun Refah’ın doğusunda Filistinliler için ‘Yeşil Refah’ adıyla yeni bir kent kurulmasına yönelik geliştirme çalışmalarına fiilen başladığını bildirdi. Kanal, bölgede gelecek hafta kapsamı genişletilecek hazırlıkların sürdüğünü, bunların ‘moloz ve patlayıcı kalıntılarının temizlenmesini’ içerdiğini aktardı.

sdfrt
Gazze Şeridi'nin Refah kentindeki İsrail askerleri (Arşiv – Reuters)

Maariv gazetesinin haberine göre, Refah’ta faaliyet gösteren Yaser Ebu Şebab milisleri, söz konusu yeni kentin bulunduğu bölgede İsrail güçlerinin temsilcileriyle ve ayrıca İsrail’in güneyindeki Kiryat Gat’ta bulunan ABD komuta merkezi adına bölgede bulunan sivil temsilcilerle birlikte görülmeye başladı.

Kabinede itirazlar

Siyasi kaynaklar, İsrail’in bu adımına kabinenin büyük bölümündeki bakanların karşı çıktığını, hatta tepkinin öfkeye dönüştüğünü aktardı. Bakanların, İsrail’in ‘sarı hat üzerinde inşaat yaparak Gazze çevresindeki yerleşimleri tehlikeye atmaması gerektiğini’ savunduğu belirtildi. Bazı sağ görüşlü medya organları haberi ‘utanç’ başlığıyla duyurdu.

Başbakan Netanyahu ise kararını savunarak hazırlık çalışmalarının ‘tünellere büyük miktarda beton dökme ve geniş bölgeleri izole etme’ işlemlerini içerdiğini söyledi. Netanyahu, söz konusu adımların ‘Hamas’ın askeri altyapısını yok etme yönündeki İsrail çıkarlarına hizmet ettiğini’ ifade etti.

gthy
Başbakan Binyamin Netanyahu, Ocak 2025'te İsrail kabine toplantısına başkanlık ediyor. (DPA)

Netanyahu, uluslararası güce katılmaktan vazgeçen Arap ve İslam ülkelerinin tutumunun Katar ve Türkiye’nin çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Bu nedenle İsrail’in ABD yönetiminin taleplerine yanıt vermesi ve Washington’la çatışmaya girmemesi gerektiğini kaydetti.

Filistin Yönetimi ve Hamas’ın itirazları

Filistin Yönetimi, İsrail’in ‘Gazze’yi yeniden inşa’ başlığı altında yürüttüğü çalışmalara karşı çıkıyor. Yönetim, farklı düzeylerde yaptığı açıklamalarda bu dosyadaki rolünü korumakta kararlı olduğunu ve Arap planına desteğini sürdürdüğünü vurguluyor.

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, perşembe günü bir İtalyan heyetini kabul ederken yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi için bir yeniden imar ve toparlanma planımız var. Bu planın bir icra programı bulunuyor ve Arap ile İslam ülkeleri tarafından benimsendi. Uluslararası toplum da New York Bildirgesi aracılığıyla destek veriyor. Kardeş Mısır’la birlikte Kahire’de bir yeniden imar ve toparlanma konferansı düzenlemek için çalışıyoruz” dedi.

Hamas, söz konusu projeyi ‘İsrail’in ateşkes anlaşmasını açık biçimde ihlal etmesini gerekçelendirmeye yönelik yeni bir aldatmaca’ olarak nitelendirdi. Hareket, yayımladığı açıklamada, “İsrail’in anlaşmayı çiğnediğini ve günlük ihlallerle daha ilk aşamayı ortadan kaldırdığını” belirtti.

Geçtiğimiz salı günü konuya ilişkin bilgi veren Mısırlı bir kaynak, Gazze’nin erken toparlanması ve yeniden inşasına yönelik Kahire Konferansı’nın kasım ayı sonunda yapılmasının planlandığını ancak toplantının erteleneceğini söyledi. Kaynak, “Konferans ay sonunda düzenlenmeyecek; biraz gecikmesi muhtemel. Özellikle şu anda paralel bir çaba yürütülüyor. Görünen o ki ABD, Refah’la ilgili kendi özel girişimini planlıyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu açıklama, İsrail’in kontrolündeki bölgelerde oluşturulması öngörülen ‘yeşil bölgeye’ işaret olarak yorumlandı.

Gazze İnsan Hakları Merkezi, ateşkesin başlamasından bu yana geçen 47 günde İsrail tarafından işlenen ihlallerde 350 Filistinlinin öldürüldüğünü açıkladı. Ölenler arasında 130 çocuk ve 54 kadın bulunuyor.

Merkez, aynı dönemde günlük ortalama 11’i aşan 535 ihlal kaydettiğini bildirerek ateşkesin yürürlüğe girdiği ilk andan itibaren ihlallerin sürdüğünü vurguladı.

Açıklamada, İsrail’in insani yardım girişlerini kısıtladığı, günde yalnızca 211 kamyonun geçişine izin verdiği, oysa 600 kamyona izin verildiği yönünde iddialarda bulunduğu aktarıldı. Ayrıca İsrail’in üzerinde mutabık kalınan çekilme haritasına uymadığı ve sivil bölgelere yönelik ateş kontrolünü sürdürerek zaman zaman bölgeye girdiği belirtildi.