Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Sana’nın Husilerin kontrolü altında kalmasının, şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini söyledi.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
TT

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Şarku’l Avsat’a konuştu: Arap Koalisyonu’nun rolü, Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için oldukça önemli ve gereklidir

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.
Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik.

Yemen Başbakanı Muin Abdulmelik, Sana’nın Husi milislerin kontrolü altında kalması konusunda uyardı. Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Abdulmelik söz konusu durumun şehri terör tehditleri için kalıcı bir platform haline getirdiğini belirterek İran projesini hezimete uğratmak için Yemen bileşenleri arasında yeni bir uzlaşma ve uyum aşamasına geçilmesiçağrısında bulundu. Ülkesinin yakın zamanda başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez’den mali destek alacağı bilgisini veren Yemen Başbakanı, Koalisyon’un meşru hükümeti destekleme rolünün Yemen’i Arap çevresine geri döndürmek için önemli ve gerekli olduğunu vurguladı. Muin Abdulmelik, son dönemde farklı cephelerde kazanılan zaferlerin, Yemen güçleri saflarındaki birliğin ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun büyük çabalarının sonucu olduğunun altını çizdi. Başbakan, geçici başkent Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, yaşananların milislerin üstesinden gelmeye yönelik yeni aşamanın başlangıcı olduğunu vurguladı. Abdulmelik, güneydeki Amalika güçlerinin Şebve’nin kurtarılmasındaki rolünü de ‘belirleyici’ olarak nitelendirerek bu durumun organizasyonun düzeyini yansıttığını söyledi. Meşru hükümetin Birleşmiş Milletler’in (BM) yolunda, BM ve ABD temsilcilerinin çabalarını desteklediğine dikkat çeken Muin Abdulmelik, “Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır” ifadesini kullandı.
Yemen Başbakanı Muin abdulmelik, Şarku’l Avsat ile gerçekleşirdiği röportajda Riyad Anlaşması’ndan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yaptığı son ziyarete, Yemen’de bir sonraki aşamaya ilişkin vizyonundan ülke gündeminin üst sıralarında yer alan birçok başlığa dair açıklamalarda bulundu:

-Her şeyden önce, bizi Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ağırladığınız için teşekkür ederiz. Bugün tanık olduğumuz durum, ortak düşman olan Husilerle mücadele etmek için bir uyum olduğunun göstergesidir. Varılan aşamayı ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, safların birlik içinde hareket etmesinin bir sonucudur. Halk, buna tanık oldu ve sahada yaşananların sonuçlarını da gördü. Başlangıçta farklı mesajlar veriliyordu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı Hadi’nin safları birleştirme konusundaki konuşmasının somutlaşmış bir halidir. Hükümet sahadaki tüm güçlere çeşitli mesajlar göndermeye başladı. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’unn çabaları da buna büyük bir katkı sağladı. Sahada yaşananlar dengeleri değiştirdi. Ekonomik durumdaki iyileşmeye ek olarak Şebve’de yaşananlar, Amalika Tugayları’nın operasyonları ve kasabaların kurtarılması stratejik önemdedir. Ama halen bundan daha fazlasını istiyoruz. Tüm bunlar, milislerin ilerlemesinin üstesinden gelmeye yönelik  yeni bir aşamanın başlangıcıdır.

-Şebve kasabalarını özgürleştirme sürecine ve güneydeki Amalika güçlerinin rolüne ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Amalika’nın belirleyici rolü organizasyonun düzeyini yansıtıyor. Birçok kişi şehit düştü. Bu bölgeler on gün içerisinde kurtarılana ve bu role güven duyulana kadar gece gündüz devam eden şiddetli çatışmalar süreçte oldukça belirleyici oldu. Karadaki kuvvetleri yeniden harekete geçirmek ve onları savaş alanına yönlendirmek, Bayhan, Usaylan ve Ayn’da tanık olduğumuz, el-Balak ve diğer alanların restorasyonu gibi Ulusal Ordu’nun Marib’deki ilerlemesine katkı sağlayan bir gelişmedir. Bu, savaşta kuvvetlerin yeniden düzenlendiğinin gerçek bir kanıtıdır.

-Belki de meşru tarafın saflarının birleştirilmesinin bir sonucudur...
Evet. Bugün herkesisn görüşleri birebir aynı olmasa da safların birliğini sağlamak oldukça önemlidir. Var olan anlayışların tamamı Husilere karşı savaşta birleşiyor. Ancak her bir tarafın, bunu tekeline alma girişiminde bulunmaması gerekiyor. Herkesin tek bir savaşa girmesine ihtiyacımız var: Vatan ve devlet. İster hükümete ve Riyad Anlaşması’na katılan güçler, isterse de onun dışındakiler olsun bu savaş herkesi kapsıyor.

-Koalisyon, ‘Mutlu Yemen’in Özgürlüğü’ adını verdiği operasyonunu duyurdu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon’la koordinasyonun düzeyi nasıl?
Suudi Arabistan Krallığı ve BAE liderliğindeki Koalisyon’un oynadığı rol oldukça önemli. Bu durum, Yemen’in Arap çevresine yeniden kazandırılması için temel, önemli ve belirleyicidir. Basın toplantısında yapılan duyuru da bunun somutlaşmış halidir. Bu sadece askeri operasyonlarda değil, Yemen’in restorasyonu ve bu sisteme dahil edilmesi çerçevesinde de daha geniş bir anlama sahip. Husilerin Yemen’i çevresinden izole etme girişimi ise milislerin ülkeyi uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden bir platforma dönüştürmeye çalışan ideolojisine kadar uzanıyor. Yemen, Araplığın kaynağıdır. Dolayısıyla bu operasyonun ilanı, Yemenlilere umut ve yeni bir ivme kazandırmak için önemlidir. Birkaç ay önce saflar birleşirken Arap Koalisyonu’nun operasyonlarındaki ivmesnin yeniden sağlanmasından bahsetmiştim. Olan buydu ve insanlara siyasi, ekonomik ve askeri konularda umut verdi. Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi liderliğindeki hükümetin çabalarını çok geniş bir şekilde, farklı bir yöne döndürdü. Uzlaşı inşa etmeye çalışanları seçmek, bir sonraki aşamada çok şey başarılmasında esastır. Henüz yolun başındayız.

Sana’nın geri kazanılması ve her karış toprağının kurtarılması

-Şebve ve Marib operasyonlarındaki ilerleme, Yemenlilere sorunların çözülmesi konusunda büyük umut verdi. Bugün ise asıl soru şu: Bu operasyonlar Sana kurtarılana kadar devam edecek mi?
Hiç şüphe yok ki hedefimiz tüm Yemen’i bu milislerin elinden kurtarmaktır. Herkesin aynı masada oturmasına izin veren şeyin ‘Husilerin bir Yemenli olarak düşünmeye başlaması’ olduğunu söylemiştik. Ancak Sana, böyle bir milis gücünün kontrolü altında olduğu sürece, her zaman bir tehdit platformu olarak kalacaktır. Yemen halkı, başta Sana olmak üzere Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve toplumsal hayatın her alanında sıkıntı yaşıyor. Sana artık Arap şehirlerinin incilerinden biri olarak bildiğimiz Sana değil. Amaç, her karış toprağını kurtarmak,, Husilerin Yemenli olarak düşünmeye başlamasını sağlamak ve Devrim Muhafızları ve İran’ın üzerlerindeki etkisini ortadan kaldırmaktır. Husiler, akıllarını başlarına alırlarsa bu yaklaşmakta olan barış anlayışlarını inşa etmek için başlangıç olacaktır.

-Medya kaynakları geçtiğimiz günlerde Taiz ve Hudeyde’nin kurtarılması için yapılan hazırlıklara dikkat çektiler. Bu haberlerin doğruluk payı nedir?
Husilerin kontrolünde olan her bölge önümüzdeki günlerde kurtarma hazırlıklarına sahne olacak. Askeri açıdan önceliklerin neler olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu konu önümüzdeki günlere bırakılacak.

-Son zamanlarda Husilerin Abu Dabi’yi hedef almasını ve milislerin İran Devrim Muhafızları’nın emirlerine bağımlılık düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teröristlerin dün Abu Dabi’de sivilleri hedef alması, Husi milislerin İran rejimine ve onun Yemen ve bölgedeki yıkıcı projesine bağımlılığının boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Durum, milislerin Yemen’in komşu ülkelerdeki ve uluslararası ticaret koridorlarındaki hayati çıkarları istikrarsızlaştırmak ve hedeflemek için bir platform olarak kullanmanın amaçlandığını da gösteriyor. Bu, tüm Yemen topraklarını barış şanslarını yok eden bu terör grubunun elinden geri almanın bir öncelik olduğunun kanıtıdır. Yönetime ve meşru hükümeti destekleyen Koalisyon’a yönelik bu suçlar, devletin restorasyonunun tamamlanması ve darbeye son verilmesi projesine devam etmemizi engelleyemez. Diğer yandan bu suçlar, uluslararası barışın ve güvenliğin korunması için başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere uluslararası toplumu Husi milislere ve destekçilerine karşı kararlı bir duruş sergilemeye çağırıyor.

- Son gelişmeler göz önüne alındığında Stockholm Anlaşması’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baştan itibaren anlaşmanın uygulanmasında sorun vardı. Stockholm Anlaşması’nı uygulama metodolojisi farklı olmalıydı. Ancak bu birikimler, anlaşmanın ölümeye yakın bir hale gelmesine neden oldu. Misyonu ve sonraki tüm sonuçlarını sorgulanabilir kılan da buydu. Önemli olan model, Hudeyde şehrinin silahtan arındırmak, milislerin kontrolü dışındaki sivil ve askeri liderler etrafında tam bir anlaşma içinde olmak ve Hudeyde'nin farklı bir statüye sahip liman olarak kalmasını sağlamak üzere nasıl rehabilite edilebileceğiydi. Bunlar gerçekleşmedi. Misyonda böyle bir hedefin olmaması ve takip edilen yollar, milislerin kontrolü sağlamasına izin verdi. Bu da anlaşmanın çökmesine veya neredeyse klinik olarak ölmesine yol açtı.

-BM ve ABD temsilcilerinin çabaları hakkındaki düşünceniz nedir?
Mesele temsilcilerle ilgili değil, barış arzusu ve iradesiyle alakalıdır. Husiler herhangi bir temsilciye şans tanımadı. Dünyanın en iyi temsilcisiyle de gelseniz cevap alınamadığı sürece bir şey elde edemezsiniz. Temsilci, Aden’i ziyaret etti, Taiz ve Muha’ya gitti. Ayrıca Yemen’in farklı bölgelerine de ziyaretler gerçekleştirecek. Yurt içinde ve dışında siyasi bileşenlerle görüşecek. Mesele, barış istemeyen tarafla ilgili. Bu da gösteriyor ki barıştan yana olan tüm olumlu mesajlara rağmen buna karşı çıkan da bir taraf var. Bunu beklememeli ama kararlı ve sağlam bir dil kullanmalıyız. Bu taraf, geri adım atacaktır. Söylediğim gibi Yemenliler bir masaya oturup tüm başlıklarda detaylarıyla anlaşabilirler.

Barış çabaları ve Riyad Anlaşması

-Barış sürecindeki son gelişmeler ve Suudi Arabistan girişimi de dahil bu konuda yapılan çalışmalar nelerdir?
Hükümetin bu dönem boyunca BM sürecini ve BM Temsilcisi’nin çabalarının yanı sıra ABD Temsilcisi’nin de çabalarını destekleme konusundaki tutumu açıktır. Yemen’e yönelik uluslararası tavırda bir birlik olduğunu söyleyebiliriz ve bunun üzerine bir şeyler inşa etmemiz gerekiyor. Bu mesele, Dışişleri Bakanı tarafından takip ediliyor ve Genel Sekreter’in ne gibi çabalar sarf edeceğini göreceğiz. Sonuç olarak Husiler, tüm ateşkes çağrılarına karşı çıktı. Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti tarafından ortaya koyulan girişimlerin çoğu da bunlar arasındaydı. Sana Havalimanı’nı 2019’da ve 2020’de açmaya çalıştık. Belki de çoğu kişi bunu bilmiyor. Buranın kapalı kalmasını istemiyoruz. Ama uzun süredir yolcuların sıkıntı yaşamasına alternatif olarak iç istasyonlar açıldı. Husi milisler, tüm bu girişimlere karşı çıktı. Ancak sonuca ulaşana kadar daha kararlı bir yol benimseme zamanı geldi. Husi milislerin yaptıklarına dair gerçekçi açıklamalara yer verilmeyen bir dilin yardımı olmayacaktır.

-Peki, Riyad Anlaşması ve kalan maddelerin uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir vali ve güvenlik müdürü atanması, ardından Yemen devletinin bileşenleri içerisinde bir uzlaşı organı oluşturan hükümetin oluşturulması oldukça zaman aldı. Bugün hükümet, farklı yollarda ilerlemeye yardımcı olan bir uzlaşı organı sayılıyor. Ancak güvenlik, askeri ve bazı kurumlarındaki  düzenlemelerde, atamalarda ve değişikliklerde bazı unsurların halen kendilerine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor. Ama büyük ölçüde anlaşma zor bir dönemden geçti. Farklı tarafların anlaşmanın uygulanmasını engelleme girişimlerine rağmen bu dönemleri atlatabildik. Cumhurbaşkanı Hadi’nin çabaları da birçok engelin aşılmasına katkı sağladı.

-Anlaşmanın en zor kısmının aşıldığı söylenebilir mi?
Yalnızca Aden’de değil, tüm vilayetlerde herkesin zorluk beklentisine, sürekliliğin olmamasına ve özellikle de ekonomik desteğin gecikmesi ve diğer zorlu koşullara karşı bu zorluklara dayanma kabiliyetine rağmen hükümet sahneyi yönetiyor.  Temelde birçok anlayışın kazanılması yatıyor. Riyad Anlaşması, bu anlayışları inşa etmek için hepimizin güvendiği bir çerçevedir. Bu durum, savaş nedeniyle büyük ölçüde zayıflayan Yemen’deki siyasi sahneyi restore etmek için daha fazla siyasi girişim gerektiriyor. Bunu onarmak için çaba göstermek lazım. Hükümet, bunu sürdürmek için içeriden ve dışarıdan tüm siyasi güçlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Birçok devlet kurumunda reform yapılması esastır. Mesele insanlarla değil, mekanizmalarla ilgilidir.

-Hükümetiniz için bir öncelik olan ve en az savaş kadar önemli görülen ‘ekonomi meselesine’ geçelim. Bugünkü koşullar hakkında konuşalım...
Ekonomik durumla ilgili olarak öncelikle para birimindeki bozulmayı durdurmak önemli. Bu, bir dereceye kadar gerçekleşti. Bozulma, belirli bir dönemde oldukça büyüktü. Ulusal paraya güven kalmadı, döviz kurlarının bozulmasıyla enflasyon çok fazla yükseldi. Harcamalar kısılıp gelirler artırılmaya çalışıldı. Ama güven büyük oranda kaybolmuştu. Merkez Bankası’na yeni bir liderliğin atanması, içeride ve dışarıda bu güvenin güçlenmesine katkıda bulundu. Bu, adaylıklar ve Cumhurbaşkanı’nın kararı ile gerçekleşti. Bu konu, güvenin yeniden inşa edilmesine büyük ölçüde katkıda bulundur. Ancak sistem gelir artışı açısından daha karmaşık. Vilayetlerin yeniden birbirlerine bağlanması büyük çapta gerçekleşti. Tüm siyasi çalkantılara rağmen bu yıl gelirler önemli ölçüde arttı. Bu nedenle şu an için önemli olan mesele, istikrara ve güvene dönüştür. Herkesin merak ettiği mevduat konusuyla ilgili olarak da şunu söyleyebilirim ki Suudi Arabistan Krallığı’nda görüşmeler yürütülüyor. Bu, Suudi Arabistan’ın da katkısıyla, Körfez çerçevesinde gerçekleşecek. Ancak bu konu bir reform planının parçası olduğu için hükümet, Krallık, BAE ve bazı ülkeler arasında şu an belirli koşullar tartışılıyor. Bazı taraflar, mevduatın olmadığını veya erteleneceğini söylüyorlar. Bu tedbirler alınırsa gecikme yaşanmaz. Merkez Bankası Başkanı, görüşmeler ve ziyaretler gerçekleştiriyor. Bu konuda bildiriler sunuyor. Önümüzdeki günlerde olacaklar bunu netleştirecektir. Daha büyük ve daha kapsamlı reformlar için düzenlemeler yapılıyor. Ekonominin desteklenmesi de bunun bir parçası. Sadece mevduat değil, petrol türevlerindeki kolaylıklar da döviz kurlarının kontrol edilmesine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.
Ekonomik sistemi yeniden canlandırmak için önümüzdeki dönemde yayınlanmak üzere bir dizi karar düzenleniyor. Konu sadece Merkez Bankası değildir. Diğer finans kurumlarında da önümüzdeki birkaç dönemde yapılacak düzenlemeler ve reformlar var.

-Söz konusu prosedürlerin tamamlanmasına ne kadar süre kaldı?
Birkaç hafta kaldı. Şu an bütçe hazırlanıyor. Siyasi durum ve gerginlikler nedeniyle geç kalmış olabiliriz. Ancak son dört ayda hükümetin istikrarını sağlarken sahne tamamen yeniden programlandı. Bu nedenle ekipler, şeffaflığın oluşturulması kapsamında, bir sonraki bütçeyi düzenlemeye çalışıyor. Ama bu durumu farklı bir yoldan düşünmek lazım. Maliye Bakanlığı, bu konuda çok çalışıyor. Bütçenin hazırlanması için teknik komitelerin düzenlenmesine başlanacak. Bunun da bir an önce tamamlanmasını umuyoruz.

-Peki, dövizin sürekli dalgalanması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu durumla başa çıkmaya yönelik herhangi bir plan var mı?
Bu sektörün yeniden düzenlenmesi ve yeniden yapılandırılması önemlidir. Bu bir gözetim rolüdür. Şu an ihlallerde bulunan çok sayıdaki borsa şirketleri ile sıkı bir şekilde ilgileniliyor. Spekülasyon da yaşananların bir parçasıdır. Bu bozulmanın sonuçlarını artıran şey, kontrol dışı para döngüsüdür. Dalgalanma sağlıksızdır. Spekülasyon unsurları kâr elde etmek için her yolu deniyor. Nakit bloklarını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönemde dövizlerde açılan birçok hesabı kapatmak da dahil planlarımız var. Blokajların iade edilmesi, nakit blokajını takip edebilmemiz için önümüzdeki dönem açısından büyük önem arz ediyor. Bu yöntem yasa dışı kazanç sağlamada yaygın olarak kullanılıyor. Sonuçları önümüzdeki dönemde ortaya çıkacaktır. İşlerin artık düzelmeye başlaması da olası. Çünkü sonuçta mesele bir merkez bankası değil, daha ziyade güvenlik kıskacı, tüm mercilerin düzenlemesi, yargının ve savcılığın rolünün etkinleştirilmesi ile ilgilidir. Hepsi, ekonomik manzarayı sıfırlamanın önemli bileşenleridir.

- Yakın zamanda BAE’yi ziyaret ettiniz. Ziyaretten ne gibi sonuçlar çıktı:
Sonuçlar, birçok meselenin yeniden etkinleştirilmesi açısından mükemmeldi. Şu an özellikle ekonomik dosyada kapsamlı bir şekilde çalışan teknik ekipler bulunuyor. Suudi Arabistan ve BAE ile ortaklığımız sadece meşru hükümeti desteklemekle sınırlı değil. Enerji, ulaşım ve limanlar dahil olmak üzere belirli ekonomik sektörlerin desteklenmesi açısından da önemlidir. İş fırsatları, mallara daha iyi erişim ve daha düşük maliyetle enerji üretimi yaratmak için tüm sektörler gelecekt oluşturulacak ortaklıklara açıktır. Şu an büyük ölçüde Suudi Arabistan’dan sağlanan petrol türevleri hibesine bağımlıyız. Bu, belirli bir dönem için bir kurtarma girişimidir. Ama bu dönemde, yenilenebilir enerji ve güneş enerjisi de dahil enerji sektöründe ortak yatırımlar yapılmalıdır. BAE’deki kardeşlerimiz bu alanda büyük bir deneyime sahip. EXPO 2020’de, Yemen standını ziyareti sırasında Şeyh Muhammed bin Zayed ve Şeyh Muhammed bin Raşid ile görüştüm. Son derece motive edici, pozitif atmosfer var. Yakın zamanda safların birleştirilmesi ve Şebve’de elde edilen başarı, ivmenin yeniden kazanılmasına yardımcı oluyor. BAE ziyareti de bu ivmenin parçasıydı.

- Bir sonraki aşamayı nasıl tanımlarsınız?
Bir sonraki adım, Körfez ülkeleri, Mısır’daki kardeşlerimiz ve Arap coğrafyasıyla olan stratejik ortaklığımızı yeniden inşa etme aşamasını temsil ediyor. Yemen’in Arap çevresini restore etmesini ve Yemen meselesinin yeniden düzenlenebilirliğini yoğun şekilde konuşuyoruz. Bölgede karmaşık dosyalar var. Ama hükümeti destekleyen etkili bir düzenleme olursa nihayetinde Yemen devletinin kurumlarını inşa etmekten başka bir şey yapamayız. İnsanlar doğrudan devlet vizyonunu, onun kurumlarını ve yeniden örgütlenme yeteneğini görmek istiyor.



İsrail’den Gazze’ye hava saldırısı: Hamas yöneticisi Muhammed el-Huli’nin de aralarında bulunduğu 7 kişi hayatını kaybetti

Gazze’nin güneyindeki Refah’ta, Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv – Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Refah’ta, Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail’den Gazze’ye hava saldırısı: Hamas yöneticisi Muhammed el-Huli’nin de aralarında bulunduğu 7 kişi hayatını kaybetti

Gazze’nin güneyindeki Refah’ta, Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv – Reuters)
Gazze’nin güneyindeki Refah’ta, Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları (Arşiv – Reuters)

Hamas kaynakları, bugün (perşembe) Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah’a düzenlenen iki İsrail hava saldırısında yedi kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Kaynaklar, ölenler arasında Hamas’ın askerî kanadında üst düzey bir isim olan Muhammed el-Huli’nin de bulunduğunu belirtti.

Hamas, el-Huli ailesine ait bir eve yönelik hava saldırısını kınadı. Hareketin yayımladığı açıklamada Muhammed el-Huli’nin ismine ya da örgüt içindeki rolüne değinilmedi. Açıklamada, saldırının “ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali” olduğu savunularak, İsrail’in anlaşmaya uymadığı ve Gazze’de Filistin halkına karşı “yok etme savaşını yeniden başlatmayı” amaçladığı öne sürüldü.

Sağlık yetkilileri, saldırılarda hayatını kaybeden diğer altı kişi arasında 16 yaşında bir çocuğun da bulunduğunu aktardı.

Raporlara göre, geçen ekim ayında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesten bu yana 400’den fazla Filistinli ile üç İsrail askeri öldü. İsrail’in Gazze’de binaları yıktığı ve nüfusun yarıdan fazlasını yerinden ettiği belirtiliyor. İsrail güçlerinin hâlen konuşlu olduğu bölgeler nedeniyle, Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla kişinin neredeyse tamamının geçici barınaklarda ya da hasar görmüş binalarda, dar bir alanda yaşamını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), salı günü yaptığı açıklamada, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Gazze’de 100’den fazla çocuğun öldürüldüğünü, bazılarının insansız hava araçlarıyla düzenlenen saldırıların kurbanı olduğunu bildirdi.

İsrail ve Hamas, ateşkesi ihlal etmekle birbirlerini suçlarken, ABD’nin dün (çarşamba) ateşkesin ikinci aşamasının yürürlüğe girdiğini duyurmasına rağmen tarafların temel konulardaki tutumlarının hâlen büyük ölçüde farklı olduğu belirtiliyor.

İsrail, Hamas öncülüğündeki grupların Ekim 2023’te düzenlediği ve İsrail verilerine göre 1200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından Gazze’ye yönelik askerî operasyonlarını başlatmıştı. Gazze’deki sağlık yetkilileri ise İsrail’in saldırıları sonucu 71 bin kişinin hayatını kaybettiğini ve bölgede büyük yıkım yaşandığını bildiriyor.


Gazze Yönetim Komitesi destek kazanıyor... Washington ‘ikinci aşamanın’ başladığını duyurdu

Gazze'de hamilelik ve doğum, çoğu kadın için stres ve korku kaynağı haline geldi. (AP)
Gazze'de hamilelik ve doğum, çoğu kadın için stres ve korku kaynağı haline geldi. (AP)
TT

Gazze Yönetim Komitesi destek kazanıyor... Washington ‘ikinci aşamanın’ başladığını duyurdu

Gazze'de hamilelik ve doğum, çoğu kadın için stres ve korku kaynağı haline geldi. (AP)
Gazze'de hamilelik ve doğum, çoğu kadın için stres ve korku kaynağı haline geldi. (AP)

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump adına, Gazze Şeridi’nde çatışmayı sona erdirmeyi hedefleyen 20 maddelik Trump Planı’nın ikinci aşamasının başlatıldığını açıkladı.

Witkoff, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, yeni aşamanın ‘ateşkesten silahsızlanmaya, teknokrat yönetim ve yeniden inşa sürecine’ geçişi kapsadığını belirtti. Plan çerçevesinde, Gazze Şeridi’nde geçici bir teknokrat Filistin yönetimi kurulacak ve yönetim, Gazze Yönetim Komitesi tarafından temsil edilecek.

ABD, Hamas’ın taahhütlerini eksiksiz yerine getirmesini beklediğini vurguladı. Witkoff, özellikle son İsrailli rehine cesedinin derhal iadesine dikkat çekti ve aksi takdirde ciddi sonuçlarla karşılaşılacağı uyarısında bulundu.

Witkoff, birinci aşamanın ‘insani yardım sağladığını, ateşkesi koruduğunu, tüm hayatta kalan rehine ve ölen 28 rehinenin 27’sinin kemiklerinin geri getirilmesini mümkün kıldığını’ hatırlattı. Witkoff, açıklamasını, “Tüm bu ilerlemeyi mümkün kılan, vazgeçilmez arabuluculuk çabaları için Mısır, Türkiye ve Katar’a son derece minnettarız” ifadesiyle sonlandırdı.

Anlaşma ve destek

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati dün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ni yönetmekle sorumlu teknokrat komiteye ait 15 üyenin isimleri üzerinde anlaşmaya varıldığını duyurdu. Bu komite, ABD Başkanı’nın planı kapsamında görev yapacak.

Kahire’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Abdulati, “Yönetim komitesinin üyeleri konusunda uzlaşmaya varıldı. Komite 15 üyeden oluşuyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca, “Uzlaşmanın ardından bu komitenin yakında ilan edilmesini ve Gazze’de günlük yönetim işlerini üstlenmesini umut ediyoruz” dedi.

Filistin Yönetimi ise dün yaptığı açıklamada, Başkan Donald Trump’ın barış planını uygulamaya koyma ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararını hayata geçirme çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Yönetim, geçiş sürecinde Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulacak Gazze Yönetim Komitesi’ni desteklediğini açıkladı.

Filistin Yönetimi, Steve Witkoff, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, ABD ekibi ve Bulgar diplomat Nikolay Mladenov ile yakın temas halinde olduklarını belirterek, “ABD’nin ateşkesi kalıcı hale getirme ve ikinci aşamayı, yeniden inşa dahil olmak üzere uygulamaya geçirme çabalarını destekledik” açıklamasında bulundu.

Yönetim, Trump’ın doğrudan katılımı ve kararlılığı sayesinde Gazze Şeridi’nde barış, istikrar ve iyi yönetişim için yeni bir fırsat yaratılmasına katkıda bulunması dolayısıyla ‘derin takdir ve minnet’ ifade etti.

Ayrıca Yönetim, Mısır, Katar ve Türkiye’nin arabulucu ve garantör ülkeler olarak yürüttüğü önemli çabaları vurguladı.

Yönetim, Batı Şeria ile Gazze Şeridi’ndeki Filistin otoriteleri arasındaki bağlantının önemine dikkat çekerek, “Çift başlılık, bölünme veya ayrım yaratacak herhangi bir idari, hukuki veya güvenlik sisteminin kurulmasına izin verilmeyecek; tek bir sistem, tek bir hukuk ve tek meşru silah ilkesine bağlı kalınacak” ifadelerini kullandı.

Yönetim ayrıca, ABD ve ilgili ortaklarla birlikte, Batı Şeria’da da eşzamanlı adımlar atmanın önemini vurguladı. Bu adımların, uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemleri durdurmayı, yerleşim genişleme planlarını ve yerleşimci terörünü engellemeyi, Filistin’e ait tutulan fonları serbest bırakmayı, zorla göç ve toprak ilhakını önlemeyi ve Filistin Ulusal Otoritesi ile iki devletli çözüm çabalarını korumayı amaçladığı belirtildi.

uı8o9
Gazze şehrinin ez-Zeytun mahallesinde İsrail hava ve kara operasyonları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler, 14 Ocak 2026 (AP)

Filistin Yönetimi, tüm Filistinli grupları, ulusal kurumları, sivil toplum örgütlerini ve toplumun tüm kesimlerini, ‘ulusal ve tarihi sorumluluklarını üstlenmeye, ortaklık ve yüksek sorumluluk ruhuyla hareket ederek bu hassas geçiş sürecini başarılı kılmaya’ davet etti.

Kahire’de dün yapılan toplantının ardından Filistinli gruplar ve siyasi güçler, Gazze’de ateşkese ve Trump Barış Planı’nın diğer aşamalarına bağlı kalma taahhüdünü yineledi.

Toplantının ardından yayımlanan açıklamada Filistinli gruplar, İsrail’e Gazze Şeridi’nden çekilmesi için baskı yapılmasını ve bölgedeki huzurun sağlanarak yaşamın normale dönmesini talep etti.

Filistinli gruplar ve siyasi güçler, Trump Planı kapsamında Gazze Şeridi’ni yönetmesi beklenen geçici Gazze Yönetim Komitesi’nin kurulması yönündeki arabuluculuk çabalarını desteklediklerini duyurdu.

Mladenov ile görüşmeler

Güvenilir Filistinli kaynaklar, Gazze Şeridi’nde geçici yönetimden sorumlu olacak Gazze Yönetim Komitesi’nin liderliğine aday gösterilen üyelerin, bugün Mısır’ın başkenti Kahire’deki ABD Büyükelçiliği’nde, Barış Konseyi Yürütme Kurulu başkanlığına aday Bulgar diplomat Nikolay Mladenov ile bir araya geleceğini bildirdi.

Sivil toplum ve Filistinli gruplardan kaynaklar, adlarının açıklanmaması koşuluyla dün Kahire’de yapılan toplantıda ikinci aşamayla ilgili birçok konunun ele alındığını ve bunlar arasında Gazze Yönetim Komitesi için aday isimler üzerinde uzlaşı sağlanmasının da yer aldığını aktardı. Kaynaklar, aday isimlerin ilk etapta kabul gördüğünü belirtti.

xsdfrgt
Bulgar diplomat Nikolay Mladenov (AFP)

Komite üyelerinin Gazze içinden seyahatleriyle ilgili olarak kaynaklar, sürecin halen organize edildiğini ve üyelerin nasıl seyahat edeceğine dair mekanizmanın (dün öğlene kadar) netleşmediğini bildirdi. Kaynaklar, Avrupa ülkelerinde veya Ramallah’ta bulunan üyelerin sırayla Kahire’ye ulaşacağını aktardı.

Kaynaklar, Mısır’daki üyelerin toplantıya hazır olduğunu ve Gazze içinden katılamayan üyelerin sanal ortamda uzaktan dahil olabileceğini, ancak bunun beklenmeyen bir durum olduğunu ifade etti.

Toplantının, Gazze Şeridi’nin yönetiminden sorumlu olacak komitenin görevlerine odaklanacağı belirtildi. Uzlaşı sağlanır sağlanmaz, komitenin üyeleri ve görevleri ilan edilecek. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Barış Konseyi’ni açıklamasından önce gerçekleşecek. Mladenov, Barış Konseyi Yürütme Kurulu’ndan sorumlu olacak ve teknokrat komiteyi yönetecek.

Kaynaklara göre, komite üyeleri Mladenov ile ABD Büyükelçiliği’nde birden fazla toplantı yapacak. Komitenin görevlerini yerine getirmesi için özel bir mali fon da oluşturuldu.

fgt
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda ateş yakmak için odun taşıyan Filistinli bir kadın (AFP)

Güvenilir kaynaklar, komitenin Gazze Şeridi’nde tüm hükümet sorumluluklarını üstleneceğini ve Hamas’ın yetki devrini hızlandırarak gerekli tüm desteği sağlayacağını belirtiyor.

Şarku’l Avsat, salı akşamı yayımladığı haberde, yeni komitenin 15 ila 18 üyeden oluşmasının beklendiğini, üyelerin çoğunun Gazze’den geldiğini ve ağırlıklı olarak iş, ekonomi ve sivil toplumla ilişkili kişilerden oluştuğunu; aralarında akademisyenlerin de bulunduğunu aktarmıştı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre komite üyeleri arasında eski Filistin Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Ali Şaas, sivil toplum aktivisti ve Tarımsal Yardım Derneği Başkanı Abdulkerim Aşur, Tıbbi Yardım Derneği Müdürü Aid Yaği, Gazze Ticaret Odası Müdürü Aid Ebu Ramazan, Filistin Üniversitesi Başkanı Cebr ed-Daur, mühendis Beşir er-Reyyis, Gazze Telekomünikasyon Müdürü Ömer Şemali, Refah Belediyesi danışmanı ve mühendis Ali Berhoum ile avukat Hana Tarzi yer alıyor.

Filistinli sivil toplum kuruluşlarından bir kaynak, bu isimler üzerinde büyük ölçüde uzlaşı sağlandığını, ancak İsrail’in onay verip vermediğinin henüz bilinmediğini belirtti. Kaynak, bazı isimlerde anlaşmazlık çıkması halinde listede değişiklikler olabileceğini de ifade etti.


İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
TT

İsrail ordusu, Suriye’nin Kuneytra ilindeki birkaç köyü işgal etti

İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)
İsrail ordusuna ait tanklar ve buldozerler, 19 Mart'ta Suriye'nin Kuneytra kentinin güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nden geçerken (AFP)

Suriye ve İsrail'in Paris'te, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasiye girişmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya varmış olmalarına rağmen, İsrail Suriye topraklarını ihlal etmeye devam etti. İsrail ordusu dün, Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki Kuneytra ilinde birkaç köye girdi, es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde askeri kontrol noktası kurdu ve yoldan geçenlerin üstünü aradı.

Yerel kaynaklara göre iki Hilux ve Hummer aracından oluşan bir İsrail gücü, Berika köyü yönünde Bir Acim beldesine girdi, Bir el-Kabbas'ta yaklaşık on dakika durdu ve ardından bölgeden çekildi. Bu arada Suriye'nin resmi yayın kuruluşu El-İhbariyye, İsrail güçlerinin ‘Kuneytra kırsalındaki es-Samedaniye eş-Şarkiye köyünde üç araçtan oluşan bir askeri kontrol noktası kurduğunu ve yoldan geçenleri aradığını’ bildirdi.

Bu olay, İsrail ordusunun Kuneytra'nın doğusundaki el-Ahmer tepesinde mevzilenip İsrail bayrağını göndere çekerek, eski rejimin düşüşüne kadar Suriye'nin kontrolünde olan gözetleme noktaları ve siperler içeren ileri çatışma merkezleri olarak kabul edilen batı ve doğu el-Ahmar tepelerinin kontrolünü ele geçirmesinden birkaç gün sonra meydana geldi.

İsrail basını dün, ABD'nin himayesinde Paris'te düzenlenen Suriye-İsrail müzakerelerinin, ‘ABD'nin etkin katılımıyla sahada çatışmaları önlemeye yönelik bir koordinasyon mekanizması kurulması konusunda sınırlı bir mutabakat’ ile sonuçsuz kaldığını bildirdi. O tarihten bu yana önemli bir ilerleme kaydedilmedi.

İsrail gazetesi Ma'ariv, üst düzey bir İsrailli yetkilinin, İsrail'in pozisyonunun net ve tartışmaya kapalı olduğunu, Hermon (Şeyh) Dağı'ndan çekilmeyeceklerini söylediğini aktardı.

Yetkili, Suriye'nin güvenlik anlaşmasını İsrail'in çekilmesiyle ilişkilendirme talebinin, müzakerelerin teknik koordinasyon aşamasından öteye geçememesinin nedeni olduğunu vurguladı.

dfgrty
Kuneytra'nın batısındaki Tel el-Ahmer'deki İsrail askeri üssü (Facebook)

Araştırmacı ve siyasi analist Muhammed es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Paris'te yapılan son müzakere turunun, iki taraf arasındaki gerilimi azaltmayı ve İran destekli milislerin sınırdan geri dönmesini engelleyerek bölgedeki istikrara katkıda bulunacak bilgilerin paylaşılmasını amaçladığını söyledi.

Süleyman, müzakerelerin tıkanmasının nedeninin, İsrail'in Suriye topraklarında ihlallerinin yanı sıra Suriye’nin güneyi ve el-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörlere desteğini sürdürmesi olduğunu vurguladı.

Süleyman’a göre İsrail'in bu politikaları müzakerelerde baskı aracı olarak izlediğini, ancak bunun müzakerelerin başlaması konusunda anlaşma olasılığını zayıflatıyor.

İsrail ayrıca 8 Aralık 2024 tarihinden sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi reddediyor. Bu durum, ‘İsrail'in 8 Aralık öncesi sınırlarına tamamen çekilmesini’ ısrarla talep eden ve ‘bu sınırlar içinde bir tampon bölge kurulmasını ulusal egemenliğin ihlali’ olarak nitelendirerek reddeden Şam için kabul edilemez.

Suriyeli araştırmacı Süleyman, Şam'ın ‘bölgedeki gerilimi azaltmanın ve ihlalleri durdurmak amacıyla sınırlı bir güvenlik anlaşması yapmanın yanı sıra İsrail ile Suriye'nin güneyindeki ve Suriye'nin El-Cezire bölgesindeki devlet dışı aktörler arasındaki iletişimi durdurmak istediğini söyledi.

İsrail'in bu bağlantıları, Suriye devletinin istikrarını bozan aktörleri desteklemek için kullandığı göz önüne alındığında bu talebin doğal olduğuna işaret eden Süleyman, İsrail'in, ‘gerçek bir caydırıcı unsur olmaksızın’ ihlallerine devam etmek için ABD'nin desteğini kullandığının altını çizdi.

dfrgty
Hermon (Şeyh) Dağı'ndaki bir kontrol noktasının yanında duran bir İsrail askeri, 8 Ocak 2025 (AFP)

İsrail ordusu bir yılı aşkın bir süredir, neredeyse her gün Suriye topraklarını işgal etmeye devam ediyor. Özellikle Kuneytra vilayetinin kırsal kesiminde sınır hattı üzerinde bulunan köylerde kontrol noktaları kuruyor, yoldan geçenleri tutuklayıp sorguluyor, tarım arazilerini buldozerlerle yıkıyor ve ekinleri tahrip ediyorlar.

6 Ocak'ta, bilgi alışverişini koordine etmek, askeri gerilimi azaltmak ve diplomasi ve ticaret fırsatlarını değerlendirmek için ABD gözetiminde ortak bir iletişim mekanizması oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmasına rağmen, İsrail'in uygulamaları azalmadı. Geçtiğimiz hafta Fransa'nın başkenti Paris’te Suriye, İsrail ve ABD temsilcilerinin katıldığı iki günlük yoğun görüşmelerin ardından yayınlanan üçlü bildiride böyle belirtildi.

Araştırmacı Muhammed Süleyman'a göre İsrail'in askeri kuleler ve karakollar inşa etmesi, bölgenin parçalanmasına katkıda bulunrken sınırların kontrolünü kolaylaştırıyor ve bölgeyi tek taraflı bir askeri bölgeye dönüştürüyor. Süleyman, İsrail'in sivillere ve Suriye'nin egemenliğine yönelik uygulamalarının şüphesiz ‘orta ve uzun vadede genişleme ve yerleşim korkularını artırdığını’ belirtti.

Öte yandan Suriye hükümetinden bir kaynak, bu ayın 5'inde İsrail ile müzakerelerin yeniden başlamasının ‘Suriye'nin müzakere edilemez ulusal haklarını geri kazanma konusundaki sarsılmaz kararlılığını teyit ettiğini’ açıkladı.

fgthyu
Suriye'nin güneyinde, İsrail sınırına yakın Kuneytra şehrindeki bir gözlem noktasında Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlemci Gücü (UNDOF) mensubu bir asker (AFP)

Görüşmelerde Suriye, İsrail ile arasında 1974'te imzalanan ‘Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşmasının’ yeniden yürürlüğe konmasını talep etti. Böylece Suriye'nin egemenliğini diğer tüm hususların üzerinde tutan ve Suriye'nin iç işlerine herhangi bir müdahalenin önlenmesini garanti eden adil bir güvenlik anlaşması çerçevesinde İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024 tarihinden önceki konumlarına çekilmesi garanti edilecekti.

Suriye yetkilileri, Beşşar Esed rejiminin düşmesinden bu yana, ABD'nin arabuluculuğunda İsrailli yetkililerle bazı müzakereler gerçekleştirdi, ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. İsrail, Suriye topraklarında silahsız bir tampon bölge kurulmasında ısrar ederken, Şam bunu reddediyor.