ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

ABD’li diplomat Dennis Ross, yeniden denge kurma yönünde Biden yönetimi için beş adım belirledi

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
TT

ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)

İsa Nehari
İran destekli Husilerin Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi'yi bir hafta içinde ikinci kez hedef alması dolayısıyla Körfez ülkeleri, Husilerin ABD terör listesine yeniden alınması taleplerini yeniledi. Birkaç gün öncesinde ise Başkan Joe Biden, yönetiminin bu konu üzerine durduğunu doğrulamıştı.
BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, Husilere mali ve silah akışının durdurulması çağrısında bulunurken Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise Husilerin yeniden terör listesine dahil edilmesi ve liderlerinin yaptırımlara tâbi tutulması yönünde yasa tasarısı sundu.
Bill Clinton ve George W. Bush dönemlerinde Orta Doğu'da barış sürecinin ilk adımlarını atan ABD’li diplomat Dennis Ross ise BAE'ye yönelik son saldırıların ABD'nin eylemin ötesinde zemin hazırlamasını gerektirdiğini ifade etti. Aynı zamanda İranlıların yokluğunda böyle bir saldırının mümkün olamayacağına da dikkat çekti.
ABD merkezli The Hill web sitesinde yayınlanan bir makaledeki açıklamalarında Ross, Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) Husileri baskı altına alarak İran'ın Husilere silah ihraç etmesini engelleyecek bir karar almaya çağırdı. Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekti.

Husilerin İran ile bağı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD’li diplomat, Husilerin İran'a tabi oluşu tartışma konusu varsayılsa dahi Kudüs Gücü ve Hizbullah'ın Husilere füze ve insansız hava araçları (İHA) sağladığı ve İHA üretimi için eğitim verdiği gerçeğine değindi. Zirâ başkent Riyad dahil olmak üzere Suudi Arabistan’da sivil hedefleri ve ülke genelindeki petrol tesislerini hedeflemeleri göz önüne alındığında İran’ın Husileri Suudi Arabistan üzerinde bir baskı aracı olarak gördüğünü ifade etti.
“İran, bu çatışmayı sınırlamak değil de körüklemek için elinden geleni yapıyor” ifadelerine başvuran Ross, bunun Husilerin geçtiğimiz hafta BAE’ye yönelik saldırılarından da anlaşıldığını ifade etti. Husilerin birçoğu BAE savunma sistemleri tarafından ele geçirilen füze ve İHA’ları Abu Dabi'deki bir sanayi bölgesini hasara uğratmış, havaalanındaki bir şantiyenin de etkilenmesiyle 3 sivil hayatını kaybetmiş, 6 kişi yaralanmıştı.
ABD’li diplomat, İran nükleer programıyla ilgili Viyana’da yürütülen müzakerelerin sonucu ne olursa olsun Husilerin düzenlediği saldırıların Washington'un İran'ın Orta Doğu'daki davranışlarıyla mücadele etmesini zorunlu kıldığına inandığını söyledi. Aynı zamanda Tahran'da rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney başta olmak üzere rejim liderlerinin füze programlarını veya bölgedeki faaliyetlerini müzakere etmeyecekleri konusundaki ısrarlarına atıfta bulundu.
Ancak Ross, bugün bölgede Barack Obama yönetimi ve Avrupalı ​​müttefiklerinin İran ile nükleer anlaşmaya vardığı 2015 gerçeğinden farklı olarak değişen koşulların kaydedildiğini söylüyor. Aynı zamanda anlaşma taraflarının İran'ı bölgedeki eylemlerinden sorumlu tutma yönünde endişelerinin olduğunu, bu nedenle anlaşmayı uygulamaktan cayabileceklerini de ekliyor.
Nitekim Ross, bugün ABD’nin geçmişten ders alarak İranlıların Husiler ile ilgili olanlardan başlayarak faaliyetlerinin bedelini ödemesini sağlaması gerektiğini vurguladı. Husilerin ise düzenledikleri saldırıların bedelini ödeyeceklerini, izole hale geldiklerini ve Washington'un saldırı altındaki ülkelerin savunmasını güçlendirmek için çalışacağını bilmeleri gerektiğine değindi.
Aslında Husi milisleri açıkça destekleyen Tahran, Husiler tarafından kullanılan füzeler ve diğer silahların kalıntılarından İran yapımı oldukları anlaşıldığı halde, Husi milislere silah tedarik etmediğini öne sürüyor.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Independent Arabia’nın Husilerin yeniden terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ilişkin sorularına verdiği yanıtta “ABD, Yemen'deki insani durumu iyileştirme yönündeki kararlılığını sürdürüyor. Husiler insani sonuçları hesaba katmak zorunda kalacak” ifadelerine başvurdu.

Dengeyi yeniden sağlama yönündeki adımlar
Ross, Biden yönetiminin Husilerin gerilimi körükleyişi ile başa çıkma yönünde atacağı beş adım olduğunu öne sürüyor. İlkinin BMGK’ya Husi saldırılarını kınayan ve daha fazlası durumunda yaptırım uygulanmasını öngören bir karar sunmaktan geçtiğini söyleyen Ross, Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekiyor.
BAE’ye istihbarat sağlayarak füze saldırıları öncesinde onları uyarmanın ikinci adımı teşkil ettiğini belirten Ross, ABD’nin bunu yapmaya muktedir olduğunu vurguluyor.
Biden yönetimi ilk haftalarında Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’na askeri desteği askıya almış olsa da Riyad ve Abu Dabi ile savunma işbirliğini hiç duraksatmadı.
Pentagon'un son açıklamalarında belirtildiğine göre ABD savunma sistemleri Pazartesi günü BAE'deki ABD üssünü hedef alan Husi füzelerini durdurmayı başardı.
Washington'a BAE’deki hava ve füze savunma sistemlerinin modernizasyonunu hızlandırması çağrısında bulunan Ross, Körfez ülkesi yetkililerinin bir süredir böyle bir destek aradığını ancak Biden yönetiminin yavaş yanıt verdiğine dikkat çekti.
Dördüncü olarak vereceği yanıtların etkinliğini artırma yönünde BAE’nin hassas güdümlü mühimmat ile desteklenmesi ve sivil kayıplara neden olma olasılığının azaltılması gerektiğini de ekledi. Aynı zamanda “ABD bunu biliyor, açıklaması gerekiyor” ifadelerine başvurdu.
Diplomat Ross aynı zamanda ABD yönetimini saldırılara yanıt verme sürecini simüle etmek için BAE ve bölgedeki diğer ülkelerle ikili askeri tatbikatlara katılmaya çağırdı.
ABD yönetiminin kendi vatandaşları dahil olmak üzere çok sayıda sivil can kaybına yol açabilecek herhangi bir saldırıya yanıt olarak müttefiklerinin yanında olacağını göstermesinin önemli olduğunu vurgulayan Ross, “ABD’nin bu yöndeki taahhüdünü görmesi gereken yalnızca arkadaşlarımız değil. ABD’ye ve onun uluslararası bir düzeni şekillendirme arzusuna meydan okumaya kararlı görünenler de var” dedi.
Orta Doğu'daki çatışmaları yakından takip eden Ross, Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Ali Hamaney’in ABD'nin gerilimi kırma stratejisi hakkındaki varsayımlarına karşı çıkmak gerektiğini, zirâ Washington'ın bu ülkelerin attığı adımların yol açtığı risklere karşı daha hazırlıklı hale geldiğini söyledi.

Husiler gerilimi artırırken bunlara yanıt verme yönündeki adımlar
BAE Savunma Bakanlığı, Husilerin Pazartesi günü Yemen’den fırlattığı iki balistik füzeye herhangi bir can kaybı yaşanmadan karşı konularak imha edildiğini duyurdu.
“İmha edilen balistik füze kalıntıları, BAE çevresindeki ayrı alanlara düştü” ifadelerine başvuran Bakanlık, herhangi bir saldırıya karşı gerekli koruma önlemlerini aldığını teyit etti.
Söz konusu saldırı, geçen hafta başkent Abu Dabi'de bir yakıt deposunu hedef alan, 3 kişinin ölümüne ve Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’nda yangın çıkmasına neden olan saldırının ardından BAE topraklarına yapılan ikincisi sayılıyor.
Husi grubu üstlendiği bu saldırıyı İHA ve balistik füzeler ile gerçekleştirdiğini belirtmiş, BAE ise bu bilgileri doğrulamıştı.
Söz konusu saldırıların uluslararası çapta kınanması ardından, Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Arap Koalisyonu ise Sana ve Saada'da Husileri hedef aldı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, “Husilerin başkent Sana ve diğer bölgelerdeki mevkileri ve üslerine çeşitli hava saldırıları düzenlendi” ifadelerine başvuruldu. Haber ajanslarına konuşan yerel sakinler ise bu saldırıları ‘2019'dan beri düzenlenen en şiddetli’ saldırılar şeklinde niteledi.
BAE 2019'da Yemen'deki varlığını önemli ölçüde azaltmış, ancak Abu Dabi destekli Yemen kuvvetleri yakın zamanda Yemen'in petrol üreten Şebva ve Marib bölgelerinde Husilere karşı yürütülen savaşlara dahil olmuştu.



Medine Bölge Emiri, Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katıldı

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
TT

Medine Bölge Emiri, Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katıldı

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz
Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz

Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, hacı adayları ve umre ziyaretçilerine hizmet etmenin hiçbir zaman geçici bir sorumluluk olmadığını, aksine ülkenin Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud tarafından birleştirilmesinden bu yana benimsediği köklü bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Prens Selman bin Sultan, Suudi Arabistan’ın bugün de tüm imkânlarını Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi başta olmak üzere kutsal mekânlara ve ziyaretçilere hizmet için seferber etmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Bu açıklamalar, Prens Selman bin Sultan’ın, 30 Mart-1 Nisan 2026 tarihleri arasında Kral Selman Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen Umre ve Ziyaret Forumu’nun açılış törenine katılımı sırasında yapıldı. Foruma, Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Tevfik er-Rabia da iştirak etti. Etkinlik, bakanlık ile Hac Ziyaretçilerine Hizmet Programı iş birliğinde organize edildi.

Prens Selman bin Sultan, forumun Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde kutsal mekân ziyaretçilerine sunulan hizmetlerin geliştirilmesine yönelik süregelen çabaların bir uzantısı olduğunu belirtti.

Prens Selman bin Sultan ayrıca, umre ve ziyaret deneyiminin yalnızca ibadetle sınırlı olmadığını, bunun aynı zamanda İslam dininin kökleriyle ve bu topraklardan doğan medeniyetle bağlantılı kapsamlı bir yolculuk olduğunu ifade etti. Bu çerçevede hizmetlerin geliştirilmesi, kalite standartlarının yükseltilmesi ve ziyaretçi deneyiminin zenginleştirilmesi için projeler, etkili iş birlikleri ve başta yapay zekâ olmak üzere ileri teknolojilerin kullanıldığını kaydetti.

Forumun, uzmanları, yatırımcıları ve sektör temsilcilerini bir araya getiren küresel bir platform olarak önem kazandığını belirten Prens Selman bin Sultan, etkinliğin umre ve ziyaret sektörünün geleceğine yönelik fırsatların değerlendirilmesine katkı sağladığını ve Vizyon 2030 hedeflerine hizmet ettiğini söyledi.

sdcde

Prens Selman bin Sultan, umre ve ziyaret hizmetlerindeki hızlı gelişimin, Suudi Arabistan’ın dini ve insani sorumluluklarına olan bağlılığını yansıttığını, ziyaretçi deneyiminin kalite ve organizasyon açısından örnek teşkil etmeye devam ettiğini ifade etti.

Prens Selman bin Sultan, Hac ve Umre Bakanı ile bakanlık çalışanlarına ve katkı sunan tüm kurumlara teşekkür ederek, bu önemli sektörün geliştirilmesine yönelik çabaların sürmesini temenni etti.

Açılış kapsamında düzenlenen sergiyi de gezen Prens Selman bin Sultan, ‘Her Durakta Anlatılan Bir Tarih’ temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, kamu kurumları, hizmet sağlayıcı şirketler ve sivil toplum kuruluşlarından 150 katılımcının yer aldığı stantları inceledi.

sdvd

Açılış töreninde konuşan Hac ve Umre Bakanı Tevfik er-Rabia, Suudi yönetiminin kutsal mekânlara ve ziyaretçilere büyük önem verdiğini belirterek, liderliğin desteğiyle yurt dışından gelen umreci sayısının 2022-2025 yılları arasında yüzde 214 artarak 18 milyonu aştığını, memnuniyet oranının ise 2025 yılında yüzde 94’e ulaştığını açıkladı.

Er-Rabia ayrıca, Mescid-i Nebevi’de Ravza-i Mutahhara ziyaret kapasitesinin iki katına çıkarıldığını ve geçen yıl ziyaretçi sayısının 15,6 milyonu geçtiğini, geliştirilen tarihî ve kültürel alanların sayısının ise 87’ye yükseldiğini bildirdi.

Er-Rabia, dijital dönüşüm alanında Nusuk uygulamasının dünya genelinde 51 milyondan fazla kullanıcıya ulaştığını açıkladı. Er-Rabia ayrıca, küresel seyahat platformlarıyla hayata geçirilen iş birliklerinin, umre ziyaretçilerinin seyahat planlamasını kolaylaştırdığını ve seçeneklerini genişlettiğini belirtti.

Bölgedeki gelişmelere değinen er-Rabia, hac ve umre hizmet sisteminin acil durumlara karşı yüksek hazırlık seviyesini ortaya koyduğunu ifade ederek, bakanlığın Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi ve ilgili kurumlarla koordinasyon içinde özel bir operasyon odası aracılığıyla tüm zorlukları çözdüğünü ve ziyaretçilere kesintisiz hizmet sunarak güvenlik ve konforlarını sağladığını söyledi.

ewfer

Program kapsamında katılımcılar, forum hakkında hazırlanan ve dünyanın dört bir yanından Müslümanların kutsal topraklara gerçekleştirdiği manevi yolculuğu ele alan bir tanıtım filmi izledi. Görsel sunumda, umre ve ziyaret sisteminin bu deneyimi geliştirmedeki rolü vurgulandı.

Etkinlikte ayrıca, Kral Faysal Araştırma ve İslam Çalışmaları Merkezi Genel Sekreter Vekili Turki bin Muhammed eş-Şuvayir bir konuşma yaparak, Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a bilimsel ve kültürel projelere sağladıkları destek dolayısıyla teşekkür etti.

Eş-Şuvayir ayrıca, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı’nın Danışmanı ve Kral Abdulaziz Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Faysal bin Selman bin Abdulaziz Al Suud’a, Kral Abdulaziz Vakfı projelerine verdiği sürekli destek ve yönlendirmeler için teşekkür etti.

Tören kapsamında Prens Selman bin Sultan, Kral Abdulaziz Vakfı tarafından yürütülen ‘Peygamber Efendimizin Sîretinin Tarihî Atlası’ adlı bilimsel projenin açılışını gerçekleştirdi. Projenin, siyer tarihini en ileri teknolojilerle belgelemesi hedefleniyor.

Programın devamında katılımcılar, atlas projesine ilişkin bir tanıtım filmi izledi. Ardından Umre ve Ziyaret Forumu’nun gelişimini ve etkisini ele alan bir başka film gösterimi yapılarak, umre ziyaretçilerinin deneyimini iyileştirmeye yönelik yürütülen çalışmalar öne çıkarıldı.

Program kapsamında, Al Rajhi Destek Hizmetleri Şirketi CEO’su Bender bin Abdullah Al Rajhi, resmi sponsor adına bir konuşma yaptı. Al Rajhi, hacı adaylarına sunulan hizmetlere gösterilen büyük özenin, Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud tarafından başlatılan köklü yaklaşımın devamı olduğunu vurguladı. Bu anlayışın, Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman döneminde de sürdüğünü belirten Al Rajhi, Vizyon 2030’un bu mirası kurumsal bir yapıya dönüştürdüğünü ifade etti. Ayrıca Medine Bölge Emiri Prens Selman bin Sultan’a, şehre ve ziyaretçilerine gösterdiği ilgi ve destekten dolayı teşekkür etti.

fdbgb

Törende ayrıca Prens Selman bin Sultan, Rua Al Madinah Holding Company tarafından yürütülen ‘Rua Al Madinah Projesi’ kapsamında mahalle, cadde ve sokak isimlendirme projesinin lansmanını gerçekleştirdi. Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) bünyesindeki şirket tarafından hayata geçirilen projenin, tarihî olarak belgelenmiş isimlere dayanarak kültürel değerleri yansıtması ve Mescid-i Nebevi çevresinde modern bir kentsel deneyim sunarken şehir kimliği ve mirasını koruması hedefleniyor.

Projeye ilişkin sunumda, Medine’nin tarihinden ilham alınarak belirlenen isimlerin, geçmişte bölgede yaşamış kabilelerle bağlantılı dört ana bölgeyi kapsadığı belirtildi. Bu bölgelerin; Beni Abdul Eşhel, Beni Muaviye, Beni Zafer ve Beni Mazen olarak adlandırıldığı, ayrıca dokuz mahalle ve 40 cadde ile sokağın planlama kapsamında yer aldığı ifade edildi.

Programda ayrıca Prens Selman bin Sultan, Hac ve Umre Bakanlığı ile sektörle ilgili çeşitli kurumlar arasında imzalanan anlaşma ve mutabakat zabıtlarına tanıklık etti. Törende, sektörde öne çıkan kurumlara verilen Umre ve Ziyaret Forumu ödülleri ile umre şirketleri ve yurt dışı acentelere yönelik ödüller de sahiplerine takdim edildi.

Törenin sonunda Prens Selman bin Sultan, forumun başarısına katkı sağlayan paydaş kurum ve kuruluşları onurlandırarak, etkinliğin hac ve umre sektörünün geleceğini şekillendiren küresel bir platform olarak rolünü güçlendirdiğini vurguladı.


Suudi Arabistan: Riyad’a fırlatılan 7 füze imha edildi... 10 insansız hava aracı düşürüldü

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan: Riyad’a fırlatılan 7 füze imha edildi... 10 insansız hava aracı düşürüldü

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)
Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, çeşitli tehditlere karşı koymaya ve hava sahası ile hayati öneme sahip tesisleri korumaya hazır olduklarını bildirdi. (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi savunma sistemleri bugün Riyad ve Doğu Bölgesi’ni hedef alan bir dizi saldırıyı önledi. Saldırılar balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) ile gerçekleştirildi. Sivil savunma yetkilileri, el-Harc bölgesinde düşen füze parçaları nedeniyle iki kişinin hafif şekilde yaralandığını ve sınırlı maddi hasar oluştuğunu açıkladı.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki, günün erken saatlerinde Riyad bölgesine yönlendirilen dört balistik füzenin imha edildiğini duyurdu. Kısa süre sonra üç balistik füze daha engellendi ve böylece toplam yedi füze etkisiz hale getirilmiş oldu.

Maliki ayrıca, Doğu Bölgesi’ne yönelik bir balistik füzenin de imha edildiğini bildirdi.

Maliki, hava savunma birliklerinin son saatlerde 10 İHA’yı da başarıyla düşürdüğünü ve hava saldırılarına karşı kesintisiz müdahalenin sürdüğünü belirtti.

Maliki, el-Harc bölgesinde imha edilen bir İHA’nın parçalarının bir yerleşim bölgesine düştüğünü açıkladı. Olayda üç ev ve bazı araçlar zarar görürken, iki kişi hafif şekilde yaralandı; yaralılardan biri gerekli tıbbi müdahalenin ardından hastaneden taburcu edildi. Maddi zarar sınırlı olarak kaydedildi.

Savunma Bakanlığı daha önce, aynı bölgede düşen İHA parçalarının altı evde sınırlı maddi hasara yol açtığını, ancak herhangi bir yaralanma olmadığını duyurmuştu.

Yetkililer, tüm olaylara standart prosedürler doğrultusunda müdahale edildiğini ve Suudi savunma sistemlerinin hava sahasını ve kritik altyapıyı korumak için her türlü tehdide karşı hazır durumda olduğunu vurguladı.


Arap ve İslam dünyası İsrail'in Kudüs'teki ibadet özgürlüğüne getirdiği kısıtlamaları reddetti

Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
TT

Arap ve İslam dünyası İsrail'in Kudüs'teki ibadet özgürlüğüne getirdiği kısıtlamaları reddetti

Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)
Kudüs'teki Mescid-i Aksa ve Kubbetü'l-Sahrâ'nın avlusu (AFP)

Arap ve İslam ülkeleri dün, İsrail'in işgal altındaki Kudüs'te Müslüman ve Hıristiyanların ibadet özgürlüğüne uyguladığı sürekli kısıtlamaları en sert ifadelerle reddettiler. Bu kısıtlamalar arasında Müslüman ibadetçilerin el-Aksa Camii'ne erişiminin engellenmesi ve Kudüs'teki Latin Patriği ile Kutsal Topraklar Muhafızı'nın Palmiye Pazarı ayinini kutlamak üzere Diriliş Kilisesi'ne girmesinin engellenmesi de yer alıyor.

Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Pakistan, Endonezya, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, yaptıkları açıklamada, Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarda mevcut tarihi ve hukuki durumu değiştirmeye yönelik İsrail'in her türlü girişimini kınadıklarını ve reddettiklerini yinelediler.

Bakanlar, İsrail’in devam eden uygulamalarının, uluslararası insani hukuk da dahil olmak üzere uluslararası hukuka açık bir ihlal teşkil ettiğini, mevcut tarihsel ve hukuki durumu ihlal ettiğini ve ibadet yerlerine erişim konusundaki sınırsız hakkı ihlal ettiğini vurguladılar. Bakanlar, Kudüs'teki Müslümanlara ve Hıristiyanlara yönelik İsrail'in yasadışı ve kısıtlayıcı önlemlerini, Hıristiyanların dini ibadetlerini yerine getirmek üzere Diriliş Kilisesi'ne serbestçe erişiminin engellenmesi de dahil olmak üzere, kesin bir şekilde reddettiklerini vurguladılar.

Bakanlar, Kudüs'teki mevcut tarihi ve hukuki durumu ve buradaki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlarına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladılar; işgalci güç olarak İsrail'in işgal altındaki Kudüs üzerinde egemenliği olmadığını yeniden teyit ettiler ve Kudüs'teki ibadet yerlerine ulaşan inananların önünü tıkayan tüm önlemlerin durdurulması gerektiğini ifade ettiler.

Bakanlar, İsrail’in Ramazan ayı da dahil olmak üzere 30 gün boyunca el-Aksa Camii’nin kapılarını ibadet edenlere kapatmasını ve ibadet özgürlüğüne kısıtlamalar getirmesini bir kez daha kınadılar. Bu durum, uluslararası hukuka, mevcut tarihsel ve hukuki duruma ve işgalci güç olarak İsrail’in yükümlülüklerine yönelik ciddi bir ihlal teşkil etmektedir. Bakanlar, bu gerilimi artırma eğilimli adımların bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehlikelerine karşı uyarıda bulundular. Ayrıca, 144 dönümlük alanın tamamıyla kutsal el-Aksa Camii'nin münhasıran Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu ve Ürdün Vakıflar ve İslami Kutsal Yerler Bakanlığı'na bağlı Kudüs Vakıfları ve el-Aksa Camii İşleri İdaresi'nin, Kudüs'teki kutsal alanın işlerini yönetme ve buraya girişi düzenleme konusunda münhasır yetkiye sahip yasal makam olduğunu vurguladılar.

Bakanlar, işgalci güç olarak İsrail’i, el-Aksa Camii’nin kapılarını kapatmayı derhal durdurmaya, Kudüs’ün Eski Şehir’ine erişim üzerindeki kısıtlamaları kaldırmaya ve Müslüman ibadetçilerin oraya ulaşmasını engellemekten kaçınmaya çağırdı. Ayrıca, uluslararası toplumu, İsrail'i Kudüs'teki İslami ve Hristiyan kutsal mekanlara yönelik sürekli ihlallerini ve yasadışı uygulamalarını durdurmaya ve bu kutsal mekanların dokunulmazlığını ihlal etmemesini zorunlu kılacak kararlı bir tutum sergilemeye çağırdılar.