Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona
TT

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Ortadoğu ve Arap dünyası, çatışma ve kriz bölgelerini gösteren haritalarda genelde kırmızıya boyalı gösterilir. Bu durum, Ortadoğu'nun sürekli bir gerilim ve çatışma alanı olarak değerlendirildiğini ifade etmektedir.  Bölge ülkeleri arasında on yıllardır süregelen bir dizi karmaşık ilişkinin, her an yeni bir çatışma doğurabileceği yönünde yorumlar yapılıyor. 
Bu yaklaşımın mantıksal açıklaması olarak, bölgenin jeopolitik konum açısından Doğu ile Batı arasında bir köprü olması gösteriliyor. Bu köprü görevi, dünyadaki büyük medeniyet dönüşümlerinin ve bu dönüşümlerin doğurduğu çatışmaların aktarımı için taşıyıcı bir ortam olmasını kolaylaştırıyor. 
Diğer uluslar da geçmişte ciddi coğrafi ve tarihsel zorluklarla karşı karşıya kalmış, büyük savaşlar ve kanlı çatışmalarla sonuçlanan sayısız deneyim yaşamıştır. Fakat nihayetinde; barış ve istikrarı sağlayan iş birlikleriyle bunların üstesinden gelebilmişlerdi. Dolayısıyla Ortadoğu ülkelerinin arka planları ışığında, çatışmalarının ilelebet süreceği yönündeki yaklaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır.   
Tarihin başlangıcından bu yana büyük medeniyetlerin mirasçısı olan ve modern çağın başlamasına katkı sağlayan Ortadoğu'nun, yaşadığı çelişkilere rağmen barış ve istikrara yönelik dönüşüm olanaklarına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğu’daki çatışmaların tümü iç saiklerle yaşanmamaktadır.  Dış müdahalelerin, devlet politikalarının oluşturulmasında iç çelişkilerin derinleştirilerek, yeni krizlere yol açan çatışmalara dönüştürülmesindeki rolü inkâr edilemez.  
Ortadoğu’nun stratejik konumunun doğası, yalnızca ticari ürünlerin geçiş güzergahı ya da gezginlerin hareket alanı olmasında yatmaz. Doğu ve Batı arasında üstlendiği ‘doğal köprü’ görevi, fikir ve ideolojilerin geçiş alanı olmasını ve medeniyetler çatışmasının merkezinde yer almasını sağlamaktadır.  
Bölgemize musallat olan çatışmaların, rekabetin, istikrarsızlığın ve krizlerin devam etmesinin kaçınılmaz bir kader olup olmadığı, meşru bir soru olarak ortaya çıkıyor. Dünyanın diğer bölgelerindeki uluslar da benzer süreçlerden geçtiler ve nihayetinde krizleri büyük ölçüde aşabildiler. Acaba bu deneyimler bizim için de rol model teşkil edebilir mi?  
Halklarımız gelecekleri için alternatif seçenekler oluşturup, gelişmiş ülkeler arasına dahil olabilir mi?  
Iraklılar olarak biz, komşu ülkelerdeki kardeşlerimizden önce, bu soru üzerinde sorumlu bir şekilde düşünmekle yükümlüyüz. Kendimize böyle bir soru yönelttiğimizde, şimdilerde bölgesel barışı ve istikrarı tehdit eden, sorunlu bir merkez görüntüsüne rağmen, Irak’ın bölgesel barış ve istikrar için pozitif bir merkez olma potansiyeli olduğunun farkındayız. Irak pekâlâ bölge ülkeleri arasında sağlıklı bir iş birliği kurulmasına ve toplu kalkınmaya aracılık edebilir.  
Bölgemizin zengin doğal kaynakları, tarihi ve medeniyet geçmişi, kendisini yeniden gerçekleştirmesine olanak tanımaktadır. 
Tarihte olduğu gibi, potansiyelimizi doğru kullanırsak, tüm alanlarda atılımlar yaparak eski statümüzü tekrar kazanabiliriz.  
Böylesi bir tarihsel dönüşümü dört gözle beklerken, geri kalmış, kanlı çatışmalar yaşamış ve doğal kaynaklardan yoksun olan bazı ülkelerin, tüm bunları aşarak sosyal, ekonomik ve siyasi ilerleme kaydedebilmiş olması bize umut veriyor.  
Geçen yüzyılın ortalarında tehlikeli salgın hastalıklarla boğuşan, organize suç, mafya ve silahlı çetelerin merkezi haline gelmiş olan Singapur deneyimi önemli bir örnek teşkil edebilir. Singapur, kurucu lider Lee Kuan Yew'in vizyonu sayesinde, ekonomik, sosyal, teknik ve insani düzeyde en gelişmiş ülkelerden birine dönüşmüştür. Keza Güney Afrika'daki ırkçı Apartheid rejim tasfiye edilerek, ekonomik olarak gelişmiş, özgür, demokrat bir model ortaya çıkabilmiştir.  
Ruanda da bir başka değişim ve dönüşüm örneği sunuyor. En büyük ırkçı soykırımlardan biri olarak kabul edilen ve yaklaşık üç milyon insan canına mal olan katliamların ardından, demokratik dönüşümünü tamamlayarak yirmi yıl içinde siyasi ekonomik istikrarı sağlayabildiler.  Güney Amerika, Doğu Asya ve Doğu Avrupa'da bu düzeyde birçok başarı örneği vardır. 
Doğal zenginliklere sahip, büyük medeniyetlerin mirasçısı olan, zengin insan kaynakları barındıran ülkelerimizin, yeni modeller tasarlayarak, içinde bulunduğumuz durumdan sıyrılarak gelişmiş ülkeler arasında yer alması mümkün değil midir? Bizdeki olanaklara sahip olmayan ülkeler bunu başarabilmişse, bizim de kendi tarzımızla ilerleyebilmemiz gerekmez mi?  
Ortadoğu ülkeleri olarak böylesi bir tarihsel atılım için tüm imkanlara ve şartlara sahibiz; muazzam yeraltı kaynaklarımız, yaratıcı gençlerimiz, kültürel ve tarihi ortak noktalarımız ve bize ilham verecek parlak bir geçmişimiz var. İhtiyacımız olan; yeni bir gerçeklik yaratma vizyonunu ortak bir irade ile kabullenmemizdir. Halklarımız arasındaki ilişki bağlarını güçlendirmeye dayalı sürdürülebilir iletişimin temellerini atmalı, müşterek çıkarlar çerçevesinde ortak bir güvenlik ve ekonomik sistem kurmalıyız. Hepimiz şunu kavramalıyız ki, deneyimlerimizi paylaşmamız ve ortak hareket etmemiz gücümüzün kaynağı olacaktır. Böylelikle birbirimize destek olarak eksiklerimizi tamamlayabilir, bölgemizi kalkındırabiliriz. Seçimlerimizde, birlikteliğimizi güçlendirmeyi hedeflemeliyiz, aramızdaki anlaşmazlıkların çözüm yolu olarak diyalogu benimsemeliyiz.  
Irak’ta eski rejime muhalif olduğumuz yıllar boyunca, halkın onuruna saygılı, özgür ve demokratik bir ülke hayal ettik.  
Bugün Irak'ta iki seçenek görüyoruz: Ya bölgesel ve uluslararası güçlerin çatışma üssü olarak kalmaya devam edeceğiz, ya da iç birlikteliğimizi sağlayıp bölge halkları arasında bir iletişim köprüsü olacağız. Bize göre, yaralarını saran ve kendisiyle barışan bir Irak, kardeşlerinin de yardımıyla, barış ve istikrara kavuşan bir Ortadoğu’nun inşasına ciddi katkılar sunabilir.  
Hükümet olarak Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’nda, bu vizyonu, komşu ve dostlarımızın huzurunda taahhüt ettik.  İlerlemeye yönelik iyi niyetlerimizi samimiyetle dile getirdik.  
Deneyimlerimiz, bölge ülkeleri düzeyinde güvenlik entegrasyonunun sağlanması için geniş olasılıklar olduğunu gösteriyor. Bölge ülkelerinin kara ve demiryolları ile birbirine bağlanmasının acil bir ihtiyaç olduğu görülüyor. Elektrik sistemlerinin birleştirilmesi, enerji, doğalgaz ve karşılıklı yatırım alanlarında iş birliklerinin arttırılması gerekiyor. Ancak hepsinden önce, bölge ülkelerinin, ikili ve toplu diyalogları genişletmesi, krizlerin çözümü için karşılıklı iyi niyet göstermesi gerekiyor. Muhtemel çözümleri formüle ederken, bölge ülkeleri dışındaki harici etkileri uzak tutmak için de azami gayret sarf edilmeli.  
Dünyada ciddi değişiklikler yaşandı. Bugün, halkların çıkarlarının daha fazla birbirine bağlı olduğu bir gerçekliktir. Tüm hayati alanlarda daha derin etkileşim ve dayanışma gerektiren tamamen farklı bir tarihsel çağda yaşıyoruz. 
Bölgemizdeki ülkeler, birçok alanda ortak çıkarlarla birbirine bağlıdır. Tarım, ticaret ve sanayi alanlarında ortak projeler yaparak, eskiden olduğu gibi, modern zamanlarda da büyük bir güç haline gelebiliriz. Önümüzde, terörizm, yoksulluk, kuraklık, toplumsal ve çevresel sorunlar gibi büyük ortak zorluklar var. Tüm bunların olumsuz etkilerini azaltmak ve sonuçlarının üstesinden gelebilmemiz için iş birliği yapmamız zorunludur.  
Halklarımız, içinde bulundukları halden daha iyisini hak ediyor. Potansiyel olarak, insanlığın ilerlemesine verdikleri katkıdan çok daha fazlasına sunabilirler ve değişim için de gerekli iradeye sahipler.  
Yakın tecrübelerimiz, bölge ülkelerinin liderlerinin de değişim iradesine sahip olduklarını gösteriyor. Bizi bir araya getirecek samimi yaklaşımlar olduğu yönünde işaretler var. Krizlere odaklanmak ve nedenleri sürdürmek yerine, kalkınma ve refah çerçevesinde ortak çıkarlarımızı gözetmemiz ve bölgesel entegrasyonu sağlamamız gerekir. 



Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
TT

Smotrich, El Halil'de: İbrahimî Camii, Batı Şeria'daki ilk egemen mülkümüz

İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)
İbrahimî Camii'nde bir çocuk, Hz. İshak'ın makamını izliyor (Şarku'l Avsat)

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, El Halil'deki İbrahim Camii'nin Yahudi halkının ilk egemen mülkü olduğunu söyledi. Üstü kapalı alanların açılışı için bulunduğu camide konuşan Smotrich, İbrahim Camii'nin Batı Şeria'daki “İsrail egemenliğinin sonsuza dek sembolü olarak kalacağını” vurguladı.

İsrail'in Kanal 14 televizyonu, İbrahim Camii'ndeki çatı ve kapsamlı restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich'in, daha önce El Halil Anlaşmaları'nı sona erdirme ve bu konudaki yetkileri Filistin belediyesinden alma kararının ardından “tarihi bir adımı tamamladığını” bildirdi.

Smotrich, geçen haziran ayında El Halil'e ilişkin “El Halil Anlaşması”nı iptal ettiğini açıklamıştı. Bu karar, Filistin Yönetimi ve Filistinliler açısından önemli bir darbe olarak değerlendirilmişti. Karar kapsamında, Eski Şehir'i de içine alan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri El Halil Belediyesi'nden alındı.

El Halil, Batı Şeria'da 1997 yılında özel bir anlaşmayla H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan tek Filistin kentidir. Bu düzenleme, El Halil'deki yeniden konuşlandırmaya ilişkin protokol olarak biliniyor ve 1995 tarihli Oslo II Anlaşması'nın ve 1993'te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğinde bulunuyor.

El Halil Anlaşması uyarınca İsrail güçleri, kentin yaklaşık yüzde 80'ini oluşturan H1 bölgesinden çekildi ve burada güvenlik ile sivil işlerin sorumluluğu Filistin Yönetimi'ne bırakıldı. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20'sini oluşturan H2 bölgesinde güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir bölgesini, İbrahim Camii'ni ve El Halil'deki Yahudi yerleşimini kapsayan H2'de sivil yetkiler ise Filistin Yönetimi'ne devredildi.

dvfgbhy
İbrahim Camii'nin ana girişinden bir bölüm (Şarku'l Avsat)

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihi bir değişikliktir. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi Smotrich'in kararını reddetmesine rağmen İsrail, istediği düzenlemeyi fiilen hayata geçirdi.

Smotrich, çarşamba günü camide yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası (İbrahim Camii), İsrail halkının ilk egemen mülküdür. Efendimiz İbrahim'in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin sembolü haline geldi. Bu sabah, ilgili bütün tarafların profesyonel ve yoğun çalışmaları sayesinde üst örtü ve restorasyon projesinde son aşamaya ulaştık” dedi.

Smotrich, “Bu, tarihi bir döngünün kapanmasıdır. Ortak çabalar sayesinde, gelecek Yahudi Yeni Yılı'nda İsrail halkının geniş kitleleri burada uygun ve saygın koşullarda ibadet edebilecek” dedi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik kışkırtıcı söylemler

Smotrich'in adımı, İsrail'de Filistin Yönetimi'ni hedef alan geniş kapsamlı bir kampanyanın yürütüldüğü dönemde atıldı.

Smotrich, bundan bir gün önce Filistin Yönetimi'nin devrilmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklama, Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın Filistin Yönetimi'ni topyekûn savaşla tehdit etmesinden birkaç saat sonra yapıldı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte, Filistin Yönetimi'ne bağlı güvenlik birimlerinin veya bunlarla bağlantılı unsurların taraf olduğu çatışma ve karışıklıkların yaşanması halinde, orduya yönetimin üst düzey yetkililerine ve kurumlarına karşı kapsamlı bir savaşa hazırlık emri verdiklerini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İbrani medyasından aktardığına göre Katz'ın planı; “Filistin Yönetimi'nin üst düzey yetkililerine yönelik hedefli suikastlar düzenlenmesi, altyapının imha edilmesi, operasyonların başlatıldığı Filistin kent ve köylerinden halkın tahliye edilmesi ve bölgenin işgal edilmesini” içeriyor.

Netanyahu da daha önce Filistin Yönetimi'ne bağlı unsurların İsrail'e yönelik saldırılara katılması ihtimalini orduyla görüşmüştü.

İsrailli yetkililer zaman zaman Filistin Yönetimi'ni hedef alan açıklamalar yaparak, yönetimin Batı Şeria'daki yerleşimlere 7 Ekim 2023 saldırısına benzer bir saldırı düzenleyebileceğini öne sürüyor. Bu yetkililer, yönetimin silahlarına el konulmasını, güvenlik birimlerinin tamamının veya bir bölümünün dağıtılmasını, hatta Filistin Yönetimi'nin tamamen lağvedilmesini talep ediyor.

cvfbgh
İbrahim Camii'nin içinde Hz. İbrahim'in makamı (Şarku'l Avsat)

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de defalarca Filistin Yönetimi'nin feshedilmesini istedi ve İngiltere'nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarının ardından bu talebini yineledi.

İsrail'deki yerleşimci hareketinin liderleri de yerleşimlere yönelik yaptırımlara karşılık olarak Oslo Anlaşmaları'nın iptal edilmesini, işgal altındaki Batı Şeria'daki A ve B bölgelerinde yerleşimlerin genişletilmesini ve Filistin Yönetimi'nin dağıtılması için çalışılmasını talep etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11'in aktardığına göre, Batı Şeria'daki yerleşimler konseyi başkanı Yisrael Gantz, İsrail'deki ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ile görüşerek Washington'un yaptırımlara karşı atabileceği adımları ele aldı.

İsrail, Batı Şeria'da Filistin Yönetimi'ni siyasi ve ekonomik abluka uygulayarak ve yetki ve rollerini etkileyen yasal düzenlemelerde değişiklikler yaparak hedef alıyor. El Halil'de atılan son adım da bunun örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Polis mensuplarının tutuklanması ve tazminatlar

İsrail ordusu Batı Şeria'nın merkezinde her gün operasyonlar düzenlerken, yerleşimciler de ölümcül saldırılar gerçekleştiriyor. Ordu bu hafta operasyonlarını yoğunlaştırdı ve Batı Şeria'nın kuzey ve orta kesimlerinde silahlı hücreleri etkisiz hale getirdiğini, ayrıca Tubas yakınlarında fırlatma rampası bulunmayan bir roket mermisi tespit edildiğini ve hemen imha edildiğini bildirdi.

İsrail ordusu çarşamba günü, Beytunya yakınlarında C Bölgesi'nde kontrol noktası kurulmasına karıştıkları gerekçesiyle bazı Filistinli polislerin gözaltına alındığını açıkladı. Ordu, polislerin “yetkilerini aşarak hareket ettiğini” savundu.

Filistinli bir polis ekibi daha önce Beytunya yakınlarındaki bir yolda silahlı bir İsrailli yerleşimciyi durdurmuş, kısa süre sonra da bu kişiyi İsrail güçlerine teslim etmişti.

İsrail güvenlik teşkilatı olayı, Filistin güvenlik birimlerinin “ciddi bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi.

Filistinli polislerin gözaltına alınması, İsrail güvenlik güçlerinin Beytüllahim'deki bir hastanenin avlusunda Filistin polis devriyesini durdurduğu ve polisleri aşağılayıcı uygulamalara maruz bıraktığı olayın ardından geldi. Söz konusu adım, “Filistin Yönetimi'nin itibarına darbe” olarak değerlendirildi.

Filistin Yönetimi'ne yönelik bir başka adımda ise Kudüs Bölge Mahkemesi, daha önce görülmemiş bir kararla, saldırılarda yaralanan İsrailli asker ve polislerin de yalnızca sivillerle sınırlı kalmayacak şekilde “Terör Mağdurlarının Tazmini” yasası kapsamında tazmin edilmesine hükmetti.

“Yedioth Ahronoth” gazetesinin haberine göre mahkeme hâkimi, yasanın güvenlik güçleri mensuplarına uygulanamayacağı yönündeki Filistin Yönetimi'nin itirazını reddeden üç karar verdi. Mahkeme, Filistin Yönetimi'nin yıllar önce Kudüs'te düzenlenen araçlı saldırıda yaralanan bir asker, bıçaklı saldırıda yaralanan bir kadın polis ve silahlı saldırıda yaralanan bir askere toplam olarak yaklaşık 50 milyon şekel tazminat ödemesine hükmetti.


Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
TT

Kuzey Gazze’de İsrail saldırısında 2’si kız çocuğu 4 kişilik aile hayatını kaybetti

İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)
İsrail ordusunun bölge sakinlerini uyararak tahliye etmelerini istemesinin ardından Han Yunus'ta düzenlenen İsrail hava saldırısında bir evden yükselen duman ve alevler (Reuters)

Kuzey Gazze Şeridi'nde İsrail'in düzenlediği saldırıda aynı aileden 2'si çocuk 4 Filistinli hayatını kaybetti. Olay, bugün Gazze kentinin batısındaki bir hastane ile Gazze Şeridi'ndeki bir güvenlik kaynağı tarafından bildirildi.

Şifa Hastanesi yaptığı açıklamada, “Kuzey Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahiya Projesi'nde bir eve düzenlenen İsrail saldırısının ardından Ahmed ailesine mensup 4 kişinin parçalanmış cesetlerinin hastaneye getirildiğini” belirtti. Hastane, hayatını kaybedenler arasında 8 ve 12 yaşlarında iki kız çocuğunun bulunduğunu kaydetti.

İsrail ordusu, AFP'nin sorusu üzerine olayla ilgili inceleme başlattığını açıkladı.

Gazze'deki Filistinli bir güvenlik kaynağı, İsrail savaş uçaklarının gece yarısından sonra Beyt Lahiya ile Cibaliye Mülteci Kampı'nın merkezine iki hava saldırısı düzenlediğini, ayrıca yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını ve ambulansları hedef aldığını söyledi.

Filistinli güvenlik kaynağı, İsrail'in “Gazze Şeridi'ndeki ihlallerini sürdürdüğünü” ifade etti.

İsrail, geçen yıl ekim ayında ABD arabuluculuğunda ateşkes konusunda anlaşmaya varmıştı, ancak o tarihten bu yana Gazze'deki operasyonlarını sürdürüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik benzeri görülmemiş saldırıyı düzenleyen Hamas'a karşı hava saldırılarına devam etme ve Hamas silahlarını bırakana kadar Gazze'den çekilmeme kararlılığını vurguladı.

İsrail, operasyonlarında hedeflerini çoğu zaman saldırıların ardından açıklıyor. İsrail ordusu pazar günü, Gazze Şeridi'nde İsrail güçlerine yönelik patlayıcıların yerleştirilmesine katıldığını öne sürdüğü Subhi Hıdır Haşim et-Taberihi'yi öldürdüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Hamas'a bağlı Gazze Sağlık Bakanlığı verilerinden aktardığına göre, ateşkesin ilan edilmesinden bu yana İsrail saldırılarında bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti. Bakanlığın verileri, Birleşmiş Milletler tarafından genel olarak güvenilir kabul ediliyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin yanı sıra bir sivil yüklenicinin de öldüğünü açıkladı.


İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
TT

İsrail, Gazze’ye yerleştirdiği casusluk cihazlarını imha ediyor ve güvenlik operasyonlarını yoğunlaştırıyor

Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda dün bir evi hedef alan saldırının ardından olay yerinden yükselen duman (DPA)

Geçen 11 Haziran’da İsrail’e ait bir insansız hava aracı, Gazze kentinin güneyindeki Sabra Mahallesi’nde Furvane ailesine ait bir evin çatısına füze bıraktı. Saldırıda, evin çatısında bulunan kimliği belirsiz cisme yaklaşan aile fertlerinden biri hayatını kaybetti.

Saha kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre hayatını kaybeden kişi, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı “Mühendislik Birimi”nde görev yapan 35 yaşındaki Ebu Furvane’ydi. Furvane, söz konusu cismi kontrol etmek üzere çatıya çıktığı sırada bir insansız hava aracı (İHA) füze fırlattı. Füzenin isabet etmesiyle cisim patladı ve aktivist hayatını kaybetti.

Furvane’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık dört Filistinli grup mensubunun, iki ila üç aylık bir dönem içinde benzer yöntemle öldürüldüğü ortaya çıktı. Görünüşe göre söz konusu kişiler bir şekilde tuzağa çekildi. Ancak bu durumun, grupların ilgili birimleri ile Kassam Tugayları ve Hamas yönetimine bağlı güvenlik kurumlarınca henüz kesin olarak doğrulanmadığı belirtildi.

“Şarku’l Avsat”ın çeşitli saha kaynaklarından derlediği bilgilere göre İsrail son dönemde Gazze Şeridi’nin içine yerleştirdiği casusluk cihazlarını hedef alan saldırılara başvurdu. Kaynaklar, yaklaşık iki hafta önce Hamas’ın üst düzey güvenlik sorumlusu Muin el-Arabid’in İsrail özel kuvvetleri tarafından yakalanmasının ardından bu saldırıların yoğunlaştığını belirtti. Ancak iki olay arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğu doğrulanmadı.

Söz konusu kaynaklara göre son üç gün içinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış iki evin çatısındaki casusluk cihazları, intihar saldırısı düzenleyen İHA’lar tarafından imha edildi. Gazze’nin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde bir başka casusluk cihazı keşif uçağı tarafından hedef alınarak patlatıldı. Ayrıca bir hafta önce Tel el-Heva Mahallesi’nde yıkılmış bir binanın çatısındaki küçük cihaza bir İHA tarafından bomba bırakıldı.

Kameralar ve dinleme cihazları

İsrail, gerek son Gazze savaşında gerekse daha önceki dönemlerde görsel ve işitsel casusluk cihazlarını bir silah olarak hep kullandı.

Saha kaynaklarından birine göre İsrail, son günlerde çeşitli bölgelerde küçük “quadkopter” tipi İHA’ların uçuşlarını yoğunlaştırdı. Kaynak, bu araçların bazılarının patlayıcı taşıyan intihar dronları olduğunu ve görevlerinin gözetleme ve casusluk faaliyetleriyle sınırlı kalmadığını belirtti.

hyju
Gazze savaşı sırasında bulunduğu ve İsrail’e ait casusluk cihazları olduğu öne sürülen cihazlar (Filistinli grupların sosyal medya hesapları)

Bir başka kaynak, savaş sırasında yıkılmış evlerin çevresinde, kamuya açık caddelerde, hastanelerde ve başka noktalarda casusluk cihazlarının tespit edildiğini söyledi. Kaynağa göre cihazların büyük bölümü, kara operasyonları sırasında Şerit’in farklı bölgelerine yerleştirildi.

Kaynaklar bu cihazların, bazı aktivistlerin yüzlerinin tespit edilmesine ve cihazlardan yalnızca birkaç metre uzaktayken öldürülmelerine katkı sağladığını belirtti. Bunlardan bazıları, Gazze kentindeki Nasr Mahallesi’nde kamuya açık yollarda hareket ederken, bölgedeki cihaz henüz fark edilmeden öldürüldü.

Geçen mart ayının sonunda, Filistinli gruplardan bazı aktivistlerin sökmeye çalıştığı bir cihaz Deyr el-Belah’ta patladı. O sırada cihazın kendiliğinden mi yoksa bir İHA’nın müdahalesiyle mi patladığı belirlenemedi.

Saha kaynakları o dönemde bu cihazların kameralar, ses dinleme sistemleri ve çeşitli sensörler içerdiğini bildirmişti. Bazı cihazların tespit edilmeye çalışılması halinde kendini imha ettiği, bazılarının ise operatörlerine fark edildiklerine ilişkin uyarı veya sinyal göndererek imha edilmelerini sağladığı ifade edildi.

Kaynaklar, savaş sırasında veya ateşkesin ardından şimdiye kadar tespit edilen cihazların büyük bölümünün İsrail İHA’larıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Cihazların topladığı bilgilerin bu araçlara, oradan da İsrail güvenlik birimlerinin operasyon merkezlerine aktarıldığı belirtildi. Bazı cihazların ise bilgileri doğrudan uydular üzerinden ya da İsrail’le iş birliği yapan kişilerin sağladığı internet bağlantıları aracılığıyla ilettiği değerlendirildi.

Kaynaklar ayrıca, İsrail ordusunun baskın düzenlediği Şifa Hastanesi kompleksi gibi bazı hastanelerde de casusluk cihazları bulunduğunu belirtti. Bu cihazların bazılarının taşların içine yerleştirildiği, bazılarının ise hastaların kullandığı tıbbi bölümlerdeki mobilyaların içine gizlendiği kaydedildi.

thyny
Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir evin dün hedef alınması (DPA)

Kaynaklara göre cihazlarda, 800 metreye kadar mesafeden görüntü alabilen yüksek çözünürlüklü küçük kameralar ve 500 metreye kadar mesafedeki sesleri algılayabilen gelişmiş dinleme sistemleri bulunuyordu. Bu sistemler aracılığıyla bazı kişilerin, İsrail güvenlik birimlerinin daha önce tutuklanan aktivistlerden elde ettiği ya da cep telefonu ve diğer iletişim araçları üzerinden topladığı ses örnekleriyle karşılaştırma yapılarak seslerinden teşhis edilmesi mümkün olabiliyordu.

Bu cihazlardan bazıları, özellikle Han Yunus’un Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş kişiler için kurulan kamplarda da bulundu. Kaynaklara göre İsrail’le iş birliği yapan kişiler, bölgedeki hareketliliği izlemek ve yerinden edilenleri dinlemek amacıyla cihazları buraya yerleştirdi. Bazıları kış aylarında çadırların su altında kalmasının ardından fark edilirken, bazıları taş görünümünde kamufle edilmiş ahşap kutuların içine yerleştirilmişti.

Savaş öncesinde de kullanıldı

Son savaştan önce de Filistinli grupların ofislerinde ve aktivistlerin evlerinde küçük kameralar ile dinleme cihazları bulundu. Kaynaklara göre bu cihazlar internet modemlerinin veya elektrik şebekelerinin içine yerleştiriliyor, İsrail ile iş birliği yapan kişiler tarafından ticari mallarla birlikte Gazze’ye sokuluyordu.

Kaynaklar, bu cihazların büyük bölümünün farklı olaylarda işbirlikçilerin yakalanıp sorgulanması ve itiraflarının alınmasının ardından ortaya çıkarıldığını belirtti.

yumku
Çarşamba günü Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda İsrail saldırısının yol açtığı yıkımı inceleyen Filistinliler (DPA)

Mayıs 2018’de Kassam Tugayları’na bağlı altı mühendis, ele geçirilen bir casusluk cihazını incelerken meydana gelen patlamada hayatını kaybetti. Cihazla ilgili güvenlik incelemeleri, Kassam Tugayları’nın iç iletişim ağına casusluk cihazları yerleştirilmesi gibi ciddi güvenlik açıklarını ortaya çıkardı. Cihazların muhtemelen bir İHA tarafından uzaktan patlatılması sonucu mühendisler olay yerinde hayatını kaybetti. Kassam Tugayları ise o dönemde Gazze’deki “en tehlikeli İsrail casusluk operasyonunu” etkisiz hale getirdiğini açıkladı.

Yaklaşık 45 gün sonra, bir tüccarın İsrail istihbaratının talimatıyla Gazze Şeridi’ne soktuğu “granit taşı” içine gizlenmiş bir casusluk cihazı tespit edildi. Cihazın daha sonra Filistinli gruplardan birinin askeri tesisine götürülmesi planlanıyordu. Cihaz söz konusu tesise yerleştirildikten birkaç gün sonra fark edildi.

Aynı yılın kasım ayında Han Yunus’taki kontrol noktalarından birinde İsrail özel kuvvetlerine ait bir ekip tespit edildi. Daha sonra bu ekibin uzun süredir Gazze Şeridi’nde faaliyet gösterdiği ve evlere, konutlara ve çeşitli diğer noktalara farklı cihazlar yerleştirdiği ortaya çıktı.

Sahadaki gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmeler kapsamında İsrail, ikinci gününde de Gazze Şeridi’nde binaları, evleri, konutları ve bir araziyi hedef alan hava saldırıları düzenledi. Gazze kentindeki iki ayrı saldırıda ve Sarı Hat yakınlarında açılan ateş sonucu bir kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları dün öğle saatlerinde Gazze kentinin batısındaki Şati Mülteci Kampı’nda bir binadaki iki daireyi yıktı. Ardından Şerit’in merkezindeki Nuseyrat Pazarı’nda bir ticaret merkezinin üstünde bulunan başka bir daireyi bombaladı.

scdfgrthyj
Gazze kentinin Rimal Mahallesi’nde salı günü İsrail saldırısının hedef aldığı bir evde meydana gelen hasarı inceleyen Filistinliler (AFP)

Gazze kentinin güneybatısındaki Şeyh Aclin Mahallesi’nde İsrail, bir motosikleti hedef alan hava saldırısı düzenledi. Saldırıda iki kişi yaralandı; yaralılardan biri daha sonra aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden kişinin, Ramallah’a bağlı Silvad beldesinden eski tutuklu Ferah Hamed olduğu belirtildi. Hamed, 2011 yılında yapılan esir takası kapsamında serbest bırakılmış ve o dönemde Gazze’ye sürgün edilmişti.

Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mahallesi’nde düzenlenen hava saldırısında iki genç yaralandı; bunlardan birinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Ayrıca Sarı Hat yakınlarındaki Cibaliye ve Han Yunus dahil çeşitli bölgelerde açılan ateş sonucu üç kişi yaralandı.

İsrail savaş uçakları salı günü de Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bir evi, Şerit’in merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda başka bir evi ve Gazze kentinin batısındaki Şifa Hastanesi kompleksi yakınlarında üçüncü bir evi yıktı. Ayrıca Şeyh Aclin Mahallesi’ndeki tarım arazisini bombaladı. Bu saldırılardan önce söz konusu bölgelerdeki bazı yerleşim alanlarının ve yerinden edilmiş kişilerin kamplarının boşaltılması istenmişti.

cfvbg
Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta dün İsrail hava saldırısının hedef aldığı evden yükselen alevler (AFP)

İsrail ordusu, söz konusu binaların Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait silah depoları olduğunu ileri sürdü. Ordu, bazı unsurların bu silahları Gazze Şeridi’nde nöbet tutmak ve kontrolü pekiştirmek amacıyla kullanmaya yönelik hareketlerinin gözlemlendiğini iddia etti.

İsrail, aynı saatlerde Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan Mezarlığı çevresindeki bir evin çatısına ve Şati Mülteci Kampı’nda yıkılmış bir evin çatısına hava saldırıları düzenledi. “Şarku’l Avsat”a konuşan kaynaklar, her iki noktadaki casusluk cihazlarının patlatıldığını vurguladı.