Fas'ın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Sekreteri İbn Kiran, olağan kongre tarihini açıklamaktan kaçındı

İbn Kiran: Eğitimde Arapçanın ikinci plana itilmesi İsrail ile normalleşmeden daha tehlikeli

PJD Ulusal Konseyi'nin dün Rabat'ın güneyindeki Bouznika ilçesindeki toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
PJD Ulusal Konseyi'nin dün Rabat'ın güneyindeki Bouznika ilçesindeki toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Fas'ın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Sekreteri İbn Kiran, olağan kongre tarihini açıklamaktan kaçındı

PJD Ulusal Konseyi'nin dün Rabat'ın güneyindeki Bouznika ilçesindeki toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)
PJD Ulusal Konseyi'nin dün Rabat'ın güneyindeki Bouznika ilçesindeki toplantısından bir kare (Şarku’l Avsat)

Fas'ın muhalefet kanadında yer alan İslami çizgideki Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) Genel Sekreteri Abdulilâh İbn Kiran, dün Rabat'ın güneyindeki Bouznika ilçesinde düzenlenen (olağan kongreden sonraki en yüksek karar alma mercii) Ulusal Konsey toplantısında partisinin olağan kongresi için bir tarih açıklayamayacağını söyledi. PJD, son olarak Ekim 2021'in sonlarında İbn Kiran’ın genel sekreter olarak seçildiği geçici kongrenin ardından yeni olağan kongrenin düzenlenmesini erteleme kararı almıştı.
Ülkede 8 Eylül’de yapılan seçimlerde ağır bir yenilgi alan PJD’nin Fas Parlamentosu Temsilciler Meclisi'ndeki sandalye sayısı 125'ten 13'e düştü. Bu da partinin genel sekreterliğinin istifasına yol açarken İbn Kiran, düzenlenen geçici bir kongre ile parti genel sekreteri seçildi.
İbn Kiran, istifa etmedikçe yahut seçimlerdeki gerilemeden sonra partiyi canlandırma görevinde başarısız olmadıkça Ulusal Kongre'nin olağan kongre için bir tarih belirlemeyeceğini, olağan kongreyi partinin durumu düzeldiğinde yapabileceklerini söyledi.
Milli Bağımsızlar Birliği (RNI) Genel Sekreteri Aziz Ahnuş’un başbakanı olduğu hükümet ile ilgili değerlendirmede bulunan İbn Kiran, PJD’nin alternatif olarak mevcut başbakanı destekleyen bazı medya kuruluşlarının ‘şimdi ona istifa çağrısında bulunmaları’ karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti. Fas’ta siyaseti anlamının güç olduğunu ve bu nedenle neler olup bittiğini anlamaya çalıştığını söyleyen İbn Kiran, “Ahnuş’un sahibi olduğu akaryakıt şirketi de dahil olmak üzere halkın boykot ettiği şirketlerle ilgili 2018 yılında ortaya çıkan kampanyanın arkasında kimin olduğu halen bilinmiyor” ifadelerini kullandı.
Ahnuş’un ‘bu boykot kampanyası yüzünden ülkeyi terk etmeyi düşündüğünü’ öne süren İbn Kiran, ancak daha sonra 8 Eylül'de yapılan seçimlerde Ahnuş’un lideri olduğu RNI partisini zafere taşıyacak önemli bir destek bulduğunu sözlerine ekledi.
Ahnuş’un 2016 yılındaki seçimlerden sonra hükümetin kurulmasını engellediğini ve hükümeti kurma görevinin kendisine verilmesinin önünü kestiğini hatırlatan İbn Kiran, güçlükler yaşandığını ve ‘istikrarsızlığa’ yol açtığı için etkilerinin kolayca geçmeyeceğini belirtti. İbn Kiran, daha önce Ahnuş’u destekleyen medya kuruluşlarının şimdi istifa etmesini istemeleri karşısında şaşırdığını ifade etti.
PJD Genel Sekreteri olarak seçilmesinden bu yana düzenlenen ilk Ulusal Konsey oturumuna katılan İbn Kiran, partinin gelecekteki performansını etkileyecek olan partinin kötüleşen mali durumu sorununu gündeme getirerek parti üyelerini, partiye gönüllü olarak aylık periyotlarla maddi katkılarda bulunmaları çağrısında bulundu. Kendisinin aylık 5 bin dirhem (500 dolar) ödemeye başladığını ve parti üyelerinden eski İletişim Bakanı Mustafa el-Halfi'nin aylık 2 bin 500 dirhem (250 dolar) bağışta bulunma sözü verdiğini açıklayan İbn Kiran, ismini açıklamadığı bir kişinin ise ayda 10 bin dirhem (bin dolar) ödeme sözü verdiğini aktardı.
Partinin bazı önde gelen isimlerinin, üyelerden ‘zorunlu’ aidat alınması önerisinde bulunduklarını söyleyen İbn Kiran, fakat partiye yapılmasını istedikleri katkıların ‘gönüllü’ olması konusunda ısrar ederek bu öneriyi reddettiğinin altını çizdi.
Partinin önümüzdeki seçimlere hazırlanmak için kendisini finanse etmesi gerektiğini belirten İbn Kiran, partinin seçimlerdeki düşüşü nedeniyle, devletten gelecekte geçmiş yıllara kıyasla daha az destek alabileceğine işaret etti.
Partinin eski lideri Sadettin Osmani dönemini eleştiren ve özellikle ‘tekrarlandığını’ söylediği ‘Osmani’nin ve yönetiminin yaptığı hatalar’ üzerinde duran İbn Kiran, Sadettin Osmani liderliğindeki eski hükümetin bilimsel konuların öğretiminde başta Fransızca olmak üzere yabancı dillerin benimsenmesini ön gören reformuna işaret ederek ‘eğitimde Arapçanın ikinci plana itilmesinin, İsrail ile normalleşmeden ve esrarın yasallaştırılması için bir yasa çıkarılmasından daha tehlikeli’ olduğunu söyledi. Bunu Arapçaya karşı bir ‘komplo’ olarak niteleyen İbn Kiran, partisinin iktidardayken sergilediği tutumun ‘hayal kırıklığı yarattığını’ ifade etti.



Sudan ordusu, Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Kurmuk kasabasını geri aldı

Sudan askerleri (dolaşımda)
Sudan askerleri (dolaşımda)
TT

Sudan ordusu, Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Kurmuk kasabasını geri aldı

Sudan askerleri (dolaşımda)
Sudan askerleri (dolaşımda)

Sudan ordusu, bugün ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil Eyaleti'nde, Etiyopya sınırına yakın stratejik öneme sahip Kurmuk kentinin kontrolünü yeniden sağladığını açıkladı. Kent, mart ayından bu yana Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) kontrolündeydi.

Sudan Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Asım Avad, Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada, "Silahlı kuvvetler ve destek unsurları, HDK’ye karşı yürütülen şiddetli çatışmaların ardından Kurmuk kentini kurtarmayı başardı" dedi.

Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri mensupları (Arşiv- AFP)Sudan Hızlı Destek Kuvvetleri mensupları (Arşiv- AFP)

Avad, HDK ile ona bağlı müttefik güçlerin "can kaybı ve askeri teçhizat açısından ağır kayıplar verdiğini" belirtti.

Açıklamada ayrıca, sivillerin korunması, temel hizmetlerin yeniden sağlanması ve normal yaşamın yeniden tesis edilmesinin ordunun öncelikleri arasında yer aldığı vurgulandı.

Ordu sözcüsü, "Onur Savaşı'nın, HDK ve destekçileri tamamen etkisiz hale getirilene ve ülke topraklarının tamamı güvence altına alınana kadar süreceğini" ifade etti.

Sudan ordusuna bağlı birlikler, Kurmuk kentinde kontrolü ele geçirdiklerini gösterdiği belirtilen görüntüler de paylaştı.

Sudan askerleri el-Kadarif şehrinin sokaklarında devriye geziyor (Arşiv- AFP)Sudan askerleri el-Kadarif şehrinin sokaklarında devriye geziyor (Arşiv- AFP)

Mavi Nil Bölgesi Valisi Ahmed el-Umde de yaptığı açıklamada, "Kahramanca yürütülen bir operasyon sonucunda Kurmuk kenti, HDK ve Joseph Tuka'ya bağlı isyancı unsurlardan temizlendi" ifadelerini kullandı.

El-Umde, bunun Mavi Nil bölgesi ile Sudan genelinde güvenlik ve istikrarın yeniden sağlanması yönünde önemli bir adım olduğunu belirtti.

Mavi Nil cephesinde ilerleme

Sudan ordusu son günlerde Mavi Nil cephesinde önemli ilerlemeler kaydetti. Ordu, bölgenin başkenti Demazin ile Kurmuk'u birbirine bağlayan ana yol üzerindeki Keyli, Makca ve Sarkam yerleşimlerini yeniden kontrol altına aldı.

Buna karşın HDK, bölgedeki çatışmalara ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Ancak örgüte bağlı unsurlar, sosyal medyada yayımladıkları görüntülerle ordunun Kurmuk'a girdiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Sudan ordusuna bağlı 4. Piyade Tümeni'nin son günlerde insansız hava araçları (İHA) ve ağır topçu birlikleriyle HDK'nin kent çevresindeki mevzilerine yoğun saldırılar düzenlediği bildirildi.

Etiyopya sınırındaki konumu nedeniyle stratejik öneme sahip Kurmuk, birkaç ay önce HDK'nin öncülüğündeki "Kuruluş (Tesis) İttifakı"nın kontrolüne geçmişti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu ittifakta, Abdulaziz Adem el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) de yer alıyor.

 Nisan ayında Hartum'daki evinin avlusunda, bombalı saldırıda yaralanan Sudanlı bir kız çocuğu tekerlekli sandalyesinde oturuyor (AP)Nisan ayında Hartum'daki evinin avlusunda, bombalı saldırıda yaralanan Sudanlı bir kız çocuğu tekerlekli sandalyesinde oturuyor (AP)

Mavi Nil bölgesinde son iki ayda çatışmaların şiddeti artarken, ordu ile HDK arasında çok sayıda küçük yerleşim yerinin kontrolü el değiştirdi.

Bu gelişmeler, Sudan ordusunun Etiyopya'yı, HDK'nin Kurmuk ve Mavi Nil bölgesini ele geçirmek amacıyla kendi topraklarını kullanmasına izin vermekle suçlamasının ardından geldi.

İHA saldırılarında siviller hayatını kaybetti

Öte yandan Sudan Doktorlar Ağı, bugün yaptığı açıklamada, Omdurman'ın batısındaki İhracat Yolu'nda HDK'ye ait olduğu belirtilen bir İHA’nın düzenlediği saldırıda aynı aileden 10 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Açıklamaya göre, hayatını kaybedenler arasında 5 kadın da bulunuyor. Ailenin düğün törenine gitmekte olduğu sırada hedef alınan araç tamamen yanarken, araçta bulunanların tamamı hayatını kaybetti.

Doktorlar Ağı, sivil araçların ve sivillerin hedef alınmasının uluslararası insancıl hukukun açık ihlali olduğunu belirterek, saldırının yönlendirilebilir bir İHA ile kasıtlı şekilde gerçekleştirildiğini savundu.

Acil Durum Avukatları Grubu da pazartesi günü Kuzey Kurdufan eyaletindeki Şa'tut kasabasında düğüne giden sivilleri taşıyan bir araca düzenlenen İHA saldırısında beşi kadın 13 sivilin öldüğünü bildirmişti.

Grup ayrıca salı sabahı Hamra eş-Şeyh bölgesinde su taşıyan bir sivil aracın hedef alındığını ve saldırıda iki kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Afrika Birliği'nden siyasi çözüm çağrısı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum'da Afrika Birliği'nin Sudan Özel Temsilcisi Muhammed Belaiş ile görüştü.

Burhan, Hartum'da Afrika Birliği büyükelçisiyle görüştü (Sovereignty Media)Burhan, Hartum'da Afrika Birliği büyükelçisiyle görüştü (Sovereignty Media)

Belaiş, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Afrika Birliği Komisyonu'nun Sudan'daki siyasi ve askeri gelişmeler konusunda yönetimle istişarelerini sürdürdüğünü söyledi.

Tarafların, barışın önündeki mevcut engelleri ele aldığını belirten Belaiş, önümüzdeki dönemde ateşkesin sağlanması amacıyla gerilimin düşürülmesi yönündeki çabaların artırılması gerektiğini ifade etti.

Afrika Birliği'nin bütün Sudanlı tarafların katılımıyla kapsayıcı bir siyasi sürecin başlatılmasını desteklediğini vurgulayan Belaiş, ulusal uzlaşı temelinde geniş kapsamlı bir diyalog çağrısını yineledi.

Belaiş ayrıca Afrika Birliği'nin Sudan'ın birliği ve egemenliğine desteğini sürdüreceğini belirterek, önümüzdeki dönemde Birlik yönetiminden üst düzey bir heyetin Hartum'u ziyaret edeceğini açıkladı.


Arap dünyasının yeniden yapılandırılması: Şam ile Beyrut Arasındaki ‘Koridorlar Pazarı’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Arap dünyasının yeniden yapılandırılması: Şam ile Beyrut Arasındaki ‘Koridorlar Pazarı’

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'da düzenlenen ortak basın toplantısının ardından tokalaşırken, 7 Temmuz 2026 (AFP)

Elie el-Kuseyfi

Salı günü Şam'daki tablo o denli anlamlıydı ki Arap Maşrıkı ve bölgenin genelinde iki tarihsel dönem ile iki bölgesel düzen arasındaki geçiş anını tüm yalınlığıyla özetliyordu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile görüşmesinin ardından, kaldığı otelin yakınlarında iki el yapımı patlayıcının infilak etmesinden sadece birkaç dakika sonra yaptığı açıklamada Fransa'nın Suriye ekonomisinin ve bankacılık sektörünün yeniden inşasına katkı sağlamaya hazır olduğunu açıkladı. Bu tablo, Suriye'nin bölgesel ve uluslararası dönüşümün tam merkezinde, dahası bu dönüşümün asıl sahnesi konumunda olduğunu kanıtlamaya yetiyordu. Bu durum Suriye'nin rolünü bütünüyle yeniden tanımlıyor. Suriye artık -özellikle İran ile Türkiye arasındaki- bölgesel nüfuzun el değiştirdiği bir ülke değil, şekillenmekte olan yeni bölgesel düzende merkezi bir rol oynayan bir devlet olarak değerlendiriliyor.

Bu çerçevede Macron'un ziyareti yalnızca Fransa'nın en üst düzeyde Şam'a diplomatik ve siyasi dönüşünün değil, aynı zamanda Suriye'nin oluşmakta olan bölgesel denklemdeki önemine ve uluslararası ile bölgesel nüfuz mücadelesinin yeni sahnesi hâline gelişine de işaret ediyordu. Bu süreç yıllarca süren savaş dönemindeki gibi değil. Zira Suriye'de çakışan uluslararası ve bölgesel çıkarlar bu rekabeti, başta ABD ve Fransa olmak üzere rakipler ve müttefikler arasında belirli angajman kurallarıyla çerçevelenmiş ve denetim altında tutulan bir rekabete dönüştürüyor. ABD ve Fransa’nın Suriye, Lübnan ve bölge geneline ilişkin aynı tutumu paylaşmadıkları açıkça görülüyor. Bu da iki ülke arasında bölge dosyalarında tarihin derinliklerine uzanan görüş ayrılığının bir uzantısı.

Ancak asıl önemli olan, on yılı aşkın bir süre boyunca savaş, göç ve dış müdahale kavramlarına indirgenmiş olan Suriye, bu bağlamı izin vermekle de kalmayıp son derece güçlü biçimde teşvik eden bir bölgesel ve uluslararası konjonktürde, jeopolitik konumuna yatırım yapma sürecine kademeli olarak dönüyor. Bu durum küresel ekonomi için acil bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor. Nitekim Şara'nın iki tarafın katıldığı Suriye-Fransa yuvarlak masa toplantısındaki sözleri de buna işaret ediyordu. Suriye'nin Akdeniz'i Körfez'e ve Irak'a bağlayan, Marsilya'ya deniz yoluyla yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunan stratejik bir konuma sahip olduğunu belirtti. Dünya, Hürmüz Boğazı krizinin ardından güvenli ve istikrarlı geçiş koridorlarının değerini bir kez daha kavradı. İşte bu noktada bugün hayati rolünü yeniden kazanmış olan Suriye coğrafyasının küresel geçiş koridorları piyasasında vazgeçilmez bir kavşak olarak önemi gün yüzüne çıkıyor.

Suriye'de ve özellikle Şam'da güvenlik gerilimi yaratmaya yönelik strateji, bölgesel ve uluslararası akışa karşı ilerlediği için başarısızlığa mahkûmdur.

Hürmüz Boğazı'ndan Kızıldeniz'e uzanan geleneksel ticaret yollarını vuran krizlerin büyük güçleri harekete geçmeye ve enerji ve ulaşım haritalarını yeniden düşünmeye zorladığını söylemeye gerek yok. Uzun süre belirli güzergahlara bel bağlamış olan bölge, artık daha çeşitli ve güvenli bir geçiş koridorları ağı arayışına girdi. Bu ağda Suriye, savaş yıllarının büyük bölümünde olduğu gibi rakip nüfuz projeleri arasında bir temas hattı olarak değil; iç içe geçmiş ekonomik alanları birbirine bağlayan bir halka, vazgeçilmez bir bağlantı noktası olarak yeniden değer kazanıyor.

Bununla birlikte yeni Suriye'nin yeni bölgesel denklemdeki yerine oturması, Suriye devletinin çöküşü sürecinde savaş yılları boyunca filizlenmiş bölgesel ve uluslararası çıkarlarla kaçınılmaz biçimde çatışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında gerçekleşen iki patlama, yeni Suriye sürecinden çıkar sağlayamayan tarafların bu süreci baltalamaya çalıştığına dair açık bir mesajdı. Ancak buradaki kilit nokta, bu güvenlik mesajları yeni Suriye yönetimine değil, yeni bölgesel düzene yönelik olması. Dolayısıyla kırılgan bir devletle değil, sağlam bir uluslararası ve bölgesel denklemle karşı karşıya geliyor.

frgthyu8
Suriye'nin başkenti Şam’da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınlarında bir patlayıcı cihazın patladığı olay yerinde duman ve alevler, 7 Temmuz 2026 (Reuters)

Bu yüzden Suriye'de ve özellikle Şam'da güvenlik gerilimi yaratmaya yönelik strateji, bölgesel ve uluslararası akışa karşı ilerlediği için başarısızlığa mahkûmdur. Bununla birlikte şu soruyu sormaktan kaçınmak mümkün değil. Geçtiğimiz Perşembe gününden bu yana art arda yaşanan bu patlamalar, Şam'daki değişen tablodan çıkar kaybeden yerel hücrelerin salt tepkisel eylemleri midir? Nitekim perşembe günü Adalet Sarayı yakınlarındaki patlama, eski rejimden yetkililerin yargılanmasına karşı açık bir mesaj taşıyordu. Oysa salı günü meydana gelen iki patlama, Şam'daki güvenlik geriliminin arkasındaki bölgesel ve uluslararası bir örtüye ilişkin farklı soru işaretleri yaratıyor. Bu sorular arasında özellikle, “Bu patlamalar ile İran rejimi içindeki kanat çatışması -yani yeni bölgesel denklemi tırmandırmaya çalışan bir akım ile onu normalleştirmeye çalışan bir diğer akım arasındaki gerilim- arasında bir bağlantı var mı? Eski rejim döneminde Suriye'de geniş bir nüfuz kullanan Moskova'nın yaşananlar karşısındaki tutumu ne?” soruları öne çıkıyor. Bu sorular özellikle Hizbullah'ın ABD arabuluculuğunda Lübnan devleti ile İsrail arasında varılan çerçeve anlaşmaya yönelik tutumu açısından aynı ölçüde Lübnan için de geçerli. Söz konusu anlaşma, Hizbullah ile Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam arasındaki çatışmanın ana başlığına dönüşmüş durumda.

Tahran, Washington'la varılacak herhangi bir nihai anlaşmayı ABD tehditlerinin sona ermesine ve Lübnan'daki durumun istikrar kazanmasına bağladığında, Lübnan'ın yeni bölgesel denklemi normalleştirecek koşullar arasında bölgesel nüfuz haritasının bir parçası olmaya devam edeceğini teyit etmiş oluyor.

Dolayısıyla Suriye etrafındaki çatışma bugün bizzat devletin işlevi üzerine dönüyor. ‘Yeniden inşa edilen bölgesel düzenin bir parçası mı olacak, yoksa kaotik ortamdan beslenen nüfuz ağlarına açık bir alan mı kalacak?’ sorusunun yanıtı büyük olasılıkla birinci ihtimal yönünde kesinleşmiş durumda. Yani yeni bölgesel denklem Suriye'nin bir kez daha kaosa sürüklenmesini kaldıramaz. Bunu her şeyden önce Washington'ın bölge stratejisi çerçevesinde Şam'a gösterdiği ilgi yansıtıyor. Bu strateji, 2003 Irak işgali döneminde ‘yeni muhafazakârların’ benimsediği ideolojik Amerikan vizyonundan köklü biçimde kopan, ağırlıklı olarak ekonomik bir vizyona dayanıyor. Söz konusu eski vizyon, tıpkı Usame bin Ladin'in dünya tasavvurunun ayna görüntüsü gibi, dünyayı şer ekseni ile hayır ekseni arasında bölen bir anlayışa dayanıyordu. Şimdi ise İran gibi geleneksel ABD’nin yörüngesinin dışındaki ülkelerle bile Washington'ın ekonomik çıkarlarının güvence altına alınmasını esas alan farklı bir Amerikan vizyonunun belirginleştiği açıkça görülüyor. Belki de bölgenin bütününün geleceği tam da bu noktada düğümleniyor. Washington, Tahran’ı yeni İran’ın yeni bölgesel ve uluslararası düzene gireceği ekonomik bir anlaşma imzalamaya ne ölçüde ikna edebilecek?

dvfgthy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam'daki Emevi Camii'ni ziyaret ederken Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın yanında, 6 Temmuz 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye, Lübnan ve İran'a ilişkin bu sorular, Orta Doğu'nun yaşadığı daha büyük bir dönüşümle iç içe geçiyor. Geçtiğimiz on yıllarda bölgeye hâkim olan model -askeri eksenlere ve sınır ötesi çatışmalara dayanan yapı- bugün ulusal devlete, coğrafyaya ve ekonomiye öncelik tanıyan başka bir modelin yükselişiyle karşı karşıya. ABD ve beraberinde Avrupa’dan ve Arap ülkelerinden, merkezi devletler ve ekonomik koridorlar üzerine inşa edilmiş bir bölgesel sistem oluşturmaya daha yakın görünüyor. Bu sistem silahlı milislerle ideolojik gündemlere katlanamaz. Bu ilke mevcut güç dengesi şimdilik onun lehine olsa bile sonuçta İsrail için de geçerli olur. Çünkü yeni bölgesel sistemin kök salması, özellikle bu genişlemenin güdüsü güvenlik değil, ideolojik nitelik taşıdığında kendi sınırlarının ötesine sınır aşan bir genişleme güden İsrail ile bir arada var olamaz. Bu durum, Washington ile mevcut İsrail hükümeti politikaları üzerine yürütülecek kapsamlı bölgesel müzakerenin ana düğüm noktası. İran ve ABD müzakerelerinin İsrail'in -özellikle Lübnan'daki- davranışı üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı açık. Dolayısıyla Tel Aviv'i bölgesel politikalarını yeniden gözden geçirmeye yönlendirmenin önkoşulu, Washington'ın hedeflediği yeni bölgesel düzenin doğuşuyla bu İsrail politikalarının değiştirilmesi arasındaki bağı Arap ve bölgesel düzeyde kurmaktır.

İşte bu noktada ABD-İran müzakereleri daha geniş bir anlam kazanıyor. Zira bu müzakereler nükleer dosyanın ötesine geçerek İran'ın yeni bölgesel düzendeki konumuna ilişkin soruya uzanıyor. Tahran, Washington'la varılacak herhangi bir nihai anlaşmayı Amerikan tehditlerinin sona ermesine ve Lübnan'daki istikrara bağladığında, yeni bölgesel denklemi normalleştirmenin koşullarından biri olarak Lübnan'ın bölgesel nüfuz haritasının bir parçası olmayı sürdüreceğini ortaya koyuyor. Öte yandan onlarca yıl bölgesel çatışma yönetiminin sahnesi olan Lübnan, Hizbullah silahıyla devlet ilişkisinin yeniden tanımlanması başlığını taşıyan farklı bir aşamaya giriyor. Lübnan ile İsrail arasındaki çerçeve anlaşma, İran-ABD mutabakatı çerçevesinde tırmanmayı azaltmak için oluşturulan mekanizmayla birlikte değerlendirildiğinde, Lübnan'ın güneyinde yüzleşme aşamasından güvenlik ve siyasi düzenlemeler aşamasına geçişin hassas biçimde yönetilme girişimini yansıtıyor. Bu nedenle çerçeve anlaşmaya ilişkin Lübnan içi çatışma, Lübnan dosyasındaki nihai kararın Lübnan-İsrail sürecini ya da İran-ABD sürecini aşan bölgesel ve uluslararası mutabakatlara tabi olacağı göz önünde bulundurulduğunda artık geçerliliğini yitirmiş görünüyor. Bu bağlamda Lübnan, yeni bölgesel sistemin başarılı olup olmayacağını sınayan ana test alanına dönüştü.

Dolayısıyla Hizbullah silahı dosyası, her şeyden önce bir devlet olarak Lübnan'ın yeni Maşrık'taki konumuna ve rolüne ilişkin daha kapsamlı bir sorunun parçası hâline geliyor. Devletin güç tekeli üzerindeki kontrolünü yeniden sağlama kapasitesi, esasen Lübnan'ın etrafında yeniden şekillenmekte olan ekonomi ve koridor ağlarına dahil olabilmesiyle doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla ‘yeni İran’la mutabakat içinde olası bir gelecekteki devlet-Hizbullah sürecine Arap ülkelerinin katılımı bu dönüşüme bölgesel bir boyut kazandırırken onu iç bir yüzleşmeden Lübnan'ın bölgedeki farklı bir rol üstlenmesine doğru dönüştürüyor.

dfgthy
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ve İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Daniel Holler ve Lübnan Büyükelçisi Nada Hammade, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda çerçeve anlaşmasının imzalanması sırasında (AFP)

Lübnan'dan herhangi bir çekilmeyi Hizbullah'ın Litani Nehri'nin güneyinden geri çekilmesi ve askeri yapısının tasfiyesiyle bağlantılı uluslararası güvenlik garantilerine bağlayan İsrail ise diğer aktörlerin çıkarlarını gözetmeksizin bölgesel denklemi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendiremez. Washington'ın İran'ın çıkarları dahil bölge ülkelerinin çıkarlarını kendi şemsiyesi altında yeniden tanımlayan bir denklem oluşturma rolü tam da burada devreye giriyor. Bu proje ilk bakışta bir ütopya gibi görünebilir, ancak tam anlamıyla hayata geçirilememesi, önceki çatışma denklemine geri dönülebileceği anlamına gelmez. Bununla birlikte bu geçiş aşamasının kısa sürmesi şart değil, büyük olasılıkla uzun bir zaman dilimi gerektirecek. Tahran'dan Irak'a, Şam'dan Beyrut'a kadar Arap Maşrıkı’nın ve bölgenin genelinin yeni anlamı şu an müzakere ediliyor. Yeni Suriye yönetimi, Suriye'nin ekonomik bir kavşak olmasını hedefliyor. Yani onu her şeyden önce ekonomik açıdan tanımladığı için önceki rejimden ayrışıyor. İran ise Dini Lider’in (Rehber) cenazesiyle gömdüğü ikinci İslam Cumhuriyeti’nin ardından ‘Üçüncü İslam Cumhuriyeti’ için bir formül arıyor. Lübnan ise yeni bölgesel sistemdeki rol ve işlev sorusuyla karşı karşıya. Lübnan ya ekonomi ve geçiş koridorlarının coğrafyasının bir parçası olacak ya da bu dışında kalıp yavaş ölüme doğru yürüyüşünü sürdürecek. Arka planda ise eksenler tarafından değil, geçiş koridorları ve ekonomik çıkarlar tarafından yönetilen bir Orta Doğu'ya geçiş hedefleyen yeni bir Amerikan yaklaşımı şekilleniyor. İdeoloji değil ekonomi belirleyici oluyor. Dolayısıyla bölgenin geleceğini belirleyecek soru yalnızca son savaşı kimin kazandığı değil, yeni Orta Doğu ekonomik haritasında kimin yerini güvence altına almayı başardığı olacak.


Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?
TT

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Fransa Cumhurbaşkanı'nın Suriye ziyareti sırasında konakladığı yerin yaklaşık 10 kilometre yakınında meydana gelen peş peşe iki patlama, hem konumu hem de zamanlaması itibarıyla Suriye yönetimini son derece hassas ve zor bir dönemde hedef aldı.

Hükümete yakın kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğunu, bunların başında ise eski rejim kalıntıları ile Fransa-Suriye yakınlaşmasından rahatsız olan çevrelerin geldiğini belirtti. Buna karşın gelişmeleri yakından takip eden başka kaynaklar ise saldırının arkasında, ülkedeki en büyük güvenlik tehdidi olmayı sürdüren DEAŞ'ın bulunmasının daha olası olduğunu değerlendirdi.

Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı Four Seasons Oteli çevresinde meydana gelen art arda iki patlamada, Turizm Bakan Yardımcısı ile 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu en az 18 kişi yaralandı. Olay, adliye sarayı yakınındaki avukatların kullandığı bir kafede geçen hafta meydana gelen ve 10 sivilin hayatını kaybettiği, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bombalı saldırının ardından gerçekleşti.

frgthy
Suriye güvenlik güçleri, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın salı günü Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüğü sırada, Four Seasons Oteli yakınındaki yanmış bir aracı inceliyor. (AP)

Güvenlik uzmanı Abdullah el-Neccar, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, saldırıların eski rejim kalıntılarının izlerini taşıdığını belirterek, amaçlarının "kendilerini de kapsayacak geçiş dönemi adalet sürecini sabote etmek ve Suriye'nin güvenli olmadığı algısını oluşturmak" olduğunu söyledi.

El-Neccar, kullanılan patlayıcıların ilkel düzeneklerden oluştuğunu, sivil ya da asker ayrımı gözetmediğini belirterek, asıl hedefin güvenlik güçlerinin kontrolü sağlayamadığı görüntüsünü vermek olduğunu ifade etti. Ancak bunun doğrudan güvenlik zaafına işaret etmediğini söyleyen uzman, herhangi bir suçlunun çöp konteynerine ya da yol kenarında park halindeki bir araca el yapımı patlayıcı yerleştirebileceğini, salı günkü saldırının da bu yöntemle gerçekleştirildiğini kaydetti.

Eski diplomat ve siyasi analist Bassam Barabandi ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Suriye'de toparlanmaya yönelik ciddi işaretler ortaya çıktıkça, ülkedeki iyileşmeden zarar gören tarafların harekete geçtiğini söyledi. Barabandi'ye göre bu noktada eski rejim kalıntılarının, DEAŞ'ın, Lübnan Hizbullahı'nın, İran'ın ve İsrail'in çıkarları kesişiyor.

fgthyu
Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

Barabandi, eski baskı rejiminin parçası olan çok sayıda kişinin hâlâ toplumun içinde yaşamaya devam ettiğine dikkat çekerek, devlet kurumlarının henüz yeniden yapılanma aşamasında olduğunu, güvenlik teşkilatındaki personelin ise yeterli tecrübeye sahip olmadığını vurguladı.

Siyasi analiste göre patlamaların boyutu iki ihtimali gündeme getiriyor. Bunlardan ilki, saldırıların zarar gören kişi veya küçük gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olması. Diğeri ise büyük çaplı operasyon düzenleme kapasitesine sahip bir örgütün, zaten büyük ölçüde yıkılmış olan ülkeye daha fazla fiziksel zarar vermekten ziyade, ülke genelinde istikrarsızlık algısı oluşturmayı hedeflemesi.

Barabandi, uluslararası toplumun Suriye'de istikrarın güçlendirilmesi yönünde irade ortaya koyduğunu belirterek, güvenlik kurumlarının inşasına verilen desteğin artmasının beklendiğini söyledi. Büyük ekonomik yatırımların siyasi hesaplara dayandığı için büyük ölçüde etkilenmeyeceğini ifade eden Barabandi, buna karşılık yerel ekonomilerin ve küçük ölçekli projelerin saldırılardan olumsuz etkileneceğini dile getirdi.

Hükümete yakın kaynaklar ise Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, kullanılan ilkel patlayıcıların genellikle patlayıcı tarama sistemleri tarafından tespit edilemediğini, bu tür saldırıların güvenlikten çok siyasi mesaj taşıdığını belirtti. İlk bulguların DEAŞ'tan ziyade eski rejim kalıntılarına işaret ettiğini savunan kaynaklar, DEAŞ'ın öncelikli hedefinin devletin güvenlik güçleri ve kendi tanımına göre "mürted" kabul ettiği kişiler olduğunu ifade etti. Kaynaklar ayrıca örgütün saldırılarının genellikle çok daha yıkıcı olduğunu, "ancak örgüt bir gecede yöntem değiştirmişse bunun istisna olabileceğini" söyledi.

frgty7uı
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında Şam'da meydana gelen iki patlamanın ardından Four Seasons Oteli çevresinde incelemelerde bulunuyor. (AFP)

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur ise bu değerlendirmelerin, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğu için şimdilik varsayımdan ibaret olduğunu söyledi. Ancak buna rağmen DEAŞ'ın hâlâ Suriye'nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi olmaya devam ettiğini vurguladı.

Kaddur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, salı günü gerçekleştirilen koordineli saldırının, geçen mayıs ayında Şam'ın Bab Şarki bölgesinde Savunma Bakanlığı'na ait bir bina yakınında meydana gelen ve bir askerin öldüğü, çok sayıda sivilin yaralandığı, DEAŞ'ın üstlendiği saldırıya büyük ölçüde benzediğini belirtti.

Kaddur'a göre asıl tehlike, yalnızca başkentin en hassas bölgelerinde faaliyet gösteren aktif bir DEAŞ hücresinin bulunması değil; aynı zamanda bu hücrenin istediği zaman harekete geçebilecek kapasiteye sahip olması. İçişleri Bakanlığı'nın terör örgütlerine, özellikle de zaman zaman önleyici nitelikte operasyonlar da gerçekleştiren DEAŞ'a karşı yoğun çaba göstermesine rağmen örgütün nitelikli saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Kaddur, son dönemde artan saldırıların Suriye'de bir süredir hakim olan göreli istikrar görüntüsünü zedelediğini ve saldırıların arkasındaki tarafların da tam olarak bunu amaçladığını söyledi. İçişleri Bakanlığı ile istihbarat kurumlarına çağrıda bulunan Kaddur, güvenlik tehditleriyle mücadele yöntemlerinin "acı ama gerekli" şekilde gözden geçirilmesi ve bu tehditleri ortadan kaldıracak kapsamlı bir strateji hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında meydana gelen iki patlamada, 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu 18 kişinin yaralandığını duyurdu. Bakanlık ayrıca patlamaların, Fransa Cumhurbaşkanı'nın konakladığı yerleşkenin güvenlik çemberinin dışında meydana geldiğini bildirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında başkent genelinde güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Çok sayıda mahallede yoğun güvenlik tedbirleri alınırken, birçok ana yol da ulaşıma kapatıldı.