Somaliland, ABD-Çin çatışma hattına mı girdi?

Somaliland’da 20 yılı aşkın bir süredir siyasi ve güvenlik açısından önemli bir istikrar yaşanıyor. (AFP)
Somaliland’da 20 yılı aşkın bir süredir siyasi ve güvenlik açısından önemli bir istikrar yaşanıyor. (AFP)
TT

Somaliland, ABD-Çin çatışma hattına mı girdi?

Somaliland’da 20 yılı aşkın bir süredir siyasi ve güvenlik açısından önemli bir istikrar yaşanıyor. (AFP)
Somaliland’da 20 yılı aşkın bir süredir siyasi ve güvenlik açısından önemli bir istikrar yaşanıyor. (AFP)

Mahmud Abdi
Somaliland, 20 yılı aşkın bir süredir siyasi ve güvenlik açısından istikrara sahne oluyor. Ülke, Afrika Boynuzu'ndaki herhangi bir siyasi oluşumun tanık olmadığı bir oranda oy kullanılan seçimler vasıtasıyla yönetim devrine tanık oldu. Somaliland’da 20 yıl içerisinde dört cumhurbaşkanı yönetimi devralırken Etiyopya ve Kenya iki cumhurbaşkanı gördü. Eritre ve Cibuti ise önemli bir değişikliğe tanık olmadı. Güney Sudan'a gelince; iç savaş bataklığına saplanmış durumda. Ayrıca bu süre içerisinde Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ülke çapındaki protestoların ardından askeri bir darbeyle devrildi.
Somaliland'ın kendisi gibi uluslararası alanda tanınmayan birçok siyasi oluşumla dostluk kurma çabalarına ve tanınan ülkelerle ilişkilerini artırma arzusuna rağmen bu yoldaki kararlılığı 'Liberland' ve 'The Kingdom of the Yellow Mountain' (Sarı Dağ Krallığı) gibi kağıt üzerinde var olan siyasi oluşumların temsilcilerini bile kabul etmesini sağladı. Ancak 2017 yılının sonlarında koltuğunu devralan Cumhurbaşkanı Musa Bihi Abdi döneminde Uzak Doğu'ya yönelinmesi diplomatik hareketlilik açısından bir dönüm noktası oldu. Çin Komünist Partisi'nin Somaliland Ulusal Hizmet mensupları için Çin'e gönderilen 'gayri resmi' bir eğitim misyonu konusunda uzlaşı sağlanamaması, Hargeisa yönetiminde gelecekte Çin'in dikkate alınmaması ve özellikle bu Asya devi karşısında Batı-ABD tarafına yönelinmesi kararının verilmesine neden oldu.

ABD teşviki ve bölgeye yönelik tutumların değişmesi
Elbette Somali, 1970’lerin sonundan ve Sovyet uzmanlarının sınır dışı edilmesinden bu yana ABD’nin nüfuz alanı içinde kaldı. Somaliland’daki siyasi tabaka bu gerçeklikle yaşadı. Somaliland sömürge döneminde himaye devleti olan İngiltere ile ilişkilerinin iyi olmasından ve ABD’nin iyi bir müttefiki olmasından yararlandı. Bu, Washington'da bir yönetim değişikliği olması durumunda Somaliland'ın ABD politikasındaki dalgalanmalardan etkilenmemesini sağladı. Özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Hargeisa'daki duruma ilgi gösterdi. Avrupa somut kalkınma projelerinin finansmanına katkı sağlayıp gittikçe yerleşmeye başlayan demokratik geleneklere övgüde bulundu.
Ancak Batı'nın Abiy Ahmed’e yönelik tutumundaki değişiklik ve ABD’nin Addis Ababa ile savaş içerisinde olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne (TPLF) dolaylı yoldan kucak açması Çin’in hem Etiyopya hem de Cibuti'deki nüfuzunun büyüklüğüne gecikmiş bir tepki olarak geldi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Çin’in bu ülkelerdeki nüfuzu bir gecede değil, 30 yıl süren birikimler ve uzun merhaleler sonucunda oluştu. Bu bağlamda Abiy Ahmed'in Tigray bölgesinde sivillere karşı savaş suçuna varan ihlaller gerçekleştirdiği yönündeki suçlamalar arttı ve Batı dışındaki ülkelerden gelen silah tedariki kısıtlandı. Bu da Ahmed’i Cibuti’nin limanlarından geçiremediği ürünleri ülkeye getirmek için Somaliland’daki Berbera Limanı’na sığınmak zorunda bıraktı. Bu durum Hargeisa'daki hükümete bölgede ağırlığı olan komşusunun önünde manevralar yapmak için geniş alan verdi.

Etiyopya: Baskıların başarısızlığı ve müttefikin zayıflaması
Başbakan Abiy Ahmed'in ‘sıfır sorun’ ve ‘bölgesel birleşme’ politikaları ile Etiyopya'nın bölgesel siyaseti için daha iyi bir konum inşa etmeye başlaması kendisini Somali'deki siyasi gerçekliğin çıkmazına soktu. Böylece Somaliland'ı eşi görülmemiş baskılar altında bıraktı, Cibuti'nin konumunu ikinci plana itti ve Kenya'nın Somali'deki nüfuzunu olumsuz yönde etkiledi. Bu, bölgedeki daha deneyimli politikacıların genç Etiyopyalı liderin hareketlerini gözetlediği bir ortam oluşmasına yol açtı.
Yapılan değerlendirmeler bu durumun, bir taraftan Kenya’nın Hargeisa’ya yönelmesi, diğer taraftan da Cibuti'den geçen Etiyopya ticari ürünlerine uygulanan vergilerin ve gümrük tarifelerinin yükseltilmesinden başlayarak peş peşe gelecek ve yavaş yavaş Ahmed’in ilerlemesini kıracak karışıklıklar yaratacağı yönünde.
Abiy Ahmed'in hedefinin, bir yandan Eritre limanları dosyasının yavaş ilerlemesi ve diğer yandan da Etiyopya'nın Cibuti-Eritre sınır anlaşmazlığına kısmi çözümler bulmak için acele edilmesine ilişkin çekinceler ışığında Etiyopya için yeni limanlar bulmak olabilir. Hargeisa ve Mogadişu arasındaki müzakerelerin yeniden başlaması için Ahmed’in Musa Bihi Abdi’den kendisini Somali Devlet Başkanı Muhammed Abdullah Fermacu ile bir araya getirme planını saklayıp müttefiki Fermacu lehinde Abdi’ye baskı yapmak üzere Addis Ababa’ya gelmeye zorlaması dikkat çekici. Bu durum özellikle Hargeisa’nın gençlik hareketinin faaliyetlerine devam etmesiyle Fermacu’nun siyasi ve güvenlik ile ilgili sıkıntıları yönetmede başarısız olacağı üzerine bahse girmesi ve Mogadişu’da Fermacu ile girilen çatışmada önceden yaşanılan ciddi sıkıntılardan çok daha basit olduğunu düşünen kıdemli bir siyasi tabakanın olmasıyla ön plana çıktı. Somaliland’daki siyasetçileri Etiyopya devletinin temsil ettiği ağırlığa rağmen Etiyopya yönetimine güvensizlik ve küçümseyici bir şekilde bakmaya itti.

Büyük bir çatışmaya girmenin riskleri
Etiyopya Başbakanı’nın hamlelerindeki acelecilik, Çin’in Hargeisa’ya karşı tepeden bakma şeklinde tanımlanabilecek tavrı ve iki ülkenin uluslararası arenadaki değişimlerle birlikte Mogadişu'nun Somaliland'da saha nüfuzunun olmadığı gerçeğini görmezden gelmeleri öneml bir etkiye neden oldu. Ayrıca Batı’nın Çin’e karşı teyakkuza geçmesi Somaliland’ın Tayvan Çin Demokratik Cumhuriyeti ile müzakerelere kapı aralayarak Taipei’ye temsilcisini göndermesi ve ardından Tayvan’ın Hargeisa'da temsilcilik ofisi açmasına izin vererek Addis Ababa ve müttefiki Pekin ile pamuk ipliğine bağlı olan ilişkisini kesmesine yol açtı.
Bu Somaliland’ın Hargeisa’yı ziyaret eden Çin heyetini soğuk bir şekilde karşılayıp sundukları önerilerin ve uyarıların hepsini reddederek kısasa kısas bir şekilde cevap vermesine zemin hazırladı. Bu da Çin Dışişleri Bakanlığı’nın medya araçları aracılığıyla Somaliland’a karşı öfkeli ve tehditkar açıklamalar yayınlamasına ve ‘Somali’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile güvenliğinin korunması’ şiarını tekrar etmesine sebep oldu. Somaliland’daki siyasi tabaka ise Çin’in olumsuz tavrının, ülkelerinin bölgesel siyasette oynadıkları önemli rolü öne çıkarmaya yaradığı görüşünde. Bununla birlikte Etiyopya rejiminde, Çin'in öfkesinin yanında yer alarak siyasi konumlarını sağlamlaştırma niyetinde olan güç sahibi tarafların hareketlendiğine dair işaretler var. Söz konusu taraflar bunu, Somaliland’daki siyasi durumu etkileyip Somali-Etiyopya sınırının her iki tarafındaki aşiret etkileşimlerinden yararlanarak hareket ettirilebilecek yerel siyasi çekişmeleri kullanarak yapma niyetinde. Tüm bunlar ve Etiyopya donanmasının inşa edilmesi dosyasının ortaya atılması, Etiyopya medyasında 2014 yılında Dubai Port World ile imzalanan anlaşmanın yüzde 19'luk payıyla Berbera Limanı’nın sahibi olduğu yönündeki iddiaların patlak vermesi ve akabinde Somaliland Maliye Bakanı Saad Ali Şire’nin böyle bir payın olmadığını açıklamasının ardından Batı tarafından Etiyopya’nın Zeyla Limanı’nı ele geçirmeyi planladığına ilişkin uyarılar arttı. Bu durum Somaliland'ın olası yansımalarına rağmen resmi olarak ABD-Çin cephe hattına girdiği anlamına geliyor.



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.