İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Kudüs belediyesi, Takva Camisinin inşaatını kamu güvenliğine tehdit olarak değerlendirdi 

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
TT

İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  

Raghda Atmeh
Doğu Kudüs'te Takva Camisi'ni inşa eden mühendis ve işçiler, yapıyı bir an önce tamamlamak için yoğun bir şekilde çalışıyordu. İseviye beldesinde 260 metrekare zemin üzerine inşa edilen, 5 bin kişi kapasiteli cami, Nisan ayının başlarında tamamlanarak, Ramazan ayında Müslümanların ibadeti için açılmaya hazırlanıyordu.   
Ancak işgalci Kudüs Belediyesi’nden yetkililer gelip inşaat halindeki caminin ayrıntılı fotoğraflarını çektiğinde, işçiler ve mühendisler, kötü bir şeyler yaşanacağını fark etti. Belediye yetkilileri inşaat faaliyetinin durdurulmasını ihtar ettiklerinde, İsrail’in ruhsatsız olduğu gerekçesiyle camiyi yıkma kararı aldığı öğrenilmiş oldu. İseviye beldesi sakini Müslümanlar ‘yıkım kararına’ birkaç gün direnseler de Kudüs Belediyesinin yıkım ekipleri iş makinalarıyla yıkım kararını uyguladı.  

Tehlikeli emsal  
Beit Safafa kasabasında 1933’te inşa edilen Rahman Camisi de İsrail’in ‘yıkım hamlesinden’ kurtulamadı. Kudüs Belediyesi geçtiğimiz günlerde, yerel mahkemeden caminin en üst katının ve kubbesinin yıkılması için karar alması yönünde talepte bulundu.  Mescid er-Rahman'ın kubbesi tasarım ve altınsı rengi ile Kubbet-üs Sahra camiinin kubbesini andırıyor.
İsrail yerel basınında yer alan haberlere göre, Kudüs Belediyesi’nin Regavim, Ribonot ve Jerusalem Kardeşliği gibi Yahudi örgütleri liderleri tarafından yıkımı gerçekleştirmesi noktasında büyük bir baskıya maruz kaldığı iddia edildi.
Haberlere göre, Kudüs Belediyesi, camiye ek kat olarak yapılan 700 metrekarelik kapalı alanın, belediyeden izin alınmadan inşa edildiğini ve kamu güvenliğini tehdit ettiğini iddia ediyor.  2017-2018 yılları arasında cami yetkililerinin, iki metre yüksekliğinde kapı ve pencere açıklıkları olan ruhsatsız ek kat çıktıkları belirtiliyor. 
Cami imamı Muhammed Ömer, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Mahkeme tarafından alınacak olumsuz herhangi bir karara itiraz etmek için avukatlarımız hazır bekliyor, yapı için makul bir genişleme sağladık. Kubbenin de yıkılmak istenmesinden anladığımız, yasa dışı yerleşimcilerin nefretini kazanmasıdır. Bu yerleşimciler bir an önce yıkım kararının çıkmasını bekliyor” dedi.  
Yıkım kararı alınmasının ‘tehlikeli bir emsal’ teşkil edeceğini belirten Muhammed Ömer, “Zaten hali hazırda İsrail makamları neredeyse her gün Mescid-i Aksa’da ihlaller gerçekleştiriyor. Beit Safafa yakınında, Tel Piot ve Katamon sanayi kentlerinde çalışan Müslüman Araplar, Cuma namazını kılmak için camimize geliyor. Genişleme yaptıktan sonra bu sayı daha da arttı, bu durum İsraillileri öfkelendirmiş olmalı” diye konuştu.  
Cami imamı Ömer, kaynaklardan edindiği bilgiye göre, İsrail polisi dolaylı yollarla mahkemenin yıkım yönünde bir karar almasının önüne geçmek istiyor. Ömer’e göre, yıkım kararı alınması durumunda, dört Yahudi yerleşim bölgesinin arasında kalan Beit Safsaf’da ortaya çıkabilecek muhtemel güvenlik sorunları, İsrail polisini endişelendiriyor.
Ömer ayrıca, “Camiye yapılan ek bölümün ve kubbenin ruhsatlandırılması için resmi prosedürler sürüyor. Ne pahasına olursa olsun geri adım atmaya niyetimiz yok. Yerleşimcileri memnun etmek için caminin bir kısmını yıkacak olursalar, ciddi sorunlarla karşı karşıya kalırlar. Çünkü bölgedeki Müslüman Araplar bu kararı öfkeyle karşılayacaktır” dedi.

Çatışmayı körüklemek
Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, yaptığı açıklamada, ‘İsrail’in camileri hedef alan saldırıları, Filistin’de çatışmayı körüklemeye ve işgal edilen bölgelerde emri vaki yapmaya yönelik bir plan ve program çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu aynı zamanda İsrail’in, başkalarının dini ve insani değerlerine ne kadar saygısız olduğunu da gösteriyor. Oysa tüm semavi dinlerde tapınak ve ibadethanelere saldırı yapılması yasaklanmıştır” ifadelerini kullandı.   
Kudüs Müftüsü Hüseyin, insan hakları örgütlerini İsrail’in saldırgan politikaları karşısında tepki göstermeye davet etti. Müslümanlara da camileri yeniden inşa etmeleri ve başta yerleşimciler olmak üzere muhtelif saldırılara karşı korumaları yönünde çağrıda bulundu.   
Filistinliler sosyal medyada ‘Camilerimiz yıkılamaz’ etiketi altında, İsrail’in İseviye ve Rahman camilerine yönelik ‘yıkım politikalarını’ kınadı.  

Nefret karşıtlığı
İsrail’de, nefret ve ırkçılığa karşı çalışmalarıyla bilinen Tag Meir sivil toplum kuruluşu, 2019’dan bu yana İsrail ve Batı Şeria’da 60 cami, kilise ve havra inşa edildiğini kaydetti.  
2020’de Yahudi yerleşimciler, Beit Safafa beldesindeki Bedriye Camisine saldırarak, kundaklamaya çalıştı ve duvarlarına ‘Araplara ölüm’ gibi ırkçı sloganlar yazdı. Ertesi gün Doğu Kudüs’teki Şuafat mahallesinde bir cami ateşe verildi. Bu olayın ardından Tag Meir örgütüne mensup 200 kişilik bir grup mahalleye dayanışma ziyaretinde bulunarak, camideki hasarın giderilmesi için para bağışı yaptı. 
O dönem, Tag Meir örgüt başkanı Gadi Gvaryahu yaptığı açıklamada, “Bu korkunç suçlardan dolayı utancımızı ve öfkemizi dile getirmek için buradayız. Hep birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşayacağımız günler diliyoruz, mahalle sakinleriyle iletişim halinde kalmak için sözleştik” demişti.  
Dönemin Kudüs Belediye Başkanı Moshe Lion da Şuafat mahallesinde işlenen ‘nefret suçunu’ şiddetle kınadığını ve kabul edilemez bulduğunu ifade etmişti.  
 
Bedel ödetme 
İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din’in yayımladığı rapora göre, son aylarda Filistinlilere ve mülklerine yönelik ırkçı saldırılarda ciddi artışlar gözlemleniyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Yesh Din, bu saldırıların ardında genelde aşırı sağcı yerleşimcilerin bulunduğunu açıkladı. Son iki yılda Batı Şeria’da onlarca cami saldırıya uğradı. En son 2020 Temmuz ayında Ramallah yakınlarındaki El-Bir ve’l-İhsan Camii saldırıya uğramış ve yakılmıştı.  
İşçi Partisi eski lideri Amir Peretz, Twitter hesabından olayı kınayan bir açıklama yayınlamış, yangını çıkaranların suçlular ve nifak tohumu ekmeye çalışanlar olduğunu ve yargı önünde hesap vereceklerini belirtmişti. Peretz, nefret suçunun koronavirüs gibi, tüm dinlerin ve halkların düşmanı olduğunu da yazmıştı.   
The Times of Israel gazetesine göre, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Araplara yönelik saldırıların arkasında, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler bulunuyor. Gazetede yer alan haberlerde, faillerin ‘bedel ödetme’ olarak adlandırdığı saldırıların, Filistinlilerin şiddet eylemlerine misilleme olarak yapıldığı ifade ediliyor. Bazı saldırıların ise hükümetin ‘yerleşim politikalarına’ bir tepki olarak yapılmış olabileceği ileri sürülüyor.  
İnsan hakları örgütleri, bu tür saldırılar sonucunda faillerin çok nadir olarak yargılandığını, yargılansalar da suçlamaların düşürüldüğünü belirtiyor. Yesh Din insan hakları örgütünün raporunda, Filistinlilere yönelik nefret suçlarında, her on vakadan sadece birinin iddianame ile sonuçlandığı kaydediliyor. İsrail’in Filistinlilerin güvenliğini önemsemediği ve görevlerini yerine getirmediği vurgulanan raporda, bu nedenle, çoğu Filistinlinin uğradığı saldırı sonrası polise başvurmadığı ifade ediliyor. Raporun sonuç bölümünde, “Kolluk kuvvetlerinin müdahale etmemesi nedeniyle, nefret suçu failleri ceza almayacaklarını bildiklerinden, suçlarını sürdürmek için motive oluyorlar” denildi.  
İsrail Batı Şeria Polis Departmanı rapora yanıt olarak yaptığı açıklamada, her şikayet ayrım yapılmaksızın gerçeğe ulaşmak için profesyonel bir şekilde değerlendirilmektedir denildi. Açıklamada, zanlılar hakkında cezai kovuşturma için gerekli olan asgari deliller tesis edildiğinde yargı sürecinin başlatıldığı ve emniyet teşkilatının, ırkçı suçlamaların önüne geçmek için yoğun bir mesai harcadığı kaydedildi.   

Tahrip et ve yok et 
Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı’nın rakamlarına göre, 2021 yılında İsrailli yetkililer, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde bulunan Harem-i İbrahim Camisi'nde ezan okunmasını 633 kez engelledi. Yahudi yerleşimciler Mescid-i Aksa’ya 250 defa baskın düzenledi. Bir camiyi yaktılar ve Batı Şeria’daki Duma köyündeki bir camiyi yıktılar. Duma köylüleri, caminin yeniden inşası için başvursa da İsrailli yetkililer ‘güvenlik’ gerekçesiyle taleplerini reddetti.  
Filistin Din İşleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, camilere yönelik saldırı ve yıkım kararları, Müslümanların kutsallarına yönelik açık bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirildi. Uluslararası topluma, ‘İşgalcilerin tüm bölgeyi din savaşlarına sürükleyecek ihlaller yapmasının önüne geçilmesi için hareket geçmeleri’ yönünde çağrıda bulunuldu.  
Filistin Başkadısı ve Devlet Başkanlığı Diyanet İşleri ve İslami İlişkiler Danışmanı Mahmud el-Hebbaş, İsrail’in cami yıkım kararları almasının, ‘dinler arası savaşı’ tetikleyebileceği uyarısında bulundu. Hebbaş, “İsrail’in bu ve benzeri kararları sürdürmesi herkesin zararına olacak bir savaşın çıkmasına yol açabilir. Müslümanlar ibadethanelerinin yıkılmasını ve değerlerinin aşağılanmasını kabul etmeyecektir” dedi. 
Filistin’deki Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne göre, İsrail yönetimi geçtiğimiz yıl Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere ait 698 binayı yıktı ve 949 Filistinliyi yerlerinden etti.  

İsrail kontrolündeki camiler  
İsrail'deki camilerin durumu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki camilerin durumundan daha iyi değil. Yüksek Arap İzleme Komitesi’nin bir araştırmasında, İsrail’deki 15 caminin sinagoga dönüştürüldüğü, 40 caminin ya yıkıldığı ya kapatıldığı, 17 caminin ise ahır, restoran, şarap evi ve müze olarak kullanıldığı tespit edildi. Safed şehrindeki El Ahmer Camisi'nin (Kızıl Cami) sanat ve düğün evine, Caesarea kentindeki Camii Cedid’in ise içkili restorana dönüştürüldüğü ifade edildi. Ayrıca, Yafa’daki Suksuk Mescidi’nin alt katının imalathaneye, üst katının kumar oynanan bir kafeye çevrildiği, Askalan’daki Mecdel Mescidi’nin ise müzeye çevrildiği kaydedildi.  
Araştırmada yer alan Filistinli aktivist Makbule Nassar  yaptığı açıklamada şunları söyledi:  
“1948 sürgününde yerinden edilen Filistinlilerin köylerinde yaptığımız araştırmalarda çok sayıda tarihi eser niteliğindeki camiye rastladık. Bu camilerin büyük çoğunluğu tahrip edilmiş ya da demir parmaklıklarla kapatılmıştı. İsrailli yetkililer Filistinlilerin bu camileri onarmasına izin vermiyor. Bazı camilerin tarihi eser niteliğindeki yapı taşları genelde yağmalanmış durumda. Özellikle cami girişlerinde yer alan serlevhalar sökülerek çalınmış. Cauna’daki birçok taş yapıda, mescitlerden çalınan taşların kullanıldığına şahit olmuştuk.”
Akka kentinin en önemli tarihi eserlerinden olan Cezzar Camisi’nin yapı duvarlarında ve minaresinde çatlaklar oluştu. Cami mütevelli heyeti, minarenin düşebileceğini ve bu durumun ibadet edenler için tehlike oluşturduğunu ifade etti. Filistinli mühendislerin çalışmasında, İsrail’in restorasyon onayı vermediği caminin minaresinin her yıl bir santim eğim kazandığı, son ölçümlere göre minarenin 16 santim eğildiğinin tespit edildiği ifade edildi.  

 Finansman ve destek 
Öte yandan, İsrail Dışişleri Bakanlığı, camilerin amaçları dışında kullanıldığını reddediyor. Bakanlığa göre, İsrail’de 300’den fazla imamın görev yaptığı 400’e yakın cami ve mescit bulunuyor. Bu imamların ciddi bir kısmı maaşlarını İsrail devletinden alıyor ve camiler için ciddi bütçeler ayrılmış durumda. Cami ve mescit sayılarında ise son 25 yılda beş katlık bir artış var. Bakanlık açıklamasında, İsrail’in 100’den fazla camiye fon sağladığı ve yıpranmış mushafları satın aldığı ifade ediliyor.  
 İsrail'in önde gelen hahamlarından Benny Lau, Expo 2020 Dubai’deki hoşgörü haftasında, “Yahudi cemaati olarak ana mesajımız şudur: dinler halkların çöküşüne değil birbiriyle temas kurmasına olanak sağlar” demişti.



ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
TT

ABD, İran'ı Irak hükümeti müzakerelerinden dışlamaya hazırlanıyor

Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)
Irak'taki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, bazı çekincelere rağmen Nuri el-Maliki'yi başbakanlık için aday gösterdi (AP)

ABD'den gelen bir mektup, Nuri el-Maliki'nin Irak başbakanı olma girişimini bozdu. Bu, yeni hükümetin kurulması için yapılan müzakerelerden Tahran'ı dışlamak amacıyla atılan adımların bir parçasıydı.

Pazartesi günü yapılan toplantıda sunulan mektupta, “İran'ın onayladığı” bir hükümete doğru ilerlemenin Irak'ı izolasyona ve yaptırımlara maruz bırakacağı uyarısında ve bu hükümetle ilişki kurulmayacağı tehdidinde bulunuldu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre mektupta, Maliki'nin adaylığının, onun başkanlık ettiği önceki hükümetlerin olumsuz uygulamalarına geri dönüşün habercisi olduğu belirtilerek, Irak toplumunun tüm bileşenlerini içeren bir hükümetin kurulması gerektiği vurgulandı.

Amerikan tarafının gerilimi artıran girişimi, Bağdat ve Erbil'deki siyasi liderlerle temasları da içeriyordu. Bunlar arasında ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack'ın Demokrat Parti lideri Mesud Barzani'yi araması da vardı. Bu gelişmeler, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ertelenmesine ve Maliki'nin atanmasının önünü açan anlaşmanın bozulmasına katkıda bulundu.

“Hukuk Devleti” koalisyonunun liderlerinden biri, el-Maliki'nin adaylık kozunun “artık işe yaramayabileceğini, ancak sonuna kadar manevra yapıp fırsatını korumaya çalışacağını” söyledi.


Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
TT

Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)

Irak’ta yeni hükümetin kurulmasına ilişkin süreç, Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından Washington’dan gelen itirazlarla kilitlenme riskiyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin, “ülkedeki İran nüfuzunu zayıflatmayan” bir hükümetin kurulmasına karşı çıktığı yönündeki mesajları, Maliki’nin görevden dışlanmasına yol açabilecek bir krize işaret ediyor. Washington, mevcut seçeneklerin Tahran’ın olası bir savaşı önleyecek bir anlaşmayı reddetmesi anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin Koordinasyon Çerçevesi’nin pazartesi akşamı yaptığı toplantıya sunulan ve Washington’un başbakan ile diğer kilit görevler için izlenen aday belirleme mekanizmalarına itirazını içeren mesajın metnine ulaştı. Bu gelişme, Maliki’nin iki gün önce mecliste en fazla sandalyeye sahip blok tarafından başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından yaşandı.

frgtyu7ı8
Maliki, Kasım 2025’teki son parlamento seçimleri sırasında bir sandık merkezinde (AFP)

Bir kaynak, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki önde gelen bir liderin pazartesi günü şafak vakti sürpriz bir ABD telefonu aldığını, görüşmede Washington’un hükümet kurma süreçlerinde İran’ın süregelen hâkimiyetine itirazının iletildiğini söyledi. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonundan üst düzey bir isim de ABD mesajının adaylığı sarstığını ve üçüncü dönem yolunu son derece zorlaştırdığını kabul etti.

Daha önce, ülkedeki en büyük Şii ittifak olan Koordinasyon Çerçevesi’nin, Maliki’nin adaylığı açıklanmadan önce ABD’den itiraz sinyalleri alıp almadığı ya da Washington’un tutumunun, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in adaylığı “onayladığı” yönündeki haberlerden sonra mı değiştiği tartışma konusuydu.

Ne oldu?

26 Ocak 2026 sabahı, bir Şii siyasi lider ABD’den aranarak, Koordinasyon Çerçevesi’nin İran’ın onayladığı bir hükümet kurma çağrısının yerel ve bölgesel çekinceleri gözetmediği, Irak’ta İran nüfuzunun süreceğine dair şüpheleri güçlendirdiği ve ülkeyi riskler ile yaptırımlara açık hâle getirdiği mesajını aldı. Mesajda, “Bunu kötü niyetli bir kontrol altındaki hükümet olarak değerlendiririz ve onunla çalışmama hakkımız vardır” denildi.

Geçici hükümetin başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan benzer bir telefon aldığı, Rubio’nun İran’ın kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın çıkarlarını önceliklendiremeyeceği ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağı uyarısında bulunduğu aktarıldı.

İkinci dönem için siyasi ve idari nüfuzunu seferber eden Sudani’nin, sonunda Maliki lehine geri adım attığı ve onu “en güçlü isim” olarak savunduğu, ancak bu feragat karşılığındaki anlaşmanın hâlâ netleşmediği belirtiliyor.

ABD’nin diplomatik baskısı pazartesi akşamı daha da arttı. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’ye, “İran tarafından dayatılan bir hükümetin, Iraklıların ya da Suriyelilerin beklentileri ve ABD ile etkili bir ortaklık açısından başarılı olamayacağını” iletti.

Barrack’ın Irak ve Suriye halklarına atfı, Maliki’nin Şam’daki değişime yönelik tutumunu hatırlatıyor. Maliki, uzun süre Beşar Esad rejiminin güçlü bir siyasi müttefiki olmuştu.

frgthyu
Kürt lider Mesud Barzani, Cumartesi günü Erbil’in Salahaddin Mahallesi’ndeki Birmam’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la bir araya geldi (Kürdistan Demokrat Partisi)

Barrack-Barzani görüşmesinin ardından, bugün (salı) yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi oturumunun ertelendiği açıklandı. Yaygın kanaate göre, Maliki’ye itiraz, Barzani’nin desteklediği bir cumhurbaşkanının seçilmesini de içeren bir uzlaşmayı durdurdu.

Kürt kaynaklar, oturumun Barzani’ye iletilen ABD mesajı sonrası Kürtlerin talebiyle ertelendiğini, Maliki’nin başbakanlığını garanti eden bir anlaşmayla cumhurbaşkanı seçmenin ABD’yi karşıya almak anlamına geleceğini söyledi. Aynı kaynaklar, Barzani’nin iki ay önce Maliki ile hükümet kurma konusunda uzlaştığı yönündeki iddiaların ardından geri attığını ifade etti.

Sert toplantı

26 Ocak akşamı Koordinasyon Çerçevesi, İslami Fazilet Partisi’nin merkezinde toplandı. Şii lider, ABD mesajının içeriğini ittifak üyelerine aktardı. Toplantıda, Maliki’nin adaylığının gözden geçirilmesini isteyenlerle itirazları görmezden gelip süreci sürdürmek isteyenler arasında bölünme yaşandı.

İttifak içinde, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerden gelen mesajlara dair şüpheler artarken, yapı giderek “gevşek ve dağınık” bir blok olarak tasvir edilmeye başlandı. Karşılıklı güvensizlik ve suçlama atmosferi toplantıya damga vurdu. Bir katılımcının “Hiçbir dış tarafın itirazını dinlemeyeceğiz. Bu aşamada güçlü bir Maliki’ye ihtiyaç var” demesiyle tartışmanın büyüdüğü ve kavgaya dönüştüğü aktarıldı.

Maliki’yi nasıl hatırlıyoruz?

Toplantıda okunan mesaja göre ABD yönetimi, Iraklı liderlerin ülkeyi çatışmalardan uzak tutma yönündeki taahhüdünü destekliyor. Başbakan ve diğer kilit isimlerin seçimi Irak’ın egemen bir kararı olsa da Washington, gelecek hükümete ilişkin kendi egemen kararlarını çıkarları doğrultusunda alacağını vurguluyor.

Mesajda, ABD’nin önceliğinin bireysel isimlerden ziyade çıkarlar olduğu vurgulanıyor. Washington’a göre, güçlü bir ABD-Irak ortaklığı için İran destekli milisleri etkisiz hâle getiren, tehlikeli silahları devlet kontrolüne alan ve ABD tarafından terör örgütü kabul edilen grupları hükümete katmayan bir yönetim gerekiyor. Böyle bir hükümet, iki taraf için karşılıklı fayda sağlayabilir.

Irak’ın tüm toplumsal bileşenlerini kapsayan bir hükümet kurulması, bölgesel ortaklarla açılım politikasının sürdürülmesi ve mezhepsel kutuplaşma ile bölgesel gerilimlerin yaşandığı geçmiş dönemlere dönülmemesi çağrısı yapılıyor.

Mesajda ayrıca, Maliki’nin adaylığının Washington ve bölgede olumsuz hatırlanan önceki dönemleri geri getirebileceği uyarısı yer alıyor. Bu, Irak’ın ABD ile karşılıklı faydaya dayalı bir ortaklık içinde istikrar, refah ve güvenlik arayışında olduğu bir dönemde dile getiriliyor.

ABD kaynaklarından mesajın doğrulanması mümkün olmazken, Koordinasyon Çerçevesi’nden bir yetkili bunun “ABD yönetiminden gelen yeni ve kesin bir tutum” olarak aktarıldığını söyledi. Kanun Devleti ittifakından bir isim ise Maliki’nin adaylığının “artık çalışmayabileceğini” belirterek, “Dün üçüncü dönem ihtimalinin üzerine bir tavan çöktü” dedi.

xdfvgthy
Irak Parlamentosu, Salı günü yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçim oturumunu gerçekleştiremedi (AFP)

Öte yandan Kanun Devleti koalisyonu sözcüsü Akil el-Fetlevi, ABD’nin Maliki’nin adaylığından memnun olduğunu ve grupları kontrol edebileceğini savundu. Maliki’ye yakın isimler de görevlendirme şansının kaybedildiği iddialarını reddetti.

Maliki nasıl geçti?

Kaynaklar, cumartesi günü Maliki’nin adaylığının ilan edildiği “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısında, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinden, bölgesel istikrarı güçlendirmeyebilecek “sorunlu seçeneklere” yönelik çekincelerin iletildiğini aktardı. Toplantıda bir üyenin “Ne zamandan beri bölgesel ve uluslararası görüşleri dinlemeyi seviyorsunuz?” dediği kaydedildi.

Adaylık açıklanmadan önce, çerçevenin ikinci kademesinden iki isim Tahran’a giderek orada yaşayan üst düzey bir liderle birlikte İranlı yetkililerle görüştü. Hamaney’in adaylığı gerçekten destekleyip desteklemediğini sordular ve “Anlaşmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Devam edin ve hızlanın. Zaman yok” yanıtını aldılar.

ABD’nin itirazının, İran’ın hükümet kurma sürecine doğrudan müdahalesi görünür hâle gelmeden önce Maliki’nin ismine yönelik olmadığı değerlendiriliyor. Bir Batılı diplomat, Hamaney’in Maliki seçeneğini onayladığının açıklanmasının Washington’u rahatsız ettiğini ve bu nedenle son saatlerde baskının artırıldığını söyledi.

Diplomata göre Maliki’nin adaylığı, ABD’nin İran’ı kendi şartlarıyla bir anlaşmaya zorlamak istediği bir dönemde geldi. Washington’un isimlerle genel bir sorunu yoktu; ancak bu aşamada İran’a yakın, tartışmalı bir hükümetin, bölgesel gerilimin tırmanabileceği hassas bir anda kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Diplomat, ABD hamlelerini, Tahran’a siyasi bağlılığını açıkça ilan eden bir Irak hükümetini engelleme, Şii güçleri daha az kışkırtıcı bir uzlaşmaya zorlama ve İran’a “müzakere ederken nüfuzunu genişletme” mesajı verme çabası olarak yorumladı.


Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.