İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Kudüs belediyesi, Takva Camisinin inşaatını kamu güvenliğine tehdit olarak değerlendirdi 

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
TT

İsrail ile Filistinliler arasında cami gerginliği: Çok sayıda cami ahıra, içkili restorana ve sinagoga çevrildi

Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  
Beyt Safafa beldesindeki Rahman Camisi (The Independent Arabia)  

Raghda Atmeh
Doğu Kudüs'te Takva Camisi'ni inşa eden mühendis ve işçiler, yapıyı bir an önce tamamlamak için yoğun bir şekilde çalışıyordu. İseviye beldesinde 260 metrekare zemin üzerine inşa edilen, 5 bin kişi kapasiteli cami, Nisan ayının başlarında tamamlanarak, Ramazan ayında Müslümanların ibadeti için açılmaya hazırlanıyordu.   
Ancak işgalci Kudüs Belediyesi’nden yetkililer gelip inşaat halindeki caminin ayrıntılı fotoğraflarını çektiğinde, işçiler ve mühendisler, kötü bir şeyler yaşanacağını fark etti. Belediye yetkilileri inşaat faaliyetinin durdurulmasını ihtar ettiklerinde, İsrail’in ruhsatsız olduğu gerekçesiyle camiyi yıkma kararı aldığı öğrenilmiş oldu. İseviye beldesi sakini Müslümanlar ‘yıkım kararına’ birkaç gün direnseler de Kudüs Belediyesinin yıkım ekipleri iş makinalarıyla yıkım kararını uyguladı.  

Tehlikeli emsal  
Beit Safafa kasabasında 1933’te inşa edilen Rahman Camisi de İsrail’in ‘yıkım hamlesinden’ kurtulamadı. Kudüs Belediyesi geçtiğimiz günlerde, yerel mahkemeden caminin en üst katının ve kubbesinin yıkılması için karar alması yönünde talepte bulundu.  Mescid er-Rahman'ın kubbesi tasarım ve altınsı rengi ile Kubbet-üs Sahra camiinin kubbesini andırıyor.
İsrail yerel basınında yer alan haberlere göre, Kudüs Belediyesi’nin Regavim, Ribonot ve Jerusalem Kardeşliği gibi Yahudi örgütleri liderleri tarafından yıkımı gerçekleştirmesi noktasında büyük bir baskıya maruz kaldığı iddia edildi.
Haberlere göre, Kudüs Belediyesi, camiye ek kat olarak yapılan 700 metrekarelik kapalı alanın, belediyeden izin alınmadan inşa edildiğini ve kamu güvenliğini tehdit ettiğini iddia ediyor.  2017-2018 yılları arasında cami yetkililerinin, iki metre yüksekliğinde kapı ve pencere açıklıkları olan ruhsatsız ek kat çıktıkları belirtiliyor. 
Cami imamı Muhammed Ömer, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Mahkeme tarafından alınacak olumsuz herhangi bir karara itiraz etmek için avukatlarımız hazır bekliyor, yapı için makul bir genişleme sağladık. Kubbenin de yıkılmak istenmesinden anladığımız, yasa dışı yerleşimcilerin nefretini kazanmasıdır. Bu yerleşimciler bir an önce yıkım kararının çıkmasını bekliyor” dedi.  
Yıkım kararı alınmasının ‘tehlikeli bir emsal’ teşkil edeceğini belirten Muhammed Ömer, “Zaten hali hazırda İsrail makamları neredeyse her gün Mescid-i Aksa’da ihlaller gerçekleştiriyor. Beit Safafa yakınında, Tel Piot ve Katamon sanayi kentlerinde çalışan Müslüman Araplar, Cuma namazını kılmak için camimize geliyor. Genişleme yaptıktan sonra bu sayı daha da arttı, bu durum İsraillileri öfkelendirmiş olmalı” diye konuştu.  
Cami imamı Ömer, kaynaklardan edindiği bilgiye göre, İsrail polisi dolaylı yollarla mahkemenin yıkım yönünde bir karar almasının önüne geçmek istiyor. Ömer’e göre, yıkım kararı alınması durumunda, dört Yahudi yerleşim bölgesinin arasında kalan Beit Safsaf’da ortaya çıkabilecek muhtemel güvenlik sorunları, İsrail polisini endişelendiriyor.
Ömer ayrıca, “Camiye yapılan ek bölümün ve kubbenin ruhsatlandırılması için resmi prosedürler sürüyor. Ne pahasına olursa olsun geri adım atmaya niyetimiz yok. Yerleşimcileri memnun etmek için caminin bir kısmını yıkacak olursalar, ciddi sorunlarla karşı karşıya kalırlar. Çünkü bölgedeki Müslüman Araplar bu kararı öfkeyle karşılayacaktır” dedi.

Çatışmayı körüklemek
Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin, yaptığı açıklamada, ‘İsrail’in camileri hedef alan saldırıları, Filistin’de çatışmayı körüklemeye ve işgal edilen bölgelerde emri vaki yapmaya yönelik bir plan ve program çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu aynı zamanda İsrail’in, başkalarının dini ve insani değerlerine ne kadar saygısız olduğunu da gösteriyor. Oysa tüm semavi dinlerde tapınak ve ibadethanelere saldırı yapılması yasaklanmıştır” ifadelerini kullandı.   
Kudüs Müftüsü Hüseyin, insan hakları örgütlerini İsrail’in saldırgan politikaları karşısında tepki göstermeye davet etti. Müslümanlara da camileri yeniden inşa etmeleri ve başta yerleşimciler olmak üzere muhtelif saldırılara karşı korumaları yönünde çağrıda bulundu.   
Filistinliler sosyal medyada ‘Camilerimiz yıkılamaz’ etiketi altında, İsrail’in İseviye ve Rahman camilerine yönelik ‘yıkım politikalarını’ kınadı.  

Nefret karşıtlığı
İsrail’de, nefret ve ırkçılığa karşı çalışmalarıyla bilinen Tag Meir sivil toplum kuruluşu, 2019’dan bu yana İsrail ve Batı Şeria’da 60 cami, kilise ve havra inşa edildiğini kaydetti.  
2020’de Yahudi yerleşimciler, Beit Safafa beldesindeki Bedriye Camisine saldırarak, kundaklamaya çalıştı ve duvarlarına ‘Araplara ölüm’ gibi ırkçı sloganlar yazdı. Ertesi gün Doğu Kudüs’teki Şuafat mahallesinde bir cami ateşe verildi. Bu olayın ardından Tag Meir örgütüne mensup 200 kişilik bir grup mahalleye dayanışma ziyaretinde bulunarak, camideki hasarın giderilmesi için para bağışı yaptı. 
O dönem, Tag Meir örgüt başkanı Gadi Gvaryahu yaptığı açıklamada, “Bu korkunç suçlardan dolayı utancımızı ve öfkemizi dile getirmek için buradayız. Hep birlikte barış ve kardeşlik içinde yaşayacağımız günler diliyoruz, mahalle sakinleriyle iletişim halinde kalmak için sözleştik” demişti.  
Dönemin Kudüs Belediye Başkanı Moshe Lion da Şuafat mahallesinde işlenen ‘nefret suçunu’ şiddetle kınadığını ve kabul edilemez bulduğunu ifade etmişti.  
 
Bedel ödetme 
İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din’in yayımladığı rapora göre, son aylarda Filistinlilere ve mülklerine yönelik ırkçı saldırılarda ciddi artışlar gözlemleniyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Yesh Din, bu saldırıların ardında genelde aşırı sağcı yerleşimcilerin bulunduğunu açıkladı. Son iki yılda Batı Şeria’da onlarca cami saldırıya uğradı. En son 2020 Temmuz ayında Ramallah yakınlarındaki El-Bir ve’l-İhsan Camii saldırıya uğramış ve yakılmıştı.  
İşçi Partisi eski lideri Amir Peretz, Twitter hesabından olayı kınayan bir açıklama yayınlamış, yangını çıkaranların suçlular ve nifak tohumu ekmeye çalışanlar olduğunu ve yargı önünde hesap vereceklerini belirtmişti. Peretz, nefret suçunun koronavirüs gibi, tüm dinlerin ve halkların düşmanı olduğunu da yazmıştı.   
The Times of Israel gazetesine göre, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te Araplara yönelik saldırıların arkasında, aşırılık yanlısı Yahudi yerleşimciler bulunuyor. Gazetede yer alan haberlerde, faillerin ‘bedel ödetme’ olarak adlandırdığı saldırıların, Filistinlilerin şiddet eylemlerine misilleme olarak yapıldığı ifade ediliyor. Bazı saldırıların ise hükümetin ‘yerleşim politikalarına’ bir tepki olarak yapılmış olabileceği ileri sürülüyor.  
İnsan hakları örgütleri, bu tür saldırılar sonucunda faillerin çok nadir olarak yargılandığını, yargılansalar da suçlamaların düşürüldüğünü belirtiyor. Yesh Din insan hakları örgütünün raporunda, Filistinlilere yönelik nefret suçlarında, her on vakadan sadece birinin iddianame ile sonuçlandığı kaydediliyor. İsrail’in Filistinlilerin güvenliğini önemsemediği ve görevlerini yerine getirmediği vurgulanan raporda, bu nedenle, çoğu Filistinlinin uğradığı saldırı sonrası polise başvurmadığı ifade ediliyor. Raporun sonuç bölümünde, “Kolluk kuvvetlerinin müdahale etmemesi nedeniyle, nefret suçu failleri ceza almayacaklarını bildiklerinden, suçlarını sürdürmek için motive oluyorlar” denildi.  
İsrail Batı Şeria Polis Departmanı rapora yanıt olarak yaptığı açıklamada, her şikayet ayrım yapılmaksızın gerçeğe ulaşmak için profesyonel bir şekilde değerlendirilmektedir denildi. Açıklamada, zanlılar hakkında cezai kovuşturma için gerekli olan asgari deliller tesis edildiğinde yargı sürecinin başlatıldığı ve emniyet teşkilatının, ırkçı suçlamaların önüne geçmek için yoğun bir mesai harcadığı kaydedildi.   

Tahrip et ve yok et 
Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı’nın rakamlarına göre, 2021 yılında İsrailli yetkililer, Batı Şeria'nın El-Halil kentinde bulunan Harem-i İbrahim Camisi'nde ezan okunmasını 633 kez engelledi. Yahudi yerleşimciler Mescid-i Aksa’ya 250 defa baskın düzenledi. Bir camiyi yaktılar ve Batı Şeria’daki Duma köyündeki bir camiyi yıktılar. Duma köylüleri, caminin yeniden inşası için başvursa da İsrailli yetkililer ‘güvenlik’ gerekçesiyle taleplerini reddetti.  
Filistin Din İşleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, camilere yönelik saldırı ve yıkım kararları, Müslümanların kutsallarına yönelik açık bir saldırı ve meydan okuma olarak nitelendirildi. Uluslararası topluma, ‘İşgalcilerin tüm bölgeyi din savaşlarına sürükleyecek ihlaller yapmasının önüne geçilmesi için hareket geçmeleri’ yönünde çağrıda bulunuldu.  
Filistin Başkadısı ve Devlet Başkanlığı Diyanet İşleri ve İslami İlişkiler Danışmanı Mahmud el-Hebbaş, İsrail’in cami yıkım kararları almasının, ‘dinler arası savaşı’ tetikleyebileceği uyarısında bulundu. Hebbaş, “İsrail’in bu ve benzeri kararları sürdürmesi herkesin zararına olacak bir savaşın çıkmasına yol açabilir. Müslümanlar ibadethanelerinin yıkılmasını ve değerlerinin aşağılanmasını kabul etmeyecektir” dedi. 
Filistin’deki Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne göre, İsrail yönetimi geçtiğimiz yıl Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere ait 698 binayı yıktı ve 949 Filistinliyi yerlerinden etti.  

İsrail kontrolündeki camiler  
İsrail'deki camilerin durumu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki camilerin durumundan daha iyi değil. Yüksek Arap İzleme Komitesi’nin bir araştırmasında, İsrail’deki 15 caminin sinagoga dönüştürüldüğü, 40 caminin ya yıkıldığı ya kapatıldığı, 17 caminin ise ahır, restoran, şarap evi ve müze olarak kullanıldığı tespit edildi. Safed şehrindeki El Ahmer Camisi'nin (Kızıl Cami) sanat ve düğün evine, Caesarea kentindeki Camii Cedid’in ise içkili restorana dönüştürüldüğü ifade edildi. Ayrıca, Yafa’daki Suksuk Mescidi’nin alt katının imalathaneye, üst katının kumar oynanan bir kafeye çevrildiği, Askalan’daki Mecdel Mescidi’nin ise müzeye çevrildiği kaydedildi.  
Araştırmada yer alan Filistinli aktivist Makbule Nassar  yaptığı açıklamada şunları söyledi:  
“1948 sürgününde yerinden edilen Filistinlilerin köylerinde yaptığımız araştırmalarda çok sayıda tarihi eser niteliğindeki camiye rastladık. Bu camilerin büyük çoğunluğu tahrip edilmiş ya da demir parmaklıklarla kapatılmıştı. İsrailli yetkililer Filistinlilerin bu camileri onarmasına izin vermiyor. Bazı camilerin tarihi eser niteliğindeki yapı taşları genelde yağmalanmış durumda. Özellikle cami girişlerinde yer alan serlevhalar sökülerek çalınmış. Cauna’daki birçok taş yapıda, mescitlerden çalınan taşların kullanıldığına şahit olmuştuk.”
Akka kentinin en önemli tarihi eserlerinden olan Cezzar Camisi’nin yapı duvarlarında ve minaresinde çatlaklar oluştu. Cami mütevelli heyeti, minarenin düşebileceğini ve bu durumun ibadet edenler için tehlike oluşturduğunu ifade etti. Filistinli mühendislerin çalışmasında, İsrail’in restorasyon onayı vermediği caminin minaresinin her yıl bir santim eğim kazandığı, son ölçümlere göre minarenin 16 santim eğildiğinin tespit edildiği ifade edildi.  

 Finansman ve destek 
Öte yandan, İsrail Dışişleri Bakanlığı, camilerin amaçları dışında kullanıldığını reddediyor. Bakanlığa göre, İsrail’de 300’den fazla imamın görev yaptığı 400’e yakın cami ve mescit bulunuyor. Bu imamların ciddi bir kısmı maaşlarını İsrail devletinden alıyor ve camiler için ciddi bütçeler ayrılmış durumda. Cami ve mescit sayılarında ise son 25 yılda beş katlık bir artış var. Bakanlık açıklamasında, İsrail’in 100’den fazla camiye fon sağladığı ve yıpranmış mushafları satın aldığı ifade ediliyor.  
 İsrail'in önde gelen hahamlarından Benny Lau, Expo 2020 Dubai’deki hoşgörü haftasında, “Yahudi cemaati olarak ana mesajımız şudur: dinler halkların çöküşüne değil birbiriyle temas kurmasına olanak sağlar” demişti.



Birleşmiş Milletler: Savaş nedeniyle yerinden edilen 3 milyon Sudanlı evlerine döndü

Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
TT

Birleşmiş Milletler: Savaş nedeniyle yerinden edilen 3 milyon Sudanlı evlerine döndü

Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)
Yerinden edilmiş ailelerin kişisel eşyalarıyla dolu bir kamyon, Güney Sudan'ın Renk bölgesindeki bir sınır noktasından ayrılmayı bekliyor (Arşiv- AFP)

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM), dün yaptığı açıklamada, ülkenin bazı bölgelerinde devam eden şiddetli çatışmalara rağmen üç milyondan fazla yerinden edilmiş Sudanlının evlerine döndüğünü bildirdi.

Sudan, Nisan 2023'ten bu yana ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yıkıcı bir savaşın içine sürüklenmiş durumda; bu savaş on binlerce insanın ölümüne ve ciddi bir insani krize yol açtı.

Çatışmalar, yaklaşık 14 milyon insanı ülke içindeki veya dışındaki bölgelere kaçmaya zorladı.

Örgüt, bir raporda, Kasım 2025 sonu itibarıyla yaklaşık 3,3 milyon Sudanlının evlerine döndüğünü tahmininde bulundu.

Geri dönenlerin sayısı, 2024 yılının sonlarında ülkenin merkezinde HDK’ne karşı düzenlenen büyük çaplı ordu saldırısının ardından arttı. Bu saldırı, Hartum'un Mart 2025'te geri alınmasını sağladı ve birçok ailenin geri dönmesine neden oldu.

dfrgt
Çad'ın doğusundaki el Faşir'den Sudanlı mülteci çocuklar, 22 Kasım 2025'te yerinden edilmiş kişiler için kurulan geçici bir kampta yemek yiyorlar (Reuters)

IOM, geri dönenlerin dörtte üçünden fazlasının ülke içinde yerinden edilmiş kişiler olduğunu bildirdi. Şarku’l Avsat’ı IOM’dan aktardığına göre Hartum, yaklaşık 1,4 milyon kişi ile en yüksek geri dönüş sayısını kaydetti, onu yaklaşık 1,1 milyon kişinin geri döndüğü el Cezire eyaleti izledi.

Bu ayın başlarında, ordu destekli hükümet, yaklaşık üç yıl boyunca doğudaki Port Sudan kentinden faaliyet gösterdikten sonra başkente dönme niyetini açıkladı.4

Hartum ve ülkenin orta ve doğusunda ordunun kontrolündeki diğer şehirlerde nispeten sakin bir ortam hakim olsa da HDK özellikle altyapıyı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırılarına ara sıra devam ederken, diğer bölgelerde çatışmalar sürüyor.


ABD'nin Teksas eyaletinin valisi, çalışanlarının Çinli şirketlerden gelen ürünleri kullanmasını yasakladı

Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
TT

ABD'nin Teksas eyaletinin valisi, çalışanlarının Çinli şirketlerden gelen ürünleri kullanmasını yasakladı

Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)
Teksas Valisi Greg Abbott (Reuters)

Teksas Valisi dün yaptığı açıklamada, eyaletin çalışanlarının Shein, Alibaba ve TP-Link gibi şirketlerin ürünlerini kullanmasını yasaklayacağını ve bu kararın Teksas sakinlerinin mahremiyetini Çin hükümetinden korumak için alındığını belirtti.

Reuters'a göre, Teksas Valisi Greg Abbott tarafından yapılan açıklamada, listeye e-ticaret platformu Temu ve pil şirketi Cattle'ın da dahil olduğu ifade edildi.

Abbott'ın yasağı, çalışanların devlet cihazlarında ve ağlarında bu şirketlerin “cihazlarını, yapay zekasını ve yazılımlarını” kullanmasını engelliyor.

Abbott'un yasağı, Çinli drone üreticisi UETech ve Çinli yapay zeka şirketi iFlytek'in ürünlerini de kapsamaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri ve Çin, uzun süredir devam eden ticaret ve teknoloji savaşında ekim ayında bir atılım gerçekleştirdi.


Suriye Kürt Ulusal Konseyi: Şam ile savaş felaketle sonuçlanacak bir seçenek ve biz bunu desteklemeyeceğiz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
TT

Suriye Kürt Ulusal Konseyi: Şam ile savaş felaketle sonuçlanacak bir seçenek ve biz bunu desteklemeyeceğiz

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birlikleri, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesine çekilme işlemlerini tamamladı. (Reuters)

Suriye TV’ye konuşan bilgi sahibi bir kaynak, Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS), Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi’yi Suriye hükümetiyle askeri çatışma yoluna gitmemesi konusunda uyardığını ve bu seçeneğin Suriyeli Kürtler açısından ‘felaket’ olacağını vurguladığını açıkladı.

Kaynak, ENKS’nin bu seçeneği desteklemediğini SDG liderine açıkça ilettiğini, taraflar arasında pazar günü Haseke’de yapılan toplantıda son siyasi gelişmelerin ele alındığını belirtti.

Toplantıda ENKS, Suriye hükümetiyle askeri çatışmaya başvurulmasını reddettiğini yineleyerek, 18 Ocak 2026 tarihli anlaşmanın başarıya ulaşması için yerel, bölgesel ve uluslararası tüm çabaların SDG tarafından desteklenmesi ve anlaşmazlıkların müzakere ve diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynağa göre ENKS, ülkedeki doğu bölgelerinde gelinen noktadan SDG ile PYD’yi sorumlu tutarak, Kürtleri ilgilendiren hayati kararların bu iki yapı tarafından tek taraflı alınmasının mevcut duruma yol açtığını ifade etti.

xscdfvgh
Kamışlı'da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) milislerinin resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir adam (Arşiv – AFP)

Kaynak, Mazlum Abdi’nin toplantı sırasında Şam ile varılan anlaşmanın başarıya ulaşmasını desteklediğini, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi amacıyla Washington, Paris ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) çabalarına destek verdiğini söyledi.

Diğer yandan Abdi’ye göre, ateşkesin korunması ve anlaşma maddelerinin uygulanmasında ilerleme sağlanması amacıyla Şam ile günün her saatinde temas sürdürülüyor.

Abdi, anlaşmanın bazı ayrıntılarının netleştirilmesi ve doğru şekilde anlaşılmasına ihtiyaç olduğunu belirterek, bunun Suriye’deki Kürt bölgelerinde SDG’nin elde ettiği kazanımların korunmasını güvence altına alacağını ifade etti. Kaynağa göre bu bölgeler Afrin ve Ayn el-Arab’dan (Kobani) Haseke’ye kadar uzanıyor.

Abdi dün Kürtçe yayın yapan Ronahi televizyonuna verdiği röportajda, Suriye hükümetiyle varılan ateşkes anlaşmasının ABD himayesinde gerçekleştiğini belirterek, Şam ile diyaloğun sürdüğünü ve başka ayrıntıların da görüşüleceğini söyledi.

Abdi, bu sürenin sona ermesinin ardından entegrasyon yönünde ciddi adımlar atılacağını ve anlaşma kapsamında Suriye ordusunun bölgeye girmeyeceğini dile getirdi.

Tüm tarafların askerileşmeden uzak, siyasi çözümler istediğini belirten Abdi, uluslararası gözetim altında Suriye hükümetiyle diyalog ve müzakere kanallarının halen açık olduğunu kaydetti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakanlığı cumartesi günü, geçtiğimiz salı günü ilan edilen ve Suriye hükümeti ile SDG arasında yeni mutabakatlara varılmasının ardından yürürlüğe giren kuzeydoğu Suriye’deki ateşkesin süresinin uzatıldığını duyurdu. SDG, söz konusu mutabakatlara bağlı kalacağını açıklamıştı.

Bakanlık, resmi hesapları üzerinden yaptığı açıklamada, Suriye ordusunun tüm operasyon bölgelerinde ateşkesin 24 Ocak tarihinden itibaren 15 gün süreyle uzatılacağını bildirdi.