ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

ABD’li diplomat Dennis Ross, yeniden denge kurma yönünde Biden yönetimi için beş adım belirledi

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
TT

ABD, Körfez’in Husilerle mücadelesinde hangi adımları atmalı?

Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)
Sana'daki kapalı ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolarda silahlı bir Husi (AFP)

İsa Nehari
İran destekli Husilerin Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi'yi bir hafta içinde ikinci kez hedef alması dolayısıyla Körfez ülkeleri, Husilerin ABD terör listesine yeniden alınması taleplerini yeniledi. Birkaç gün öncesinde ise Başkan Joe Biden, yönetiminin bu konu üzerine durduğunu doğrulamıştı.
BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, Husilere mali ve silah akışının durdurulması çağrısında bulunurken Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise Husilerin yeniden terör listesine dahil edilmesi ve liderlerinin yaptırımlara tâbi tutulması yönünde yasa tasarısı sundu.
Bill Clinton ve George W. Bush dönemlerinde Orta Doğu'da barış sürecinin ilk adımlarını atan ABD’li diplomat Dennis Ross ise BAE'ye yönelik son saldırıların ABD'nin eylemin ötesinde zemin hazırlamasını gerektirdiğini ifade etti. Aynı zamanda İranlıların yokluğunda böyle bir saldırının mümkün olamayacağına da dikkat çekti.
ABD merkezli The Hill web sitesinde yayınlanan bir makaledeki açıklamalarında Ross, Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) Husileri baskı altına alarak İran'ın Husilere silah ihraç etmesini engelleyecek bir karar almaya çağırdı. Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekti.

Husilerin İran ile bağı
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD’li diplomat, Husilerin İran'a tabi oluşu tartışma konusu varsayılsa dahi Kudüs Gücü ve Hizbullah'ın Husilere füze ve insansız hava araçları (İHA) sağladığı ve İHA üretimi için eğitim verdiği gerçeğine değindi. Zirâ başkent Riyad dahil olmak üzere Suudi Arabistan’da sivil hedefleri ve ülke genelindeki petrol tesislerini hedeflemeleri göz önüne alındığında İran’ın Husileri Suudi Arabistan üzerinde bir baskı aracı olarak gördüğünü ifade etti.
“İran, bu çatışmayı sınırlamak değil de körüklemek için elinden geleni yapıyor” ifadelerine başvuran Ross, bunun Husilerin geçtiğimiz hafta BAE’ye yönelik saldırılarından da anlaşıldığını ifade etti. Husilerin birçoğu BAE savunma sistemleri tarafından ele geçirilen füze ve İHA’ları Abu Dabi'deki bir sanayi bölgesini hasara uğratmış, havaalanındaki bir şantiyenin de etkilenmesiyle 3 sivil hayatını kaybetmiş, 6 kişi yaralanmıştı.
ABD’li diplomat, İran nükleer programıyla ilgili Viyana’da yürütülen müzakerelerin sonucu ne olursa olsun Husilerin düzenlediği saldırıların Washington'un İran'ın Orta Doğu'daki davranışlarıyla mücadele etmesini zorunlu kıldığına inandığını söyledi. Aynı zamanda Tahran'da rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney başta olmak üzere rejim liderlerinin füze programlarını veya bölgedeki faaliyetlerini müzakere etmeyecekleri konusundaki ısrarlarına atıfta bulundu.
Ancak Ross, bugün bölgede Barack Obama yönetimi ve Avrupalı ​​müttefiklerinin İran ile nükleer anlaşmaya vardığı 2015 gerçeğinden farklı olarak değişen koşulların kaydedildiğini söylüyor. Aynı zamanda anlaşma taraflarının İran'ı bölgedeki eylemlerinden sorumlu tutma yönünde endişelerinin olduğunu, bu nedenle anlaşmayı uygulamaktan cayabileceklerini de ekliyor.
Nitekim Ross, bugün ABD’nin geçmişten ders alarak İranlıların Husiler ile ilgili olanlardan başlayarak faaliyetlerinin bedelini ödemesini sağlaması gerektiğini vurguladı. Husilerin ise düzenledikleri saldırıların bedelini ödeyeceklerini, izole hale geldiklerini ve Washington'un saldırı altındaki ülkelerin savunmasını güçlendirmek için çalışacağını bilmeleri gerektiğine değindi.
Aslında Husi milisleri açıkça destekleyen Tahran, Husiler tarafından kullanılan füzeler ve diğer silahların kalıntılarından İran yapımı oldukları anlaşıldığı halde, Husi milislere silah tedarik etmediğini öne sürüyor.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Independent Arabia’nın Husilerin yeniden terör örgütü olarak sınıflandırılmasına ilişkin sorularına verdiği yanıtta “ABD, Yemen'deki insani durumu iyileştirme yönündeki kararlılığını sürdürüyor. Husiler insani sonuçları hesaba katmak zorunda kalacak” ifadelerine başvurdu.

Dengeyi yeniden sağlama yönündeki adımlar
Ross, Biden yönetiminin Husilerin gerilimi körükleyişi ile başa çıkma yönünde atacağı beş adım olduğunu öne sürüyor. İlkinin BMGK’ya Husi saldırılarını kınayan ve daha fazlası durumunda yaptırım uygulanmasını öngören bir karar sunmaktan geçtiğini söyleyen Ross, Abu Dabi ile ilişkileri göz önüne alındığında Rusya ve Çin'in veto haklarını kullanmayacaklarına da dikkat çekiyor.
BAE’ye istihbarat sağlayarak füze saldırıları öncesinde onları uyarmanın ikinci adımı teşkil ettiğini belirten Ross, ABD’nin bunu yapmaya muktedir olduğunu vurguluyor.
Biden yönetimi ilk haftalarında Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’na askeri desteği askıya almış olsa da Riyad ve Abu Dabi ile savunma işbirliğini hiç duraksatmadı.
Pentagon'un son açıklamalarında belirtildiğine göre ABD savunma sistemleri Pazartesi günü BAE'deki ABD üssünü hedef alan Husi füzelerini durdurmayı başardı.
Washington'a BAE’deki hava ve füze savunma sistemlerinin modernizasyonunu hızlandırması çağrısında bulunan Ross, Körfez ülkesi yetkililerinin bir süredir böyle bir destek aradığını ancak Biden yönetiminin yavaş yanıt verdiğine dikkat çekti.
Dördüncü olarak vereceği yanıtların etkinliğini artırma yönünde BAE’nin hassas güdümlü mühimmat ile desteklenmesi ve sivil kayıplara neden olma olasılığının azaltılması gerektiğini de ekledi. Aynı zamanda “ABD bunu biliyor, açıklaması gerekiyor” ifadelerine başvurdu.
Diplomat Ross aynı zamanda ABD yönetimini saldırılara yanıt verme sürecini simüle etmek için BAE ve bölgedeki diğer ülkelerle ikili askeri tatbikatlara katılmaya çağırdı.
ABD yönetiminin kendi vatandaşları dahil olmak üzere çok sayıda sivil can kaybına yol açabilecek herhangi bir saldırıya yanıt olarak müttefiklerinin yanında olacağını göstermesinin önemli olduğunu vurgulayan Ross, “ABD’nin bu yöndeki taahhüdünü görmesi gereken yalnızca arkadaşlarımız değil. ABD’ye ve onun uluslararası bir düzeni şekillendirme arzusuna meydan okumaya kararlı görünenler de var” dedi.
Orta Doğu'daki çatışmaları yakından takip eden Ross, Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Ali Hamaney’in ABD'nin gerilimi kırma stratejisi hakkındaki varsayımlarına karşı çıkmak gerektiğini, zirâ Washington'ın bu ülkelerin attığı adımların yol açtığı risklere karşı daha hazırlıklı hale geldiğini söyledi.

Husiler gerilimi artırırken bunlara yanıt verme yönündeki adımlar
BAE Savunma Bakanlığı, Husilerin Pazartesi günü Yemen’den fırlattığı iki balistik füzeye herhangi bir can kaybı yaşanmadan karşı konularak imha edildiğini duyurdu.
“İmha edilen balistik füze kalıntıları, BAE çevresindeki ayrı alanlara düştü” ifadelerine başvuran Bakanlık, herhangi bir saldırıya karşı gerekli koruma önlemlerini aldığını teyit etti.
Söz konusu saldırı, geçen hafta başkent Abu Dabi'de bir yakıt deposunu hedef alan, 3 kişinin ölümüne ve Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’nda yangın çıkmasına neden olan saldırının ardından BAE topraklarına yapılan ikincisi sayılıyor.
Husi grubu üstlendiği bu saldırıyı İHA ve balistik füzeler ile gerçekleştirdiğini belirtmiş, BAE ise bu bilgileri doğrulamıştı.
Söz konusu saldırıların uluslararası çapta kınanması ardından, Yemen'deki meşruiyeti destekleyen Arap Koalisyonu ise Sana ve Saada'da Husileri hedef aldı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, “Husilerin başkent Sana ve diğer bölgelerdeki mevkileri ve üslerine çeşitli hava saldırıları düzenlendi” ifadelerine başvuruldu. Haber ajanslarına konuşan yerel sakinler ise bu saldırıları ‘2019'dan beri düzenlenen en şiddetli’ saldırılar şeklinde niteledi.
BAE 2019'da Yemen'deki varlığını önemli ölçüde azaltmış, ancak Abu Dabi destekli Yemen kuvvetleri yakın zamanda Yemen'in petrol üreten Şebva ve Marib bölgelerinde Husilere karşı yürütülen savaşlara dahil olmuştu.



Kuveyt’te sızmaya çalışan 4 İran Devrim Muhafızları mensubu yakalandı... İran büyükelçisi Bakanlığa çağrıldı

Kuveyt Şehri’nden genel görünüm (Reuters)
Kuveyt Şehri’nden genel görünüm (Reuters)
TT

Kuveyt’te sızmaya çalışan 4 İran Devrim Muhafızları mensubu yakalandı... İran büyükelçisi Bakanlığa çağrıldı

Kuveyt Şehri’nden genel görünüm (Reuters)
Kuveyt Şehri’nden genel görünüm (Reuters)

Kuveyt, Salı günü yaptığı açıklamada, ülkeye deniz yoluyla girmeye çalışan İran Devrim Muhafızları mensubu 4 kişinin yakalandığını ve bu “düşmanca eylem” nedeniyle İran’ın Kuveyt Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını duyurdu.

Kuveyt İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Kuveyt topraklarına sızan grubun, sorguları sırasında İran Devrim Muhafızları mensubu olduklarını ve mevcut ayın 1 Mayıs Cuma günü Bubiyan Adası’na sızmakla görevlendirildiklerini itiraf ettikleri” belirtildi. Açıklamada, grubun özellikle düşmanca eylemler gerçekleştirmek amacıyla kiralanan bir balıkçı teknesiyle ülkeye giriş yapmaya çalıştığı ifade edildi.

Bakanlık, gözaltına alınan kişilerin Deniz Albay Emir Hüseyin Abdülmuhammed Zirai, Deniz Albay Abdüssamed Yedallah Kanavati, Deniz Yüzbaşı Ahmed Cemşid Gulam Rıza Zülfikari ve Kara Üsteğmen Muhammed Hüseyin Sohrab Furugi Rad olduğunu açıkladı.

Ayrıca sızmacıların Kuveyt Silahlı Kuvvetleri ile çatışmaya girdiği, bu sırada görev başındaki bir askerin yaralandığı belirtildi. Olay sırasında Deniz Yüzbaşı Mansur Gamberi ile tekne kaptanı Abdülali Kazım Siyamari’nin kaçmayı başardığı kaydedildi.

İçişleri Bakanlığı, olayla ilgili gerekli tüm yasal işlemlerin başlatıldığını bildirirken, bakanlığın tüm birimlerinin ve personelinin, ilgili güvenlik kurumları ile Kuveyt Silahlı Kuvvetleri koordinasyonunda, ülkenin güvenlik ve istikrarını hedef alan her türlü plan ve düşmanca girişime karşı hazır durumda olduğunu vurguladı.

Kuveyt Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kurmay Albay Suud el-Atvan, 3 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, silahlı kuvvetlerin Kuveyt kara sularında bir deniz sızma girişimini engellediğini, ülkeye yasa dışı yollarla denizden girmeye çalışan 4 kişinin yakalanarak ilgili makamlara teslim edildiğini duyurmuştu.

Düşmanca eylemlere sert kınama

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, silahlı grubun gerçekleştirdiği eylemi sert şekilde kınadığını belirterek, İran’dan bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden, gerilimi düşürmeye yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları baltalayan yasa dışı düşmanca faaliyetlerine derhâl ve koşulsuz olarak son vermesini talep etti.

Bakanlık açıklamasında, Kuveyt’in tarihsel olarak iyi komşuluk ilkelerine bağlı kaldığı ve toprakları ile hava sahasının herhangi bir ülkeye karşı saldırı amacıyla kullanılmasını reddettiği vurgulandı.

cfdgfrbgfr
Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad el-Meşan, İran’ın Kuveyt Büyükelçisi Muhammed Tutunci’ye protesto notası teslim etti (KUNA)

Açıklamada ayrıca İran’ın eylemlerinin, Kuveyt’in egemenliğine yönelik açık bir ihlal, uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın ciddi biçimde çiğnenmesi anlamına geldiği ifade edildi. Bunun aynı zamanda 2026 tarihli 2817 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına da meydan okuma niteliği taşıdığı belirtildi.

Dışişleri Bakanlığı, söz konusu düşmanca eylemlerden İran’ı tamamen sorumlu tuttuğunu bildirirken, Kuveyt’in Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi çerçevesinde meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, halkını ve ülkede yaşayan yabancıları korumak amacıyla uluslararası hukuka uygun her türlü tedbiri alma hakkına sahip olduğunu kaydetti.

İran büyükelçisi Dışişleri’ne çağrıldı

Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad el-Meşan, Salı günü İran’ın Kuveyt Büyükelçisi Muhammed Tutunci ile görüştü. Büyükelçiye, söz konusu sızma girişimine ilişkin resmi protesto notası teslim edildi.

El-Meşan görüşmede, Kuveyt’in bu düşmanca eylemi sert şekilde kınadığını yineleyerek, İran’dan bu tür faaliyetleri derhâl ve koşulsuz biçimde durdurmasını talep etti. Ayrıca İran’ın, Kuveyt’in egemenliğine yönelik açık ihlal, uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Şartı ve 2026 tarihli 2817 sayılı Güvenlik Konseyi kararının ciddi ihlali anlamına gelen bu olaydan tamamen sorumlu olduğunu vurguladı.

Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı, ülkesinin Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi doğrultusunda meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliği ile halkının güvenliğini korumak adına gerekli gördüğü her türlü önlemi alma hakkına sahip olduğunu da sözlerine ekledi.


Suudi Arabistan, Körfez ülkelerine desteğini yineledi

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Salı günü Cidde’de gerçekleştirilen Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken (SPA)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Salı günü Cidde’de gerçekleştirilen Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken (SPA)
TT

Suudi Arabistan, Körfez ülkelerine desteğini yineledi

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Salı günü Cidde’de gerçekleştirilen Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken (SPA)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Salı günü Cidde’de gerçekleştirilen Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu oturumuna başkanlık ederken (SPA)

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, bölgedeki gelişmeleri ve yaşanan olayları değerlendirdiği toplantıda, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’in kara toprakları ile karasularına yönelik “hain saldırıları” kınayarak Körfez ülkelerinin yanında olduğunu ve güvenlik ile istikrarlarını korumak amacıyla aldıkları önlemleri desteklediğini yineledi.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman başkanlığında Salı günü Cidde’de gerçekleştirilen oturumun başında kurul üyeleri, Moritanya Cumhurbaşkanı Muhammed Veled Şeyh el-Gazvani ile Japonya Başbakanı Sanai Takaichi tarafından gönderilen iki mektubun içeriği hakkında bilgilendirildi.

Bakanlar Kurulu ayrıca Suudi Arabistan’ın dünya ülkeleri ve uluslararası kuruluşlarla iş birliğini güçlendirmeye yönelik gelişmeleri ele aldı. Bu kapsamda, Suudi Arabistan-Türkiye Koordinasyon Konseyi’nin üçüncü toplantısında ortaya çıkan sonuçların, iki ülke arasındaki ilişkileri çeşitli alanlarda daha ileri seviyelere taşıma yönündeki ortak iradeyi yansıttığı belirtildi.

Kurul, Riyad’ın Birleşmiş Milletler’e bağlı Dijital Hükümet Merkezi’ne ev sahipliği yapacak merkez olarak seçilmesini, Suudi Arabistan’ın çok taraflı uluslararası iş birliğini destekleme, inovasyonu teşvik etme ve yapay zekâ teknolojilerini benimseme konularındaki bölgesel ve küresel liderliğinin göstergesi olarak değerlendirdi. Bunun, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir dijital bir geleceğin inşasına katkı sağlayacağı ifade edildi.

rtrgr
Muhammed bin Selman başkanlığında toplanan Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, Riyad kentinde Krallık Üniversitesi’nin kurulmasını onayladı (SPA)

Toplantıda ayrıca 2026 mali yılına ait devlet bütçesinin üç aylık performans raporu incelendi. Raporda sağlık, eğitim, sosyal kalkınma, altyapı, su ve enerji gibi ulusal önceliklerin başında gelen alanlara yönelik harcamaların sürdürülmesine olan bağlılığın devam ettiği belirtildi. Bu çerçevede vatandaşlara sunulan hizmetlerin geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması hedefinin sürdüğü vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, 2025 yılında sanayi ve madencilik sektörlerinde yaşanan kalkınma ivmesine de dikkat çekti. Yerel sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi, nitelikli yatırımların çekilmesi ve hedef sektörlerde kendine yeterliliğin artırılmasıyla üretim tabanının çeşitliliği ve sürdürülebilirliğinin desteklendiği, ayrıca ulusal ihracatın küresel pazarlardaki rekabet gücünün yükseltildiği ifade edildi.

Kurul ayrıca gündemindeki konuları değerlendirirken, Şura Meclisi’nin incelemesine katıldığı başlıkların yanı sıra Siyasi ve Güvenlik İşleri Konseyi, Ekonomik ve Kalkınma İşleri Konseyi, Bakanlar Kurulu Genel Komitesi ve Uzmanlar Heyeti tarafından sonuçlandırılan dosyaları da gözden geçirdi.

Toplantı sonunda bir dizi karar alındı. Bunlar arasında, Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Ekonomik Kalkınma Bakanlığı arasında iklim değişikliği ve düşük sera gazı emisyonlu kalkınma alanlarında iş birliğine ilişkin mutabakat zaptının onaylanması yer aldı.

Ayrıca İçişleri Bakanı veya yetkilendireceği kişinin, Umman tarafıyla bilimsel, eğitim ve araştırma faaliyetleri alanında bir mutabakat zaptı taslağı üzerinde görüşmeler yapmasına ve anlaşmayı imzalamasına yetki verildi.

Bakanlar Kurulu, Suudi Arabistan Çevre, Su ve Tarım Bakanlığı ile Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Danışma Grubu arasında tarım sektöründe sürdürülebilirlik ve inovasyonun geliştirilmesine yönelik anlaşmayı da onayladı. Bunun yanında, Ulusal Yaban Hayatı Geliştirme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı’na veya temsilcisine, Çin’deki Birinci Okyanus Bilimleri Enstitüsü ile deniz biyolojik çeşitliliğinin korunmasına yönelik mutabakat zaptı üzerinde görüşme ve imza yetkisi verildi.

ddfvd
Bakanlar Kurulu, Riyad’ın Birleşmiş Milletler’e bağlı Dijital Hükümet Merkezi olarak seçilmesini, Suudi Arabistan’ın öncü konumunun ve çok taraflı uluslararası iş birliğini desteklemedeki rolünün bir teyidi olarak değerlendirdi (SPA)

Kurul ayrıca Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı ile Tunus Sanayi, Madenler ve Enerji Bakanlığı arasında maden kaynakları alanında iş birliği mutabakatını onayladı.

Toplantıda, Suudi Arabistan Ulusal Ulaşım Güvenliği Merkezi ile diğer ülkelerdeki muadil kurumlar arasında kullanılacak örnek mutabakat zaptı modeli de kabul edildi. Ulaştırma ve Lojistik Hizmetleri Bakanı’na veya temsilcisine, ilgili ülkelerle görüşme ve anlaşma imzalama yetkisi verildi.

Bakanlar Kurulu ayrıca, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Otoritesi Başkanı’nın veya temsilcisinin Bahreyn tarafıyla veri ve yapay zekâ alanında ortak iş birliği mutabakatı konusunda görüşmeler yürütmesini ve anlaşmayı imzalamasını kararlaştırdı.

Toplantıda ayrıca Suudi Arabistan Radyo ve Televizyon Kurumu ile Katar Medya Kurumu ve Tunus Radyo-Televizyon kuruluşları arasında radyo ve televizyon alanında iş birliği mutabakatları onaylandı.

Kurul, Başsavcı veya temsilcisine de Suudi Arabistan Başsavcılığı ile Singapur Başsavcılık Ofisi arasında iş birliği mutabakatı konusunda görüşme ve imza yetkisi verdi.

Öte yandan Bakanlar Kurulu, sigorta uyuşmazlıkları ve ihlallerini inceleyen komitelerin çalışma usul ve esaslarını kabul etti; Riyad’da “Krallık Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kurulmasına onay verdi. Ayrıca Abdullah bin Abdurrahman el-Cefali ile Türki bin Muhammed bin Muammer, Suudi Sanayi Şehirleri ve Teknoloji Bölgeleri Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.

Kurul ayrıca, Nükleer ve Radyolojik Denetim Kurumu, Genel Karayolları Kurumu, Doğu Bölgesi Kalkınma Otoritesi, Kalkınma Otoritelerini Destekleme Merkezi (eski adıyla), Kral Abdullah Atom ve Yenilenebilir Enerji Şehri, Cizan Bölgesi Stratejik Gelişim Ofisi ve Ümmü’l-Kura Üniversitesi için geçmiş iki mali yıla ait kesin hesapları da onayladı.

Son olarak Bakanlar Kurulu, Riyad Bölgesi Altyapı Projeleri Merkezi, Riyad Özel Ekonomik Bölgeler Merkezi ve Prens Sattam bin Abdülaziz Üniversitesi tarafından sunulan yıllık raporlar başta olmak üzere gündemdeki çeşitli konular hakkında gerekli talimatların verilmesini kararlaştırdı.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan ‘tek koridor stratejisini’ rafa kaldırdı ve küresel enerji piyasalarını güçlendirdi

(foto altı) Yanbu Limanı (SPA)
(foto altı) Yanbu Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan ‘tek koridor stratejisini’ rafa kaldırdı ve küresel enerji piyasalarını güçlendirdi

(foto altı) Yanbu Limanı (SPA)
(foto altı) Yanbu Limanı (SPA)

Uluslararası deniz taşımacılığında yaşanan krizlerin gölgesinde, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarının kontrolden çıkmasını önleyen stratejik bir unsur olarak öne çıktı. Suudi Arabistan’daki Avrupa Ticaret Odası CEO’su Kristijonas Gedvilas, alternatif enerji koridorunun asıl değerinin, ham petrol akışını güvence altına alması ve Avrupa’daki tüketiciler ile sanayi üzerindeki enflasyon baskısını hafifletmesi olduğunu söyledi. Gedvilas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar euroyu aşan ortaklığın, Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji güvenliği açısından yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini belirtti. Bu dönüşümün, dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine dayandığını ifade etti.

Riyad yönetiminin Doğu-Batı petrol boru hattı üzerinden alternatif bir deniz koridoru sağlamasının yalnızca geçici bir kriz tedbiri olmadığını kaydeden Gedvilas, bunun Suudi Arabistan’ın küresel stratejik değerini artıran bir adım olduğunu vurguladı. Suudi Arabistan’ın aynı anda hem Arap Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesine sahip olmasının, ‘tek koridor’ riskini fiilen ortadan kaldırdığını söyleyen Gedvilas, bunun bölgesel gerilimlerin en yoğun dönemlerinde bile enerji arzının kesintisiz sürmesini sağladığını belirtti.

Avrupa üzerindeki doğrudan etkilerle ilgili değerlendirmede bulunan Gedvilas, kısa vadede söz konusu koridorun Avrupa açısından temel öneminin fiziksel arz güvenliğinden ziyade fiyat istikrarı olduğunu ifade etti. Ancak uzun vadede koridorun öneminin çok daha büyük olduğunu belirten Gedvilas, Suudi Arabistan’ın Avrupa’nın enerji dönüşüm sürecinde kilit ortak haline geldiğini söyledi. Gedvilas, “Bu koridorun Avrupa açısından önemi yalnızca ham petrol akışını güvence altına almakla sınırlı değil. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın gelecekteki Avrupa enerji sistemiyle kurduğu ilişkinin stratejik biçimde yeniden şekillenmesini temsil ediyor. NEOM ve Yanbu gibi yeni nesil çoklu enerji ihracat merkezleri de Suudi Arabistan’ı geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinin merkezine yerleştiriyor” ifadelerini kullandı.

devfevf
(foto altı) Suudi Arabistan’daki Avrupa Ticaret Odası CEO’su Kristijonas Gedvilas (X)

Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak sevkiyatlarını doğrudan İtalya ve Almanya’ya uzanan Güney Hidrojen Koridoru’na ihraç ettiğini belirten Gedvilas, bunun Avrupa’nın sanayide karbon azaltım programına doğrudan katkı sağladığını ifade etti. Suudi Arabistan ile Mısır arasındaki elektrik bağlantısının da ayrı bir boyut taşıdığını söyleyen Gedvilas, bu altyapının Avrupa elektrik şebekeleriyle entegrasyonun önünü açtığını ve Avrupa’nın düşük karbonlu, çeşitlendirilmiş enerji kaynaklarına yönelik artan talebini desteklediğini kaydetti.

Avrupa maliyetlerinin istikrarına yapısal katkılar

Gedvilas, alternatif enerji koridorunun stratejik etkisinin Avrupa açısından doğru değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Avrupa Birliği’nin (AB) petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu Körfez bölgesinden karşıladığını söyledi. Gedvilas’a göre, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek aksaklıkların oluşturduğu risk, doğrudan fiziksel arz eksikliğinden ziyade küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert yükseliş baskısı yaratmasından kaynaklanıyor.

Gedvilas, Suudi Arabistan’ın alternatif koridorunun temel değerinin ‘piyasa akışının sürekliliğini’ güvence altına almak olduğunu ifade etti. Bu durumun, dolaylı ancak somut biçimde Avrupa’daki enerji maliyetlerinin kontrol altında tutulmasına ve üretim sektörlerinin fiyat dalgalanmalarına karşı korunmasına katkı sağladığını kaydetti.

Mevcut tablo, Avrupa’nın 2022 yılında karşı karşıya kaldığı enerji krizini yeniden gündeme taşıdı. Avrupa, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve enerji fiyatlarının yükselmesi nedeniyle son beş yıl içinde ikinci büyük enerji krizini yaşarken, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında ortaya çıkan doğal gaz krizinin etkileri yeniden hatırlanıyor. O dönemde gaz arzındaki azalma, şirketler ve tüketiciler üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı oluşturmuş, Avrupa hükümetlerini acil destek paketleri kapsamında yüz milyarlarca euro harcamaya zorlamıştı. Bugün ise Suudi Arabistan’ın alternatif enerji koridoru, Avrupalı tüketicilerin yeniden yüksek enflasyon sarmalına sürüklenmesini önleyen önemli bir güvence olarak öne çıkıyor.

Egemenlik güvenilirliği

Gedvilas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki etkili konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesiyle küresel petrol piyasalarının en önemli aktörlerinden biri haline gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi. Gedvilas, bu konumun, ülkenin küresel enerji arzını güvence altına alma ve kriz dönemlerinde fiyat dalgalanmalarını sınırlama konusundaki uzun yıllara dayanan rolünün sonucu olduğunu belirtti. Suudi Arabistan’ın mevcut bölgesel kriz ortamında da bu stratejik rolünü başarıyla sürdürdüğünü ifade eden Gedvilas, küresel enerji güvenliğinin ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğu bir dönemde Riyad yönetiminin istikrar sağlayıcı işlevini koruduğunu kaydetti.

Gedvilas’a göre alternatif enerji koridoru, Suudi Arabistan’ın güvenilirliğini yapısal düzeyde daha da güçlendiriyor. Ülkenin aynı anda hem Arap Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden ihracat yapabilme kapasitesine sahip olmasının, tek bir deniz güzergâhına bağımlılığı ortadan kaldırdığını belirten Gedvilas, bunun jeopolitik gerilimlerin yoğunlaştığı dönemlerde bile enerji akışının sürdürülebilirliğini garanti altına aldığını söyledi.

Suudi esnekliği karşısında Avrupa’nın ‘savunmasızlığı’

Gedvilas, Suudi Arabistan’ın entegre ihracat altyapısı ve gelişmiş petrokimya sanayisinin, ülkenin dünyanın en esnek enerji ortaklarından biri olarak konumunu güçlendirdiğini söyledi. Gedvilas’a göre bu stratejik kapasite, savaşın yol açtığı enerji krizinin Avrupa’nın geleneksel enerji güzergâhlarına olan bağımlılığındaki kırılganlığı ortaya çıkardığı bir dönemde daha da önem kazandı. Avrupa’nın bugün dizel ve havacılık yakıtı piyasalarında yaşanan sert dalgalanmalar ile tam enerji bağımsızlığına ulaşamama gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Gedvilas, bu ‘kırılganlık’ ortamında Suudi Arabistan’ın vazgeçilmez bir güvence unsuru olarak öne çıktığını ifade etti.

Gedvilas, Suudi Arabistan’ın yalnızca fiziksel enerji arzı sağlayan bir ülke olmadığını, aynı zamanda uluslararası piyasalardaki dalgalanmalardan kaynaklanan ‘jeopolitik baskılara’ karşı Avrupa ekonomisini koruyan temel aktörlerden biri haline geldiğini söyledi.

dvfd
Yanbu Limanı, Suudi Arabistan’ın en önemli deniz limanlarından biri (Suudi Arabistan Limanlar Otoritesi)

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gedvilas, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarının istikrarındaki rolünün kapsam ve nitelik açısından köklü biçimde genişleme sürecine girdiğini belirtti. Tarihsel olarak hidrokarbon güvenliğinin temel referans noktası olan Suudi Arabistan’ın bugün aynı zamanda sürdürülebilir enerjiye geçiş ve yeşil hidrojen üretimi alanlarında küresel dönüşüme liderlik ettiğini kaydetti. Gedvilas’a göre bu stratejik vizyon, Riyad yönetiminin şekillenmekte olan yeni enerji düzeninin temel taşlarından biri olarak kalmasını sağlayacak. Bu durum da Suudi Arabistan’ın Avrupa için uzun vadeli ve güvenilir bir stratejik ortak olarak konumunu güçlendirirken, gelecekte ortaya çıkabilecek jeopolitik baskılar ve enerji krizleri karşısında Avrupa’nın enerji güvenliğini koruma kapasitesini artıracak.