ABD’de din ve devlet ilişkisi: Evanjelizm etkisi

ABD’de Hristiyan sağının siyaseti etkilemesini sağlayan dönüm noktası, Ronald Reagan'ın iktidara geldiği 1981 yılında Cumhuriyetçi Parti ile yaptıkları ittifak oldu

Önceki ABD Başkanı Trump’ın, Ekim 2016'da Las Vegas’ta bir kilisede katıldığı ayinden bir kare (Getty)
Önceki ABD Başkanı Trump’ın, Ekim 2016'da Las Vegas’ta bir kilisede katıldığı ayinden bir kare (Getty)
TT

ABD’de din ve devlet ilişkisi: Evanjelizm etkisi

Önceki ABD Başkanı Trump’ın, Ekim 2016'da Las Vegas’ta bir kilisede katıldığı ayinden bir kare (Getty)
Önceki ABD Başkanı Trump’ın, Ekim 2016'da Las Vegas’ta bir kilisede katıldığı ayinden bir kare (Getty)

Süleyman el-Vadii
6 Ocak 2021 tarihinde yaşanan ABD Kongre Binası baskını, ABD demokrasisinin yara aldığı olaylar arasında yerini alırdı.Bu olay, özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın destekçilerinin ortak aklını oluşturan, onları demokratik sınırları aşmaya ve ülkelerinin siyasi olarak büyük değer taşıyan binalarını basmaya iten fikri ve ideolojik boyutlarını etkileyen iç içe geçmiş gerçekleri beraberinde taşıması nedeniyle demokrasiler arasında kendisini üstün görmesi açısından da ABD için bir utanç kaynağı oldu.
Başkan Trump'ın destekçileri, farklı ideolojilere sahip kişilerden oluşuyor. Bir arada olmalarının nedeni kendi içinde ortak bir ideolojik zemine dayanmıyor. Ancak ortak düşmanla ve liberal siyasi sol ile mücadele etme hedefi, onları Trump’ın bayrağı altında bir araya getiriyor. Bunlar arasında aşırı sağcılar ve  ‘Proud Boys’ gibi beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar ile ‘QAnon’ olarak bilinen diğer komplo teorisyenleri de yer alıyor. Ancak, ABD siyasetinin en önemli kalelerinden biri olan Kongre Binası baskını, katı Hristiyan sağcılar tarafından atılan dini sloganlar ve yapılan dini törenler ve bunların göz ardı edilemez olmasından ötürü Hıristiyanlık olay yerinde baskın bir şekilde varlığını gösterdi.
New York Times (NYT) gazetesinin araştırmalarına göre Kongre Binası’nı basan ve toplu bir maneviyat anı yaşanacağını sezen büyük kitleler, Kongre Binası’na uzanan yolların kenarına diz çöküp dua ettiler. Bu, birçoğunun, ‘kötülüğe karşı iyiliğin savaşı’ olarak gördükleri ‘kutsal bir savaşa katılma’ arzusundan kaynaklanıyordu. Aralarında ‘Trump kazandı’ sloganı atarak beyaz haç taşıyanlar da vardı, üzerinde ‘İsa 2020’ yazan seçim pankartı taşıyanlar da. Hatta bir başkası, üzerine ‘Tanrı’nın kalkanı’ kelimeleri yazan giysiler giyiyordu.
Bütün bunlar bizi Hıristiyan sağının ideolojik temellerinin ve onun siyasi sisteme karşı kızgınlığının nedenlerinin yanı sıra1980’li yılların başlarında Başkan Ronald Reagan döneminde parlayan, ancak yine seksenlerin sonlarında azalan gücünü nasıl yeniden kazandığını merak etmeye sevk ediyor.

ABD Anayasası ve dini direnişin ortaya çıkma nedenleri
ABD Anayasası, bir kilise veya ülkenin dini hakkında herhangi bir metin içermeyen ancak aynı derece dini de toplum hayatından tamamen dışlamayan liberal temellere dayanmaktadır. Burada ABD’lilerin tüm Batı Avrupa halklarından daha dindar bir toplum olduğunu belirtmekte fayda var. Pew Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen çalışmalar da bunu doğruluyor. Öyle ki Pew tarafından yapılan anketlere göre ABD’lilerin yüzde 55'i düzenli olarak kiliseye giderken, bu oran Fransa'da sadece yüzde 10, Birleşik Krallık’ta ise yüzde 6.
ABD’deki bazı gözlemciler, ülkedeki siyasi söylemler ve seçim kalıpları üzerindeki dini etkinin büyük olduğunu düşünürken küresel vizyonlarla karşılaştırıldığında, laikliğin ABD’deki devlet kurumları üzerinde etkili olduğuna inanıyorlar. Sağcı ve solcu sosyo-dini hareketlerin uzun süredir kamu politikalarını etkilemeye çalıştığına şüphe yok. Çünkü önceki insan hakları hareketlerinin toplumsal sorunları ele almak için dini yaklaşımları kullandığı inkar edilemez. Bunların en başarılısı da Civil Rights Movements (Sivil Haklar Hareketleri)’dir. Afro-Amerikan kiliseleri de protestolar için kurumsal ve etik temeller olarak kullanıldı. Şu an, Katolik ve Evanjelik Protestan gruplar, Pro-life Movement'in (Pro-Life Hareketi) liderliğine karşı çıkıyorlar.
Dinin anayasal ve siyasi gelenekler temelinde ABD’deki siyasi kurumlar üzerinde doğrudan bir etkisi olmamıştır. Fakat siyasi söylemlerde dini ifadelere daha fazla yer verilmeye başlanması, dinin 1970'li yıllardan bu yana Hıristiyan sağı veya ‘Neo-sağcılar’ tarafından siyasallaştırılmasının bir sonucudur. Özellikle Evanjelik hareket, kamusal ve toplumsal siyasi metodolojiyi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan ideolojik bir dirilişi vurgulayan en belirgin fikri harekettir.

Evanjelizm ABD siyasetine nüfuz edenler arasına giriyor
Evanjelizmin temsil ettiği dini kesimin, 1970'li yıllarda ülke siyasetine yönelmesinin, Supreme Court’ın (Yüksek Mahkeme) 1973 yılında ‘Roe v. Wade’ isimli davada alınan kararın neden olduğu öfkenin sonucu olduğu iddia ediliyor. Mahkeme, ABD Anayasası’nın 14. ek maddesindeki tüm vatandaşların haklarının eşit korunması prensibini temel alarak kararını verirken ABD’de, kadınların hamileliği sonlandırma hakkını hükümetin bazı kısıtlamalarına rağmen tanınmış oldu.
Ancak teorisyenlere göre ittifakın ulusal siyasetin tuzağına düşmesine neden olan, özellikle Yüksek Mahkeme'nin 1954 yılında devlet okullarında ayrımcılığı sona erdirmek için eyalet tüzüğüne karşı ünlü ‘Brown v. Board of Education’ davasında hüküm vermesinin ardından sağın ‘toplumsal kültürünü dayatan’ bir takım tehlikeleri sezmesiydi. Yüksek Mahkeme, Brown v. Board of Education davasında devlet okullarında gerek zorunlu olarak dua etme gerekse İncil okuma şeklinde olsun dini uygulamaları kaldırma kararı alması, Hıristiyan sağını kararı atlatmak için özel Hıristiyan okulları kurmaya itti.
Öte yandan Evanjeliklerin kozmolojik (evrenbilim) felsefesi, ABD’nin bir süper güç olarak dünyayı şekillendirmesi, hem Eski Ahit’te (Tevrat, Zebur) hem de Yeni Ahit’te (İnciller ve Pavlus’un mektupları) yani Kitab-ı Mukaddes’in tümünde ifade edilen ilahi ve kutsal bir model olarak gördükleri yapıyı dayatmak için güç kullanması gerektiğine dayanıyor. Bu yüzden 1970’li yıllar, ülkelerinin kırılgan yabancı rollerine yönelik sert eleştirileriyle nam salan ve Evanjeliklere göre ABD’nin süper gücünün altını oyan Cumhuriyetçi Parti'yi destekleyen gazilerin ve Demokrat Parti'yi destekleyen diğer vatansever üyelerinin tezleriyle Hıristiyan sağının fikirlerinin çapraz bir şekilde birleşmesine tanık oldu.

Yeni muhafazakarlar ve Yeni sağcılar
Yeni muhafazakarların (Neo-Con) fikirlerinin köklerinin izini sürdüğümüzde, bilginin elitizmini vurgulayan, demokrat liberalizmi ve siyasi modernite dalgalarını eleştiren Alman Yahudisi kökenli Amerikalı siyaset felsefecisi Leo Strauss'un düşüncesine ulaşıyoruz. Strauss, ayrıca küresel sistem ve küresel hükümet kavramlarının yanı sıra bir süper gücün ulusal çıkarlarını coğrafi sınırlarla sınırlanmaması gerektiği düşüncesini de eleştiriyor. Burada Neo-muhafazakarların yanı sıra geleneksel muhafazakarların da Edmund Burke ve John Adams'ın devletin ahlaki rolüne ve devlet organlarının erdem ve sosyal sorumluluğun geliştirilmesi ve toplumun ahlaki ortamının iyileştirilmesi üzerinde çalışması gerektiğine ilişkin ilkelerine bağlı kaldıkları da vurgulanmalıdır.
Yeni sağcılar ise ABD’deki geleneksel muhafazakarlar ve neo-muhafazakarların bir karışımına ve hükümetin dar görüşlü kişisel çıkar grupları tarafından yönetildiğine inanan popülist eğilimli bireylerdir.  Ayrıca liberal grupları kürtaj hakkı, eşcinselliğin kabulü, okullarda cinsel eğitim gibi liberal politikaları desteklemelerinden ötürü toplumun ahlakının bozulmasının sorumlu tutuyorlar.
Evanjelizm, Kitab-ı Mukaddes’in tümüyle harfiyen yorumlanmasına dayalı köktenci bir doğaya sahiptir ve Yeni sağcılar içinde entelektüel bir harekettir.
Evanjelizm, Prof. Dr. Abdulvahab M. el-Messiri’nin “Yahudiler, Yahudilik ve Siyonizm” adlı ünlü kitabında ‘başlangıcı Hristiyanlığa dayalı Siyonizm’ olarak tanımladığı hareketin içinden çıkmış bir harekettir. Kitab-ı Mukaddes’in zahiri/lafzi (literal) yorumundan hareketle kehanetin gerçekleşmesi için İsrail Devleti'nin kurulması gerektiğini savunan radikal Protestan çevrelerde köktenci bir söylem olarak gündemleşen Evanjelizm, İsa Mesih’in dönüşü ve kıyamet öncesi yaşanacağına inanılan Armageddon savaşının gerçekleşmesi için zemin hazırlamayı amaçlamakta. Bu “zemin hazırlama”nın ilk aşaması da Yahudilerin Filistin’e dönüşü ve İsrail devletinin kurulması anlamına geliyor.
Hz. İsa’nın Mesihliğine karşı çıkan Yahudilerin üçte ikisinin bu savaşta yok olacağına inanmalarına rağmen Evanjelistler, Yahudilerin geri dönüşünün kurtuluşa ermeleri için bir şart olduğunu inanıyorlar. Bu da Yahudilere ve İsrail'e karşı sempatiyi, nefreti, savunmayı ve sömürüyü aynı anda barındıran tuhaf bir karışım ortaya çıkarıyor.

Evanjelik Hristiyanlık ve ABD Başkanlığı
Özetle din ve siyaset sentezi olan Evanjelizm, dinin siyasi kararların alınmasında eksene alınmasını amaçlar. Bazı Yeni Sağcı politikacıların da entelektüel arka planını oluşturur. Din ile devleti birbirine bağlayan “Tanrı Amerika'yı Korusun” ifadesi, Hristiyan sağının siyasi uygulamaları renklendirmek zorunda olduğu etkinin boyutunu fikri olarak ortaya koyuyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre, dini ve devleti bir araya getiren ifadeler, 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan'dan sonra başkanların söylemi haline geldi. ‘Watergate’ skandalı günlerini daha az zararla atlatmaya çalışan eski başkanlardan Richard Nixon’dan dışında Reagan’dan önceki hiçbir ABD Başkanı bunu kullanmamıştı.
ABD başkanlarıyla ilgili bir diğer nokta ise birçoğunun kitleleri etkilemek ve onların sempatisini kazanmak için dini referansları kullanmasıdır. Ancak dini söylemler, ABD başkanları için 1980'lerden önce siyaseti etkilemede veya başkanlık seçimlerinde doğrudan kullanılan bir faktör değildi. Hıristiyan sağının siyasi nüfuz elde etmesini sağlayan Moral Majority Grubu’nun kurulması bu durumun kırılma noktası oldu. Moral Majority, grubun seçmen kaydı tutuma, siyasi amaçlarla para toplama, baskı grupları (lobi) oluşturma ve seçim kampanyalarını destekleme gibi faaliyetleri nedeniyle, Hristiyan sağ ile Cumhuriyetçi Parti arasındaki bir ittifaktır. Öyle ki grubun tüm bu faaliyetleri sayesinde Başkan Ronald Reagan, Ocak 1981'de iktidara geldi.
Evanjeliklerin temsil ettiği Hıristiyan sağı ya da diğer adıyla Neo-sağcılar, 1980'li yıllarda Başkan Ronald Reagan'ın iktidara gelmesinden bu yana muhafazakar sağcıların yaptığı gibi nüfuzunun azalmasından 25 yıl sonra yeniden canlandı. Başkan Donald Trump'ın 2016 yılında başkanlık seçimlerine adaylığını açıklamasından bu yana ateşlediği ‘kültür savaşı’ söylemiyle parıldayarak ve ezici bir şekilde geri döndü. Peki, Evanjelik sağcılar ile eski Başkan Trump arasında siyasi fikir birliği nasıl gerçekleşti? Evanjelikler ve Trump’ı destekleyen diğer hareketler, Trump’ı 2024’teki başkanlık seçimlerinde tekrar ABD başkanlığına getirebilecekler mi?
Bu soruların yanıtlarını daha sonraki bir makalede ele alacağız.

*Bu yazı Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe