Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Sana’nın Husilerin kontrolü altında kalmasının, şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini söyledi.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
TT

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Sana’nın Husi milislerin kontrolü altında kalması konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Abdulmelik söz konusu durumun şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini belirterek İran projesini hezimete uğratmak için Yemen bileşenleri arasında yeni bir uzlaşma ve uyum aşamasına geçilmesiçağrısında bulundu. Ülkesinin yakın zamanda başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’den mali destek alacağı bilgisini veren Yemen Başbakanı, Koalisyon’un meşru hükümeti destekleme rolünün Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için önemli ve gerekli olduğunu vurguladı. Muin Abdulmelik, son dönemde farklı cephelerde kazanılan zaferlerin, Yemen güçleri saflarındaki birliğin ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun büyük çabalarının sonucu olduğunun altını çizdi. Başbakan, geçici başkent Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, yaşananların milislerin üstesinden gelmeye yönelik yeni aşamanın başlangıcı olduğunu vurguladı. Abdulmelik, güneydeki Amalika güçlerinin Şebve’nin kurtarılmasındaki rolünü de ‘belirleyici’ olarak nitelendirerek bu durumun organizasyonun düzeyini yansıttığını söyledi. Meşru hükümetin Birleşmiş Milletler’in (BM) yolunda, BM ve ABD temsilcilerinin çabalarını desteklediğine dikkat çeken Muin Abdulmelik, “Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır” ifadesini kullandı.
Yemen Başbakanı Muin abdulmelik, Şarku’l Avsat ile gerçekleşirdiği röportajda Riyad Anlaşması’ndan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yaptığı son ziyarete, Yemen’de bir sonraki aşamaya ilişkin vizyonundan ülke gündeminin üst sıralarında yer alan birçok başlığa dair açıklamalarda bulundu:

-Her şeyden önce, bizi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırladığınız için teşekkür ederiz. Bugün tanık olduğumuz durum, ortak düşman olan Husilerle mücadele etmek için bir uyum olduğunun göstergesidir. Varılan aşamayı ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, safların birlik içinde hareket etmesinin bir sonucudur. Halk, buna tanık oldu ve sahada yaşananların sonuçlarını da gördü. Başlangıçta farklı mesajlar veriliyordu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı Hadi’nin safları birleştirme konusundaki konuşmasının somutlaşmış bir halidir. Hükümet sahadaki tüm güçlere çeşitli mesajlar göndermeye başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’unn çabaları da buna büyük bir katkı sağladı. Sahada yaşananlar dengeleri değiştirdi. Ekonomik durumdaki iyileşmeye ek olarak Şebve’de yaşananlar, Amalika Tugayları’nın operasyonları ve kasabaların kurtarılması stratejik önemdedir. Ama halen bundan daha fazlasını istiyoruz. Tüm bunlar, milislerin ilerlemesinin üstesinden gelmeye yönelik  yeni bir aşamanın başlangıcıdır.

-Şebve kasabalarını özgürleştirme sürecine ve güneydeki Amalika güçlerinin rolüne ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Amalika’nın belirleyici rolü organizasyonun düzeyini yansıtıyor. Birçok kişi şehit düştü. Bu bölgeler on gün içerisinde kurtarılana ve bu role güven duyulana kadar gece gündüz devam eden şiddetli çatışmalar süreçte oldukça belirleyici oldu. Karadaki kuvvetleri yeniden harekete geçirmek ve onları savaş alanına yönlendirmek, Bayhan, Usaylan ve Ayn’da tanık olduğumuz, el-Balak ve diğer alanların restorasyonu gibi Ulusal Ordu’nun Marib’deki ilerlemesine katkı sağlayan bir gelişmedir. Bu, savaşta kuvvetlerin yeniden düzenlendiğinin gerçek bir kanıtıdır.

-Belki de meşru tarafın saflarının birleştirilmesinin bir sonucudur...
Evet. Bugün herkesisn görüşleri birebir aynı olmasa da safların birliğini sağlamak oldukça önemlidir. Var olan anlayışların tamamı Husilere karşı savaşta birleşiyor. Ancak her bir tarafın, bunu tekeline alma girişiminde bulunmaması gerekiyor. Herkesin tek bir savaşa girmesine ihtiyacımız var: Vatan ve devlet. İster hükümete ve Riyad Anlaşması’na katılan güçler, isterse de onun dışındakiler olsun bu savaş herkesi kapsıyor.

-Koalisyon, ‘Mutlu Yemen’in Özgürlüğü’ adını verdiği operasyonunu duyurdu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’la koordinasyonun düzeyi nasıl?
Suudi Arabistan Krallığı ve BAE liderliğindeki Koalisyon’un oynadığı rol oldukça önemli. Bu durum, Yemen’in Arap çevresine yeniden kazandırılması için temel, önemli ve belirleyicidir. Basın toplantısında yapılan duyuru da bunun somutlaşmış halidir. Bu sadece askeri operasyonlarda değil, Yemen’in restorasyonu ve bu sisteme dahil edilmesi çerçevesinde de daha geniş bir anlama sahip. Husilerin Yemen’i çevresinden izole etme girişimi ise milislerin ülkeyi uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışan ideolojisine kadar uzanıyor. Yemen, Araplığın kaynağıdır. Dolayısıyla bu operasyonun ilanı, Yemenlilere umut ve yeni bir ivme kazandırmak için önemlidir. Birkaç ay önce saflar birleşirken Arap Koalisyonu’nun operasyonlarındaki ivmesnin yeniden sağlanmasından bahsetmiştim. Olan buydu ve insanlara siyasi, ekonomik ve askeri konularda umut verdi. Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi liderliğindeki hükümetin çabalarını çok geniş bir şekilde, farklı bir yöne döndürdü. Uzlaşı inşa etmeye çalışanları seçmek, bir sonraki aşamada çok şey başarılmasında esastır. Henüz yolun başındayız.

Sana’nın geri kazanılması ve her karış toprağının kurtarılması

-Şebve ve Marib operasyonlarındaki ilerleme, Yemenlilere sorunların çözülmesi konusunda büyük umut verdi. Bugün ise asıl soru şu: Bu operasyonlar Sana kurtarılana kadar devam edecek mi?
Hiç şüphe yok ki hedefimiz tüm Yemen’i bu milislerin elinden kurtarmaktır. Herkesin aynı masada oturmasına izin veren şeyin ‘Husilerin bir Yemenli olarak düşünmeye başlaması’ olduğunu söylemiştik. Ancak Sana, böyle bir milis gücünün kontrolü altında olduğu sürece, her zaman bir tehdit platformu olarak kalacaktır. Yemen halkı, başta Sana olmak üzere Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve toplumsal hayatın her alanında sıkıntı yaşıyor. Sana artık Arap şehirlerinin incilerinden biri olarak bildiğimiz Sana değil. Amaç, her karış toprağını kurtarmak,, Husilerin Yemenli olarak düşünmeye başlamasını sağlamak ve Devrim Muhafızları ve İran’ın üzerlerindeki etkisini ortadan kaldırmaktır. Husiler, akıllarını başlarına alırlarsa bu yaklaşmakta olan barış anlayışlarını inşa etmek için başlangıç olacaktır.

-Medya kaynakları geçtiğimiz günlerde Taiz ve Hudeyde’nin kurtarılması için yapılan hazırlıklara dikkat çektiler. Bu haberlerin doğruluk payı nedir?
Husilerin kontrolünde olan her bölge önümüzdeki günlerde kurtarma hazırlıklarına sahne olacak. Askeri açıdan önceliklerin neler olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu konu önümüzdeki günlere bırakılacak.

-Son zamanlarda Husilerin Abu Dabi’yi hedef almasını ve milislerin İran Devrim Muhafızları’nın emirlerine bağımlılık düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teröristlerin dün Abu Dabi’de sivilleri hedef alması, Husi milislerin İran rejimine ve onun Yemen ve bölgedeki yıkıcı projesine bağımlılığının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Durum, milislerin Yemen’in komşu ülkelerdeki ve uluslararası ticaret koridorlarındaki hayati çıkarları istikrarsızlaştırmak ve hedeflemek için bir platform olarak kullanmanın amaçlandığını da gösteriyor. Bu, tüm Yemen topraklarını barış şanslarını yok eden bu terör grubunun elinden geri almanın bir öncelik olduğunun kanıtıdır. Yönetime ve meşru hükümeti destekleyen Koalisyon’a yönelik bu suçlar, devletin restorasyonunun tamamlanması ve darbeye son verilmesi projesine devam etmemizi engelleyemez. Diğer yandan bu suçlar, uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere uluslararası toplumu Husi milislere ve destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergilemeye çağırıyor.

- Son gelişmeler göz önüne alındığında Stockholm Anlaşması’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baştan itibaren anlaşmanın uygulanmasında sorun vardı. Stockholm Anlaşması’nı uygulama metodolojisi farklı olmalıydı. Ancak bu birikimler, anlaşmanın ölümeye yakın bir hale gelmesine neden oldu. Misyonu ve sonraki tüm sonuçlarını sorgulanabilir kılan da buydu. Önemli olan model, Hudeyde şehrinin silahtan arındırmak, milislerin kontrolü dışındaki sivil ve askeri liderler etrafında tam bir anlaşma içinde olmak ve Hudeyde'nin farklı bir statüye sahip liman olarak kalmasını sağlamak üzere nasıl rehabilite edilebileceğiydi. Bunlar gerçekleşmedi. Misyonda böyle bir hedefin olmaması ve takip edilen yollar, milislerin kontrolü sağlamasına izin verdi. Bu da anlaşmanın çökmesine veya neredeyse klinik olarak ölmesine yol açtı.

-BM ve ABD temsilcilerinin çabaları hakkındaki düşünceniz nedir?
Mesele temsilcilerle ilgili değil, barış arzusu ve iradesiyle alakalıdır. Husiler herhangi bir temsilciye şans tanımadı. Dünyanın en iyi temsilcisiyle de gelseniz cevap alınamadığı sürece bir şey elde edemezsiniz. Temsilci, Aden’i ziyaret etti, Taiz ve Muha’ya gitti. Ayrıca Yemen’in farklı bölgelerine de ziyaretler gerçekleştirecek. Yurt içinde ve dışında siyasi bileşenlerle görüşecek. Mesele, barış istemeyen tarafla ilgili. Bu da gösteriyor ki barıştan yana olan tüm olumlu mesajlara rağmen buna karşı çıkan da bir taraf var. Bunu beklememeli ama kararlı ve sağlam bir dil kullanmalıyız. Bu taraf, geri adım atacaktır. Söylediğim gibi Yemenliler bir masaya oturup tüm başlıklarda detaylarıyla anlaşabilirler.

Barış çabaları ve Riyad Anlaşması

-Barış sürecindeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan girişimi de dahil bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir?
Hükümetin bu dönem boyunca BM sürecini ve BM Temsilcisi’nin çabalarının yanı sıra ABD Temsilcisi’nin de çabalarını destekleme konusundaki tutumu açıktır. Yemen’e yönelik uluslararası tavırda bir birlik olduğunu söyleyebiliriz ve bunun üzerine bir şeyler inşa etmemiz gerekiyor. Bu mesele, Dışişleri Bakanı tarafından takip ediliyor ve Genel Sekreter’in ne gibi çabalar sarf edeceğini göreceğiz. Sonuç olarak Husiler, tüm ateşkes çağrılarına karşı çıktı. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti tarafından ortaya koyulan girişimlerin çoğu da bunlar arasındaydı. Sana Havalimanı’nı 2019’da ve 2020’de açmaya çalıştık. Belki de çoğu kişi bunu bilmiyor. Buranın kapalı kalmasını istemiyoruz. Ama uzun süredir yolcuların sıkıntı yaşamasına alternatif olarak iç istasyonlar açıldı. Husi milisler, tüm bu girişimlere karşı çıktı. Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır.

-Peki, Riyad Anlaşması ve kalan maddelerin uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir vali ve güvenlik müdürü atanması, ardından Yemen devletinin bileşenleri içerisinde bir uzlaşı organı oluşturan hükümetin oluşturulması oldukça zaman aldı. Bugün hükümet, farklı yollarda ilerlemeye yardımcı olan bir uzlaşı organı sayılıyor. Ancak güvenlik, askeri ve bazı kurumlarındaki  düzenlemelerde, atamalarda ve değişikliklerde bazı unsurların halen kendilerine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ama büyük ölçüde anlaşma zor bir dönemden geçti. Farklı tarafların anlaşmanın uygulanmasını engelleme girişimlerine rağmen bu dönemleri atlatabildik. Cumhurbaşkanı Hadi’nin çabaları da birçok engelin aşılmasına katkı sağladı.

-Anlaşmanın en zor kısmının aşıldığı söylenebilir mi?
Yalnızca Aden’de değil, tüm vilayetlerde herkesin zorluk beklentisine, sürekliliğin olmamasına ve özellikle de ekonomik desteğin gecikmesi ve diğer zorlu koşullara karşı bu zorluklara dayanma kabiliyetine rağmen hükümet sahneyi yönetiyor.  Temelde birçok anlayışın kazanılması yatıyor. Riyad Anlaşması, bu anlayışları inşa etmek için hepimizin güvendiği bir çerçevedir. Bu durum, savaş nedeniyle büyük ölçüde zayıflayan Yemen’deki siyasi sahneyi restore etmek için daha fazla siyasi girişim gerektiriyor. Bunu onarmak için çaba göstermek lazım. Hükümet, bunu sürdürmek için içeriden ve dışarıdan tüm siyasi güçlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Birçok devlet kurumunda reform yapılması esastır. Mesele insanlarla değil, mekanizmalarla ilgilidir.

-Hükümetiniz için bir öncelik olan ve en az savaş kadar önemli görülen ‘ekonomi meselesine’ geçelim. Bugünkü koşullar hakkında konuşalım...
Ekonomik durumla ilgili olarak öncelikle para birimindeki bozulmayı durdurmak önemli. Bu, bir dereceye kadar gerçekleşti. Bozulma, belirli bir dönemde oldukça büyüktü. Ulusal paraya güven kalmadı, döviz kurlarının bozulmasıyla enflasyon çok fazla yükseldi. Harcamalar kısılıp gelirler artırılmaya çalışıldı. Ama güven büyük oranda kaybolmuştu. Merkez Bankası’na yeni bir liderliğin atanması, içeride ve dışarıda bu güvenin güçlenmesine katkıda bulundu. Bu, adaylıklar ve Cumhurbaşkanı’nın kararı ile gerçekleşti. Bu konu, güvenin yeniden inşa edilmesine büyük ölçüde katkıda bulundur. Ancak sistem gelir artışı açısından daha karmaşık. Vilayetlerin yeniden birbirlerine bağlanması büyük çapta gerçekleşti. Tüm siyasi çalkantılara rağmen bu yıl gelirler önemli ölçüde arttı. Bu nedenle şu an için önemli olan mesele, istikrara ve güvene dönüştür. Herkesin merak ettiği mevduat konusuyla ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki Suudi Arabistan Krallığı’nda görüşmeler yürütülüyor. Bu, Suudi Arabistan’ın da katkısıyla, Körfez çerçevesinde gerçekleşecek. Ancak bu konu bir reform planının parçası olduğu için hükümet, Krallık, BAE ve bazı ülkeler arasında şu an belirli koşullar tartışılıyor. Bazı taraflar, mevduatın olmadığını veya erteleneceğini söylüyorlar. Bu tedbirler alınırsa gecikme yaşanmaz. Merkez Bankası Başkanı, görüşmeler ve ziyaretler gerçekleştiriyor. Bu konuda bildiriler sunuyor. Önümüzdeki günlerde olacaklar bunu netleştirecektir. Daha büyük ve daha kapsamlı reformlar için düzenlemeler yapılıyor. Ekonominin desteklenmesi de bunun bir parçası. Sadece mevduat değil, petrol türevlerindeki kolaylıklar da döviz kurlarının kontrol edilmesine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.
Ekonomik sistemi yeniden canlandırmak için önümüzdeki dönemde yayınlanmak üzere bir dizi karar düzenleniyor. Konu sadece Merkez Bankası değildir. Diğer finans kurumlarında da önümüzdeki birkaç dönemde yapılacak düzenlemeler ve reformlar var.

-Söz konusu prosedürlerin tamamlanmasına ne kadar süre kaldı?
Birkaç hafta kaldı. Şu an bütçe hazırlanıyor. Siyasi durum ve gerginlikler nedeniyle geç kalmış olabiliriz. Ancak son dört ayda hükümetin istikrarını sağlarken sahne tamamen yeniden programlandı. Bu nedenle ekipler, şeffaflığın oluşturulması kapsamında, bir sonraki bütçeyi düzenlemeye çalışıyor. Ama bu durumu farklı bir yoldan düşünmek lazım. Maliye Bakanlığı, bu konuda çok çalışıyor. Bütçenin hazırlanması için teknik komitelerin düzenlenmesine başlanacak. Bunun da bir an önce tamamlanmasını umuyoruz.

-Peki, dövizin sürekli dalgalanması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu durumla başa çıkmaya yönelik herhangi bir plan var mı?
Bu sektörün yeniden düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılması önemlidir. Bu bir gözetim rolüdür. Şu an ihlallerde bulunan çok sayıdaki borsa şirketleri ile sıkı bir şekilde ilgileniliyor. Spekülasyon da yaşananların bir parçasıdır. Bu bozulmanın sonuçlarını artıran şey, kontrol dışı para döngüsüdür. Dalgalanma sağlıksızdır. Spekülasyon unsurları kâr elde etmek için her yolu deniyor. Nakit bloklarını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönemde dövizlerde açılan birçok hesabı kapatmak da dahil planlarımız var. Blokajların iade edilmesi, nakit blokajını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönem açısından büyük önem arz ediyor. Bu yöntem yasa dışı kazanç sağlamada yaygın olarak kullanılıyor. Sonuçları önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır. İşlerin artık düzelmeye başlaması da olası. Çünkü sonuçta mesele bir merkez bankası değil, daha ziyade güvenlik kıskacı, tüm mercilerin düzenlemesi, yargının ve savcılığın rolünün etkinleştirilmesi ile ilgilidir. Hepsi, ekonomik manzarayı sıfırlamanın önemli bileşenleridir.

- Yakın zamanda BAE’yi ziyaret ettiniz. Ziyaretten ne gibi sonuçlar çıktı:
Sonuçlar, birçok meselenin yeniden etkinleştirilmesi açısından mükemmeldi. Şu an özellikle ekonomik dosyada kapsamlı bir şekilde çalışan teknik ekipler bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE ile ortaklığımız sadece meşru hükümeti desteklemekle sınırlı değil. Enerji, ulaşım ve limanlar dahil olmak üzere belirli ekonomik sektörlerin desteklenmesi açısından da önemlidir. İş fırsatları, mallara daha iyi erişim ve daha düşük maliyetle enerji üretimi yaratmak için tüm sektörler gelecekt oluşturulacak ortaklıklara açıktır. Şu an büyük ölçüde Suudi Arabistan’dan sağlanan petrol türevleri hibesine bağımlıyız. Bu, belirli bir dönem için bir kurtarma girişimidir. Ama bu dönemde, yenilenebilir enerji ve güneş enerjisi de dahil enerji sektöründe ortak yatırımlar yapılmalıdır. BAE’deki kardeşlerimiz bu alanda büyük bir deneyime sahip. EXPO 2020’de, Yemen standını ziyareti sırasında Şeyh Muhammed bin Zayed ve Şeyh Muhammed bin Raşid ile görüştüm. Son derece motive edici, pozitif atmosfer var. Yakın zamanda safların birleştirilmesi ve Şebve’de elde edilen başarı, ivmenin yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor. BAE ziyareti de bu ivmenin parçasıydı.

- Bir sonraki aşamayı nasıl tanımlarsınız?
Bir sonraki adım, Körfez ülkeleri, Mısır’daki kardeşlerimiz ve Arap coğrafyasıyla olan stratejik ortaklığımızı yeniden inşa etme aşamasını temsil ediyor. Yemen’in Arap çevresini restore etmesini ve Yemen meselesinin yeniden düzenlenebilirliğini yoğun şekilde konuşuyoruz. Bölgede karmaşık dosyalar var. Ama hükümeti destekleyen etkili bir düzenleme olursa nihayetinde Yemen devletinin kurumlarını inşa etmekten başka bir şey yapamayız. İnsanlar doğrudan devlet vizyonunu, onun kurumlarını ve yeniden örgütlenme yeteneğini görmek istiyor.



Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
TT

Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)

İsrail, güçlerinin son saatlerde Suriye'nin Beyt Cin kasabasına düzenlediği saldırının terör örgütlerini hedef alan bir güvenlik operasyonu olduğunu savunurken, analistler bu saldırının ardındaki asıl nedenin Şam ile Tel Aviv arasındaki son müzakere turunun başarısız olmasından kaynaklandığını belirtti. Analistlere göre İsrail, ‘güç yoluyla barış’ ilkesi doğrultusunda Suriye topraklarını ilhak etme iradesini dayatmaya çalışıyor.

Söz konusu analistlerin aktardığına göre İsrailli müzakereciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hükümetine iki seçenek sundu: Ya Şam, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan topraklarından vazgeçecek ve tam kapsamlı bir barış anlaşması yapılacak; ya da İsrail’in kuzeyde Şeyh Dağı’ndan (Hermon Dağı) güneye sınır hattına kadar Suriye topraklarının derinliklerinde yer alan on noktayı işgal altında tutmasına imkân tanıyan aşamalı bir mutabakat anlaşması imzalanacak.

Anlaşmazlığın özünü ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, son açıklamalarıyla ortaya koydu. Katz, parlamentonun Dışişleri ve Güvenlik Komitesi’nin kapalı oturumunda yaptığı değerlendirmede, Suriye ile ‘bir barış eğiliminin’ bulunmadığını söyledi. Katz, “Suriye, İsrail’in Golan’dan çekilmesini talep ediyor. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Katz ayrıca, İsrail ordusunun Suriye içlerinde operasyon yürütmeye devam etmesi için gerekçeler sundu. Suriye sınırları içinde ‘Golan kasabalarını işgal etmeyi ve buraları İsrail yerleşimlerine saldırı düzenlemek için bir çıkış noktası olarak kullanmayı düşünen güçler bulunduğunu’ ileri sürdü.

Bu güçler arasında Husiler, İran’a bağlı milisler, DEAŞ, Hamas ve başka İslami grupların olduğunu söyleyen Katz, bunların hepsini ‘kuzey İsrail'e karadan yapılacak bir işgal’ için tehdit olarak değerlendirdi.

Söz konusu açıklamalar, Tel Aviv’de bile tepki çekti. Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot gazetesinden aktardığına göre “İsrail daha önce Yemen’deki Husilerin Suriye topraklarından İsrail’e karşı faaliyet yürüttüğünden” hiç söz etmedi. Gazeteye göre Husilerin, Gazze’nin yok edilmesine yol açan savaş nedeniyle son iki yılda İsrail’e füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmış olmalarına karşın, Suriye’de faaliyet gösterdiklerine dair herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

 İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)

Katz, Suriye’deki Dürzi meselesinin ‘İsrailli yetkilileri endişelendiren bir konu’ olduğunu söyledi. Katz, ‘İsrail ordusunun hazır bir planı bulunduğunu, Dürzi Dağı’na (Güney Suriye) yönelik saldırıların yinelenmesi halinde yeniden müdahalede bulunacaklarını ve buna sınırın kapatılmasının da dahil olacağını’ belirterek tehdit etti.

Aynı dönemde İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’nin iç kesimlerinde işgal ettiği ve 450 kilometrekareyi bulan geniş bölgede varlığını güçlendirdi. İsrail ayrıca Şeyh Dağı’nın tüm zirvelerini kontrol altına aldı ve burada 10 büyük askeri üs kurdu. Rejimin yaklaşık bir yıl önce devrilmesinin hemen ardından İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin havaalanları ve askeri üslerine kapsamlı saldırı düzenleyerek ülkenin hava savunma kapasitesinin yüzde 85’ini imha etmişti. Ardından İsrail, Deyrizor’dan Humus’a, Halep’ten Dera’ya kadar Suriye’nin farklı noktalarına hava saldırıları düzenlemeyi sürdürdü ve ‘terör şüphelisi’ olarak nitelediği kişileri yakalamak için çeşitli bölgelerde operasyonlar gerçekleştirdi. İsrail ordusu, Dürzileri koruma iddiasıyla Suriye’nin güneyindeki iç çatışmalara da müdahil oldu ve çoğunlukla Dürzilerin yaşadığı Süveyda’ya Golan’dan uzanan bir İsrail koridoru açılmasını talep etti.

İsrail, Suriye’nin güneyini iki bölgeye ayırdı. İlk bölge, sınır boyunca 5 ila 7 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağıydı ve buraya herhangi bir silahlı unsurun girmesi yasaktı. İkinci bölge ise Şam’dan Dera’ya uzanan ve Suriye ordusunun ağır araç sokamadığı silahtan arındırılmış bir alandan oluşuyordu. Bu sınır bölgelerinde İsrail, iki ülkenin üst düzey müzakere heyetlerinin ABD, Türkiye ve Azerbaycan gibi arabulucuların gözetiminde farklı başkentlerde toplandığı bir dönemde dahi zaman zaman saldırılar düzenledi.

İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)

Analistler, İsrail’in son saldırılarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve Şam’a taviz kabul ettirmek için baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

Son haftalarda İsrail, ordunun komando birlikleri olarak bilinen 55. Tugay’ı Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus bölgesinden çekerek Suriye’ye konuşlandırdı. Bu birliklerin, Gazze’de ve Lübnan’ın Bint Cubeyl kasabasında yürüttüğüne benzer operasyonlar gerçekleştirmesi planlandı. Dün şafak vakti, geniş bir güçle Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasına giren birlikler, İsrail’e karşı saldırı hazırlığında oldukları iddia edilen üç kişiyi gözaltına almak için operasyon düzenledi. Evlerinde yatakta yakalanan üç kişi gözaltına alındı. Birlikler bölgeden çekilmeye hazırlanırken açılan ateş sonucu paniğe kapıldı; bir zırhlı personel taşıyıcı çamura saplandı ve İsrail gücü geri çekilerek geride tank işlevi gören ağır donanımlı bir Hummer aracını bırakmak zorunda kaldı. Araç, silahlı kişilerin eline geçmesinin önlenmesi için havadan imha edildi.

İsrail ordusu, olayda altı asker ve subayın yaralandığını; ikisinin durumunun ağır olduğunu açıkladı. Suriye tarafı ise 13 sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi ve saldırıların yalnızca sivilleri hedef aldığını savundu. İsrail ordusu, operasyonun tamamlandığını, aranan kişilerin gözaltına alındığını ve ‘çok sayıda terör unsurunun etkisiz hâle getirildiğini’ duyurdu. Ayrıca bölgede kuvvetlerin konuşlu olduğunu ve İsrail’e yönelik her türlü tehdide karşı harekete geçileceğini belirtti. İsrailli yetkililer yakalanan kişilerin ‘İslamcı bir gruba mensup militanlar’ olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar, gözaltına alınanların herhangi bir örgütsel bağlantısının bilinmediğini, çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen siviller olduğunu söyledi.

Olayın ardından İsrail misilleme saldırılarına başladı. Kuneytra’da işgal güçleri, kentin doğusundaki Tel Ahmer bölgesini topçu ateşiyle vurdu. Ayrıca Kuneytra’nın kuzey kırsalında, Um Batna kavşağı çevresine doğru ilerleyerek üç askeri araçla bölgeye sızdı. İsrail, Beyt Cin’de askerlerinin yaralanmasına karşılık vermek üzere elinde ‘hedef bankası’ bulunduğunu açıkladı.


Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi
TT

Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi

Maruni Patriği Bişara er-Rahi, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının "vatanımızdaki kardeşlerimiz" olan Şiilere yönelik bir saldırı olmadığını belirterek, grubu İran'dan kurtulmaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda er-Rahi, "Parti, silah tekeli konusunda nihai bir karar verildiğinin farkında. Bu nedenle silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeli ve diğer tüm Lübnan partileri gibi siyasi bir parti olarak yaşamalıdır" ifadelerini kullandı.

İsrail ise 1701 sayılı Karar'a uymadığı gibi, ateşkese de uymamış, sanki Lübnan'ı bir eyaletiymiş gibi her gün vuruyor, bombalıyor, yer yer hedef alıyor. Lübnan, taş yığınına dönüşecek.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise buna karşılık, "İsrail'in istediği gibi silahsızlanmayı isteyen herkes, İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor ve hedeflerine ulaşmasına yardım ediyor demektir" dedi. Kasım, partinin, komutan Heysem el-Tabtabai suikastına misillemede bulunacağını belirterek, "Bu, apaçık bir saldırganlık ve iğrenç bir suçtur ve karşılık verme hakkımız var. Bu karşılığın zamanlamasını biz belirleyeceğiz" dedi. Kasım, partiye sızan ajanların varlığını kabul ederek, "Düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken hatalar var" ifadesini kullandı.


Gazze: Han Yunus'un doğusunda İsrail ateşi sonucu iki çocuk öldü

Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
TT

Gazze: Han Yunus'un doğusunda İsrail ateşi sonucu iki çocuk öldü

Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)

Filistin haber ajansı WAFA'nın haberine göre, bu sabah Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'un doğusunda bulunan Beni Süheyla kasabasında İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu iki çocuk hayatını kaybetti.

İsrail'in Han Yunus'un doğusunda çeşitli bölgelerdeki topçu ateşi, Refah şehrine yönelik hava saldırılarının yeniden başlaması ve Refah açıklarındaki donanma gemilerinden açılan ateşle aynı eş zamanlı olarak geliyor.

İki çocuğun öldürülmesiyle birlikte 11 Ekim'de varılan ateşkes anlaşmasından bu yana ölü 354'e yükselirken, yaralı sayısı 896 kişi oldu ve 605 kişinin de cesetlerine ulaşıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail uçakları, bugün şafak vaktinden beri Gazze Şeridi'nin doğusundaki çeşitli noktalara topçu ateşi eşliğinde hava saldırıları düzenledi.

WAFA’ya göre, İsrail savaş uçaklarının bu sabah Han Yunus'un doğusundaki Beni Süheyla'da el-Farabi Okulu yakınlarındaki bir bölgeyi bombalaması sonucu iki kardeş yaralandı. Yerel bir kaynak, İsrail savaş uçaklarının Gazze Şehri'nin doğusundaki el-Tuffah semtine de hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Kaynak, İsrail helikopterlerinin Han Yunus'un doğusundaki Beni Süheyla ve el-Karara kasabalarına makineli tüfeklerle ateş açtığını belirtti.