Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona
TT

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi, Şarku’l Avsat için kaleme aldı: Çatışma alanından, işbirliği ve bölgesel entegrasyona

Ortadoğu ve Arap dünyası, çatışma ve kriz bölgelerini gösteren haritalarda genelde kırmızıya boyalı gösterilir. Bu durum, Ortadoğu'nun sürekli bir gerilim ve çatışma alanı olarak değerlendirildiğini ifade etmektedir.  Bölge ülkeleri arasında on yıllardır süregelen bir dizi karmaşık ilişkinin, her an yeni bir çatışma doğurabileceği yönünde yorumlar yapılıyor. 
Bu yaklaşımın mantıksal açıklaması olarak, bölgenin jeopolitik konum açısından Doğu ile Batı arasında bir köprü olması gösteriliyor. Bu köprü görevi, dünyadaki büyük medeniyet dönüşümlerinin ve bu dönüşümlerin doğurduğu çatışmaların aktarımı için taşıyıcı bir ortam olmasını kolaylaştırıyor. 
Diğer uluslar da geçmişte ciddi coğrafi ve tarihsel zorluklarla karşı karşıya kalmış, büyük savaşlar ve kanlı çatışmalarla sonuçlanan sayısız deneyim yaşamıştır. Fakat nihayetinde; barış ve istikrarı sağlayan iş birlikleriyle bunların üstesinden gelebilmişlerdi. Dolayısıyla Ortadoğu ülkelerinin arka planları ışığında, çatışmalarının ilelebet süreceği yönündeki yaklaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır.   
Tarihin başlangıcından bu yana büyük medeniyetlerin mirasçısı olan ve modern çağın başlamasına katkı sağlayan Ortadoğu'nun, yaşadığı çelişkilere rağmen barış ve istikrara yönelik dönüşüm olanaklarına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğu’daki çatışmaların tümü iç saiklerle yaşanmamaktadır.  Dış müdahalelerin, devlet politikalarının oluşturulmasında iç çelişkilerin derinleştirilerek, yeni krizlere yol açan çatışmalara dönüştürülmesindeki rolü inkâr edilemez.  
Ortadoğu’nun stratejik konumunun doğası, yalnızca ticari ürünlerin geçiş güzergahı ya da gezginlerin hareket alanı olmasında yatmaz. Doğu ve Batı arasında üstlendiği ‘doğal köprü’ görevi, fikir ve ideolojilerin geçiş alanı olmasını ve medeniyetler çatışmasının merkezinde yer almasını sağlamaktadır.  
Bölgemize musallat olan çatışmaların, rekabetin, istikrarsızlığın ve krizlerin devam etmesinin kaçınılmaz bir kader olup olmadığı, meşru bir soru olarak ortaya çıkıyor. Dünyanın diğer bölgelerindeki uluslar da benzer süreçlerden geçtiler ve nihayetinde krizleri büyük ölçüde aşabildiler. Acaba bu deneyimler bizim için de rol model teşkil edebilir mi?  
Halklarımız gelecekleri için alternatif seçenekler oluşturup, gelişmiş ülkeler arasına dahil olabilir mi?  
Iraklılar olarak biz, komşu ülkelerdeki kardeşlerimizden önce, bu soru üzerinde sorumlu bir şekilde düşünmekle yükümlüyüz. Kendimize böyle bir soru yönelttiğimizde, şimdilerde bölgesel barışı ve istikrarı tehdit eden, sorunlu bir merkez görüntüsüne rağmen, Irak’ın bölgesel barış ve istikrar için pozitif bir merkez olma potansiyeli olduğunun farkındayız. Irak pekâlâ bölge ülkeleri arasında sağlıklı bir iş birliği kurulmasına ve toplu kalkınmaya aracılık edebilir.  
Bölgemizin zengin doğal kaynakları, tarihi ve medeniyet geçmişi, kendisini yeniden gerçekleştirmesine olanak tanımaktadır. 
Tarihte olduğu gibi, potansiyelimizi doğru kullanırsak, tüm alanlarda atılımlar yaparak eski statümüzü tekrar kazanabiliriz.  
Böylesi bir tarihsel dönüşümü dört gözle beklerken, geri kalmış, kanlı çatışmalar yaşamış ve doğal kaynaklardan yoksun olan bazı ülkelerin, tüm bunları aşarak sosyal, ekonomik ve siyasi ilerleme kaydedebilmiş olması bize umut veriyor.  
Geçen yüzyılın ortalarında tehlikeli salgın hastalıklarla boğuşan, organize suç, mafya ve silahlı çetelerin merkezi haline gelmiş olan Singapur deneyimi önemli bir örnek teşkil edebilir. Singapur, kurucu lider Lee Kuan Yew'in vizyonu sayesinde, ekonomik, sosyal, teknik ve insani düzeyde en gelişmiş ülkelerden birine dönüşmüştür. Keza Güney Afrika'daki ırkçı Apartheid rejim tasfiye edilerek, ekonomik olarak gelişmiş, özgür, demokrat bir model ortaya çıkabilmiştir.  
Ruanda da bir başka değişim ve dönüşüm örneği sunuyor. En büyük ırkçı soykırımlardan biri olarak kabul edilen ve yaklaşık üç milyon insan canına mal olan katliamların ardından, demokratik dönüşümünü tamamlayarak yirmi yıl içinde siyasi ekonomik istikrarı sağlayabildiler.  Güney Amerika, Doğu Asya ve Doğu Avrupa'da bu düzeyde birçok başarı örneği vardır. 
Doğal zenginliklere sahip, büyük medeniyetlerin mirasçısı olan, zengin insan kaynakları barındıran ülkelerimizin, yeni modeller tasarlayarak, içinde bulunduğumuz durumdan sıyrılarak gelişmiş ülkeler arasında yer alması mümkün değil midir? Bizdeki olanaklara sahip olmayan ülkeler bunu başarabilmişse, bizim de kendi tarzımızla ilerleyebilmemiz gerekmez mi?  
Ortadoğu ülkeleri olarak böylesi bir tarihsel atılım için tüm imkanlara ve şartlara sahibiz; muazzam yeraltı kaynaklarımız, yaratıcı gençlerimiz, kültürel ve tarihi ortak noktalarımız ve bize ilham verecek parlak bir geçmişimiz var. İhtiyacımız olan; yeni bir gerçeklik yaratma vizyonunu ortak bir irade ile kabullenmemizdir. Halklarımız arasındaki ilişki bağlarını güçlendirmeye dayalı sürdürülebilir iletişimin temellerini atmalı, müşterek çıkarlar çerçevesinde ortak bir güvenlik ve ekonomik sistem kurmalıyız. Hepimiz şunu kavramalıyız ki, deneyimlerimizi paylaşmamız ve ortak hareket etmemiz gücümüzün kaynağı olacaktır. Böylelikle birbirimize destek olarak eksiklerimizi tamamlayabilir, bölgemizi kalkındırabiliriz. Seçimlerimizde, birlikteliğimizi güçlendirmeyi hedeflemeliyiz, aramızdaki anlaşmazlıkların çözüm yolu olarak diyalogu benimsemeliyiz.  
Irak’ta eski rejime muhalif olduğumuz yıllar boyunca, halkın onuruna saygılı, özgür ve demokratik bir ülke hayal ettik.  
Bugün Irak'ta iki seçenek görüyoruz: Ya bölgesel ve uluslararası güçlerin çatışma üssü olarak kalmaya devam edeceğiz, ya da iç birlikteliğimizi sağlayıp bölge halkları arasında bir iletişim köprüsü olacağız. Bize göre, yaralarını saran ve kendisiyle barışan bir Irak, kardeşlerinin de yardımıyla, barış ve istikrara kavuşan bir Ortadoğu’nun inşasına ciddi katkılar sunabilir.  
Hükümet olarak Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı’nda, bu vizyonu, komşu ve dostlarımızın huzurunda taahhüt ettik.  İlerlemeye yönelik iyi niyetlerimizi samimiyetle dile getirdik.  
Deneyimlerimiz, bölge ülkeleri düzeyinde güvenlik entegrasyonunun sağlanması için geniş olasılıklar olduğunu gösteriyor. Bölge ülkelerinin kara ve demiryolları ile birbirine bağlanmasının acil bir ihtiyaç olduğu görülüyor. Elektrik sistemlerinin birleştirilmesi, enerji, doğalgaz ve karşılıklı yatırım alanlarında iş birliklerinin arttırılması gerekiyor. Ancak hepsinden önce, bölge ülkelerinin, ikili ve toplu diyalogları genişletmesi, krizlerin çözümü için karşılıklı iyi niyet göstermesi gerekiyor. Muhtemel çözümleri formüle ederken, bölge ülkeleri dışındaki harici etkileri uzak tutmak için de azami gayret sarf edilmeli.  
Dünyada ciddi değişiklikler yaşandı. Bugün, halkların çıkarlarının daha fazla birbirine bağlı olduğu bir gerçekliktir. Tüm hayati alanlarda daha derin etkileşim ve dayanışma gerektiren tamamen farklı bir tarihsel çağda yaşıyoruz. 
Bölgemizdeki ülkeler, birçok alanda ortak çıkarlarla birbirine bağlıdır. Tarım, ticaret ve sanayi alanlarında ortak projeler yaparak, eskiden olduğu gibi, modern zamanlarda da büyük bir güç haline gelebiliriz. Önümüzde, terörizm, yoksulluk, kuraklık, toplumsal ve çevresel sorunlar gibi büyük ortak zorluklar var. Tüm bunların olumsuz etkilerini azaltmak ve sonuçlarının üstesinden gelebilmemiz için iş birliği yapmamız zorunludur.  
Halklarımız, içinde bulundukları halden daha iyisini hak ediyor. Potansiyel olarak, insanlığın ilerlemesine verdikleri katkıdan çok daha fazlasına sunabilirler ve değişim için de gerekli iradeye sahipler.  
Yakın tecrübelerimiz, bölge ülkelerinin liderlerinin de değişim iradesine sahip olduklarını gösteriyor. Bizi bir araya getirecek samimi yaklaşımlar olduğu yönünde işaretler var. Krizlere odaklanmak ve nedenleri sürdürmek yerine, kalkınma ve refah çerçevesinde ortak çıkarlarımızı gözetmemiz ve bölgesel entegrasyonu sağlamamız gerekir. 



Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.


Yemen, Husilerin finansman ve silah kaynaklarını kurutmak için uluslararası baskıyı artırıyor

Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
TT

Yemen, Husilerin finansman ve silah kaynaklarını kurutmak için uluslararası baskıyı artırıyor

Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)
Sana'da düzenlenen miting sırasında Husilere destek veren grup üyeleri (AP)

Yemen hükümeti, İngiltere ile yürüttüğü koordinasyonu siyasi ve diplomatik destek düzeyinden daha etkili adımlara taşımayı hedefliyor. Bu kapsamda Husilerin terör örgütü olarak tanınması, finansman ve silah kaynaklarının kurutulması, askeri kapasitelerini geliştirmek için kullandıkları teknoloji ve bileşenler üzerindeki denetimin sıkılaştırılması gündeme geliyor. Bu girişimler, Yemen'e ekonomik ve insani destek sağlamak amacıyla uluslararası düzeyde yürütülmesi beklenen temaslarla eş zamanlı olarak ilerliyor.

Söz konusu başlıklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ile İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı Stephen Doughty arasında gerçekleştirilen görüşmede ele alındı. Görüşmede Yemen'deki gelişmeler, Husilerin bölgesel güvenlik ve uluslararası deniz taşımacılığı açısından oluşturduğu tehditler ve bu ayın sonunda düzenlenmesi planlanan Yemen'e destek konferansına yönelik hazırlıklar değerlendirildi.

El-Alimi, uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğinin Husilerden kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasından bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. Yemen devletinin topraklarını ve karasularını koruma kapasitesinin desteklenmesi çağrısında bulunan El-Alimi, siyasi ve hukuki tutumların, Husilere askeri kapasite sağlayan finansman, silah ve kaçakçılık ağlarını hedef alan somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

sdcfghyj
Reşad el-Alimi, Husilerle mücadele için İngiltere'den daha kapsamlı destek istedi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, İngiltere'den Husilerin terör örgütü olarak tanınması yönünde uluslararası bir tutum oluşturulması için daha etkin rol üstlenmesini ve İngiliz hukuku çerçevesinde örgütün yasaklanmasına yönelik gerekli adımların atılmasını istedi. El-Alimi, caydırıcı önlemler alınmadan Husilerin tehditleriyle mücadele edilmesinin, örgütün güç kaynaklarının hedef alınmadan kalmasına yol açtığını ifade etti.

Tehdit Yemen sınırlarını aşıyor

El-Alimi, İngiliz bakana Husilerin tırmandırdığı gerilime ilişkin bilgi verdi. Bu çerçevede Aden ve Reyyan sivil havalimanlarının hedef alınmasına, Taiz kentine yönelik devam eden saldırılara ve kentin yerleşim bölgeleri, sivil tesisleri, pazarları, okulları ve evlerinin bombalanmasına dikkat çekti. Ayrıca Suudi Arabistan'daki sivil yerleşimlere yönelik saldırılar ile su yolları ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik tehditlere işaret etti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı, bölgenin güvenliği ile Yemen devlet kurumlarının ülke genelinde otorite kurma kapasitesinin yeniden tesis edilmesi arasında doğrudan bağlantı bulunduğunu belirtti. El-Alimi, bu doğrultuda hükümete verilecek desteğin deniz geçiş yollarının korunması ve bölgesel istikrarın sağlanması için kalıcı güvence oluşturacağını kaydetti.

El-Alimi, Husilerin insan hakları ihlallerini de gündeme getirdi. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği çalışanlarından birinin gözaltında hayatını kaybetmesine ve 70'ten fazla BM çalışanının keyfi biçimde alıkonulmaya devam edilmesine dikkat çekti. El-Alimi ayrıca, insani sıkıntıların hafifletilmesine yönelik girişimlerin engellendiğini belirtti.

hyj
Husiler, Taiz vilayetine girmek amacıyla on binlerce silahlı milisini sevk etti (AP)

Ekonomik ve insani konularda ise Bakan Doughty, İngiltere'nin Yemen'deki insani krizin sonuçlarıyla mücadele için sağladığı desteği artırdığını bildirdi. Doughty, ülkesinin Yemen'in siyasi liderliğine ve hükümetine siyasi, güvenlik, ekonomik ve insani alanlarda destek vermeyi sürdüreceğini vurguladı.

Görüşmede, kasım ayı sonunda düzenlenmesi planlanan Yemen'e destek konferansına yönelik hazırlıklar, konferansın başarılı olması için yürütülen çalışmalar ve uluslararası yardımların giderek ağırlaşan ekonomik ve insani ihtiyaçlara yönlendirilmesi de ele alındı.

El-Alimi, İngiltere'nin Yemen'e verdiği desteği takdir etti. Özellikle Londra'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Yemen dosyasından sorumlu kalem sahibi ülke olarak üstlendiği role dikkat çekti.

El-Alimi ayrıca, Kral Selman İnsani Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi ile Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden İmar Programı aracılığıyla sağlanan Suudi desteğini övdü. Bu kapsamda Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlara da işaret etti.


Koalisyon, Suudi Arabistan’ın güneyine fırlatılan füzeyi imha etti... Yemen’de Husilere yönelik etkili saldırılar  sürüyor

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın güneyine fırlatılan füzeyi imha etti... Yemen’de Husilere yönelik etkili saldırılar  sürüyor
TT

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın güneyine fırlatılan füzeyi imha etti... Yemen’de Husilere yönelik etkili saldırılar  sürüyor

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın güneyine fırlatılan füzeyi imha etti... Yemen’de Husilere yönelik etkili saldırılar  sürüyor

Yemen’de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu, pazartesi günü Husilerin Suudi Arabistan’ın güney bölgesine fırlattığı balistik füzenin hava savunma sistemleri tarafından engellenerek imha edildiğini duyurdu. Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü ise daha önce olası tehlikeye karşı erken uyarı yapılan Necran, Taif, Abha ve Hamis Muşayt kentlerinde tehlikenin ortadan kalktığını açıkladı.

Sahadaki gelişmelere ilişkin açıklama yapan Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Kurmay Albay Macid Abdullah el-Nuzeyli, Taiz’de Husilere ait hareketlilik ve takviye birliklerinin hava ve topçu desteğiyle hedef alındığını bildirdi. Saldırıları etkili olarak nitelendiren el-Nuzeyli, operasyonların sahada ilerleme sağlanmasına ve Cevf cephelerinde stratejik öneme sahip bazı mevzi ve yüksek noktaların kontrol altına alınmasına katkıda bulunduğunu belirtti.

Suudi Arabistan, pazar günü deniz geçiş güzergâhlarının korunması ve seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması için uluslararası ortak eylem çağrısında bulunmuştu. Riyad yönetimi, boğazların siyasi ve askeri baskı aracı olarak kullanılmasına veya çatışma ve rekabet alanlarına dönüştürülmesine karşı uyarıda bulunmuştu.

Suudi Arabistan Genelkurmay Başkan Yardımcısı Korgeneral Fahd bin Abdullah el-Gufeyli, 2026 Manama Diyaloğu Forumu'na katılımı sırasında yaptığı açıklamada, deniz geçiş güzergâhlarını tehdit eden gelişmelerin tüm ülkelerin çıkarlarını doğrudan etkilediğini vurgulamıştı. El-Gufeyli, söz konusu tehditlere karşı etkili ve ortak bir uluslararası müdahalenin gerekli olduğunu ifade etmişti.