‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Sessiz diplomat, protestolar karşısında ‘dişlerini’ gösterdi.

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev
TT

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Politikacılar, bazen ‘Ya olursa?’ diye başlayan varsayımsal sorularla alay ederler. Ancak bu soru, yeni yılın ilk 10 gününde ülkesinin tanık olduğu kanlı protestolar sırasında dünyanın ‘aniden’ tanıdığı Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev hakkında sorulsaydı garip karşılanmazdı.
Peki, ya Kazakistan yılın başında yaşanan bu ani bir patlamaya tanık olmasaydı? 2019 yılı baharında iktidara geldiğinden beri ülkenin ‘kurucu babası’ ve fiili lideri Nursultan Nazarbayev’in arkasına saklanan cumhurbaşkanının kaderi ne olurdu?
Tokayev, patlak vermesinde rol oynadığı kanlı bir savaşın öncelikli kazananı gibi görünüyor. Bunu kısa sürede kendi lehine, ‘selefinin prangalarından kurtulmak ve kendi politikalarını serbest bırakmak’ için kullanmayı başardı.
Sakinliğiyle tanınan tecrübeli diplomat Kasım Cömert Tokayev, ‘sivri dişleriyle’ çelik gibi bir lidere dönüştü. ‘Haydut’ olarak nitelendirdiği protestoculara önceden uyarıda bulunmadan ateş açılması emrinde bulundu. Ancak aynı zamanda güvenliği sağladıktan ve durumu kontrol altına aldıktan sonra çatışmanın sonuçlarını ustalıkla yönetti ve ‘kitlelerin iradesine’ yanıt verdi.

Hızlı siyasi yükseliş
Kasım Cömert Tokayev, söylendiği gibi 1953 yılında ‘ağzında altın kaşıkla’ doğdu. Tanınmış Kazak yazar Kemel Tokayev’in oğlu ve yıllarını Sovyet iktidar çevrelerinde dolaşarak geçiren ve onu Sovyet Kazakistan Yüksek Sovyeti Başkanlığı’nın bir üyesi olarak mühürleyen, ülkesinin dünya savaşındaki kahramanlarından biriydi. Bu, o dönemin kriterlerine göre, Komünist Parti’de lider olduğu ve hayatı boyunca çok geniş ayrıcalıklara sahip olduğu anlamına geliyor.
Aynı şekilde annesi Turar Saparbayeva da hâkim bir anlayışa göre bir ‘iş kahramanı’ idi. Uzun yıllar boyunca Alma-Atı (Almatı) Yabancı Diller Enstitüsü’nde görev yaptı.
Genç Tokayev’in okuldan mezun olduktan hemen sonra Moskova’ya gitmesi zor olmadı. Orada, söz konusu dönemde Sovyet Dışişleri Bakanlığı’nın prestijli ‘Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ne kabul edildi. Daha sonra tüm yıllarını siyasetin koridorlarında geçirecek olan genç, buradan başarıya giden yola ayak bastı. Çalışmalardaki üstünlüğü, öğreniminin daha beşinci yılındayken hızla Pekin’e bir göreve gönderilmesini sağladı. Çin’de Sovyetler Birliği (SSCB) Büyükelçiliği’nde stajyer olarak, hızla başarının zirvesine giden ilk pratik deneyimlerini elde etti.
Tokayev, 1975 yılında SSCB Dışişleri Bakanlığı’na dahil oldu ve Singapur’daki Sovyet Büyükelçiliği’ne gönderildi. Ardından 1980’lerin ortalarına kadar Dışişleri Bakanlığı’nda dört yıl boyunca memur olarak çalıştı. Sovyet Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, ülkede ‘açıklık ve geniş değişiklikler’ politikasını başlattığında Takoyev, ülkesinin Pekin’deki büyükelçiliğinde 1991 yılına kadar büyükelçi rütbesinde danışman olarak hızla yükselmeye başladı. Temsil ettiği ülkesinin çöküşünü uzaktan izledi. Ancak bu sefer Moskova’ya değil, 1992 yılında Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atandığı genç Kazakistan devletine döndü.
Tokayev o andan itibaren ülkenin önde gelen siyasi seçkinlerinin bir parçası haline geldi. 1993’te ilk kez dışişleri bakan yardımcısı oldu. Ertesi yıl da bakanlığı devraldı. Başbakan Yardımcısı olarak yeni bir terfi aldığı 1999 baharına kadar görevinde kaldı. Bu, aynı yılın sonbaharında Başbakan olarak atanmasının önünü açan bir adımdı.
Ancak profesyonel diplomat, ülkenin yaşam ve ekonomik koşullarından sorumlu bir pozisyonda görev almadı. 2002 yılının başlarında hoşnut olduğu ve iç siyasetle mücadeleden kaçındığı Dışişleri Bakanlığı pozisyonunu yeniden üstlenmek için istifasını sundu.
Tokayev’in güç piramidinin zirvesine geçişinin başlangıcı 2007 yılında gerçekleşti. Orada, ‘ulusun lideri’ Nursultan Nazarbayev’in 2019’da cumhurbaşkanlığından ayrılmak zorunda kalmasından önce yıllarca elinde tuttuğu Parlamento Senato Başkanlığı’na atandı. Söz konusu dönemde yıllarca güven kazanan bir adamdan daha iyisi yoktu. Bu sayede Tokayev, Nazarbayev’in siyasi ve ekonomik kararın anahtarlarını sonsuza kadar elinde tutmasını garanti eden bir anlaşmanın parçası olarak cumhurbaşkanlığı yoluna girdi.

‘Barış adamı’ ve nükleer silahsızlanma
Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tokayev, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde aktif rol oynadı. 1996 yılında Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir payı vardı. Ancak Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bir bölgenin kurulmasına ilişkin önemli bir anlaşmayı imzalaması yaklaşık on yılını aldı.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı olarak 2003 yılında, karayla çevrili gelişmekte olan ülkeleri desteklemeyi amaçlayan bir yapılanma da dahil olmak üzere ülkesini önemli girişimleri başlatmak için bir platforma dönüştürmeyi başardı. Almatı’da bu yolu teşvik etmek için bir yol haritasının geliştirilmesiyle sonuçlanan bir konferansa öncülük etti.
Kıdemli diplomat, kariyer sürecinde akademiyi de ihmal etmedi. 2001 yılında aynı Rus Diplomatik Enstitüsü’nde doktora tezini aldı. Tezi, yeni uluslararası düzenin oluşumu sırasında Kazakistan Cumhuriyeti’nin dış politikasına ilişkin algılarını ortaya koyduğu, Dışişleri Bakanı olarak çıkarlarını yansıtan bir içeriğe sahipti. Profesyonel bir diplomatın faaliyetlerini ülkesiyle sınırlamaması doğaldı. 2008 yılında Kazakistan Parlamentosu Senatosu Başkanı olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Meclisi Başkan Yardımcısı seçildi.
Tokayev 3 yıl sonra Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri tarafından yardımcısı olarak atandı ve ardından BM Cenevre Ofisi’nin Genel Direktörü seçildi. Ayrıca BM Genel Sekreteri’nin Silahsızlanma Konferansı Kişisel Temsilcisi olarak görev yaptı. Kazakistan Senato başkanlığına dönmeden önce, 2 yıl boyunca bu görevde kaldı.

‘Ulusal liderinin’ arkasında, gölgede kalmış bir başkan
Kazakistan’ın ‘tarihi’ cumhurbaşkanı Nazarbayev 2019 baharında, görevi yenileme veya ülkedeki karar alma anahtarlarını korumasını sağlayacak bir çıkış yolu arama hakkına sahipti. Bu noktada ‘güvenilir halife’ senaryosunu seçen Nazarbayev, halka cumhurbaşkanlığına ‘bu pozisyon için doğru adamı’ aday göstereceğini ilan etti.
Nazarbayev halka hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Kazakistan’ın bağımsızlığının ilk günlerinden beri benimle birlikte çalıştı. Onu iyi tanıyorum. Dürüst ve sorumluluk sahibi bir insandır. Ülke yaklaşımını hem içeriden hem de dışarıdan destekliyor. Tüm programlar, onun katılımıyla geliştirilmiş ve onaylanmıştır. Tokayev’in Kazakistan yönetimini emanet edebileceğimiz doğru kişi olduğuna inanıyorum”
Tokayev iktidara gelirken önce cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçerken Nazarbayev de biraz daha yüksekteki başka bir koltuğa yerleşti. ‘Anlaşma’, tarihi liderin Ulusal Güvenlik Kurulu başkanlığını üstlenmesini ve ülke politikalarının baş denetçisi olarak kalmasını şart koşuyordu. Daha sonra meclis oturumlarında cumhurbaşkanı, üyelerin önünde kurul başkanının yanında oturuyordu. Özel bir kabine hazırlarken mühendisleri, Nazarbayev’in orada oturması için kasıtlı olarak yüksekte bulundu.
Aynı şekilde Tokayev’in cumhurbaşkanlığı konusundaki ilk adımlarından biri, eski cumhurbaşkanının onuruna başkent Astana’yı ‘Nur-Sultan’ olarak isimlendirmek oldu. Öneri, Kazakistan Parlamentosu tarafından oybirliğiyle desteklendi. Nazarbayev’e hükümetin en yüksek onur nişanesi olan ‘Altın Yıldız’ı veren cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı.
Ancak bu dikkat çekici görünümlerin arkasında, Kazakistan’ın yönetim mekanizmasındaki en önemli unsur belirginleşti. Nazarbayev’in tarihsel sembolik karakteriyle cumhurbaşkanlığı koltuğundan cumhuriyetin ‘genel rehberi’ koltuğuna geçtiği açıktı. Zira kendisi, ailesi ve kendisine yakın birçok isimle birlikte ülkedeki tüm ekonomi ve siyaset kollarını kontrol ediyor.
2022’nin başlarında kanlı olaylar meydana geldiğinde birçok Kazak uzman, ikili iktidar sorununun derinleştiğinin ve Tokayev’in cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında vaat ettiği reform politikalarının bir kısmını bile ortaya koyamamasının nedenlerini açıkladı. Sonuç olarak protesto hareketleri, hızla ‘ayrılma seçeneği’ çağrısı yapan sloganlar attı. Bu sloganlar, popüler çevreler tarafından Nazarbayev’e atıf yapılıyordu.
İlginç olan şu ki Kazakistan’ın tüm dostları ve yabancı müttefikleri, ülkedeki işlerin yönetilmesiyle ilgileniyorlardı. Bu durum, Kremlin’in Tokayev ve Nazarbayev’e karşı tutumlarında açıkça görülüyordu. Kazakistan’daki yeni cumhurbaşkanına, göreve geldikten sonraki ilk dış ziyaretinde Moskova’yı kasten hedef haline getirmesi yardımcı olmadı.
Bu diplomatik hamle, önümüzdeki üç yıl boyunca Kazakistan’ı yöneten gerçek bir isimle ilgilenmeye devam etmeyi tercih eden Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından ikna edici değildi. Bu mesele, tüm denklemleri değiştiren protestolardan birkaç hafta önce net bir şekilde ortaya çıktı. ‘Bağımsız Devletler Topluluğu’ başkanlarının geçen yıl 28 Aralık’ta Petersburg’da düzenlediği toplantı sırasında, zirveye Kazakistan’dan iki lider de katıldı. Putin’in zirvenin oturum aralarında Nazarbayev ile görüşmesi ve ‘Tokayev ile yakın zamanda Moskova’ya yönelik resmi ziyareti sırasında görüşeceğini’ açıklamakla yetinmesi dikkat çekiciydi. Bu olay, ‘toplantıdan bir haftadan kısa bir süre sonra patlak veren protestolar öncesinde’ güç dengesi doğasını ve Kazakistan’ın müttefikleri ile iş yapma mekanizmalarını yansıtıyordu.

Nazarbayev döneminin sonu
Tokayev’in Kazakistan’da geniş çaplı protestoların patlak vermesinden sonraki durumu değerlendirmesi için üç güne ihtiyacı vardı. Protestolar sırasında otomobil yakıtı olarak kullanılan sıvılaştırılmış gaz fiyatlarının serbestleştirilmesi ile ilgili ekonomik taleplerle sokaklara dökülen protestoculara bazı tavizler verdi. Protestolar öncesinde yakıt fiyatı iki katına çıkarılmıştı. Protestocuların yaptıkları çağrılar, hızla siyasi bir hal aldı ve eylemciler ‘ulusun liderinin’ heykellerini karaladılar.
Tokayev, hükümet binalarını yakan ve hayati tesislerin kontrolünü ele geçiren göstericilerin şiddet eylemlerini kullandı. Almatı Havalimanı ve ülkenin tarihi başkenti olan bu şehirdeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, 5 Ocak’ta katı bir politika başlattı. Ülkenin organize bir terör kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu ilan etti. Güvenlik birimlerine önceden uyarıda bulunmadan ateş etmek de dahil olmak üzere protestoları dağıtmak için aşırı güç kullanmaları emri verdi.
O gün yetkililerin, iktidarın ele geçirilmesini önlemek için topyekûn bir savaşa girmeye hazır oldukları görüldü. Kısa süre sonra yetkililerin güçlü tepkisi, protestoları bastırmayı ve eylemlerin başkent Nur-Sultan da dahil olmak üzere diğer bölgeleri de kapsayacak şekilde yayılma olasılığını engellemeyi başardı.
Yetkililer hareketi tamamen bastırmayı 10 Ocak’ta başardı. Tokayev şu an, kriz sonrası aşamada durumu yönetme mekanizmasının karşısında duruyor. Çok geçmeden krizin ana sonucunun, ikili iktidar döneminin sonu ve Nazarbayev için sayfanın sonsuza kadar çevrilmesi olduğu anlaşıldı. Çağdaş Kazakistan’ın ölümsüz simgelerinden biri olarak nitelendirilen ülkenin tarihi cumhurbaşkanının ‘Ulusal Güvenlik Kurulu Başkanlığı’ görevinden uzaklaştırılması kararı, özel bir önem taşıyordu.
Eski cumhurbaşkanının ailesinin tüm bireylerini önemli görevlerinden uzaklaştırarak atılan sonraki adımlar, gelecek aşamanın ‘Nazarbayev’in ve aile üyeleriyle olan ayrıcalıklarının kademeli olarak geri çekilmesine’ tanık olacağını gösterdi. ‘Ülkedeki en güçlü ismin yetkilerini ve yeteneklerini yeni bir karar vericiler grubuna dağıtma’ çerçevesinde bu durumun iç durum üzerinde de önemli bir etkisi olacaktı. Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Tokayev, iktidardaki ikilik nedeniyle sosyal, ekonomik ve siyasi konularda vizyonlarını dayatmada başarısız olması sonrasında, bu yolda krizi kendi lehine kullanmayı başardı.
Elbette geçmiş dönemin ekonomik ve siyasi hayata etkilerinin sona ermesinden sonra işlerin nasıl olacağını değerlendirmek için henüz çok erken. Çünkü mevcut elitlerin çoğu halen eski cumhurbaşkanına sadık. Bu da Tokayev’in işini daha da zorlaştırıyor. Tokayev, halkın koşullarını kullanarak hakimiyetini güçlü bir şekilde güçlendirmeyi başarması ve iktidara geldiğinden beri ilk kez ülkeyi kendi politikalarına göre yönetmeyi sağlaması sonrasında şu an gelişmelerin en büyük kazananı gibi görünüyor.



ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
TT

ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)

ABD ordusu, Irak’ta düşen KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağında görevli altı kişiden dördünün hayatını kaybettiğini açıkladı.

ABD ordusu dün, Irak’ın batısında bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağının düştüğünü, kazaya karışan ikinci uçağın ise güvenli bir şekilde indiğini duyurmuştu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün yaptığı açıklamada, İran ile süren çatışmalar sırasında ‘dost hava sahasında’ bir askeri uçağın kaybolması üzerine kurtarma operasyonu yürütüldüğünü belirtmişti. Ordu, kazaya karışan iki uçağın bulunduğunu, bunlardan birinin Irak’ın batısına düştüğünü, diğerinin ise güvenli bir şekilde indiğini açıkladı. Kazanın düşman veya dost ateşi sonucu meydana gelmediği ifade edildi.

Bu ölümler, 28 Şubat’tan bu yana İran’a karşı yürütülen ABD operasyonlarında hayatını kaybeden yedi Amerikan askerine eklendi.

ABD, Ortadoğu’da İran’a yönelik operasyonlara destek amacıyla çok sayıda uçak konuşlandırmıştı. Olay, yalnızca askeri operasyonların değil, aynı zamanda havada yakıt ikmali operasyonlarının da risklerini gözler önüne serdi.

1950’ler ve 1960’ların başında Boeing tarafından üretilen KC-135 uçakları, ABD ordusunun yakıt ikmal filosunun belkemiğini oluşturuyor ve uçakların görevlerini iniş yapmadan sürdürebilmesini sağlıyor.

Irak’taki İran yanlısı silahlı grupları kapsayan İslami Direniş adlı örgüt bu sabah yaptığı açıklamada, ikinci bir KC-135 uçağını hedef aldıklarını ve uçağın hasar aldığını, ancak zorunlu iniş yaparak kaçmayı başardığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan salı günü aktardığı bilgiye göre, ABD-İsrail saldırıları sırasında İran’a karşı yürütülen operasyonlarda 150 Amerikan askerinin yaralandığı bildirildi. Uçağın düşmesi haberi, ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’da çıkan ve savaşla ilgili olmayan yangın sonucu iki denizcinin yaralanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Kuveyt’in Şuaybe limanındaki bir Amerikan tesisine insansız hava aracı (İHA) çarpması sonucu yedi Amerikan askeri hayatını kaybetti. ABD Başkanı Donald Trump ve diğer üst düzey yetkililer, İran ile çatışmaların Amerikan ordusunda daha fazla kayba yol açabileceği uyarısında bulundu.


Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
TT

Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)

Cibuti, Etiyopya ve Somali liderlerini bir araya getiren ve yaklaşık 40 gün içinde ikinci kez düzenlenen üçlü zirvede, bölgede gerilime neden olan başlıca dosyalar ele alındı. Zirve aynı zamanda, Etiyopya’nın Rönesans Barajı nedeniyle Mısır’ın su güvenliğine yönelik tehditler ve Addis Ababa yönetiminin Kızıldeniz’e çıkış arayışı bağlamında Kahire’nin tutumuna ilişkin soruları da gündeme getirdi.

Etiyopya Haber Ajansı (ENA) dün, Cibuti’de düzenlenen görüşmeden fotoğraflar yayımlayarak Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bölgesel iş birliği konularını ele aldığı temaslar gerçekleştirdiğini bildirdi. Ajans görüşmelerin içeriğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Somali Ulusal Haber Ajansı (SONNA) ise Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un çarşamba günü düzenlenen üçlü zirveye katıldığını aktardı. Ajansa göre görüşmeler özellikle güvenlik ve terörle mücadele alanlarında ortak koordinasyonun güçlendirilmesine odaklandı.

Toplantıda ayrıca Somali’nin demokratik dönüşüm sürecine verilen desteğin artırılması, ortak yatırımların geliştirilmesi, bölge ülkeleri arasında hareketliliğin kolaylaştırılması ve bölgesel entegrasyonu güçlendirecek ekonomik altyapı projelerinin teşvik edilmesi konuları da ele alındı.

Bu, iki aydan kısa sürede düzenlenen ikinci zirve oldu. Üç lider daha önce 31 Ocak’ta Etiyopya’nın doğusunda bir araya gelmişti. O toplantıda SONNA, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve siyasi durumun değerlendirildiğini, mevcut zorluklara çözüm bulunması ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının ele alındığını bildirmişti.

Mısır’ın beklentisi

Konuya hâkim Mısırlı bir kaynak, Kahire’nin bölgedeki Etiyopya faaliyetlerini yakından izlediğini belirterek, Addis Ababa yönetiminin bölgedeki dalgalı durumdan ve dünyanın İran savaşıyla meşgul olmasından yararlanarak nüfuzunu yeniden düzenlemeye çalışmasından endişe duyulduğunu söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizim için önemli olan Cibuti ve Somali’nin tepkilerinin, Addis Ababa’nın bölgesel hâkimiyet kurma girişimini reddetme yönünde varılan mutabakatla uyumlu olmasıdır” dedi. Aynı kaynak, bunun Mısır’ın bu ülkeler arasındaki ilişkilere müdahalesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Hâkimiyet kurma ve nüfuz genişletme fikri Mısır tarafından kabul edilemez. Zirvenin sonuçlarını göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Mısırlı uzmanlar ise söz konusu zirvenin bir ittifakla sonuçlanmasını beklemiyor. Uzmanlara göre toplantı, son iki yılda Etiyopya ile Somali arasında yaşanan anlaşmazlıkların gölgesinde, tarafların çıkarlarını öne çıkaran üçlü bir iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor.

Afrika Boynuzu son dönemde bölgedeki yüksek gerilim nedeniyle dikkat çeken zirvelere sahne oldu. Bunların en öne çıkanlarından biri, Ekim 2024’te Somali, Mısır ve Eritre liderleri arasında düzenlenen zirveydi. Mogadişu ile Addis Ababa arasında tartışmalı bir limanın kontrolü konusunda yaşanan gerilim ortamında gerçekleştirilen toplantıda üç ülke, ‘bölgedeki zorluk ve tehditlerle mücadelede ittifak’ vurgusu yapmıştı.

fergthyju
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (ENA)

Mısır’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime’ye göre “söz konusu zirve yeni bir ittifak olarak nitelendirilemez. Gerçek şu ki, bölge ülkeleri arasında üçlü bir iş birliği söz konusu. Toplantının odak noktası, başta terörle mücadele olmak üzere hayati öneme sahip konuların koordinasyonu ile yatırım alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve iç durumların ele alınmasıdır.”

Halime, “Zirvede ele alınan konular, güvenlik ve istikrarın sağlanmasına, ortak kalkınma sürecinin ilerlemesine hizmet ediyor ve şu aşamada bir ittifak anlamına gelmiyor. Bu yaklaşım, Mısır’ın Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde barışın yaygınlaştırılmasını ve komşu ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan politikalarıyla çelişmiyor” dedi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan da Halime ile aynı görüşü paylaşarak, zirvenin özellikle Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlıklar yerine ortak çıkarların güçlendirilmesine yönelik olarak düzenlendiğini vurguladı.

Etiyopya hamleleri

İlk zirveden yaklaşık 10 gün önce Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, iki yıl kadar önce kendisine deniz erişimi sağlama teklifinde bulunulan Cibuti’yi ziyaret etti. Başbakan, ziyaretinde ticaret ve lojistik konularına odaklandı; bu durum, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim talebini sürdürmesi nedeniyle Mısır ve kıyıdaş ülkelerin direnişiyle bir yıldan fazla süredir devam eden tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Etiyopya, 1993’te Eritre’nin yaklaşık otuz yıl süren savaşın ardından bağımsızlığını kazanmasıyla kara ile çevrili bir ülke haline geldi. Bu durum, Etiyopya’yı komşu ülkelerin limanlarına bağımlı kıldı. Ülke, uluslararası ticaretinin yüzde 95’inden fazlasının geçtiği Cibuti Limanı’na özellikle güveniyor ve lojistik hizmetler için yıllık yüksek ücretler ödüyor; bu hizmetler Cibuti için önemli gelir kaynağı oluşturuyor.

sdfgthy
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud çarşamba günü Cibuti’ye geldi. (SONNA)

Halime, son gelişmelerin Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişimi konusuyla bağlantılı düzenlemelerin bir parçası olmadığını belirterek, deniz erişimi meselesinin genellikle iki ülke arasında yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ele alındığını, tek bir ülke içindeki bölgesel bir mesele olarak değerlendirilmediğini söyledi.

Somali’ye ilişkin olarak Halime, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve siyasi dönüşümünü sağlamak amacıyla bir strateji izlediğini ve tüm taraflarla dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını vurguladı. Ayrıca, Kızıldeniz kıyısındaki ülkelerle olan ilişkilerin sağlam ve doğru bir çerçevede yürütüldüğünü ifade etti.

Bu görüşe, Somali’nin Etiyopya ile böyle toplantılara katılmasının Mısır ile ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelmeyeceğini belirten Hasan da katıldı. Hasan’a göre, “Mogadişu, Addis Ababa ile bir ittifak kurarak Mısır ile iş birliğini telafi edemez.”


İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Tahran’da Besic güçlerine ait kontrol noktalarını hedef aldığını duyurdu. Açıklamada saldırıların, İran’daki rejimi zayıflatma çabalarının bir parçası olduğu belirtildi.

Besic, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kontrolü altında bulunan yarı askerî bir güç olarak biliniyor. Gerektiğinde devreye sokulan bu yapı, genellikle ülke içindeki protestoların bastırılmasında kullanılıyor.

İsrail ordusu yazılı açıklamasında, son dönemde Tahran’da Besic güçlerine ait yeni kontrol noktalarının tespit edildiğini bildirdi.

Ordudan yapılan açıklamada, “Bu noktaların tespit edilmesinin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, ordunun istihbarat bilgilerine dayanarak son 24 saat içinde Besic kontrol noktalarını ve unsurlarını hedef aldı” denildi.

Açıklamada ayrıca, söz konusu güçlerin, özellikle son aylarda rejimin iç protestoları bastırma çabalarında başlıca rol oynadığı; göstericilere karşı aşırı şiddet, toplu gözaltılar ve güç kullanıldığı öne sürüldü.

İsrail ve ABD 28 Şubat’ta İran’a yönelik bir bombardıman dalgası başlattı; saldırıların ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, İran halkına ayaklanma ve yöneticilerini devirmeleri çağrısında bulundu.

İran’da aylar önce yetkililere karşı eşi görülmemiş protestolar düzenlenmiş, gösteriler geçtiğimiz ocak ayında zirveye ulaşmıştı. Yetkililer protestoculara karşı güvenlik operasyonu başlatmış ve gösterileri ‘isyan eylemleri’ olarak nitelendirmişti. İnsan hakları örgütleri ise söz konusu operasyonlarda binlerce kişinin hayatını kaybettiğini, on binlerce kişinin de gözaltına alındığını bildirdi. Buna karşın, ülkenin maruz kaldığı saldırılar sırasında örgütlü bir muhalefetin ortaya çıktığına dair herhangi bir işaret görülmediği ve İran yönetiminin iktidarı bırakmaya hazır olduğuna dair bir belirti bulunmadığı ifade edildi.

Tahran’da yaşayan bazı kişiler AFP’ye yaptıkları açıklamada, DMO’nun ABD-İsrail saldırıları karşısında kontrolü sağlamak amacıyla başkentin farklı noktalarında kontrol noktaları kurduğunu söyledi. Tahran’da yaşayan ve güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemeyen 30’lu yaşlardaki bir kadın, “En küçük polis merkezleri bile kapalı, bu yüzden görevlilerin gidebileceği bir yer yok… Var olduklarını ve durumun kontrol altında olduğunu gösterebilecekleri tek yol kontrol noktaları kurmak” ifadelerini kullandı.