Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Sana’nın Husilerin kontrolü altında kalmasının, şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini söyledi.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
TT

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Sana’nın Husi milislerin kontrolü altında kalması konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Abdulmelik söz konusu durumun şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini belirterek İran projesini hezimete uğratmak için Yemen bileşenleri arasında yeni bir uzlaşma ve uyum aşamasına geçilmesiçağrısında bulundu. Ülkesinin yakın zamanda başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’den mali destek alacağı bilgisini veren Yemen Başbakanı, Koalisyon’un meşru hükümeti destekleme rolünün Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için önemli ve gerekli olduğunu vurguladı. Muin Abdulmelik, son dönemde farklı cephelerde kazanılan zaferlerin, Yemen güçleri saflarındaki birliğin ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun büyük çabalarının sonucu olduğunun altını çizdi. Başbakan, geçici başkent Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, yaşananların milislerin üstesinden gelmeye yönelik yeni aşamanın başlangıcı olduğunu vurguladı. Abdulmelik, güneydeki Amalika güçlerinin Şebve’nin kurtarılmasındaki rolünü de ‘belirleyici’ olarak nitelendirerek bu durumun organizasyonun düzeyini yansıttığını söyledi. Meşru hükümetin Birleşmiş Milletler’in (BM) yolunda, BM ve ABD temsilcilerinin çabalarını desteklediğine dikkat çeken Muin Abdulmelik, “Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır” ifadesini kullandı.
Yemen Başbakanı Muin abdulmelik, Şarku’l Avsat ile gerçekleşirdiği röportajda Riyad Anlaşması’ndan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yaptığı son ziyarete, Yemen’de bir sonraki aşamaya ilişkin vizyonundan ülke gündeminin üst sıralarında yer alan birçok başlığa dair açıklamalarda bulundu:

-Her şeyden önce, bizi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırladığınız için teşekkür ederiz. Bugün tanık olduğumuz durum, ortak düşman olan Husilerle mücadele etmek için bir uyum olduğunun göstergesidir. Varılan aşamayı ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, safların birlik içinde hareket etmesinin bir sonucudur. Halk, buna tanık oldu ve sahada yaşananların sonuçlarını da gördü. Başlangıçta farklı mesajlar veriliyordu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı Hadi’nin safları birleştirme konusundaki konuşmasının somutlaşmış bir halidir. Hükümet sahadaki tüm güçlere çeşitli mesajlar göndermeye başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’unn çabaları da buna büyük bir katkı sağladı. Sahada yaşananlar dengeleri değiştirdi. Ekonomik durumdaki iyileşmeye ek olarak Şebve’de yaşananlar, Amalika Tugayları’nın operasyonları ve kasabaların kurtarılması stratejik önemdedir. Ama halen bundan daha fazlasını istiyoruz. Tüm bunlar, milislerin ilerlemesinin üstesinden gelmeye yönelik  yeni bir aşamanın başlangıcıdır.

-Şebve kasabalarını özgürleştirme sürecine ve güneydeki Amalika güçlerinin rolüne ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Amalika’nın belirleyici rolü organizasyonun düzeyini yansıtıyor. Birçok kişi şehit düştü. Bu bölgeler on gün içerisinde kurtarılana ve bu role güven duyulana kadar gece gündüz devam eden şiddetli çatışmalar süreçte oldukça belirleyici oldu. Karadaki kuvvetleri yeniden harekete geçirmek ve onları savaş alanına yönlendirmek, Bayhan, Usaylan ve Ayn’da tanık olduğumuz, el-Balak ve diğer alanların restorasyonu gibi Ulusal Ordu’nun Marib’deki ilerlemesine katkı sağlayan bir gelişmedir. Bu, savaşta kuvvetlerin yeniden düzenlendiğinin gerçek bir kanıtıdır.

-Belki de meşru tarafın saflarının birleştirilmesinin bir sonucudur...
Evet. Bugün herkesisn görüşleri birebir aynı olmasa da safların birliğini sağlamak oldukça önemlidir. Var olan anlayışların tamamı Husilere karşı savaşta birleşiyor. Ancak her bir tarafın, bunu tekeline alma girişiminde bulunmaması gerekiyor. Herkesin tek bir savaşa girmesine ihtiyacımız var: Vatan ve devlet. İster hükümete ve Riyad Anlaşması’na katılan güçler, isterse de onun dışındakiler olsun bu savaş herkesi kapsıyor.

-Koalisyon, ‘Mutlu Yemen’in Özgürlüğü’ adını verdiği operasyonunu duyurdu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’la koordinasyonun düzeyi nasıl?
Suudi Arabistan Krallığı ve BAE liderliğindeki Koalisyon’un oynadığı rol oldukça önemli. Bu durum, Yemen’in Arap çevresine yeniden kazandırılması için temel, önemli ve belirleyicidir. Basın toplantısında yapılan duyuru da bunun somutlaşmış halidir. Bu sadece askeri operasyonlarda değil, Yemen’in restorasyonu ve bu sisteme dahil edilmesi çerçevesinde de daha geniş bir anlama sahip. Husilerin Yemen’i çevresinden izole etme girişimi ise milislerin ülkeyi uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışan ideolojisine kadar uzanıyor. Yemen, Araplığın kaynağıdır. Dolayısıyla bu operasyonun ilanı, Yemenlilere umut ve yeni bir ivme kazandırmak için önemlidir. Birkaç ay önce saflar birleşirken Arap Koalisyonu’nun operasyonlarındaki ivmesnin yeniden sağlanmasından bahsetmiştim. Olan buydu ve insanlara siyasi, ekonomik ve askeri konularda umut verdi. Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi liderliğindeki hükümetin çabalarını çok geniş bir şekilde, farklı bir yöne döndürdü. Uzlaşı inşa etmeye çalışanları seçmek, bir sonraki aşamada çok şey başarılmasında esastır. Henüz yolun başındayız.

Sana’nın geri kazanılması ve her karış toprağının kurtarılması

-Şebve ve Marib operasyonlarındaki ilerleme, Yemenlilere sorunların çözülmesi konusunda büyük umut verdi. Bugün ise asıl soru şu: Bu operasyonlar Sana kurtarılana kadar devam edecek mi?
Hiç şüphe yok ki hedefimiz tüm Yemen’i bu milislerin elinden kurtarmaktır. Herkesin aynı masada oturmasına izin veren şeyin ‘Husilerin bir Yemenli olarak düşünmeye başlaması’ olduğunu söylemiştik. Ancak Sana, böyle bir milis gücünün kontrolü altında olduğu sürece, her zaman bir tehdit platformu olarak kalacaktır. Yemen halkı, başta Sana olmak üzere Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve toplumsal hayatın her alanında sıkıntı yaşıyor. Sana artık Arap şehirlerinin incilerinden biri olarak bildiğimiz Sana değil. Amaç, her karış toprağını kurtarmak,, Husilerin Yemenli olarak düşünmeye başlamasını sağlamak ve Devrim Muhafızları ve İran’ın üzerlerindeki etkisini ortadan kaldırmaktır. Husiler, akıllarını başlarına alırlarsa bu yaklaşmakta olan barış anlayışlarını inşa etmek için başlangıç olacaktır.

-Medya kaynakları geçtiğimiz günlerde Taiz ve Hudeyde’nin kurtarılması için yapılan hazırlıklara dikkat çektiler. Bu haberlerin doğruluk payı nedir?
Husilerin kontrolünde olan her bölge önümüzdeki günlerde kurtarma hazırlıklarına sahne olacak. Askeri açıdan önceliklerin neler olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu konu önümüzdeki günlere bırakılacak.

-Son zamanlarda Husilerin Abu Dabi’yi hedef almasını ve milislerin İran Devrim Muhafızları’nın emirlerine bağımlılık düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teröristlerin dün Abu Dabi’de sivilleri hedef alması, Husi milislerin İran rejimine ve onun Yemen ve bölgedeki yıkıcı projesine bağımlılığının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Durum, milislerin Yemen’in komşu ülkelerdeki ve uluslararası ticaret koridorlarındaki hayati çıkarları istikrarsızlaştırmak ve hedeflemek için bir platform olarak kullanmanın amaçlandığını da gösteriyor. Bu, tüm Yemen topraklarını barış şanslarını yok eden bu terör grubunun elinden geri almanın bir öncelik olduğunun kanıtıdır. Yönetime ve meşru hükümeti destekleyen Koalisyon’a yönelik bu suçlar, devletin restorasyonunun tamamlanması ve darbeye son verilmesi projesine devam etmemizi engelleyemez. Diğer yandan bu suçlar, uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere uluslararası toplumu Husi milislere ve destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergilemeye çağırıyor.

- Son gelişmeler göz önüne alındığında Stockholm Anlaşması’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baştan itibaren anlaşmanın uygulanmasında sorun vardı. Stockholm Anlaşması’nı uygulama metodolojisi farklı olmalıydı. Ancak bu birikimler, anlaşmanın ölümeye yakın bir hale gelmesine neden oldu. Misyonu ve sonraki tüm sonuçlarını sorgulanabilir kılan da buydu. Önemli olan model, Hudeyde şehrinin silahtan arındırmak, milislerin kontrolü dışındaki sivil ve askeri liderler etrafında tam bir anlaşma içinde olmak ve Hudeyde'nin farklı bir statüye sahip liman olarak kalmasını sağlamak üzere nasıl rehabilite edilebileceğiydi. Bunlar gerçekleşmedi. Misyonda böyle bir hedefin olmaması ve takip edilen yollar, milislerin kontrolü sağlamasına izin verdi. Bu da anlaşmanın çökmesine veya neredeyse klinik olarak ölmesine yol açtı.

-BM ve ABD temsilcilerinin çabaları hakkındaki düşünceniz nedir?
Mesele temsilcilerle ilgili değil, barış arzusu ve iradesiyle alakalıdır. Husiler herhangi bir temsilciye şans tanımadı. Dünyanın en iyi temsilcisiyle de gelseniz cevap alınamadığı sürece bir şey elde edemezsiniz. Temsilci, Aden’i ziyaret etti, Taiz ve Muha’ya gitti. Ayrıca Yemen’in farklı bölgelerine de ziyaretler gerçekleştirecek. Yurt içinde ve dışında siyasi bileşenlerle görüşecek. Mesele, barış istemeyen tarafla ilgili. Bu da gösteriyor ki barıştan yana olan tüm olumlu mesajlara rağmen buna karşı çıkan da bir taraf var. Bunu beklememeli ama kararlı ve sağlam bir dil kullanmalıyız. Bu taraf, geri adım atacaktır. Söylediğim gibi Yemenliler bir masaya oturup tüm başlıklarda detaylarıyla anlaşabilirler.

Barış çabaları ve Riyad Anlaşması

-Barış sürecindeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan girişimi de dahil bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir?
Hükümetin bu dönem boyunca BM sürecini ve BM Temsilcisi’nin çabalarının yanı sıra ABD Temsilcisi’nin de çabalarını destekleme konusundaki tutumu açıktır. Yemen’e yönelik uluslararası tavırda bir birlik olduğunu söyleyebiliriz ve bunun üzerine bir şeyler inşa etmemiz gerekiyor. Bu mesele, Dışişleri Bakanı tarafından takip ediliyor ve Genel Sekreter’in ne gibi çabalar sarf edeceğini göreceğiz. Sonuç olarak Husiler, tüm ateşkes çağrılarına karşı çıktı. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti tarafından ortaya koyulan girişimlerin çoğu da bunlar arasındaydı. Sana Havalimanı’nı 2019’da ve 2020’de açmaya çalıştık. Belki de çoğu kişi bunu bilmiyor. Buranın kapalı kalmasını istemiyoruz. Ama uzun süredir yolcuların sıkıntı yaşamasına alternatif olarak iç istasyonlar açıldı. Husi milisler, tüm bu girişimlere karşı çıktı. Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır.

-Peki, Riyad Anlaşması ve kalan maddelerin uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir vali ve güvenlik müdürü atanması, ardından Yemen devletinin bileşenleri içerisinde bir uzlaşı organı oluşturan hükümetin oluşturulması oldukça zaman aldı. Bugün hükümet, farklı yollarda ilerlemeye yardımcı olan bir uzlaşı organı sayılıyor. Ancak güvenlik, askeri ve bazı kurumlarındaki  düzenlemelerde, atamalarda ve değişikliklerde bazı unsurların halen kendilerine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ama büyük ölçüde anlaşma zor bir dönemden geçti. Farklı tarafların anlaşmanın uygulanmasını engelleme girişimlerine rağmen bu dönemleri atlatabildik. Cumhurbaşkanı Hadi’nin çabaları da birçok engelin aşılmasına katkı sağladı.

-Anlaşmanın en zor kısmının aşıldığı söylenebilir mi?
Yalnızca Aden’de değil, tüm vilayetlerde herkesin zorluk beklentisine, sürekliliğin olmamasına ve özellikle de ekonomik desteğin gecikmesi ve diğer zorlu koşullara karşı bu zorluklara dayanma kabiliyetine rağmen hükümet sahneyi yönetiyor.  Temelde birçok anlayışın kazanılması yatıyor. Riyad Anlaşması, bu anlayışları inşa etmek için hepimizin güvendiği bir çerçevedir. Bu durum, savaş nedeniyle büyük ölçüde zayıflayan Yemen’deki siyasi sahneyi restore etmek için daha fazla siyasi girişim gerektiriyor. Bunu onarmak için çaba göstermek lazım. Hükümet, bunu sürdürmek için içeriden ve dışarıdan tüm siyasi güçlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Birçok devlet kurumunda reform yapılması esastır. Mesele insanlarla değil, mekanizmalarla ilgilidir.

-Hükümetiniz için bir öncelik olan ve en az savaş kadar önemli görülen ‘ekonomi meselesine’ geçelim. Bugünkü koşullar hakkında konuşalım...
Ekonomik durumla ilgili olarak öncelikle para birimindeki bozulmayı durdurmak önemli. Bu, bir dereceye kadar gerçekleşti. Bozulma, belirli bir dönemde oldukça büyüktü. Ulusal paraya güven kalmadı, döviz kurlarının bozulmasıyla enflasyon çok fazla yükseldi. Harcamalar kısılıp gelirler artırılmaya çalışıldı. Ama güven büyük oranda kaybolmuştu. Merkez Bankası’na yeni bir liderliğin atanması, içeride ve dışarıda bu güvenin güçlenmesine katkıda bulundu. Bu, adaylıklar ve Cumhurbaşkanı’nın kararı ile gerçekleşti. Bu konu, güvenin yeniden inşa edilmesine büyük ölçüde katkıda bulundur. Ancak sistem gelir artışı açısından daha karmaşık. Vilayetlerin yeniden birbirlerine bağlanması büyük çapta gerçekleşti. Tüm siyasi çalkantılara rağmen bu yıl gelirler önemli ölçüde arttı. Bu nedenle şu an için önemli olan mesele, istikrara ve güvene dönüştür. Herkesin merak ettiği mevduat konusuyla ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki Suudi Arabistan Krallığı’nda görüşmeler yürütülüyor. Bu, Suudi Arabistan’ın da katkısıyla, Körfez çerçevesinde gerçekleşecek. Ancak bu konu bir reform planının parçası olduğu için hükümet, Krallık, BAE ve bazı ülkeler arasında şu an belirli koşullar tartışılıyor. Bazı taraflar, mevduatın olmadığını veya erteleneceğini söylüyorlar. Bu tedbirler alınırsa gecikme yaşanmaz. Merkez Bankası Başkanı, görüşmeler ve ziyaretler gerçekleştiriyor. Bu konuda bildiriler sunuyor. Önümüzdeki günlerde olacaklar bunu netleştirecektir. Daha büyük ve daha kapsamlı reformlar için düzenlemeler yapılıyor. Ekonominin desteklenmesi de bunun bir parçası. Sadece mevduat değil, petrol türevlerindeki kolaylıklar da döviz kurlarının kontrol edilmesine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.
Ekonomik sistemi yeniden canlandırmak için önümüzdeki dönemde yayınlanmak üzere bir dizi karar düzenleniyor. Konu sadece Merkez Bankası değildir. Diğer finans kurumlarında da önümüzdeki birkaç dönemde yapılacak düzenlemeler ve reformlar var.

-Söz konusu prosedürlerin tamamlanmasına ne kadar süre kaldı?
Birkaç hafta kaldı. Şu an bütçe hazırlanıyor. Siyasi durum ve gerginlikler nedeniyle geç kalmış olabiliriz. Ancak son dört ayda hükümetin istikrarını sağlarken sahne tamamen yeniden programlandı. Bu nedenle ekipler, şeffaflığın oluşturulması kapsamında, bir sonraki bütçeyi düzenlemeye çalışıyor. Ama bu durumu farklı bir yoldan düşünmek lazım. Maliye Bakanlığı, bu konuda çok çalışıyor. Bütçenin hazırlanması için teknik komitelerin düzenlenmesine başlanacak. Bunun da bir an önce tamamlanmasını umuyoruz.

-Peki, dövizin sürekli dalgalanması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu durumla başa çıkmaya yönelik herhangi bir plan var mı?
Bu sektörün yeniden düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılması önemlidir. Bu bir gözetim rolüdür. Şu an ihlallerde bulunan çok sayıdaki borsa şirketleri ile sıkı bir şekilde ilgileniliyor. Spekülasyon da yaşananların bir parçasıdır. Bu bozulmanın sonuçlarını artıran şey, kontrol dışı para döngüsüdür. Dalgalanma sağlıksızdır. Spekülasyon unsurları kâr elde etmek için her yolu deniyor. Nakit bloklarını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönemde dövizlerde açılan birçok hesabı kapatmak da dahil planlarımız var. Blokajların iade edilmesi, nakit blokajını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönem açısından büyük önem arz ediyor. Bu yöntem yasa dışı kazanç sağlamada yaygın olarak kullanılıyor. Sonuçları önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır. İşlerin artık düzelmeye başlaması da olası. Çünkü sonuçta mesele bir merkez bankası değil, daha ziyade güvenlik kıskacı, tüm mercilerin düzenlemesi, yargının ve savcılığın rolünün etkinleştirilmesi ile ilgilidir. Hepsi, ekonomik manzarayı sıfırlamanın önemli bileşenleridir.

- Yakın zamanda BAE’yi ziyaret ettiniz. Ziyaretten ne gibi sonuçlar çıktı:
Sonuçlar, birçok meselenin yeniden etkinleştirilmesi açısından mükemmeldi. Şu an özellikle ekonomik dosyada kapsamlı bir şekilde çalışan teknik ekipler bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE ile ortaklığımız sadece meşru hükümeti desteklemekle sınırlı değil. Enerji, ulaşım ve limanlar dahil olmak üzere belirli ekonomik sektörlerin desteklenmesi açısından da önemlidir. İş fırsatları, mallara daha iyi erişim ve daha düşük maliyetle enerji üretimi yaratmak için tüm sektörler gelecekt oluşturulacak ortaklıklara açıktır. Şu an büyük ölçüde Suudi Arabistan’dan sağlanan petrol türevleri hibesine bağımlıyız. Bu, belirli bir dönem için bir kurtarma girişimidir. Ama bu dönemde, yenilenebilir enerji ve güneş enerjisi de dahil enerji sektöründe ortak yatırımlar yapılmalıdır. BAE’deki kardeşlerimiz bu alanda büyük bir deneyime sahip. EXPO 2020’de, Yemen standını ziyareti sırasında Şeyh Muhammed bin Zayed ve Şeyh Muhammed bin Raşid ile görüştüm. Son derece motive edici, pozitif atmosfer var. Yakın zamanda safların birleştirilmesi ve Şebve’de elde edilen başarı, ivmenin yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor. BAE ziyareti de bu ivmenin parçasıydı.

- Bir sonraki aşamayı nasıl tanımlarsınız?
Bir sonraki adım, Körfez ülkeleri, Mısır’daki kardeşlerimiz ve Arap coğrafyasıyla olan stratejik ortaklığımızı yeniden inşa etme aşamasını temsil ediyor. Yemen’in Arap çevresini restore etmesini ve Yemen meselesinin yeniden düzenlenebilirliğini yoğun şekilde konuşuyoruz. Bölgede karmaşık dosyalar var. Ama hükümeti destekleyen etkili bir düzenleme olursa nihayetinde Yemen devletinin kurumlarını inşa etmekten başka bir şey yapamayız. İnsanlar doğrudan devlet vizyonunu, onun kurumlarını ve yeniden örgütlenme yeteneğini görmek istiyor.



Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
TT

Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün, Suriye Arap Ordusu'nun operasyonlarının tüm bölgelerinde ateşkesin 15 gün daha uzatıldığını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, ateşkes uzatmasının 24 Ocak 2026 saat 23:00 itibarı ile başlayacağını belirtti.

Bakanlık, uzatmanın "ABD'nin DEAŞ mahkumlarını SDG hapishanelerinden Irak'a transfer etme operasyonuna destek amacıyla" verildiğini belirtti.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin, Kandil Dağları'ndan Haseke vilayetine Kürdistan İşçi Partisi (PKK) milislerinden takviye birlikleri getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın resmi El-İhbariya TV kanalından aktardığına göre Komutanlık açıklamasında, "SDG, kontrolü altındaki bölgelerde, politikalarına karşı çıkan herkesi tutuklayarak, zorla yerinden ederek ve işkence ederek yaygın ihlallere devam ediyor" denildi.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, SDG ve PKK milislerini provokasyonlarına devam etmemeleri ve yalan ve kurgulanmış görüntüler yaymamaları konusunda uyardı. Komutanlık, "Sahadaki durumu inceliyor ve operasyonel koşulları değerlendirerek bir sonraki adımımızı belirliyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde, çatışmalardan etkilenenlere destek ve yardım sağlamak amacıyla önümüzdeki saatlerde insani yardım koridorlarının açılacağını vurguladı.

Ajans, ordunun "tüm Suriye toplumu için koruyucu kalkan olacağını, Suriye topraklarının birliğini koruyacağını ve sınır ötesi tüm terörist projelere karşı duracağını" belirtti.

Bugün erken saatlerde Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, ateşkes anlaşması kapsamında SDG'ye verilen sürenin dolduğunu ve hükümetin sonraki adımlarını değerlendirdiğini söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı ise "tüm seçeneklerin masada olduğunu, aynı zamanda hukukun uygulanması ve ülkenin birleştirilmesi için gerilimin azaltılması ve diyalog yolunun izlendiğini" ifade etti.


Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.