Putin-Reisi Zirvesi: Mesafeli ve dönüm noktalarına odaklı

Putin ile Reisi arasında gerçekleşen zirvede uzun soluklu iş birliğinin geliştirilmesi en önemli gündem maddelerinden biri olurken Rus basını, iki taraf arasında güven duygusunun zayıf olduğuna işaret etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün Kremlin'de bir araya geldiler (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün Kremlin'de bir araya geldiler (AP)
TT

Putin-Reisi Zirvesi: Mesafeli ve dönüm noktalarına odaklı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün Kremlin'de bir araya geldiler (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün Kremlin'de bir araya geldiler (AP)

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin dün Moskova'ya yaptığı ilk ziyaretin seyri, öncesindeki büyük çıkışının ve Rus ve İran basınında, iki tarafın stratejik iş birliğini güçlendirmek için bu ziyaretin bir başlangıç ​​noktası haline getireceklerine olan inanca tekrar tekrar yapılan atıfların aksine, Kremlin'de (Rusya Cumhurbaşkanlığı) büyük bir resepsiyon havasında geçen ziyaretin bir tür kayıtsızlığı yansıtması oldukça dikkat çekiciydi. Kremlin’in Protokol Hizmetleri Dairesi, Putin'in genellikle devlet başkanlarını kabul ettiği törenlerin aksine, toplantıyı büyük bir masanın etrafında düzenlemeyi tercih etmişti. Katılımcılar arasında mesafe olmasına özen gösterildi. Bazı çevreler, bunu, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının yeniden patlak vermesi nedeniyle alınan önlemlere bağladı.
Ancak zirve sonunda, Putin ve Reisi arasında daha önce devlet başkanlarının yaptığı ziyaretlerde alışılagelen ortak bir basın toplantısının düzenlenememesi büyük dikkat çekti. Buna karşın Kremlin’deki kaynaklar, bu durumu Putin'in mesafeyi koruma ve kamuya açık etkinliklere katılmama kararıyla ilişkilendirdiler.
Öte yandan iki liderin, görüşmelerin kamuya açık kısmında ülkeleri arasındaki özellikle Suriye ile ilgili koordinasyon düzeyinden duydukları memnuniyeti göstermek istedikleri açıktı. Putin, açılış konuşmasında özellikle bu konu üzerinde durdu.
Rusya Devlet Başkanı, Moskova ve Tahran arasındaki iş birliğinin, Suriye topraklarındaki terör tehditleriyle mücadeleye yardımcı olan belirleyici bir faktör haline geldiğini söyledi.
Rus lider, misafirine hitaben şunları söyledi:
“Uluslararası alanda çok yakın iş birliği içerisindeyiz. Çabalarımızın, Suriye hükümetinin uluslararası terörle ilgili tehditlerin üstesinden gelmesine büyük ölçüde yardımcı olduğundan bahsetmiyorum bile.”
İranlı mevkidaşının Afganistan'daki gelişmeler ve Tahran ile büyük güçler arasındaki nükleer anlaşmayla ilgili müzakerelerin seyri hakkında tutumlarını öğrenmek istediğini ifade eden Putin, Reisi ile İran cumhurbaşkanlığı görevine gelmesinden bu yana temas halinde olduğunu, ancak ‘telefon veya görüntülü aramaların yüz yüze görüşmelerin yerini tutamayacağını’ vurguladı. Rus lider, İran ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) arasındaki ilişkilerdeki gelişmeye ve bir serbest ticaret bölgesi kurmak için devam eden çalışmalara övgüde bulundu.
Putin, Reisi'den İran'ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’e ‘en iyi dileklerini’ iletmesini istemeyi de ihmal etmedi. Görüşmenin ‘soluk’ havasına rağmen ziyaretin gündemi, Moskova'nın ziyarete verdiği özel ehemmiyeti teyit etmeye çalışıyor gibiydi. İran Cumhurbaşkanı Reisi bugün Rusya Devlet Duması'na hitap edecek. Bu tür etkinlikler, konuk liderlerin gündeminde nadiren yer alıyor.
Diğer taraftan Suriye'de İran ve Rusya arasındaki iş birliğinin önemini vurgulayan Reisi, bu deneyimden başka alanlarda da yararlanmanın mümkün olduğuna işaret etti.
İran Cumhurbaşkanı, Rusya’nın ziyaret öncesinde değinmediği bir konu olarak İran tarafının Rusya'ya 20 yıllık bir stratejik iş birliği anlaşması taslağı sunduğunu söyledi.
Rusya’daki çevreler, Moskova ve Tahran'ın daha önceki beklentilerin aksine ‘mevcut ziyaret sırasında belgeyi imzalamayacaklarını’ söylemişlerdi. Bu, henüz tam olarak üzerinde anlaşmaya varılmamış noktalardan biri gibi görünüyordu. Rus analistler, Moskova'nın benzer bir adım atmadan önce Avusturya'nın başkenti Viyana’daki nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin sonucunu bekleyebileceğini söylüyorlar.

Reisi: Tahran şuan ülkesine uygulanan yaptırımları kaldırmak için çaba sarf ediyor
İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın şuan ülkesine uygulanan yaptırımları kaldırmak için çaba sarf ettiğini vurgulayarak, İran’ın Batı’nın tehditleri veya yaptırımları nedeniyle ‘gelişmeyi bırakmayacağını’ söyledi. Ülkesinin, ABD'nin uluslararası düzeyde atacağı tek taraflı adımlar karşısında Rusya ile iş birliğini güçlendirmesini umduğunu belirten Reisi, “İran İslam Cumhuriyeti olarak bizim için dost ülke Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi ve genişletilmesi konusunda herhangi bir kısıtlama yok. Bu ilişkiler kısa vadeli ve taktiksel değil, kalıcı ve stratejik olacaktır” ifadelerini kullandı.
Reisi, İran’ın Rusya ile ekonomi, siyaset, kültür, bilim, teknoloji, savunma ve askeri alanların yanı sıra güvenlik, uzay ve diğer alanlarda ilişkilerini geliştirmek istediğini söyledi.
İran Cumhurbaşkanı, Moskova’ya gitmeden önce, ziyaretinin Rusya ile İran arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerde bir dönüm noktası olabileceğini açıklamıştı. Reisi, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu ziyaret, Rusya ile İran arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerde bir dönüm noktası ve bölgedeki ticari ve ekonomik ilişkilerin güvenliğinin sağlanmasında etkili olabilir” dedi.
Rusya ve İran arasında iş birliğinin güvenliği sağlayacağına ve tek taraflılığı önleyeceğine hiç bir şüphenin olmadığını vurgulayan Reisi, “İran ve Rusya, bölgedeki birçok siyasi ve ekonomik organizasyonun katılımcılarıyız. Rusya, Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi bu organizasyonlarda önemli bir rol oynuyor” şeklinde konuştu. İran Cumhurbaşkanı, Rusya'nın AEB’de çok önemli bir rol oynadığını ve bu yöndeki iş birliklerinin ekonomik ve ticari projelerin canlandırılmasında etkili olabileceğini vurguladı.
Moskova ile ilişkilerde uzun vadeli stratejik bir gidişatın güçlendirilmesine birçok kez değinen Reisi, bu dosyanın ekibi için bir öncelik olduğunu belirtirken Moskova'ya, nükleer anlaşmanın canlandırılması konusunda bir anlaşmaya varılmasının Tahran'ın Ruslara sırt çevirmesi anlamına gelmeyeceğine dair güvence vermeye çalıştı. Bu mesele, son zamanlarda Rusya'daki gözlemciler ve analistler arasındaki tartışma konularından biri oldu.

Moskova, İran ile iş birliğini geliştirmeye hazır olduğunu açıkladı
Moskova, Tahran ile başta askeri sektör olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğini geliştirmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Batı medyası, Reisi’nin Moskova ziyareti öncesinde Rusya’dan 10 milyar dolarlık askeri teçhizat alımı için bir sözleşme imzalanması ihtimali de dahil olmak üzere Rusya ve İran arasında askeri ve teknik iş birliğine ilişkin tahminlere geniş yer verdi.
Askeri analistler, Tahran'ın Rus yapımı modern askeri teçhizatlar edinmeye büyük önem verdiğine inanıyorlar. Ancak uzmanlara göre sorun, İran'ın bunların ücretini, mal veya petrol takası yoluyla ya da Rusya'nın sağladığı bir krediyle ödeme arzusunda yatıyor.
Buna karşın Rusya’nın önde gelen gazeteleri, İran'da yapılan anketlerin İranlıların çoğunluğunun ‘Rusya'ya güvenmediğini ve Moskova yerine Washington ile diyalogu tercih ettiğine’ işaret etmesi dikkat çekiciydi.
Rusya’da yayınlanan Kommersant gazetesi, İranlı kaynaklarından, Rusya'nın, Viyana’daki müzakereler sırasında Tahran'ın yaptırımları kaldırma konusundaki sağlam duruşu da dahil olmak üzere İran'ın tutumlarına verdiği desteğin, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirdiğini aktardı. Gazetenin kaynaklarına göre İranlılar, Moskova ile ikili ilişkilerin tüm yönlerini ele alan yeni, ileriye dönük 20 yıllık bir stratejik iş birliği anlaşmanın ülkelerine yardımcı olmasını umuyorlar. Kaynaklar ayrıca İran’ın bir önceki hükümet döneminde iki yıl önce tartışılmaya başlanan anlaşma taslağının halen hazır olmadığına da dikkati çektiler.
Gazete, yakın tarihli bir anketin sonuçlarına göre İranlıların yüzde 52’sinin ABD ve yüzde 35’inin İsrail'e karşı ‘olumlu bir tutuma’ sahip olduğunu, buna karşın yüzde 39’unun ABD’ye yüzde 48’inin ise İsrail’e karşı olumsuz duygulara sahip olduğunu bildirdi. 
Anket sonuçlarına göre ankete katılanların yüzde 71'i ‘İran ile Çin arasındaki 25 yıllık iş birliği anlaşmasına’, yüzde 66'sı ise ‘İran ile Rusya arasındaki 20 yıllık iş birliği anlaşmasına’ karşı olduklarını söylediler.
İran ile Rusya arasındaki ‘güven kaybının tarihi boyutunu’ ortaya koyan anket sonuçları, İran’ın reformcu gazetesi Etimad tarafından da yayınlandı. Etimad gazetesi, iki taraf arasındaki bu güvensizliğin, gerek çarlar döneminde, gerek Sovyetler Birliği döneminde gerekse çağdaş Rusya döneminde tarihin tüm aşamalarında her zaman mevcut olduğunun altını çizdi.
Kommersant gazetesi tarafından yapılan ankette, İranlıların yüzde 70'inden fazlasının ‘İran ile Rusya arasında Hazar Denizi'nin yasal statüsüne ilişkin anlaşmaya’ karşı oldukları görüldü.
İran Şura Meclisi’nin 2018 yılında imzalanan anlaşmayı halen onaylamadığını aktaran gazete, Rusya merkezli Politik Araştırmalar Merkezi (PIR Center) uzmanı Yulia Sveshnikova’nın “İranlıların ruh halinin istikrarlı olmayabilir, ama Rusya'nın güvensizliği faktörü her zaman vardı” şeklindeki değerlendirmesini aktardı.
Sveshnikova’nın yorumuna göre İran’da geleneksel olarak muhafazakarlar, Rusya ile iş birliği yapma ve Batı'dan uzak durma eğilimi gösterirken reformistler, Rusya ile ilişkileri güçlendirmek yerine Batı ile yakınlaşmayı tercih ediyorlar.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.