BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD ve Rusya arasında Suriye konusunda stratejik bir anlaşmazlık yok’

BM Temsilcisi Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, askeri operasyon aşamasının sona erdiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen. (EPA)
TT

BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘ABD ve Rusya arasında Suriye konusunda stratejik bir anlaşmazlık yok’

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen. (EPA)
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen. (EPA)

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Suriye’de ABD ile Rusya arasında ‘stratejik anlaşmazlıklar’ olmadığını söyledi. İlgili taraflar arasında yeni ‘adıma karşılık adım’ yaklaşımıyla ilerleyerek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) sağlam bir destek alındığını vurguladı. Pedersen ayrıca 2254 sayılı uluslararası kararın uygulanması yolunda Suriye kriziyle ilgilenen taraflar arasında ‘paralel olarak uygulanacak kademeli, karşılıklı, gerçekçi, kesin olarak tanımlanmış ve doğrulanabilir adımların belirlenmesinin’ amaçlandığını ifade etti.
Rusya ve ABD temsilcilerinin kendisine ‘bu yaklaşıma girişmeye hazır oldukları’ bilgisi verdiğini de söyleyen Pedersen, Suriye’deki çizgiler değişmediği için yaklaşık iki yıl süren bir stratejik çıkmaz olduğuna dikkat çekti. “Ana taraflar, bana askeri operasyonlar aşamasının sona erdiğini ve hiçbir tarafın sonucu tekelinde tutamayacağını söylediler. Yeni bir durumu test etme zorunluluğu hissi var” dedi. Pedersen ayrıca ABD’nin ‘rejim değişikliği’ politikasını terk ettiğini ve ‘rejimin davranışını değiştirmeye’ çalıştığını vurguladı.
Pedersen, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın yeni yaklaşımı kabul etmediği açıklamasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Muhalif müzakere heyetiyle de uygun bir şekilde etkileşime geçileceği umuduyla ‘adıma adım’ girişimini Şam’a daha ayrıntılı olarak açıklamaktan memnuniyet duyarım.”
BM Temsilcisi, ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon’un desteğiyle Suriye’nin üçte birini ve servetinin çoğunluğunu kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadı olan Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK), Cenevre sürecinin bir parçası olmadığını belirtti. “Çünkü bu süreç, belirli muhalif grupları içeren 2254 sayılı karara göre yürütülüyor. Ancak SDK ve SDG, artık bunun bir parçası değil” dedi.
Pedersen, gelecek ay yeni bir anayasa komitesi toplantıları gerçekleştirmek ve ardından her ay oturumlar düzenlemek için Şam ve ‘müzakere heyeti’ ile görüşmelerde bulunduğunu belirtti. BM yetkilisi ayrıca anayasal süreçteki herhangi bir ilerlemenin de ‘adıma adım’ planına olumlu yansıyacağını ve ilgili taraflar arasındaki güvensizliği ortadan kaldıracağını ifade etti.
BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, New York’tan telefon aracılığıyla Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Suriye’deki durumdan uluslararası arenada yaşanan son gelişmelere kadar birçok merak edilen soruyu cevapladı:

-‘Adıma adım’ önerinizi sunmak için bir bölge ziyareti düzenlediniz, ardından da Brüksel ve New York turu yaptınız. Yeni yaklaşımınız için BMGK’dan destek aldınız mı?
‘Adıma adım’ yaklaşımıma güçlü bir destek olduğuna inanıyorum. Bildiğiniz gibi Cenevre’de başta Ruslar olmak üzere, BMGK’daki diğer ülkelerin temsilcileriyle istişareler yapıldı. BMGK’nın bakış açısından bakıldığında, girişimime diğer Arap ve Avrupalı ana oyunculardan da destek verildiğini söylemek doğru olur. Pazartesi günü Brüksel’de AB dışişleri bakanlarıyla bir araya geldim. Yaklaşımımı destekleyen bir oybirliği mevcut. Bu yaklaşımı ileriye taşımak için zamanlamam doğru. Halen fikir üzerinde beyin fırtınası yapılması aşamasındayım. Ek istişare turları yapacağım.”

-11 yıldır acı çeken Suriyelilere siyasi süreci nasıl açıklarsınız?
BMGK’ya Suriye’deki zor koşulları, ‘hava saldırıları, karşılıklı bombardımanlar, güvensizlik, mayınlar ve Lazkiye’ye yönelik İsrail saldırılarını’ net bir şekilde açıkladım. Haseke Hapishanesi ve DEAŞ’a bağlı unsurların saldırısı meselesi de gündemde. Ayrıca ekonomik kriz de derinleşiyor. 14 milyon sivil, insani yardıma muhtaç. Yerinden edilen 12 milyon kişinin yarısı ülke dışında yaşıyor. Tüm bunların yanı sıra yaklaşık 2 yıldır devam eden ve çizgileri değişmeyen stratejik bir çıkmaz var. Ana muhataplar bana askeri operasyonlar aşamasının sona erdiğini ve hiçbir tarafın sonucu tekelinde tutamayacağını söylediler. Yeni bir şey denemeye yönelik bir zorunluluk hissi var.
Bu konuyu Şam’a, muhalefete, bölgeye ve başlıca uluslararası muhataplara uzun uzun anlattım. Artık ‘adıma adım’ yaklaşımını test etmenin zamanının geldiğini hissediyorum.

- İçeriğini açıklamanız mümkün mü?
Bu paralel olarak uygulanan, kademeli, karşılıklı, gerçekçi, iyi tanımlanmış ve doğrulanabilir adımlar belirlenerek başlanıyor. Daha da önemlisi bunu yaptığımızda, BM’nin 2254 sayılı kararı uyarınca anayasal süreç ve ardından seçimlerle ilerlemek için tarafsız ve sakin bir ortama ulaşabilmemiz mümkün.

- Başlanabilecek alanlar nelerdir?
Halen beyin fırtınası aşamasındayım. Ancak bu durum tutukluları, kaçırılanları ve kayıpları, insani yardım, erken tedavi ve 2585 sayılı BMGK kararının kabul edilmesi yoluyla kaydedilen ilerleme üzerine inşayı, 10 yıldan fazla süren savaş ve çatışma, yolsuzluk, kötü yönetim, Lübnan’daki mali kriz ve Kovid-19 pandemisinin ardından çöken toplumsal ve ekonomik koşulların iyileştirilmesini ve Suriye genelinde sükunetin ve istikrarın sağlanmasını sağlayabilir. Bu kesinlikle gereklidir. Aynı zamanda terörle mücadelede iş birliği ve bunu takiben sözde diplomatik meseleler de mevcut. Haseke Hapishanesi konusu da teröre karşı bir operasyon düzenlenmesinin gerekliliğini hatırlatıyor. Birçok konu var. İçlerine girersek Suriyelilerin hayatlarına yansıyacaktır. Umarım, 2254 sayılı kararın uygulanmasına yönelik çalışmak için biraz güven inşa edebiliriz.

- Cenevre’de Ruslar ve ABD’liler ile görüştünüz. Hngi açıklamalarda bulundular ve gerçekten de ‘adıma adım’ girişiminizi destekliyorlar mı?
Bunun da ötesinde bazı adımlarda ortak ve paralel eylem için bazı fikirlerin sağlanıp sağlanamayacağını belirlemek amacıyla dahil olmaya, test etmeye ve tartışmaya istekliler.

-Bu nasıl gerçekleşecek?
Bu noktada açık bir şekilde konuşmak şu an için hata olur. Çünkü halen beyin fırtınası aşamasındayız. Ek istişare turları düzenleyeceğim. Şam ve muhalefetteki müzakere heyeti ile görüşmeleri takip edeceğim.

-Rusya ve ABD, girişime dahil olmaya hazırlar mı?
Evet. Buna gerçekten de hazırlar.

-Brüksel’de Avrupalı bakanlarla görüştünüz. Kendileri üç koşul (yeniden yapılanmaya katkıda bulunmaya hayır, yaptırımların kaldırılmasına hayır ve siyasi ilerleme olmadan normalleşmeye hayır) çatısı altında çalışmaya hazır olduklarını söylediler. Bu şartlar altında sizin yaklaşımınızla nasıl ilişki kurabilirler?
‘Adıma adım’ yaklaşımının arkasındaki fikri özetledim. Bu aşamada aktörler arasında, yani Suriye tarafları arasında derin bir güvensizlik var. Ama yalnızca yavaş hareket ederek atılabilecek adımları tespit ettik ve bana bahsettiğiniz sorunları ele aldık. Tüm meseleler bir noktada ele alınmalıdır. Durumu devam ettirmenin bir seçenek olmadığını ve bunun sürdürülemeyeceğini vurgulamak gerekiyor.

-Ukrayna’daki büyük kriz göz ardı edilemez. Bir yanda Ruslar diğer yanda ABD’liler ve Avrupalılar arasında gerginlik var. Ukrayna çevresinde oluşan bu gergin atmosferden Suriye’deki yaklaşımınız etkilenmeyecek mi?
Kolaylaştırmaya yönelik görevime devam edeceğim. Söyledikleriniz doğru. Avrupa’daki kriz diplomatik olarak çözülmezse sadece Suriye meselesinde değil, diğer meselelerde de öyle ya da böyle bir etki bırakacaktır. Durumun, üzerinde çalıştığım şeyleri karmaşıklaştıracağına inanıyorum. Ama aynı zamanda şunu da eklememe izin verin. Suriye konusunda ABD ve Rusya arasında herhangi bir stratejik anlaşmazlık olmadığını kendimize hatırlatmalıyız. Terörle mücadelede ve istikrarın sağlanmasında ortak çıkarlar bulunuyor. İstikrarı sağlamak için bir barış sürecine ihtiyacımız var. Umuyorum ki Avrupa’daki krize diplomatik bir çözüm buluruz. Böylece bu, Suriye’de de olumlu bir etkiye neden olur.”

- Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, kamuoyuna Suriye hükümetinin ‘adıma adım’ yaklaşımına karşı olduğunu söyledi. Konuya dair yapılan başka açıklamalar oldu mu?
Suriye hükümetiyle birkaç tur görüşme yaptım ve bu konuyu kendileriyle tartışmaya da devam edeceğim. Muhalefetteki müzakere heyetinin de yeni yaklaşımla ilgili soruları olduğunu biliyorum. Şam’a ‘adıma adımın’ gerçek arka planını ayrıntılı olarak açıklamaktan mutluluk duyacağım. Umuyoruz ki biz de müzakere heyetiyle uygun bir şekilde temasa geçeriz.

-Bazı analistler ve gözlemciler, ‘adıma adım’ yaklaşımının 2254 sayılı kararını uygulama görevinizin bir parçası olmadığı ve meseleleri yetkilerinizin dışında gündeme getirdiğiniz görüşündeler. Sizin bu konudaki değerlendirmeniz ne?
Bu ciddi bir yanlış anlama. Ortaya çıkan konular, 2254 sayılı kararın önemli bir parçasıdır. Ayrıca ileriye dönük güven inşa etmek de oldukça önemlidir. Bu nedenle 2254 sayılı kararı onaylayan BMGK’dan sağlam bir destek aldığımız için oldukça mutluyum. Bu yaklaşım ile 2254 sayılı karar arasında çelişki gören yok. Aksine bu karar uygulama misyonumuzu ilerletmeme yardımcı olacak.

-Yerlerinden edilen Suriyeliler, mülteciler ve acı çeken yoksullar hakkındaki görüşünüz ne? Birçoğu, siyasi sürece ilişkin umudunu veya inancını yitirdi. Kendilerine bu yeni girişimin 11 yıl boyunca Cenevre’de tanık olunandan farklı olduğunu nasıl açıklarınız?
BMGK’ya söylediğim gibi, şunu belirtmeme izin verin. İnsanların acısı o kadar derin ki anlamak bile oldukça zor. Karlar arasında çadırlarda ve çok zor koşullarda yaşayan Suriyeliler var. Bu durum yürek parçalıyor. 10 yıldan fazla bir süre sonra barış süreci ve Suriye halkına somut bir şeyler sunma konusunda birçok şüphe olmasını anlıyorum. Söyleyebileceğim şey, Suriye halkının durumunu iyileştirmek için sağlam ve ciddi bir şekilde ilerlediğimize dair inancım ve kararlılığımdır.

-Peki ya kayıplar, mahkumlar ve kaçırılanlar meselesi?
Bu, görevimi devraldığım ilk günden itibaren önceliklerimden biri. Ne yazık ki bu konuda da derin ilerlemeler görmedik. Nur-Sultan’da Astana sürecinin taraflarıyla görüştük. Masada bazı fikirler var ve birçok Suriyeli aileyi ilgilendiren konu ile ilgili harekete geçmeyi umuyoruz. Çocukların, kadınların, küçüklerin ve yaşlıların serbest bırakılmasını talep ettim. Kayıp aileleri adına harekete geçmek için çabalarımı sürdüreceğim.

- Peki, Anayasa Komitesi? Yeni bir tur düzenlemek için koşullar mevcut mu?
Şam ile diyalog halindeyiz ve bazı fikirler ortaya koyduk. Müzakere heyetinin ortak başkanı ile de temasımı sürdüreceğim. Umuyorum ki önümüzdeki iki hafta içinde, şubat ayında bir anayasa turumuz olacağı konusunda ortak bir anlayışa sahip olacağız. Ardından bu doğrultuda ilerleme sağlamak için ilerleyen dönemde, mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında başka toplantılar da yapılacaktır.

-Bunlar önceki turlardan farklı mı olacak?
Umarım sundukları metinleri gözden geçirmeye ve karşı taraftan duyduklarına cevap vermeye hazırlanmaları için ciddi bir görüş alışverişine tanık oluruz. Heyetler sadece anayasa metinlerini sunmakla kalmıyor, aynı zamanda tartışmalar ışığında onları değiştirmeye, ortak bir zemin bulmaya veya en azından anlaşmazlıklar alanını daraltmaya istekliler. Komite’nin görevine uygun olarak verimli bir taslak hazırlama sürecine ihtiyacımız var. BMGK’dak açıklamamda komitenin, iç kuralların temel unsurlarını ve ölçütlerini belirlediği gibi ‘sonuçlara ulaşmak ve sürekli ilerlemek için süratle ve sürekli olarak’ çalışması gerektiğini belirttim.

-SDG’nin siyasi kanadı olduğu söylenen SDK, Suriye topraklarının üçte birini ve zenginliğinin çoğunluğunu kontrol ediyor. DEAŞ’a karşı ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon tarafından da destekleniyor. Ancak Cenevre sürecinin bir parçası değiller mi? Onlar hakkındaki görüşleriniz neler?
Bu, belirli muhalif grupları dahil etme görevimi tehdit eden 2254 sayılı BMGK kararında tartışılan ve kararlaştırılan bir süreçtir. Ancak SDK ve SDG, artık bunun bir parçası değil.

-Bazı analistler, Anayasa Komitesi’nde ilerleme kaydedilememişken büyük ve karmaşık konuları kapsayan ‘adıma adım’ girişiminde sonucun nasıl kolay şekilde alınabileceğin sorguluyor…
‘Adıma adımın’ karmaşık olduğuna inanmıyorum. Doğru, zorluklar olacak. Ama asıl zorluk, güven kaybı. Sanırım güven kaybı üzerine ilerleyeceğiz. Buna dayanarak yavaşça ilerleyebiliriz. Daha sonra Anayasa Komitesi’nin çalışmalarında bir miktar ilerleme olacağını umut ediyorum. Bunun ‘adıma adım’ girişimine olumlu bir etkisi olacaktır. Açık konuşalım; ilerlemek için Suriyelilerin ve uluslararası tarafların çok çaba sarf etmesi gerekiyor. Söyleyebileceğim şu ki istişarelerimden sonra bu mümkün ve ulaşılabilir bir şey olacak.



Lübnan Başbakanı, “devleti” Nebatiye’ye geri getiriyor

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Nebatiye’deki Genel Güvenlik Merkezi’ni denetlerken (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Nebatiye’deki Genel Güvenlik Merkezi’ni denetlerken (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Lübnan Başbakanı, “devleti” Nebatiye’ye geri getiriyor

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Nebatiye’deki Genel Güvenlik Merkezi’ni denetlerken (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Nebatiye’deki Genel Güvenlik Merkezi’ni denetlerken (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, ülkenin güneyindeki ve son savaşın ağır şekilde etkilediği Nebatiye kentinde devlet kurumlarının yeniden faaliyete geçirilmesi sürecini başlattı. Selam, devletin bölgedeki varlığının yeniden tesis edilmesi ve İsrail’in tamamen çekilmesinin sağlanması gerektiği yönündeki yaklaşımını yineledi. Başbakan ayrıca Lübnan’ın gecikebilecek veya ülkenin aleyhine sonuçlanabilecek büyük bir bölgesel uzlaşmayı bekleyemeyeceğini vurguladı.

Selam, güvencenin tek bir devlet, tek bir ordu ve özellikle savaş ve barış kararları konusunda tek bir karar mekanizmasından geçtiğini belirtti. Washington’da dile getirdiği görüşlerin aynısını Nebatiye’de de ifade ettiğini söyleyen Selam, ülke içinde ve dışında tutumunu değiştirmediğini kaydetti.

Lübnan hükümetinin önceliklerini İsrail saldırılarının durdurulması, İsrail’in tamamen çekilmesinin sağlanması, bölge sakinlerinin güvenli şekilde evlerine dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması olarak sıralayan Selam, ihtiyaçların boyutunun devletin mevcut imkânlarını aştığını kabul etti.

Selam ayrıca Nebatiye ilçesinde 23 ihale sürecinin başlatıldığını, 12 ihale için daha çalışmaların sürdüğünü açıkladı. Buna paralel olarak resmî kurumların yeniden faaliyete geçirilmesi ve kamu tesislerinin onarılması çalışmalarının yürütüldüğünü belirtti.

Başbakan, devlet kurumlarının yeniden çalışmaya başlamasının kente hayatın geri dönmesi ve bölge halkının dayanıklılığının desteklenmesi açısından temel unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Selam, Nebatiye ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ı ziyaret ederek, kentte gerçekleştirdiği temaslar ve görüşmeler hakkında bilgi verdi.


Trablus, Libya’daki güvenlik sistemlerinin geliştirilmesini ele aldı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi’nin Washington’da ABD’li yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmeden, (İçişleri Bakanlığı)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi’nin Washington’da ABD’li yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmeden, (İçişleri Bakanlığı)
TT

Trablus, Libya’daki güvenlik sistemlerinin geliştirilmesini ele aldı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi’nin Washington’da ABD’li yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmeden, (İçişleri Bakanlığı)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi’nin Washington’da ABD’li yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmeden, (İçişleri Bakanlığı)

Libya’daki geçici Ulusal Birlik Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Vekili İmad Trablusi, ABD ziyareti kapsamında “Rapiscan Systems” ve “S2 Global” şirketlerinin yetkilileriyle Libya’daki güvenlik tarama sistemlerinin geliştirilmesi ile sınır kapıları, havalimanları ve limanların güvenliğinin artırılmasını görüştü.

Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı “Hükümetimiz” platformunun dün aktardığına göre görüşmede, “araç ve konteynerler için modern, temassız güvenlik tarama yöntemleri; yasaklı maddeler, uyuşturucu ve patlayıcıların tespitine yönelik sistemler; ayrıca X-ray görüntülerinin analiz edilmesi ve operasyonel verilerin yönetilmesine ilişkin mekanizmalar” ele alındı.

Görüşmede ayrıca güvenlik taramalarından elde edilen sonuçların veri tabanlarıyla ilişkilendirilmesi ve risklerin değerlendirilmesi ile şüpheli durumların tespit edilmesine yardımcı olacak kapsamlı bir analiz altyapısının oluşturulması değerlendirildi.

Taraflar, güvenlik kontrollerinde sıkı denetim ile yolcu ve ticaret trafiğinin akıcı şekilde sürdürülmesi arasında denge sağlayan “esnek bir tarama yaklaşımının” benimsenmesi gerektiğini vurguladı.

İçişleri Bakanlığına göre görüşme, iki şirketin temsilcilerinin Trablus’a gerçekleştirdiği ve 14 ay süren ziyaretler kapsamında yürütülen temasların devamı niteliğinde. Bu süreçte teknik, operasyonel ve eğitim konuları ele alınırken, Libya’daki sınır kapılarının ihtiyaçları ve güvenlik tarama sistemlerinin geliştirilmesine yönelik imkânlar üzerinde duruldu.

İş birliği projesi; hava, kara ve deniz sınır kapılarındaki denetim kapasitesinin artırılmasını, yasaklı ve tehlikeli maddelerin erken aşamada tespit edilmesini ve kaçakçılıkla mücadeleyi hedefliyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre proje kapsamında ayrıca Libyalı personelin eğitilmesi, bilgi transferi yapılması ve işletme ile bakım kapasitesinin geliştirilmesi öngörülüyor. Böylece sistemin sürdürülebilirliği ve Libya’nın kendi insan kaynağına dayalı olarak işletilmesi amaçlanıyor.

Görüşmeler, devletin sınır kapılarındaki kapasitesini geliştirme ve geleneksel arama yöntemlerinden temassız tarama, görüntü ve veri analizi ile risk değerlendirmesine dayalı sistemlere geçiş yönündeki politikası kapsamında yürütülüyor. Hedefin, sınır güvenliğini güçlendirirken, güvenlik ve egemenlik kararlarının Libya devlet kurumlarının kontrolünde kalmasını sağlamak olduğu belirtildi.

 Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi ile Massad Boulos’un Washington’daki son görüşmesinden bir kare (İçişleri Bakanlığı)
Ulusal Birlik Hükümeti İçişleri Bakanı Trablusi ile Massad Boulos’un Washington’daki son görüşmesinden bir kare (İçişleri Bakanlığı)

Trablusi, Washington ziyareti kapsamında ayrıca ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Ortadoğu ve Afrika İşlerinden Sorumlu Özel Başkan Yardımcısı ve Direktör Win Wall ile hafta ortasında bir araya geldi.

Hükümet tarafından yapılan açıklamaya göre görüşmelerde, iki ülke arasındaki güvenlik iş birliği anlaşmasının yanı sıra Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi süreç ele alındı.

Boulos, Libya’daki siyasi, ekonomik ve askerî bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedeflediğini söylediği bir “ABD girişimine” öncülük ediyor. Ancak söz konusu girişim şu ana kadar somut bir sonuç vermedi.

Bu arada Libya’nın başkenti Trablus’ta dün, bazı siyasetçilerin “sözde birleşik hükümetin” başına geçmesi için seçtiği Mustafa el-Mecdub’un görevine başlamak üzere kente gelmesi ve Trablus’un merkezindeki Şehitler Meydanı’nda farklı grupların gösteri çağrıları yapması nedeniyle gerginlik yaşandı.

Görgü tanıkları, başkentin güneyindeki Salahaddin ve El-Halle bölgeleri çevresinde orta kalibreli silahlarla ateş açılmasına benzer sesler duyduklarını aktardı. Ancak ateş açılmasının gerçek nedeni henüz bilinmiyor.


Mısır, Etiyopya Büyükelçiliği müsteşarını “istenmeyen kişi” ilan etti

Etiyopya’nın Tigray bölgesinin başkenti Mekele’deki bir anıt merkezinde silahlı “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne mensupları, (Arşiv-AFP)
Etiyopya’nın Tigray bölgesinin başkenti Mekele’deki bir anıt merkezinde silahlı “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne mensupları, (Arşiv-AFP)
TT

Mısır, Etiyopya Büyükelçiliği müsteşarını “istenmeyen kişi” ilan etti

Etiyopya’nın Tigray bölgesinin başkenti Mekele’deki bir anıt merkezinde silahlı “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne mensupları, (Arşiv-AFP)
Etiyopya’nın Tigray bölgesinin başkenti Mekele’deki bir anıt merkezinde silahlı “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi”ne mensupları, (Arşiv-AFP)

Mısır, Etiyopya’nın Kahire Büyükelçiliği müsteşarını “istenmeyen kişi” ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanıdı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, dün yaptığı açıklamada, kararın diplomatik teamüller doğrultusunda alındığını belirtti. Açıklamada, Etiyopya’nın da Mısırlı diplomat Ahmed Mahrem Ahmed Süleyman’ı “istenmeyen kişi” ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanıdığı hatırlatıldı.

Mısır, Etiyopya’nın bu adımını üzücü ve gerekçesiz olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Bakanlıktan sorumlu bir kaynak, Mısır’ın devletlerin egemenliğine saygı gösterme ve içişlerine müdahale etmeme ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Mısır tarafı ayrıca Etiyopya’nın iç sorunlarını dış aktörlere yükleme alışkanlığına sahip olduğunu ifade etti.