Tarihteki en korkunç 9 deney

Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
TT

Tarihteki en korkunç 9 deney

Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)
Eski bir mahkum olan Carlo Prescott, Stanford Hapishane Deneyi'nde danışmanlık yaptığını açıklamıştı (Stanford Libraries)

Tarih boyunca hastalıkların tedavisinde büyük atılımlara sahne olan birçok yenilikçi deney yapıldı.
Ancak aynı zamanda dünya, bilim adına yapılan korkunç deneylere de sahne oldu.
Bilim çoğu zaman hayat kurtarırken, bazen bilim insanları istedikleri sonuçları elde etmek için suç işledi ve sansasyonel olaylara imza attı.
İşte o kötücül deneylerden bazıları…

Üçüzler deneyi
12 Temmuz 1961'de, bekar ve genç bir anne dördüzlerini dünyaya getirdi. Dördüncü bebek doğum sırasında hayatını kaybetti. Sağlıklı doğan üçüzlerse gerekli işlemlerin ardından New York'taki Louise Wise Evlatlık Edinme Merkezi tarafından farklı ailelere evlatlık verildi. İşlemler, Dr. Peter Neubauer adlı bir psikiyatristin kontrolünde gerçekleşti.

Bobby Shafran, David Kellman ve Eddy Galland yıllar sonra tesadüfen kavuştu (Newsday LLC)
Üçüzlerin evlatlık verildiği aileler rastgele seçilmemişti. Üç ailenin de çocuk yetiştirme şekilleri ve sosyoekonomik durumları birbirinden farklıydı. Üç ailenin de birbirinden ayrılmış kardeşleri evlatlık edindiğinden haberi yoktu.
Neubauer liderliğindeki klinik psikologlar, bunu bir deney yapmak için bilerek ayarlamış ve böyle birçok kardeşi farklı ailelere dağıtmıştı.
Deney, 1980'de tek yumurta üçüzü olan kardeşlerin yanlışlıkla birbirlerini bulmasıyla ortaya çıktı. 
Üçüzlerden David Kellman, "20 yıl birlikte olabilirdik, bunu elimizden aldılar" dedi. Kardeşi Edward Galland ise 1995'te New Jersey'deki evinde intihar etti.
Neubauer'in gizli deneyden ne öğrendiği bilinmiyor. Zira bu deneyin bulguları, Yale Üniversitesi'ndeki bir arşivde saklanıyor ve 2066'ya kadar açılamıyor.
Bu deney, beyazperdeye de konu oldu. Yönetmen Tim Wardle, Üç Tanıdık Yabancı (Three Identical Strangers) adlı 2018 yapımı filminde üçüzlerin hayatlarını işledi.

Nazi deneyleri
Belki de tüm zamanların en kötü deneyleri, Holokost sırasında Auschwitz'de bir Nazi doktoru olan Josef Mengele'ye ait. Mengele kusursuz bir Aryan ırkı yaratmak için Yahudi ve Çingene ikizleri toplayıp üzerlerinde deney yaptı. Mengele, gaz odasına gönderip ölümüne sebep olduğu esirler hariç binlerce ikizi acımasız deneylere tabi tutmakla sorumlu tutuluyor. Bu deneyler arasında göz rengi ve cinsiyet değiştirme ameliyatları da vardı.

Tarihteki en korkunç deneylerden bazıları Auschwitz'de yapıldı (Wikimedia Commons)
Naziler, başka birçok deney için de esirleri kullanıyordu. Yahudi Sanal Kütüphanesine göre, bazı esirler havacılık deneyleri için donma noktasındaki sıcaklıklara ve düşük basınçlı odalara maruz bırakılıyordu. Sayısız mahkum deneysel kısırlaştırma prosedürlerine tabi tutuldu. Holokost Müzesi'ne konuşan Ruth Elias adlı bir kadın, Nazi doktorların memelerini bir iple bağladığını söyledi. Elias'a göre bunu yaparak doktorlar kadının bebeğinin ne kadar aç kalabileceğini görmek istiyordu. Sonunda çocuğa öldürücü dozda morfin enjekte edildi.
Bu deneylerden sorumlu doktorlardan bazıları daha sonra savaş suçlusu olarak yargılandı ama Mengele, Güney Amerika'ya kaçtı. 1979'da Brezilya'da kalp krizinden öldü.

Japonya'daki 731. Birim 
Japon İmparatorluk Ordusu, 1930'lar ve 1940'larda çoğunlukla Çinli siviller üzerinde biyolojik savaş deneyleri ve tıbbi denemeler yaptı. 731. Birim adı altında, General Shiro Ishii tarafından yönetilen bu acımasız deneylerde ölenlerin sayısı bilinmiyor.

Japonya'nın yıllar sonra varlığını kabul ettiği birimi Shiro Ishii yönetiyordu (Wikimedia Commons)
1995 tarihli bir New York Times makalesine göre, Tarihçi Sheldon H. Harris, 200 bin kadar kişinin ölmüş olabileceğini tahmin ediyor.
Deneylerde savaşta kullanılmak üzere çok sayıda hastalık incelendi. Bunlar arasında veba, şarbon, dizanteri, tifo, paratifo ve kolera da vardı. Kuyulara kolera ve tifo bulaştırılması ve Çin şehirlerine vebalı pirelerin yayılması da dahil olmak üzere çok sayıda suç işlendi.
Birimin eski üyeleri medya kuruluşlarına mahkumlara zehirli gaz verildiğini ve bazı deney kurbanlarının gözleri çıkana kadar basınç odalarına kapatıldığını söyledi. ABD hükümetinin de Japonya'yla soğuk savaşta ittifak kurmak için bu deneylerin gizli tutulmasına yardımcı olduğu iddia ediliyor.

Canavar çalışma
1939'da, ABD'deki Iowa Üniversitesi'nden araştırmacılar, kekemeliğin öğrenilmiş bir davranış olduğu teorisini kanıtlamak istedi. Bu araştırmacılara göre çocuklar konuşamayacaklarından korktukları için kekeliyordu. Bu nedenle deneyde çocuklara gelecekte kekeme olacakları söylendi. Araştırmacılar bunu duyan çocukların gerçekten kekeme olacağına inanmıştı.
Çocuklara kekemelik belirtileri gösterdikleri anlatılıyor ve doğru konuşacaklarından emin olmadıkça konuşmamaları tembihleniyordu.
Deney kekemeliğe neden olmadı ama sağlıklı çocukları kaygılı, içine kapanık ve sessiz bireyler haline getirdi.
Iowa öğrencileri 2003'te bu deneyleri "canavar çalışma" diye adlandırdı. 2007'de üniversite deney mağdurlarına yüklü miktarda tazminat ödedi.

Burke ve Hare cinayetleri
Burke ve Hare cinayetleri, İskoçya'nın Edinburgh kentinde, 1828'de yaklaşık 10 ay içinde işlenmiş 16 cinayetten oluşuyor. Bunlar West Port cinayetleri diye de anılıyor. 
O dönemde bilim insanları anatomi incelemesi için sadece idam edilenlerin cesetlerini kullanabiliyordu ama infazlar nadiren gerçekleşiyordu. 
Edinburgh'da pansiyon sahibi William Hare ve arkadaşı William Burke, kendi öldürdükleri insanların cesetlerini dönemin ünlü doktoru Robert Knox'a satmaya başladı.
Cinayetler ortaya çıkınca sadece Burke idam edildi. Hare kaçtı ve söylentilere göre en son karısı ve çocuğuyla birlikte başka bir şehirde görüldü. Diğer yandan, öfkeli kitleler Doktor Knox'un evine taşlarla saldırdı. Askerlerin yardımıyla kurtarılan Knox, Londra'da bir hastanede çalışmaya devam etti.

Köleler üzerinde cerrahi deneyler
Modern jinekolojinin babası sayılan ABD'li doktor J. Marion Sims, ününü 19. yüzyılda köle kadınlar üzerinde uygunsuz deneysel ameliyatlar yaparak kazandı.
Doktorun en önemli başarısı, vezikovajinal fistülün (vajina ve mesane arasında yırtık) onarımı için bir cerrahi teknik geliştirmesiydi.
Ancak Sims bu deneylerde kadınları anestezi vermeden ameliyat ediyordu. Anestezi daha yeni keşfedilmişti ve NPR'ye göre Sims, operasyonların "o kadar da acı vermediğine" inanıyordu.

J. Marion Sims'in heykeli Beşinci Cadde'den (5th Avenue) kaldırılmıştı (AP)
Sims uzun süredir "kabul edilemez insanlı deneyler için köleleri kullanmakla" suçlanıyor. Sims'in bir heykeli 2018'de ırkçılık karşıtlarının protestolarına sahne olmuş ve kaldırılmıştı.

Guatemela frengi deneyleri
ABD'nin Guatemala bölgesinde 1946 ve 1948 arasında ABD ve Guatemalalı yetkililerin işbirliğiyle frenginin tedavisinin keşfi için birçok kişi üzerinde deney yapıldı.
Deneylerde asker, mahkum ve akıl hastalarına izinleri olmaksızın frengi ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar bulaştırıldı. Bu deneylerden Guatemalalı bin 500 erkek, kadın ve çocuk etkilendi.
Çalışmanın amacı, penisilinin frengi enfeksiyonunu sadece tedavi etmekle kalmayıp, önleyip önleyemeyeceğini de belirlemekti. Çalışmanın sonuçlarıysa hiçbir zaman yayınlanmadı. İlerleyen yıllarda ABD'li yetkililer Guatemala halkından özür diledi.

Tuskegee frengi deneyleri
Benzer deneyler Tuskegee bölgesinde 1932-1972'de 40 yıl boyunca yapıldı.  Katılımcılar bölgede mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan siyahlardı. Halihazırda frengiye yakalanmış 399 siyah erkekte hastalığın ilerlemesi izlendi. O dönemde penisilin henüz hastalığın tedavisinde kullanılmaya başlamamıştı.
Penisilin tedavisi 1947'de keşfedildi ama bu katılımcılar hiçbir zaman penisilinle tedavi edilmedi. Yetkililer bunun yerine araştırmayı sürdürme kararı aldı.
Deneye katılan insanlardan 28'i de­neyler sonlanmadan, deneylerde uygula­nan prosedürler yüzünden öldü. 100 kadarı da deneyde oluşan komplikasyonlar yü­zünden hayatlarını kaybetti. Deneklerin eşlerinden 40'ı da frengiye yakalandı. Deneklerin çocuklarının 19'u frengili doğdu.

Stanford hapishane deneyi
Şu anda ABD'deki Stanford Üniversitesi'nde fahri psikoloji profesörü olan Philip Zimbardo, 1971'de, "İyi insanları kötü durumlara soktuğunuzda ne olur?" sorusuna yanıt bulmak için "insan doğasını test etmeye" karar verdi.

Deney Philip Zimbardo önderliğinde yapıldı (Wikimedia Commons)
Deneyde 70 kişi arasından 24 lisans öğrencisi gardiyan ya da mahkum rollerini oynamak üzere seçildi. Seçilen öğrenciler Stanford psikoloji binasının bodrum katındaki kurmaca hapishaneye yerleştirildi.
Mahkumlar ve gardiyanlar rollerine hızla adapte oldu. Bunun ardından deney öngörülen sınırların dışına çıkıp tehlikeli ve psikolojik hasar bırakan bir çalışmaya dönüştü.
Birçok mahkum duygusal travma geçirirken gardiyanların üçte biri "gerçek" sadistik eğilimler sergilemeye başladı. Mahkumların ikisinin daha deneyin başında çıkarılması gerekti. Zimbardo herkesin kendini role iyice kaptırdığından emin olduktan sonra 6. günün sonunda deneyleri bitirdi.
Bu olay filmlere de konu oldu. Bunlar arasında 2001 Almanya yapımı Deney (Das Experiment) ve  2015 Amerika yapımı Standford Hapishane Deneyi (The Stanford Prison Experiment) yer alıyor.
Independent Türkçe, Livescience



Gökbilimciler "ters yüz" gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü

Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
TT

Gökbilimciler "ters yüz" gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü

Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)
Güneş'ten daha soğuk ve daha az parlak olan LHS 1903'ün çevresindeki gezegenler, yıldızlarına çok daha yakın (Avrupa Uzay Ajansı)

Gökbilimciler, en dış çeperinde karasal gezegen bulunan gezegen sistemi karşısında şaşkına döndü. Gökcisminin alışılmadık bir süreç sonucu ortaya çıktığını düşünüyorlar.

Güneş Sistemi'nin iç kısmında karasal (Merkür-Mars), dış kısmındaysa gaz gezegenler (Jüpiter-Neptün) yer alıyor.

Bilim insanları bugüne kadar gözlemledikleri diğer gezegen sistemlerinde de bu sırayla karşılaştı.

Mevcut modellere göre Güneş'e yakın gezegenlerin karasal olmasının nedeni, radyasyonun gaz atmosferleri ortadan kaldırıp geriye yoğun, katı çekirdekler bırakması. Yıldızdan uzaktaki gaz devleriyse gazın birikebildiği ve gezegenlerin bu gazı tutabildiği daha soğuk bölgelerde oluşuyor.

Ancak bilim insanları Dünya'dan yaklaşık 117 ışık yılı uzaktaki kırmızı cüce bir yıldızın çevresinde bu örüntüye aykırı bir sistemle karşılaştı.

Araştırmacılar Avrupa Uzay Ajansı'nın ötegezegen uydusu CHEOPS'u kullanarak LHS 1903 adlı yıldıza en yakın gezegenin karasal ve sonraki ikisinin de gaz dünyası olduğunu tespit etti.

Ancak bu üçlüden sonra bir karasal gezegen daha vardı.

Bulguları hakemli dergi Science'ta yayımlanan çalışmanın başyazarı Dr. Thomas Wilson "Bu tuhaf düzensizlik, onu ters yüz edilmiş eşsiz sistem haline getiriyor" diyerek ekliyor: 

Karasal gezegenler genellikle ana yıldızlarından çok uzakta, gaz halindeki dünyaların ötesinde oluşmaz.

Bilim insanları gaz ve karasal gezegenlerin yer değiştirmesi veya dıştaki ilginç gezegenin zaman içinde gazını kaybetmesi ihtimallerinin muhtemel görünmediğini söylüyor.

Daha ziyade gezegenlerin farklı zamanlarda oluştuğuna dair kanıt bulduklarını ifade ediyorlar.

Bu nedenle yıldıza en yakın olandan başlayarak sırayla meydana gelen bu gezegenlerin bambaşka ortamlarda oluştuğu düşünülüyor. İlk üç gezegenin sistemdeki gazı kullanması nedeniyle sonuncu cisim bu halini almış gibi görünüyor. 

Warwick Üniversitesi'nden Dr. Wilson "Bu en dış gezegen oluştuğunda sistem, gezegen oluşumunda hayati önem taşıyan gazdan muhtemelen yoksun kalmıştı" diye açıklıyor:

Yine de burada, beklentilere meydan okuyan küçük, karasal bir dünya var. Gazdan yoksun bir ortamda oluşan bir gezegene dair ilk kanıtı bulduk gibi görünüyor.

Araştırmacılar bu cismin bir istisna mı, yoksa gezegen sistemleriyle ilgili yeni bir örüntünün ilk işareti mi olduğunu henüz bilmiyor. 

Bu 4. gezegen, yaşanabilirlik potansiyeli nedeniyle de ilgi çekiyor. Kütlesi Dünya'nınkinin 5,8 katı ve yaklaşık 60 derece sıcaklığa sahip.

Dr. Wilson "60 derece sıcaklık, Dünya'da kaydedilen en yüksek sıcaklık olan 57 dereceye çok yakın ve bu nedenle gezegenin yaşanabilir olması kesinlikle mümkün" ifadelerini kullanıyor:

James Webb Uzay Teleskobu'nun yapacağı gözlemler, gezegenin koşullarını ortaya çıkararak yaşama ne kadar elverişli olduğunu anlamamıza katkı sağlayabilir.

Independent Türkçe, Phys.org, Reuters, Science


Erkeklerin çoğunu cepheye gönderen Rus köyü: “Kahramanlık unvanı istiyoruz”

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
TT

Erkeklerin çoğunu cepheye gönderen Rus köyü: “Kahramanlık unvanı istiyoruz”

Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)
Ateşkes görüşmelerine rağmen Ukrayna'nın güneyindeki cephe hattında çatışmalar sürüyor (Reuters)

Rusya'nın, ABD'ye ait Alaska eyaleti yakınlarındaki Sedanka köyü, Moskova yönetiminden "askeri kahramanlık" unvanı bekliyor.

Rusya'nın Uzak Doğu'sundaki Kamçatka Yarımadası'nda yer alan Sedanka, Ukrayna savaşına katkıları nedeniyle Kremlin yönetiminden "Askeri Kahramanlık Köyü" unvanı almak istiyor.

Kamçatka Krayı Valisi Vladimir Solodov, geçen yaz köye düzenlediği ziyarette Sedanka'ya prestijli "Askeri Kahramanlık Köyü" unvanını vermeyi planladığını açıklamıştı.

Bu unvan, II. Dünya Savaşı'nda önemli muharebelere sahne olan Sovyet şehirlerine veriliyordu. Madalya, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından iptal edilmişti ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 20 yıl önce unvanı yeniden devreye sokmuştu.  

Solodov, Ukrayna savaşında çok sayıda asker göndermesi nedeniyle Sedanka'nın bu onuru hak ettiğini söylemişti.

Ancak New York Times'ın aktardığına göre Kremlin, köye henüz bu unvanı vermedi. Unvan kapsamında geleceği söylenen asker ailelerine kapsamlı destek de sağlanmadı. Köy sakinlerine göre yalnızca bir defaya mahsus yakacak odun gönderildi.

Kamçatka Krayı'nda cepheye gönderilen askerlere 33 bin dolara yakın ödeme yapılıyor. Daha sonra ödemeler aylık 5 bin 200 dolar civarında devam ediyor.

Yaklaşık 250 kişinin yaşadığı köydeki 67 erkekten 39'u, 7 bin kilometre batıdaki Ukrayna cephesine gitti.

Rusya Kuzey Yerli Halkları Derneği Başkanı Svetlana Zaharova'ya göre bu erkeklerden 19'u ya hayatını kaybetti ya da kayıp ve öldüğü varsayılıyor.

Sedanka'daki evlerin çoğu Sovyet döneminden kalma. Haberde, evlerin büyük bölümünde su olmadığı, çatıların aktığı ve tıkalı kanalizasyon sistemi nedeniyle toprak yollarda pis su birikintileri oluştuğu yazılıyor. Köyün etrafında çöp yığınlarının biriktiği de ifade ediliyor.

Savaşta eşini kaybeden 34 yaşındaki Zaharova, cepheden dönen askerlerdeki değişimin dikkat çekici olduğunu söylüyor:

Tükenmiş halde dönüyorlar, hayatta olmaktan mutlu değiller. İçe kapalı, değişmiş oluyorlar.

Köy sakinlerinden 43 yaşındaki balıkçı Dmitri Tulik de gönüllü olarak savaşa katılmak istediğini ancak cepheden dönen kardeşinin kendisini bu karardan vazgeçirdiğini belirtiyor:

Hem fiziksel hem de psikolojik olarak kardeşimin yarısı cephede kaldı. Çok kötü yaralanmıştı.

Moskova yönetimi savaştaki kayıplara dair resmi açıklama yapmıyor. Ancak Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçen ayki raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade edilmiş, Ukrayna içinse bu rakamın 600 bin civarında olduğu bildirilmişti. Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılmıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Guardian


Toksik aşk hikayesi final yapıyor: Ani duyuru izleyicileri şoka soktu

Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
TT

Toksik aşk hikayesi final yapıyor: Ani duyuru izleyicileri şoka soktu

Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)
Tell Me Lies, Lucy ve Stephen arasındaki çalkantılı ama sarhoş edici ilişkiyi 8 yıl boyunca izliyor (Hulu / Disney+)

Ekranın "en toksik" aşk hikayelerinden biri olarak anılan hikaye sona eriyor. 

Tell Me Lies, yaratıcısı ve dizi sorumlusu Meaghan Oppenheimer'ın dünkü açıklamasına göre üçüncü sezonla final yapıyor. Final bölümünün ABD'de bugün, Türkiye'de ise yarın izleyiciyle buluşması bekleniyor. Tell Me Lies, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.

"Bu en başından beri aklımızda olan final"

"Üç harika sezonun ardından bu geceki bölüm Tell Me Lies'ın finali olacak" diyerek söze başlayan Oppenheimer, Instagram üzerinden yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

Bu, senaryo ekibimle en başından beri aklımızda olan finaldi ve bununla inanılmaz gurur duyuyoruz. Bu sezona gösterdiğiniz olağanüstü ilgi, hikayeyi organik biçimde sürdürmenin başka bir yolu olup olmadığını araştırmamıza ilham verdi ancak sonunda, anlatının doğal sonuna ulaştığını hissettik.

Oppenheimer açıklamasını şöyle sürdürdü:

Asıl hedefim her zaman dizinin kalitesini korumak ve size verebileceğim en iyi izleme deneyimini sunmaktı. Bu yüzden, böylesine mutlu bir deneyim olan bir şeye veda etmek buruk olsa da niyeti belli bir finalle tamamlanmış bir hikaye anlatabildiğimiz için çok minnettarım. Bu, çok az dizinin sahip olduğu bir ayrıcalık. Dizimizi sevdiğiniz için teşekkür ederiz. Yakında size yeni hikayeler getirmek için heyecanlıyız.

Carola Lovering'in aynı adlı 2018 tarihli romanından uyarlanan dizi, Eylül 2022'de başlamıştı. 

Tell Me Lies; iki üniversite öğrencisi arasındaki yıkıcı ilişkiyi ve "fazlasıyla çalkantılı" arkadaş grubunda yaşananları anlatıyor. 

Oyuncu kadrosunda Grace Van Patten, Jackson White, Catherine Missal, Spencer House, Sonia Mena ve Branden Cook gibi genç yıldızlar yer alıyor.

Dizi iki farklı zaman diliminde ilerliyor: Biri 2008-2010'da, üniversite dönemini mercek altına alıyor; diğeri ise 2015'te, üniversite sonrasına ve Bree'yle (Missal) Evan'ın (Cook) düğününe odaklanıyor.

Yeni aşk üçgeni büyük ilgi çekti

Üçüncü sezon ise Bree'yle Evan'ın en yakın arkadaşı Wrigley (House) arasında filizlenen yeni ilişkiyi de anlatıya ekliyor ve bu hikaye kısa sürede izleyicinin ilgisini çekti. Oppenheimer, yakın zamanda Variety'ye verdiği söyleşide bu ilişkiyi şöyle açıklamıştı:

Arkadaş gruplarında hep aynı ortamlarda olup hiç baş başa kalmayan insanlar vardır. Bir grupta bulunursunuz ve bir bakarsınız, 'Ben bu kişiyle hiç özel bir konuşma yapmamışım' dersiniz. Yani birbirlerinden haberdarlardır ama kişisel düzeyde birbirlerini tanımazlar. Üçüncü sezona gelindiğinde ise birçok açıdan hayatlarındaki en ağır travmalarla yüzleşmiş kişilere dönüşüyorlar. Dibe vurmuş insanların birbirlerine tutunup iyileşmesini, birbirlerinde beklenmedik bir güvenli alan bulmasını anlatan hikayeleri severim. Bu yüzden bana kendiliğinden gelişen bir hikaye gibi geldi.

Oppenheimer ayrıca, üçüncü sezon "final sezonu" diye pazarlanmamış olsa da bunun "yıllar önce hayal ettiği ve anlattığı final" olduğunu söyledi.

Hayranlar final duyurusuyla neye uğradığını şaşırdı

Son bölümün yayımlanmasına kısa süre önce duyurulan bu haber, dizinin uzun süredir hayranı olan izleyicileri ani karar karşısında şaşkına çevirdi.

Bir izleyici "Tell Me Lies'ın finaline hiç hazır değilim" diyerek ekledi: 

Herkes 'Kemerlerinizi bağlayın', 'Beklenmedik olaylara hazır olun', 'Daha da kötüleşecek! diyor... NASIL DAHA KÖTÜLEŞEBİLİR Kİ?

Başka bir hayran ise "Tüm bu karmaşa bir bölümde nasıl sonuçlandırılacak ki?" diye isyan etti.

Yapımcı kadrosunda American Horror Story yıldızı Emma Roberts'ın da yer aldığı dizide, yazar Lovering de "danışman yapımcı" olarak projede yer alıyor.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, Geo.TV