Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Rus ayısı, sürekli olarak sıcak sulara inmenin yollarını ararken NATO'nun genişlemesini ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak görüyor

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı
TT

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Bahaddin İyad
Rusya’nın, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesi olmasına, bol ve çeşitli kaynaklara ve kendisini ‘dünyanın kalbi’ haline getiren stratejik bir konuma sahip olmasına rağmen, komşularına yönelik işgal ve askeri müdahale konusunda uzun bir geçmişi var. Rusya’nın, Çarlık Rusyası dönemi (1547-1721), Rus İmparatorluğu (1721-1917) ve ardından Sovyetler Birliği (1922-1991) dönemi boyunca tüm tarihi, topraklarını genişletmeye yönelik attığı adımlarla doludur ve bunlara dayanmaktadır. Gözlemcilere göre Rusya, özellikle Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 2000 yılında göreve gelişi ve ‘Putin dönemi’nin başlamasıyla birlikte gücünü geri kazanmaya çalışıyor.
Yayılmacı büyük imparatorluklar çağının modası geçmiş olsa da 1979 yılında Afganistan'ın 10 yıllık işgali, 1990'lardaki Birinci ve İkinci Çeçen Savaşları, eski Sovyet cumhuriyetlerinden Çekoslovakya'yı işgali, 1999 Kosova Krizi, 2014'te Doğu Ukrayna’ya askeri müdahale ve Kırım'ın ilhakı, 2008 yılında Gürcistan'a ve 2015 yılında da Suriye'ye yönelik askeri müdahale gibi askeri adımlar, onlarca yıldır Rusya’nın özellikle komşu ülkelere yönelik politikasının değişmez bir özelliği olmaya devam etti. Yakın geçmişte ise geçtiğimiz ay Kazakistan'daki protestoları ve kaosu bastırmak için askeri müdahalede bulunan Rusya, şu an Ukrayna’yı her an işgal etmekle tehdit ediyor. Bu da dış politika hedeflerine ulaşmak için güç kullanımına yönelik Rusya’nın bu daimi eğilimini yöneten faktörlere ilişkin sorunun sorulmasına neden oluyor.

Sıcak denizlere inme düğümü
Sıcak sulara inme düğümü, Moskova'nın dış politikasını yöneten ve Rus ayısının her zaman sıcak sulara ulaşabilme imkanını güvence altına almaya çalışmasına neden olan şaşırtıcı ilk jeopolitik gerçeği temsil ediyor. Rusya, üç okyanusa bağlı 13 denizle çevrili bir yarım ada ülkesi olmasına rağmen çoğunlukla karla kaplı soğuk bir ülkedir. Doğusunda Japonya Denizi’nde Batılı güçler ve müttefik ülkelerle deniz limanlarını paylaşıyor. Bunlardan en önemlisi Vladivostok Limanı’dır. Batıda ise Baltık Denizi'nde St. Petersburg ve Kaliningrad limanları yer alıyor. Ayrıca İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz’den Akdeniz'e ulaşabiliyor. Ancak bu limanların çoğu, bir numaralı düşmanı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeleri tarafından çevrilidir. Bu da Ukrayna ile yaşadığı mevcut krizi ve Ukrayna’nın NATO’ya katılma arayışının bir sonucu olarak onu işgal etmekle tehdit etmesini açıklarken Rusya’nın 2014 yılında Kırım'ı askeri olarak ilhak ettikten sonra liman kenti Sivastopol’u ele geçirmesinin ve 2015 yılında Şam rejimini desteklemek için Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasının ardından Tartus Limanı’na entegre askeri bir deniz üssü inşa etmesinin önemini de ortaya koyuyor.
Rusya merkezli Realist Araştırma Merkezi Direktörü Amr ed-Deeb, The Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın 2015 yılındaki askeri müdahalesinin sebepleri arasında yer alan Suriye'de bir deniz üssüne sahip olmasına rağmen, Kızıldeniz'de bir deniz üssüne sahip olma arayışı içersinde olduğunu belirterek, “Rusya, sürekli olarak sıcak sulara ulaşmanın arayışı içerisinde. Bu da Akdeniz ve Kızıldeniz ile çevrili Ortadoğu'daki varlığının neden arttığını açıklıyor. Ancak Port Sudan'daki son olaylar, Rusya'nın bu lojistik askeri deniz üssü ile ilgili nihai kararını engelledi. Rusya’nın bu bölgelerde bulunma arzusu, çıkarları olan büyük bir ülke ve büyük bir deniz filosu olduğundan meşru bir arzudur ve dolayısıyla çıkarlarını korumak için var olma hakkına sahiptir.

Arka bahçesini ve Rus dünyasını güvence altına almak
Sovyetler Birliği liderliğinde NATO'ya karşı kurulan Varşova Paktı ülkelerinin oluşturduğu orduda bulunan yaklaşık 250 bin asker, 1968 yazında, Prag Baharı'nın ‘liberalleşme’ adıyla anılan reformlarını yıkmak için eski Çekoslovakya'yı işgal etmek üzere harekete geçti. Çünkü Moskova, büyük bir kısmı işgali kınayan ve yüzlerce sivilin ölmesine ve yaralanmasına neden olan uluslararası komünist hareketin kırılmasının önemli bir nedeni olarak kabul edilen savaş hakkındaki görüş ayrılıklarına rağmen, bu değişikliklerin Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin stratejik derinliğinin kaybolmasına yol açabileceğini düşünüyordu.
Orta Asya meselelerinde uzman olan araştırmacı yazar Ahmed Tarabeik, başta Orta Asya ülkeleri ve eski Sovyet cumhuriyetleri olmak üzere Rusya'nın komşu ülkelerinin, jeopolitik düzeyde Moskova'nın arka bahçesi olarak ve Rus ulusunun tarihi ve sosyal derinliği açısından Rusya’nın dış ve güvenlik politikasında önceliğe sahip olduğunu söyledi. The Independent Arabia’ya özel açıklamalarda bulunan Tarabeik, Rusya’nın bu ülkelere yönelik askeri müdahalelerinin, Moskova'nın komşu ülkelerden kendisine bir güvenlik kemeri ve Batılı güçlerle arasında bir tampon bölge oluşturma arzusundan kaynaklandığını belirtti. Rusya geçmişte, Afganistan'a girerek burada monarşiyi kaldırdı. Burada Afganistan'ın stratejik konumu ve maden kaynaklarıyla ilgili stratejik ve güvenlik çıkarlarının yanı sıra ekonomik çıkarlarını korumak için Batı yanlısı olmayan bir müttefik hükümet kurdu. Rusya, Çeçenistan ise topraklarının ve egemenliğinin bir parçası olarak görüyordu. Dolayısıyla Moskova 1990'lı yıllarda patlak veren Birinci ve İkinci Çeçen Savaşı sırasında Çeçenistan’ın bağımsızlığını kazanmasını engellemek için müdahale etti. Bu durum, Rusya'nın kendisine bağlı olan, demografik yapı ve dil olarak kendisiyle örtüşen Ukrayna ve Belarus gibi ülkelerin yanı sıra Kazakistan için de geçerlidir. Zengin kaynakları ve Moskova'nın kiraladığı uzay üssü ile ilgili Rus milliyetçiliği ve ekonomik çıkarlarının bulunduğu Kazakistan, geniş alanı ve Rusya ile arasında uzun kara sınırlarıyla Rusya’nın kanatları altına girmekten kaçamayan hayati bir bölgedir.

2017 yılında yayınlanan “Geleceğe giden yol: Kazakistan” adlı kitabın yazarı olan Ahmed Tarabeik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rusya, söz konusu bu ülkelere, hükümeti sosyalist sistem için siyasi reformlar arayışı içerisinde olduğundan Sovyetler Birliği’nin işgaline tanık olan Çekoslovakya'da olduğu gibi Rusları korumak ve yakın çevresinde Batılı herhangi bir askeri varlığın olmasını yahut Batı yanlısı hükümetlerin yükselişini ya da Rusya'yı ideolojik olarak tehdit eden reformların benimsenmesini engellemek amacıyla etkisini ve ekonomik çıkarlarını korumak için sık sık müdahale ediyor.”
Tarabeik’e göre Rusya, son olaylara müdahalesi ile Kazakistan’ın bağımsız dış politikasına ve uluslararası düzeyde kendisini temsil etme eğilimine duyarlı olduğunu, olayları ve çekişmeleri ateşleyebildiğini ve aynı zamanda onları bastırabildiğini göstermek istedi. Kazakistan’da sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) fiyatlarına yapılan zammın ardından başlayan olayları, liderliğini yaptığı Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) güçleri aracılığıyla sona erdirmesi tüm dikkatleri Rusya'nın oynadığı role çekti.
Şarku’l Avsat’ın The Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  gazeteye değerlendirmelerde bulunan Rus siyasi analist Andrei Antikov ise şunları söyledi:
“Rusya’nın geçmişteki askeri müdahalelerinin çoğu, Moskova'nın bölgedeki çıkarlarına veya ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit hissetmesinin sonucunda gerçekleşti. Afganistan ve Çekoslovakya dahil tüm savaşlarda ve müdahalelerdeki ana faktör, Moskova'nın çıkarlarına başka meydan okumalarında önünü açabileceği düşünülen oralardaki Sovyet etkisinin yok olma tehdidiydi. Gürcistan'da ise Ruslara ve oradaki Rus barışı koruma güçlerine yönelik devam eden saldırılar askeri müdahalenin nedeni oldu. Çeçenistan'a yapılan müdahalenin nedenini de sadece eski Sovyetler Birliği'nin bir parçası olması değil, Rusya topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüşmesi ve Moskova'daki terör saldırıları başta olmak üzere Ruslara karşı ayrılıkçı hareketler ve terör eylemleri olarak açıklayabiliriz.”
Ancak Rus analiste göre Rusya, Ukrayna'ya askeri müdahalede, muhtemelen ağır olacak insani ve ekonomik kayıplara karşısında büyük bir çıkar sağlayamayacağını düşündü.

NATO’nun doğuya genişlemesi
Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından 2000, 2008, 2013 ve 2016 yıllarında Moskova'nın ulusal güvenliğini güçlendirmek ve güvenlik tehditlerine karşı adımlar atmak amacıyla imzalanan Rusya’nın dış politikasıyla ilgili dört kararname, kendisine yönelik düşmanca eylemlere güçlü bir şekilde yanıt verme hakkını saklı tuttuğunu gösteriyor. Putin tarafından Aralık 2014'te imzalanan yeni askeri doktrinde, Ukrayna’nın NATO üyesi olması, askeri üsler ve füze sistemleri de dahil olmak üzere NATO’nun askeri olarak Rusya sınırlarına yakın bir ülkede konuşlanması, Moskova için en büyük tehdit olarak görüldü.
ABD merkezli RAND Corporation tarafından yayınlanan “Rusya’nın ABD ve NATO'nun Bölgedeki Konumunun Güçlenmesine Yönelik Tepkilerine İlişkin Bir Değerlendirme’ başlıklı rapor, Rusya'nın NATO tehditlerine yönelik algılarının ne kadar güçlü olduğuna işaret ediyor. Rapora göre Rusya’nın seçkinleri, Moskova'nın NATO üyesi bir ülkeye karşı hayata geçirmeyi düşünebileceği bir saldırının başarı olasılığını azalmak ve böyle bir saldırının pahalıya patlayabileceğini göstermek amacıyla Baltık ülkeleri gibi Rusya'yı çevreleyen bölgelerdeki kemikleşmiş yetersizlikten rahatsız olan NATO’nun doğu kanadındaki konumunu güçlendirme çabaları arasında ABD ve NATO'nun Moskova'daki mevcut rejime uzun vadeli siyasi ve muhtemelen askeri tehditler oluşturduğu sonucuna artık daha rahat bir şekilde varıyor gibi görünüyorlar.

Realist Araştırma Merkezi Direktörü Amr ed-Deeb, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Rusya’nın ulusal güvenlik savunması coğrafi sınırlara değil, güvenlik sınırlarına dayanmaktadır. Örneğin Suriye, Rusya ile coğrafi olarak ortak bir sınıra sahip değilse de Moskova, ulusal güvenlik risklerine ilişkin algılarına göre Suriye’yi güvenlik sınırları içinde görüyor. Aynı durum, coğrafi olarak Rusya'dan uzak, ancak Rus Milletler Topluluğu veya eski Sovyet cumhuriyetlerinin sınırlarında bulunan Afganistan için de geçerli. Moskova’ya göre orada olanlar, Rusya'nın ulusal güvenliğini doğrudan etkiler. Rusya'nın son 15 yılda attığı tüm adımların, Rus dış politikasının ilkeleri ve ulusal güvenlik doktrini çerçevesinde atıldığını görüyoruz. Bu da Rusya'nın sınırlarının coğrafi değil güvenlik sınırları olduğunu ve tehditlerin proaktif olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Örneğin, Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’a yaptığı askeri müdahale, Rusça konuşan nüfusun korunması anlamına gelen ulusal güvenlik ilkesi çerçevesinde gerçekleşti. O zamanlar Gürcistan'ın savaştığı Abhazyalılar Rusça konuşan bir topluluktur. Bu durum şu an Ukrayna için de geçerli. Çünkü Ukrayna’nın doğusunda büyük bir Rus nüfusu yaşıyor. Moskova ise bir şekilde onların taleplerine yanıt vermek ve korumak zorunda. Ukrayna'nın yakın gelecekte NATO'ya katılma olasılığı da Rusya için gelecekte bir tehdidi teşkil ediyor. Çünkü Moskova Ukrayna, Gürcistan ve hatta Finlandiya ve İsveç'i Rusya sınırındaki ülkeler oldukları için NATO üyesi olmaktan alıkoyan çeşitli güvenlik garantileri talep ediyor.”

İmparatorluk geçmişi ve Putin'in hırsları
Rusya, tüm kültürel ve medeniyet alanlarında büyük bir başarı dengesine sahip olsa da bu başarıyı dünya ülkeleriyle olan ilişkilerini desteklemekte faydalı bir şekilde kullanabildiği söylenemez. Çünkü bu ilişkiler, Rusya’nın askeri gücüne ve Rusya Devlet Başkanı Putin’İn vizyonlarına ve kişisel hırslarına dayanıyor. Putin’in, ülkesini sadece Batı ile rekabet eden bir güç değil, uluslararası bir kutba dönüştürerek Rusya’nın ihtişamlı geçmişini diriltmeye çalıştığı söyleniyor.
Araştırmacı yazar Ahmed Tarabeik ise Moskova'nın bir süper güç olarak etkisini yeniden kazanmanın ve çok kutuplu uluslararası sistemi yeniden tesis etmenin yanı sıra eski Sovyet cumhuriyetleri ile ilişkileri güçlendirerek komşu ülkelerdeki hegemonyasını ve etkisini yeniden kurmaya, ekonomik yaptırımları ve Batı’nın hırslarını engellemesini kabul etmediğini göstermeye çalıştığını düşünüyor. Tarabeik’e göre Rusya’nın düşük gelirli olması ve dünyanın önüne sanki hegemonyasını kaybetmiş gibi görünmesi ‘ona ve halkına karşı bir hakaret’ anlamına geliyor. Rusya’nın geçmişinin güdüsüne ve küresel rollerine ilişkin algısına işaret eden Tarabeik, Putin'in şahsi düşüncesinin, sadece Sovyetler Birliği'nin geçmişini değil, Rus İmparatorluğu'nun ihtişamını yeniden canlandırmayı amaçladığı için önemli bir faktör olduğunu da sözlerine ekledi.
Rusya meselelerinde uzman Muhammed ed-Deyhi, tarihteki tüm Rus imparatorluklarının bıraktığı mirasın Rusların çevredeki bazı coğrafyalara genişlemesinin nedenlerini açıklayan en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Rusya haritasının, dünyadaki kapitalist ülkeler tarafından reddedilen Moskova'yı sosyalist düşünceyi yaymaya zorlayan Sovyet döneminde Rus siyasi ideolojisinin rolü gibi sürekli değiştiğine işaret eden Deyhi, ancak Rusya'yı her zaman sıcak sulara ulaşımı olan ülkelere yönelmeye iten tutumunun oynağı rolün görmezden gelinemeyeceğini buna bir de herhangi büyük bir ülkenin bölgesel bir nüfuz elde etmek ve bölgenin zenginliğini sömürmek amacıyla başka bir bölge üzerinde kontrol sağlama hırsının eklendiğini vurguladı.

Deyhi, değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Rusya’nın askeri müdahalesi veya etkisi, her zaman bir taraf için diğer tarafın pahasına askeri destek verme şeklinde olmuştur. Rusya'nın ülkelerle ilişkilerinde yumuşak güç araçlarını nadiren kullandığı söylenebilir. Suriye örneğinde olduğu gibi, Rusya’nın desteği her ne kadar Şam rejimini destekleyerek devletin bekasını amaçlasa da bu Rusya'nın askeri varlığı için savaşı bahane eden bir destek şeklidir. Rusya'nın Ukrayna ve Orta Asya'daki hedefleri Suriye'deki hedeflerinden fazla bir farkı olduğu söylenemez. Ayrıca bu, Batılı ülkeler ve ABD’ye Rusya'nın uluslararası bir kutup haline geldiğini ve kendisine karşı ekonomik yaptırımlar uygulanmaması gerektiğini kabul ettirme girişimidir. Buna Moskova'nın Batı ve ABD arasında Rusya’nın eski nüfuz bölgelerinde veya Sovyet cumhuriyetlerinde olarak tanımlanan yerlerde genişlememelerini ön gören toplu bir askeri anlaşmaya varma girişimleri de ekleniyor. Bunlar Orta Asya'daki fazla farklılıklar göstermeyen güdülerdir. Orta Asya, bir yanda Çin ve Rusya, diğer yanda Batı arasında tarihi bir baskı ya da diğer bir deyişle nüfuz alanı olmasından ötürü, mevcut uluslararası çatışmada kazançlı olan taraf olduğu söylenebilir. Kim Orta Asya'da varlığa ve nüfuza sahip olursa, Afrika'ya ve dünyaya yayılarak diğerinin çevreleyebilen de o olur.”



Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.


Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
TT

Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)

Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’daki cephelerde kaydettiği yavaş kara ilerlemesine rağmen, ‘özel askerî operasyon’ olarak başlayıp dört yıl içinde yıpratıcı bir savaşa dönüşen süreçte Rusya açısından askerî zafer hâlâ uzak görünüyor. Bu süre zarfında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hedeflerine ulaşmayı başaramadı. Bazı Amerikalı uzmanlar artık sahadaki verilerin, Putin’in Ukrayna’yı boyun eğdiremediğini; hatta Rusya’nın stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

dscd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savunma bütçesini ve asker emeklisi maaşlarını artırarak kapsamlı bir askeri reform gerçekleştirdi. (AP)

Diplomatlar ve dış politika gözlemcileri, öngörüde bulunmanın her zaman riskli bir girişim olduğunu vurgular. Ancak eski ABD Büyükelçisi ve RAND Corporation uzmanı William Courtney, ABD ile Rusya arasındaki stratejik ilişkilerde (Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere) kilit roller üstlenmiş bir isim olarak, Ukrayna’nın işgalini malî, beşerî, askerî ve siyasî açılardan değerlendiriyor. Courtney, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun çabalarına rağmen henüz somut sonuç alınamayan süreçte, savaşın muhtemel sonlarına dair daha net bir tablo çizmeye çalışıyor. Bu görüşe, Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie de katılıyor. Hardie, Putin’in ‘katı tutumlarının’, ABD’nin arzuladığı barışın önündeki başlıca engel olduğunu savunuyor.

Afganistan modeli

Daha önce ABD-Sovyet Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik Amerikan-Sovyet komisyonunda görev alan, eski Başkan Bill Clinton’a özel danışmanlık görevinde bulunan ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Rusya, Ukrayna ve Avrasya işlerinden sorumlu direktörlük yapan William Courtney, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Rus ekonomisinin ABD ve Avrupa yaptırımlarından ‘giderek daha sert ve belirgin biçimde etkilendiğini’ belirtti.

dcdc
(foto altı) Eski ABD Büyükelçisi William Courtney (Şarku’l Avsat)

Courtney ayrıca, Rus kuvvetlerinin insan kayıplarının ‘son derece yüksek’ olduğunu ve bu kayıpların ‘Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşındaki kayıplarını açık ara aştığını’ söyledi.

Öte yandan, ‘ABD politikasının Ukrayna’ya güçlü destekten, daha çok tarafsız arabulucu konumuna yakın bir çizgiye kaydığını’ savunan Courtney, bu nedenle ‘ABD’nin artık Ukrayna veya Avrupa adına Rusya ile müzakere edebilecek bir konumda olmadığını’ dile getirdi. Birçok Avrupalı liderin, ‘Ukrayna’daki savaşı Avrupa güvenliğiyle yakından bağlantılı görmeye giderek daha fazla eğilim gösterdiğini’ de sözlerine ekleyen Courtney, Avrupa’da, Rusya’nın Ukrayna’da galip gelmesi halinde ‘diğer bazı Avrupa ülkelerinin de risk altına girebileceği’ yönündeki kaygıların arttığını vurguladı.

Bu yaklaşımı farklı bir açıdan teyit eden John Hardie ise ABD’nin Rusya’yı gerçek tavizler vermeye zorlamak amacıyla ‘azami baskı uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı bir çaba’ ortaya koyduğunu henüz görmediğini ifade etti. Halihazırda ‘bazı diplomatik temaslar’ bulunduğunu, ancak taraflar arasındaki uçurumun genişliğini koruduğunu ve barış için gerekli belirleyici uzlaşıların henüz sağlanmadığını belirtti.

Dünya’dan uzak

Rusya’nın savaşı sona erdirmeye yönelik hedeflerine ilişkin olarak Hardie, Trump yönetiminin Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalan kısımlarından vazgeçmesi gerektiği görüşünde olduğunu; bunun savaşın sona ermesine imkân tanıyacağı ve ABD ile Rusya arasında ekonomik iş birliğinin yeniden başlamasının önünü açacağı varsayımının benimsendiğini aktardı. Ancak Hardie, bu değerlendirmenin isabetli olmadığını belirterek, ‘Putin’in on yıllardır Ukrayna üzerinde yeniden hakimiyet kurmaya odaklandığını’ ve ülkeyi Rus nüfuz alanına geri döndürmeyi amaçladığını ifade etti. Ona göre hedef, Ukrayna’yı Batı yönelimli bağımsız bir devletten ziyade Belarus’a daha yakın bir konuma getirmek. Bu nedenle Rusya’nın taleplerinin ‘toprak meselesinin çok ötesine geçtiğini’ vurguladı.

erfref
Amerikan araştırma kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie (Şarku’l Avsat)

Bu değerlendirmeye katılan Courtney, Rusya’nın “Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Sovyetler Birliği yıllarına kadar ABD’yi her zaman başlıca jeopolitik rakibi olarak gördüğünü; Avrupa’yı ise hiçbir zaman benzer stratejik önemde değerlendirmediğini” söyledi. Bu çerçevede Moskova’nın doğrudan Donald Trump ile müzakereye hazır göründüğünü ve işgal altındaki topraklar üzerindeki kontrolünün tanınması ile Donbas’ın geri kalanında hakimiyetini güçlendirme talepleri dahil olmak üzere azami taleplerini yinelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Askerî açıdan ise Courtney, sahadaki durumun ‘büyük ölçüde bir çıkmaz’ niteliği taşıdığını ifade ederek, ağır kayıplara rağmen Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’da ‘kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını’ dile getirdi. Buna karşılık insansız hava araçları (İHA) savaşındaki gelişmelerin, Ukrayna tarafındaki insan kayıplarını azaltmaya katkı sağladığını kaydetti.

“Görüşmeler de benzer şekilde tıkanmış görünüyor” diyen Courtney, Rus yetkililerin (aralarında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bulunduğu isimlerin) açıklamalarına atıfla, ‘ABD’li ve Ukraynalı bazı liderlerin zaman zaman dile getirdiği iyimser beyanlara rağmen tarafların hâlâ bir anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu’ belirttiğini aktardı.

Çin ile ortaklık

Pekin’in Moskova’ya verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt veren Courtney, ‘Çin’in Rusya’ya destek sağladığını; ancak bunun ölümcül silahlar şeklinde değil, teknoloji ve çift kullanımlı mallar tedariki yoluyla gerçekleştiğini’ belirtti.

Bununla birlikte Çin’in son dört yılda ‘nispeten temkinli bir tutum’ sergilediğini ifade eden Courtney, Putin’in Eylül 2022’de nükleer silah kullanma ihtimaline imada bulunmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer silah kullanımına karşı defalarca uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Dolayısıyla, Çin’in Rusya’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda verdiği destek önemli olmakla birlikte askerî açıdan belirleyici olmadı ve koşulsuz bir siyasî desteğe de dönüşmedi. Oysa 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinden hemen önce Pekin ile Moskova ‘sınırsız ortaklık’ ilan etmişti. Ancak Courtney’nin ifadesiyle, ‘pratikte açık sınırlar vardı.’ Çin, en önemli ekonomik ilişkilerini Avrupa, ABD ve daha geniş küresel ekonomiyle riske atmaktan kaçınma çabası çerçevesinde Moskova’ya karşı ‘stratejik mesafeyi’ korudu.

Öte yandan Hardie, ‘Çin’in bu savaşta Rusya’nın en önemli ortağı olduğunu’ belirterek, Pekin’in büyük miktarlarda Rus petrolü satın alarak ve ikili ticareti genişleterek ekonomik destek sunduğunu vurguladı. Ayrıca Çin’in, mikroelektronikler, bilgisayar destekli sayısal kontrol makineleri (CNC) ve diğer çift kullanımlı teknolojiler gibi temel girdilerin aktarılmasında bir ‘kanal’ işlevi gördüğünü; bunun da Rus savunma sanayi tabanını desteklediğini ifade etti.

Hardie, ‘Ukrayna’daki savaşın ABD açısından Çin meydan okumasından tamamen ayrı olmadığını’ vurguladı. ABD’nin Rusya’nın Ukrayna üzerinde kontrol kurmasına izin vermesi halinde bunun ‘başka cephelerdeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini; buna Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesinin de dahil olduğunu’ belirtti. ABD içinde bazı çevrelerin Washington’un Ukrayna’ya desteğini azaltarak yalnızca Çin’i caydırmaya odaklanması gerektiğini savunduğunu kaydeden Hardie, Hint-Pasifik bölgesinde Çin nüfuzuna en açık ülkelerin ise ters yönde bir argüman ileri sürdüğünü ifade etti. Bu ülkelere göre Ukrayna’nın savunulması, daha geniş ölçekte caydırıcılığın güvenilirliğini güçlendiriyor.

Aynı bağlamda Courtney, Rus stratejistlerin ‘güç dengesi’ olarak adlandırdığı kavramın, Moskova’nın Avrupa ile ilişkilerinde aleyhine işlediğini söyledi. Ekonomik açıdan Rusya’nın Avrupa için önemi azalmış durumda; askerî bakımdan ise savaş bir çıkmaza girmiş bulunuyor. Courtney, ‘Rusya’nın bu eğilimleri belirleyici biçimde tersine çevirebileceğine dair kayda değer bir kanıt olmadığını’ vurguladı.

Courtney ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını, 1979-1989 yılları arasındaki Sovyet-Afgan savaşıyla karşılaştırdı. O dönemde ‘mücahitler’, Sovyet kuvvetlerini ezici bir yenilgiye uğratamamış olsa da, Moskova’nın zafer elde etmesini engelleyecek ölçüde güçlüydü.

sdcs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Sonuç olarak söz konusu çatışmada (Sovyet-Afgan savaşı) iki önemli gelişme öne çıkmıştı. İlki, savaşın ortasında yönetimde bir değişiklik yaşanması; Mihail Gorbaçov iktidara gelerek Sovyet askeri yükümlülüklerini hafifletmeye ve ekonomik nedenlerle Batı ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Bunun sonucunda Kremlin, savaşı süresiz olarak sürdürme konusunda tam bağlılık göstermemeye başladı. İkincisi ise, mücahitlerin Sovyet kuvvetlerini on yıl boyunca kademeli olarak yıpratmasıydı. Mücahitler Sovyetler Birliği’ni ezici biçimde yenemese de savaşı hem politik hem ekonomik hem de askerî açıdan son derece maliyetli hale getirerek Moskova’yı sonunda geri çekilmeye zorladı.

Courtney, Ukrayna’daki mevcut savaşın ilk yıllarında Rusya’nın hızlı bir zafer beklediğini, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştığını hatırlattı. Courtney, “Görünüşe göre Moskova, Kiev’i kendi azami taleplerini kabul etmeye zorlayamıyor. Öte yandan Ukrayna da Rusya’yı ateşkes imzalamaya zorlayacak güçte değil. Sonuç, yıpratıcı bir savaş” değerlendirmesinde bulundu.

sxdcsc
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Hardie, tarihî ölçütlere göre değerlendirdiğinde, ‘Ukrayna’nın Rusya’nın kara kazanımlarını yüksek insan ve donanım maliyetiyle kademeli olarak sınırlamaya devam etmesi, savunma hatlarını güçlendirmesi ve egemenliğini koruması halinde, bu savaşın Rusya açısından stratejik bir başarısızlık olarak kabul edilmesinin muhtemel olduğunu’ belirtti. Bununla birlikte Hardie, ‘temkinli olunması gerektiğini’ vurguladı. Zira Rusya bu savaşı sona erdirip yeniden silahlanma ve yeniden yapılanma sürecine girerse, ardından belki daha iyi hazırlanmış ve başarılı bir başka işgale girişirse, tarihî değerlendirmeler önemli ölçüde değişebilir. Ayrıca Hardie, mevcut savaşın sona ermesinin, ‘daha geniş stratejik meydan okumanın kesin olarak son bulacağı anlamına gelmediğini’ de hatırlattı.

Kore Savaşı senaryosu

Ukrayna’daki savaşın farklı doğası nedeniyle Courtney, Afganistan’da Kremlin’deki değişim ve son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un iktidara gelişine ilişkin olasılıkları temel alan bir tahminde bulunmaktan kaçındı. Ancak başka bir karşılaştırmayı Kore Savaşı üzerinden yaptı; Güney Kore’nin tek başına Kuzey Kore’yi ateşkesi kabul etmeye zorlamaya gücünün yetmediğini, fakat ABD müdahalesiyle ‘güç dengesinin değiştiğini ve sonucunda yetmiş yılı aşkın bir ateşkesin sağlandığını’ hatırlattı. Courtney, Batı’nın böyle bir dengeyi oluşturmak için müdahale edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti. Güncel değişkenler -Rusya’daki iç politika, Batı’nın birliği, sahadaki askerî gelişmeler ve gelecekteki ABD liderliği- dikkate alındığında, tek bir belirleyici sonucun öngörülmesinin imkânsız olduğunu; savaşın gidişatının hâlâ alınmamış politik kararlar tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hardie, savaşın “Belki de sonunun başındayız” düşüncesini ifade etmekle birlikte, bunun ‘önümüzdeki birkaç ay içinde yakın bir barış anlaşması olacağı’ anlamına gelmediğini belirtti. Hardie’ye göre, başlıca engel, Vladimir Putin’in ‘katı talepleri’. Putin yalnızca Rusya’nın tamamen kontrol edemediği toprakların resmî olarak tanınmasını değil, aynı zamanda daha geniş bir dizi siyasî tavizi de hedefliyor.

Hardie, savaşın nasıl sona ereceğine dair değerlendirmesinde, “Nihayetinde Rusya’nın taleplerini gerçeklerle daha uyumlu hale getirmesi gerekecek” görüşünü dile getirdi. Öte yandan Ukrayna’nın şu anda ‘kaybedilmiş bir barışı kabul edecek anlamlı bir motivasyona sahip olmadığını’ vurguladı.


Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
TT

Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı kara kuvvetleri, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırısı ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, ülkenin güney kıyılarında askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.

İran medyasında yer alan haberlere göre tatbikat, güney bölgeleri ve Basra Körfezi’ndeki adalarda icra edildi. Operasyon bölgesinde bulunan farklı sınıf ve birliklerin katıldığı tatbikatta yeni taktikler ve modern teknolojiler kullanıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı “Sepah News”, tatbikat kapsamında yaklaşan hedeflere karşı kıyıdan denize doğru topçu atışları yapıldığını, yakın mesafeli mühimmat kullanıldığını ve belirlenmiş düşman mevzilerine yoğun bombardıman gerçekleştirildiğini bildirdi.

Füze birliklerinin belirlenen hedeflere atış yaptığı ve Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri envanterine yeni giren bir füze sisteminin kullanıldığı bildirildi. Devlet haber ajansı ISNA, söz konusu sistemin farklı bir navigasyon altyapısına sahip olduğunu, yüksek isabet oranı ve düşmanın tahkimat ve siperlerini imha edebilen güçlendirilmiş bir savaş başlığı taşıdığını belirtti.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasırzade bugün yaptığı açıklamada, İran’ın savaş arayışında olmadığını ancak herhangi bir çatışmanın dayatılması durumunda güçlü bir şekilde karşılık vereceğini söyledi. Ermenistanlı mevkidaşıyla görüşmesinde konuşan Nasırzade, Tahran’ın bölgenin jeopolitik yapısına yönelik herhangi bir müdahaleye ya da dengelerin değiştirilmesine karşı olduğunu belirterek, İran’ın “çatışma aramadığını” ancak “saldırıya uğraması halinde düşmanlarına unutamayacakları bir ders vereceğini” ifade etti.

Öte yandan ABD’nin en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınak kapsamında Girit Adası’ndaki Suda Körfezi Deniz Destek Tesisi’ne ulaştı. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre gemi adaya dün demirledi.

Suda Körfezi tesisinde aktif görevdeki askerler, sivil personel, sözleşmeli çalışanlar ve personelin aile fertleriyle birlikte yaklaşık bin kişi bulunuyor.

Geçen yıl İran’a yönelik saldırı emri veren ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın nükleer programına ilişkin yeni bir anlaşmaya varılmaması halinde askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidini yineledi. Batı ülkeleri, İran’ın nükleer programının nükleer silah geliştirmeye yönelik olmasından endişe ediyor.

ABD’nin Ortadoğu’da, aralarında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu 12’den fazla deniz unsuru konuşlandırdığı; bunlar arasında dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisinin yer aldığı belirtildi.

Bölgede aynı anda ABD’nin iki uçak gemisinin bulunması ender görülen bir durum olduğu ve her geminin onlarca savaş uçağı taşıdığı ve binlerce denizciye ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a karşı güç kullanımı konusunda karar vermek için kendisine “10 ila 15 gün” arasında bir süre tanıdığını söyledi. Pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın kapsamlı bir askeri müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığına dair haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in “hepimiz gibi savaş istemediğini”, ancak İran’a karşı askeri bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun “kolaylıkla kazanılabilecek” bir adım olacağı görüşünde olduğunu ifade etti.

İran devlet medyası ise ülkenin orta kesimindeki İsfahan eyaletine bağlı Humeynişehr kentinde bir askeri helikopterin bugün bir meyve pazarına düştüğünü bildirdi. Kazada pilot ve yardımcısı ile iki pazar esnafı hayatını kaybetti. Resmi haber ajansı IRNA, olayın “teknik arıza” kaynaklı olduğunu ve çıkan yangının acil durum ekiplerince söndürüldüğünü duyurdu.

İran’da, eskiyen hava filosu ve yaptırımlar nedeniyle yedek parça temininde yaşanan zorluklar sebebiyle zaman zaman hava kazaları yaşanıyor. Geçen hafta da Hemedan eyaletinde gece eğitimi sırasında düşen bir F-4 savaş uçağında pilotlardan biri hayatını kaybetmişti.