İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Kudüs belediyesi, Takva Camisinin inşaatını kamu güvenliğine tehdit olarak değerlendirdi 

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
TT

İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  

Raghda Atmeh
Doğu Kudüs'te Takva Camisi'ni inşa eden mühendis ve işçiler, yapıyı bir an önce tamamlamak için yoğun bir şekilde çalışıyordu. İseviye beldesinde 260 metrekare zemin üzerine inşa edilen, 5 bin kişi kapasiteli cami, Nisan ayının başlarında tamamlanarak, Ramazan ayında Müslümanların ibadeti için açılmaya hazırlanıyordu.   
Ancak işgalci Kudüs Belediyesi’nden yetkililer gelip inşaat halindeki caminin ayrıntılı fotoğraflarını çektiğinde, işçiler ve mühendisler, kötü bir şeyler yaşanacağını fark etti. Belediye yetkilileri inşaat faaliyetinin durdurulmasını ihtar ettiklerinde, İsrail’in ruhsatsız olduğu gerekçesiyle camiyi yıkma kararı aldığı öğrenilmiş oldu. İseviye beldesi sakini Müslümanlar ‘yıkım kararına’ birkaç gün direnseler de Kudüs Belediyesinin yıkım ekipleri iş makinalarıyla yıkım kararını uyguladı.  

Tehlikeli emsal  
Beit Safafa kasabasında 1933’te inşa edilen Rahman Camisi de İsrail’in ‘yıkım hamlesinden’ kurtulamadı. Kudüs Belediyesi geçtiğimiz günlerde, yerel mahkemeden caminin en üst katının ve kubbesinin yıkılması için karar alması yönünde talepte bulundu.  Mescid er-Rahman'ın kubbesi tasarım ve altınsı rengi ile Kubbet-üs Sahra camiinin kubbesini andırıyor.
İsrail yerel basınında yer alan haberlere göre, Kudüs Belediyesi’nin Regavim, Ribonot ve Jerusalem Kardeşliği gibi Yahudi örgütleri liderleri tarafından yıkımı gerçekleştirmesi noktasında büyük bir baskıya maruz kaldığı iddia edildi.
Haberlere göre, Kudüs Belediyesi, camiye ek kat olarak yapılan 700 metrekarelik kapalı alanın, belediyeden izin alınmadan inşa edildiğini ve kamu güvenliğini tehdit ettiğini iddia ediyor.  2017-2018 yılları arasında cami yetkililerinin, iki metre yüksekliğinde kapı ve pencere açıklıkları olan ruhsatsız ek kat çıktıkları belirtiliyor. 
Cami imamı Muhammed Ömer, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Mahkeme tarafından alınacak olumsuz herhangi bir karara itiraz etmek için avukatlarımız hazır bekliyor, yapı için makul bir genişleme sağladık. Kubbenin de yıkılmak istenmesinden anladığımız, yasa dışı yerleşimcilerin nefretini kazanmasıdır. Bu yerleşimciler bir an önce yıkım kararının çıkmasını bekliyor” dedi.  
Yıkım kararı alınmasının ‘tehlikeli bir emsal’ teşkil edeceğini belirten Muhammed Ömer, “Zaten hali hazırda İsrail makamları neredeyse her gün Mescid-i Aksa’da ihlaller gerçekleştiriyor. Beit Safafa yakınında, Tel Piot ve Katamon sanayi kentlerinde çalışan Müslüman Araplar, Cuma namazını kılmak için camimize geliyor. Genişleme yaptıktan sonra bu sayı daha da arttı, bu durum İsraillileri öfkelendirmiş olmalı” diye konuştu.  
Cami imamı Ömer, kaynaklardan edindiği bilgiye göre, İsrail polisi dolaylı yollarla mahkemenin yıkım yönünde bir karar almasının önüne geçmek istiyor. Ömer’e göre, yıkım kararı alınması durumunda, dört Yahudi yerleşim bölgesinin arasında kalan Beit Safsaf’da ortaya çıkabilecek muhtemel güvenlik sorunları, İsrail polisini endişelendiriyor.
Ömer ayrıca, “Camiye yapılan ek bölümün ve kubbenin ruhsatlandırılması için resmi prosedürler sürüyor. Ne pahasına olursa olsun geri adım atmaya niyetimiz yok. Yerleşimcileri memnun etmek için caminin bir kısmını yıkacak olursalar, ciddi sorunlarla karşı karşıya kalırlar. Çünkü bölgedeki Müslüman Araplar bu kararı öfkeyle karşılayacaktır” dedi.

Çatışmayı körüklemek
Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, yaptığı açıklamada, ‘İsrail’in camileri hedef alan saldırıları, Filistin’de çatışmayı körüklemeye ve işgal edilen bölgelerde emri vaki yapmaya yönelik bir plan ve program çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu aynı zamanda İsrail’in, başkalarının dini ve insani değerlerine ne kadar saygısız olduğunu da gösteriyor. Oysa tüm semavi dinlerde tapınak ve ibadethanelere saldırı yapılması yasaklanmıştır” ifadelerini kullandı.   
Kudüs Müftüsü Hüseyin, insan hakları örgütlerini İsrail’in saldırgan politikaları karşısında tepki göstermeye davet etti. Müslümanlara da camileri yeniden inşa etmeleri ve başta yerleşimciler olmak üzere muhtelif saldırılara karşı korumaları yönünde çağrıda bulundu.   
Filistinliler sosyal medyada ‘Camilerimiz yıkılamaz’ etiketi altında, İsrail’in İseviye ve Rahman camilerine yönelik ‘yıkım politikalarını’ kınadı.  

Nefret karşıtlığı
İsrail’de, nefret ve ırkçılığa karşı çalışmalarıyla bilinen Tag Meir sivil toplum kuruluşu, 2019’dan bu yana İsrail ve Batı Şeria’da 60 cami, kilise ve havra inşa edildiğini kaydetti.  
2020’de Yahudi yerleşimciler, Beit Safafa beldesindeki Bedriye Camisine saldırarak, kundaklamaya çalıştı ve duvarlarına ‘Araplara ölüm’ gibi ırkçı sloganlar yazdı. Ertesi gün Doğu Kudüs’teki Şuafat mahallesinde bir cami ateşe verildi. Bu olayın ardından Tag Meir örgütüne mensup 200 kişilik bir grup mahalleye dayanışma ziyaretinde bulunarak, camideki hasarın giderilmesi için para bağışı yaptı. 
O dönem, Tag Meir örgüt başkanı Gadi Gvaryahu yaptığı açıklamada, “Bu korkunç suçlardan dolayı utancımızı ve öfkemizi dile getirmek için buradayız. Hep birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşayacağımız günler diliyoruz, mahalle sakinleriyle iletişim halinde kalmak için sözleştik” demişti.  
Dönemin Kudüs Belediye Başkanı Moshe Lion da Şuafat mahallesinde işlenen ‘nefret suçunu’ şiddetle kınadığını ve kabul edilemez bulduğunu ifade etmişti.  
 
Bedel ödetme 
İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din’in yayımladığı rapora göre, son aylarda Filistinlilere ve mülklerine yönelik ırkçı saldırılarda ciddi artışlar gözlemleniyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Yesh Din, bu saldırıların ardında genelde aşırı sağcı yerleşimcilerin bulunduğunu açıkladı. Son iki yılda Batı Şeria’da onlarca cami saldırıya uğradı. En son 2020 Temmuz ayında Ramallah yakınlarındaki El-Bir ve’l-İhsan Camii saldırıya uğramış ve yakılmıştı.  
İşçi Partisi eski lideri Amir Peretz, Twitter hesabından olayı kınayan bir açıklama yayınlamış, yangını çıkaranların suçlular ve nifak tohumu ekmeye çalışanlar olduğunu ve yargı önünde hesap vereceklerini belirtmişti. Peretz, nefret suçunun koronavirüs gibi, tüm dinlerin ve halkların düşmanı olduğunu da yazmıştı.   
The Times of Israel gazetesine göre, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Araplara yönelik saldırıların arkasında, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler bulunuyor. Gazetede yer alan haberlerde, faillerin ‘bedel ödetme’ olarak adlandırdığı saldırıların, Filistinlilerin şiddet eylemlerine misilleme olarak yapıldığı ifade ediliyor. Bazı saldırıların ise hükümetin ‘yerleşim politikalarına’ bir tepki olarak yapılmış olabileceği ileri sürülüyor.  
İnsan hakları örgütleri, bu tür saldırılar sonucunda faillerin çok nadir olarak yargılandığını, yargılansalar da suçlamaların düşürüldüğünü belirtiyor. Yesh Din insan hakları örgütünün raporunda, Filistinlilere yönelik nefret suçlarında, her on vakadan sadece birinin iddianame ile sonuçlandığı kaydediliyor. İsrail’in Filistinlilerin güvenliğini önemsemediği ve görevlerini yerine getirmediği vurgulanan raporda, bu nedenle, çoğu Filistinlinin uğradığı saldırı sonrası polise başvurmadığı ifade ediliyor. Raporun sonuç bölümünde, “Kolluk kuvvetlerinin müdahale etmemesi nedeniyle, nefret suçu failleri ceza almayacaklarını bildiklerinden, suçlarını sürdürmek için motive oluyorlar” denildi.  
İsrail Batı Şeria Polis Departmanı rapora yanıt olarak yaptığı açıklamada, her şikayet ayrım yapılmaksızın gerçeğe ulaşmak için profesyonel bir şekilde değerlendirilmektedir denildi. Açıklamada, zanlılar hakkında cezai kovuşturma için gerekli olan asgari deliller tesis edildiğinde yargı sürecinin başlatıldığı ve emniyet teşkilatının, ırkçı suçlamaların önüne geçmek için yoğun bir mesai harcadığı kaydedildi.   

Tahrip et ve yok et 
Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı’nın rakamlarına göre, 2021 yılında İsrailli yetkililer, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde bulunan Harem-i İbrahim Camisi'nde ezan okunmasını 633 kez engelledi. Yahudi yerleşimciler Mescid-i Aksa’ya 250 defa baskın düzenledi. Bir camiyi yaktılar ve Batı Şeria’daki Duma köyündeki bir camiyi yıktılar. Duma köylüleri, caminin yeniden inşası için başvursa da İsrailli yetkililer ‘güvenlik’ gerekçesiyle taleplerini reddetti.  
Filistin Din İşleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, camilere yönelik saldırı ve yıkım kararları, Müslümanların kutsallarına yönelik açık bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirildi. Uluslararası topluma, ‘İşgalcilerin tüm bölgeyi din savaşlarına sürükleyecek ihlaller yapmasının önüne geçilmesi için hareket geçmeleri’ yönünde çağrıda bulunuldu.  
Filistin Başkadısı ve Devlet Başkanlığı Diyanet İşleri ve İslami İlişkiler Danışmanı Mahmud el-Hebbaş, İsrail’in cami yıkım kararları almasının, ‘dinler arası savaşı’ tetikleyebileceği uyarısında bulundu. Hebbaş, “İsrail’in bu ve benzeri kararları sürdürmesi herkesin zararına olacak bir savaşın çıkmasına yol açabilir. Müslümanlar ibadethanelerinin yıkılmasını ve değerlerinin aşağılanmasını kabul etmeyecektir” dedi. 
Filistin’deki Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne göre, İsrail yönetimi geçtiğimiz yıl Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere ait 698 binayı yıktı ve 949 Filistinliyi yerlerinden etti.  

İsrail kontrolündeki camiler  
İsrail'deki camilerin durumu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki camilerin durumundan daha iyi değil. Yüksek Arap İzleme Komitesi’nin bir araştırmasında, İsrail’deki 15 caminin sinagoga dönüştürüldüğü, 40 caminin ya yıkıldığı ya kapatıldığı, 17 caminin ise ahır, restoran, şarap evi ve müze olarak kullanıldığı tespit edildi. Safed şehrindeki El Ahmer Camisi'nin (Kızıl Cami) sanat ve düğün evine, Caesarea kentindeki Camii Cedid’in ise içkili restorana dönüştürüldüğü ifade edildi. Ayrıca, Yafa’daki Suksuk Mescidi’nin alt katının imalathaneye, üst katının kumar oynanan bir kafeye çevrildiği, Askalan’daki Mecdel Mescidi’nin ise müzeye çevrildiği kaydedildi.  
Araştırmada yer alan Filistinli aktivist Makbule Nassar  yaptığı açıklamada şunları söyledi:  
“1948 sürgününde yerinden edilen Filistinlilerin köylerinde yaptığımız araştırmalarda çok sayıda tarihi eser niteliğindeki camiye rastladık. Bu camilerin büyük çoğunluğu tahrip edilmiş ya da demir parmaklıklarla kapatılmıştı. İsrailli yetkililer Filistinlilerin bu camileri onarmasına izin vermiyor. Bazı camilerin tarihi eser niteliğindeki yapı taşları genelde yağmalanmış durumda. Özellikle cami girişlerinde yer alan serlevhalar sökülerek çalınmış. Cauna’daki birçok taş yapıda, mescitlerden çalınan taşların kullanıldığına şahit olmuştuk.”
Akka kentinin en önemli tarihi eserlerinden olan Cezzar Camisi’nin yapı duvarlarında ve minaresinde çatlaklar oluştu. Cami mütevelli heyeti, minarenin düşebileceğini ve bu durumun ibadet edenler için tehlike oluşturduğunu ifade etti. Filistinli mühendislerin çalışmasında, İsrail’in restorasyon onayı vermediği caminin minaresinin her yıl bir santim eğim kazandığı, son ölçümlere göre minarenin 16 santim eğildiğinin tespit edildiği ifade edildi.  

 Finansman ve destek 
Öte yandan, İsrail Dışişleri Bakanlığı, camilerin amaçları dışında kullanıldığını reddediyor. Bakanlığa göre, İsrail’de 300’den fazla imamın görev yaptığı 400’e yakın cami ve mescit bulunuyor. Bu imamların ciddi bir kısmı maaşlarını İsrail devletinden alıyor ve camiler için ciddi bütçeler ayrılmış durumda. Cami ve mescit sayılarında ise son 25 yılda beş katlık bir artış var. Bakanlık açıklamasında, İsrail’in 100’den fazla camiye fon sağladığı ve yıpranmış mushafları satın aldığı ifade ediliyor.  
 İsrail'in önde gelen hahamlarından Benny Lau, Expo 2020 Dubai’deki hoşgörü haftasında, “Yahudi cemaati olarak ana mesajımız şudur: dinler halkların çöküşüne değil birbiriyle temas kurmasına olanak sağlar” demişti.



Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
TT

Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)

İsrail basını, Hamas’ın İsrail’i 7 Ekim 2023’teki saldırı boyutunda yeni bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiğine ilişkin ortak bir iddiayı gündeme getirdi. İddiaya göre bu mesaj, BM’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Ramiz el-Akbarov aracılığıyla, temsilcinin geçen hafta Gazze Şeridi’ne yaptığı ziyaret sırasında Hamas’ın üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmede iletildi.

İsrail gazeteleri, özellikle Yedioth Ahronoth, bu haberlerinde İsrail’in Filistin Topraklarındaki Hükûmet Faaliyetleri Koordinatörlüğü tarafından ortaya atılan iddiayı esas aldı. Haberlere göre kurum, konuyla ilgili olarak siyasi ve askerî makamlara acil bir mesaj gönderdi.

Söz konusu tehdit iddiası, İsrail ordusunun ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını işgal altında tutmaya devam etmesiyle ilişkilendirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise Gazze’deki gazetecilere dağıttığı kısa açıklamada, hareketinin 7 Ekim saldırısına benzer bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiği iddiasını yalanladı. Kasım, Hamas’ın ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu vurgulayarak arabuluculara, İsrail’in Filistinlilere yönelik ihlallerini durdurmak ve anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almak için harekete geçme çağrısında bulundu.

 Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)
Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)

Kasım, İsrail’in iddialarına destek verilmemesi ve bu iddiaların seçim mücadelesinde kullanılmasına fırsat tanınmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Kasım, BM yetkilisinin Hamas yönetimiyle görüştüğüne ilişkin haber hakkında ise herhangi bir açıklama yapmadı. Şarku’l Avsat, Hamas sözcüsünden konuyla ilgili değerlendirme almak için girişimde bulundu, ancak sözcü muhabirimizin sorularını cevaplamadı.

Hamas, dün gece geç saatlerde resmî bir açıklama yayımlayarak herhangi bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını yalanladı. Ancak açıklamada, BM yetkilisiyle bir görüşme yapılıp yapılmadığına değinilmedi.

El-Akbarov’un 11 ve 12 Ekim tarihlerinde iki gün süren Gazze Şeridi ziyaretine ilişkin programda da Hamas yetkilileriyle yapılacak herhangi bir görüşmeye yer verilmedi. BM’nin internet sitesinde yayımlanan programda yalnızca insani durumu değerlendirmek amacıyla çeşitli noktalara yapılan ziyaretler sıralandı. Bunlar arasında yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezler, zarar gören aileler, Filistinlilerin kış hazırlıkları ve kadınların geçimini sağladığı aileler bulunuyordu. Ayrıca Gazze kentindeki UNRWA merkezinde insani yardım ortaklarıyla müdahale çalışmaları ve insani yardımlardaki eksiklikler üzerine bir toplantı gerçekleştirildi.

El-Akbarov’un ofisinden bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BM temsilcisinin son ziyareti sırasında Hamas yetkililerinden hiçbiriyle görüşmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat, BM adına çalışan yerel bir yetkiliden ise El-Akbarov’un 11 Ekim Pazar günü Şifa Hastanesi kompleksini ziyaret ettiğini ve hastanelerin çalışma koşullarını incelemek, sağlık durumuna ilişkin bilgi almak amacıyla hastane yetkilileriyle görüştüğünü öğrendi. Bu ziyaret, yayımlanan programda yer almadı; El-Akbarov’un ofisi de söz konusu bilgiyi ne doğruladı ne de yalanladı.

Yerel yetkili ayrıca heyetin, Gazze kentinin kuzeydoğusunda, Sarı Hat’a yakın Zerka bölgesini ziyaret ettiği sırada İsrail tarafından atılan bir top mermisinin hedefi olduğunu, olayda yaralanan olmadığını ve heyetin bölgeden hızla ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat, Şifa Hastanesi Kompleksi Müdürü Muhammed Ebu Selmiye ile de iletişime geçmeye çalıştı, ancak kendisi telefonlara yanıt vermedi. Gazze’deki Hükûmet Medya Ofisi yetkilileriyle yapılan iletişim girişimlerinde de benzer bir durum yaşandı.

BM yetkilileri, insani koşulları yerinde değerlendirmek amacıyla genellikle hastaneleri, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezleri ve benzeri noktaları ziyaret ediyor. Buna karşılık, özellikle Gazze’de devam eden güvenlik sorunları, takip ve suikastlar nedeniyle BM yetkililerinin uzun süredir çeşitli dönemlerde Hamas yetkilileriyle görüşmekten kaçındığı görülüyor.

Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)

Gözlemcilerin değerlendirmelerine göre İsrail’in ortaya attığı iddiaların temel amacı seçimlere yönelik olabilir. Bu değerlendirme, aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın da bulunduğu İsrailli yetkililerin son dönemde Hamas’ın 7 Ekim saldırısına benzer saldırılar düzenleme niyetinde olduğu yönündeki açıklamalarını sık sık tekrarlamasına dayanıyor. Yetkililer, seçimleri etkilemeye yönelik olası bir saldırıya İsrail’in güçlü şekilde karşılık vereceğini vurgularken, İran ve Hizbullah’ı da bu bağlamda gündeme getirdi.

İsrailli güvenlik kaynakları ise İbranice yayımlanan Haaretz gazetesine yaptıkları açıklamada, Netanyahu ve Katz’ın son günlerde dile getirdiği, herhangi bir tarafın seçimleri etkilemek amacıyla İsrail’e saldırı düzenlemek için yoğun hazırlıklar yaptığı yönündeki iddiaları yalanladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise yalnızca ordunun seçimleri dışarıdan etkilemeye yönelik her türlü girişimle mücadele etmeye hazır olduğunu belirtti. Zamir, olası senaryoların gerçekleşmesi hâlinde ordunun hem savunma hem de saldırı görevlerini yerine getireceğini ifade etti.


İsrail Ordusu, “Yehuda Kavşağı” yakınındaki silahlı saldırının ardından iki şüphelinin öldürüldüğünü açıkladı

İsrail askerleri, 7 Şubat 2026’da işgal altındaki Batı Şeria’nın Filistin kenti El Halil’de yerleşimcilerin düzenlediği haftalık tur sırasında. (Reuters)
İsrail askerleri, 7 Şubat 2026’da işgal altındaki Batı Şeria’nın Filistin kenti El Halil’de yerleşimcilerin düzenlediği haftalık tur sırasında. (Reuters)
TT

İsrail Ordusu, “Yehuda Kavşağı” yakınındaki silahlı saldırının ardından iki şüphelinin öldürüldüğünü açıkladı

İsrail askerleri, 7 Şubat 2026’da işgal altındaki Batı Şeria’nın Filistin kenti El Halil’de yerleşimcilerin düzenlediği haftalık tur sırasında. (Reuters)
İsrail askerleri, 7 Şubat 2026’da işgal altındaki Batı Şeria’nın Filistin kenti El Halil’de yerleşimcilerin düzenlediği haftalık tur sırasında. (Reuters)

İsrail ordusu, bugün yaptığı açıklamada, Yehuda Kavşağı bölgesinde silahlı saldırı düzenlendiği yönündeki ihbarın ardından saldırgan olduklarından şüphelenilen iki kişinin öldürüldüğünü bildirdi. Ordunun bölgede arama çalışmalarını sürdürdüğü ifade edildi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre, İsrail ordusu yaptığı açıklamada olay yerinin güvenlik çemberine alındığını kaydetti.


Koalisyon, Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplanmalarını hedef almakla tehdit ettiği iddialarını yalanladı

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
TT

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplanmalarını hedef almakla tehdit ettiği iddialarını yalanladı

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyonun Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, terör örgütü Husilerin Suudi Arabistan’ın aşiret ve sivil toplulukların toplandığı alanları hedef almakla tehdit ettiği yönündeki iddialarının asılsız olduğunu bildirdi.

Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, perşembe günü yaptığı açıklamada, Husilerin ortaya attığı iddiaların “hiçbir gerçeklik payı bulunmayan asılsız iddialar” olduğunu belirterek bunları tümüyle reddettiklerini ifade etti.

El-Maliki, söz konusu iddiaların içeriği ve gündeme getirildiği zamanlama itibarıyla kamuoyunu yanıltmaya, Husilerin yaşadığı krizleri ve uygulamalarını gölgede bırakmaya, ayrıca Yemen’in köklü aşiretlerini kendi çatışmalarına sürüklemeye yönelik devam eden girişimleri yansıttığını kaydetti.

Yemen aşiretlerinin ülkenin toplumsal ve tarihsel dokusunun asli bir unsuru ve sağlam bir dayanağı olmaya devam edeceğini vurgulayan el-Maliki, aşiretlerin Suudi Arabistan ile Yemen halkları arasında kardeşlik ve iletişim köprülerinden biri olduğunu belirtti.

El-Maliki, iki halkı din, komşuluk, tarih ve ortak kader bağlarının bir araya getirdiğine dikkati çekerek bu ilişkilerin, dezenformasyon kampanyalarının veya ayrılık ve düşmanlık tohumları ekme girişimlerinin zedeleyemeyeceği kadar derin olduğunu ifade etti.

Koalisyonun açıklamasında, Suudi Arabistan’ın Yemen’in güvenliği ve istikrarına yönelik tutumunun değişmediği, Yemen halkıyla arasındaki tarihî ve kardeşlik bağlarını korumaya önem verdiği vurgulandı.

Açıklamada, bu yaklaşımın iki halkın çıkarlarını koruyarak güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, Yemen aşiretlerinin istismar edilmesini veya Yemenlilerin güvenlik, barış ve kalkınma yönündeki beklentilerine hizmet etmeyen çatışmalara sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi.

Koalisyon Sözcüsü el-Maliki, “Gerçekler, dezenformasyon kampanyalarından daha açık olmaya devam edecek. İki kardeş halk arasındaki kardeşlik bağları da fitne ve ayrılık yaratmaya yönelik tüm girişimlere karşı sağlamlığını koruyacaktır” ifadelerini kullandı.