Putin, Doğu Ukrayna’nın geleceğini belirliyor

Güvenlik Konseyi, Donetsk ve Luhansk’ın bağımsızlığını tanımak için olağanüstü toplandı  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
TT

Putin, Doğu Ukrayna’nın geleceğini belirliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’na başkanlık etti. (EPA)  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna krizine siyasi bir çözüm arama çabaları karşısında masayı devirdi. İlk kez canlı yayınlanan Olağanüstü Güvenlik Konseyi Toplantısı’nın ardından, Ukrayna’nın birleşik bir ülke olarak siyasi geleceği artık Rusya başkanlık kararına bağlı.  
Güvenlik Konseyi toplantısında Ukrayna’daki ayrılıkçı Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığının tanınması önerildi. Toplantı esnasında Putin, Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Devlet Duması'nın Donbas'taki ayrılıkçıların sözde yönetimlerinin tanınmasıyla ilgili çağrısı konusunda güvenlik konseyi üyelerinin görüşünü aldı. Konsey üyelerinin tamamı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasından yana görüş beyan etti. 
Güvenlik Konseyi toplantısının canlı yayınlanması Ruslar ve dünya için büyük bir sürpriz oldu. Ruslar, Güvenlik Konseyi Toplantılarını genellikle mutlak bir gizlilik içinde düzenlemekteydi. Rus televizyonları ve uluslararası televizyonlar, yayınlarını keserek konsey toplantısını canlı yayınladı. Toplantıya, konseyin daimi üyeleri olarak, başbakan, meclis başkanları, dışişleri, savunma ve içişleri bakanları, cumhurbaşkanlığı yetkilileri ve istihbarat servislerinin başkanları katıldı.  
Putin, Rusya’nın Donbas’taki çatışmaların barışçıl bir şekilde çözülmesi için en baştan beri çaba gösterdiğini vurgulayarak, ‘’Ukrayna’da 2014’te anayasaya aykırı bir şekilde kanlı bir darbe gerçekleştiğinde, Kırım Yarımadası ve Donbas’taki vatandaşlar dahil olmak üzere birçok vatandaş bunu kabul etmedi. Böylelikle Donetsk ve Luhansk halk cumhuriyetleri ayrıldıklarını duyurdu. Ukrayna yönetimi geçtiğimiz yıllarda iki defa bu toprakları askeri olarak cezalandırmak istedi, şimdilerde üçüncüsüne şahit oluyoruz’’ dedi.  
Ukrayna’nın Minsk Anlaşması’na uyma niyeti olmadığını öne süren Putin, ‘’Bunu defalarca en üst düzeyde, dışişleri bakanı ve ulusal güvenlik sekreteri seviyesinde aleni bir şekilde dillendirdiler. Donbas’taki çatışma uluslararası güvenlik meseleleriyle doğrudan ilişkilidir. Batı Kiev yönetimini Moskova’yla mücadelede bir araç olarak kullandı. Bu durum Rusya için tehlike arz etmektedir’’ ifadelerini kullandı.  
NATO’nun 2008’deki Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan ve Ukrayna’ya kapıyı açtığını ifade eden Putin, NATO’nun 5’inci maddesi uyarınca, üyelerden birine ya da daha fazlasına yöneltilecek silahlı bir saldırının, hepsine yönelmiş bir saldırı olarak değerlendirileceğini hatırlattı. 
Bu durumda Ukrayna’nın birliğe üye olmasının Rusya’yı tehlikeye sürükleyeceğini, zira Kırım Yarımadası ve Sivastopol’un bağımsızlıklarının tanınmadığını, Ukrayna’nın kendisine ait olduğunu iddia ettiği bu bölgeleri silah zoruyla geri alma niyetinde olduğunu söyledi. Bu yaşanırsa NATO’nun Ukrayna’yı desteklemek zorunda kalacağını belirtti.  
Putin, konuşmasının ardından konsey üyelerine Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili görüşlerini sordu. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bağımsızlıklarının desteklenmesi yönünde görüş beyan ederek, "NATO ve ABD'ye taleplerimizi ilettik. NATO ölümüne bağlı olduğu açık kapı politikası nedeniyle taleplerimizi reddetti. Bize doğuya doğru genişlemeyeceklerinin güvencesini vermeye hazır değiller’’ dedi.  
Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Kiev yönetiminin Donbas’ta askeri anlamda kışkırtıcı bir pozisyon sergilediğini belirtti ancak tehditlerin bununla da sınırlı olmadığını söyledi. Sovyetler Birliği döneminde teknolojik üs olmasından ötürü Ukrayna'nın nükleer silah geliştirme kapasitesine sahip olduğunu dile getiren Şoygu, "Ukrayna, İran ve Kuzey Kore'yi aşan bir nükleer kapasite yaratabilecek ekipman, teknoloji ve uzmanlara sahip" ifadelerini kullandı. 
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Ukrayna'nın mevcut yönetiminin, Donbas halkını umursamadığını ve bölgeyi statü pazarlık kozu olarak kullandığını söyledi. 2014’ten beri bölge halkının kaderine terk edildiğini ve merkezi yönetim tarafından ihmal edildiğini vurgulayan Medvedev, Ukrayna'nın Kiev üzerindeki Batı baskısına rağmen Minsk Anlaşması’nı uygulamayacağı sonucuna varılabileceğini ifade etti.  
Medvedev, Rusya'nın Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili zor bir ikilemle karşı karşıya olduğunu ancak bölge halklarının yanında durmak gerektiğini kaydetti.

Diplomatik çabaların başarısızlığı konusunda fikir birliği
Minsk Anlaşması’nın uygulanmasını takip eden Başkanlık İdaresi Başkan Yardımcısı Dimitry Kozak, “Bugün ne Ukrayna’nın ne de Batılı müttefiklerinin kesinlikle ve hiçbir koşulda Donbas’a ihtiyaç duymadıkları tamamen açık hale geldi. Kiev, Donbas için özel statü verilmesini kabul etmiyor, yaşanan olaylar Kiev’in Minsk Anlaşmasına asla uymayacağını gösteriyor’’ dedi.  
Putin görüşleri dinlediğini söyleyerek, Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin tanınmasıyla ilgili kararı geceleyin vereceğini belirtti. Toplantı esnasında Putin’in bu bölgelerin bağımsızlığı kararını daha önceden aldığı anlaşılmaktaydı. Konseyin bazı üyeleri bağımsızlık kararının tanınmasından önce Batıya Minsk Anlaşması’nın uygulanabilmesi için bir mekanizma oluşturulması için fırsat tanınması yönünde görüş beyan ettiler. Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narişkin bu mekanizmanın üç gün içinde oluşturulması için süre verilebileceğini, böylelikle ABD-Rusya zirvesi düzenlenmesi için Fransız girişiminin başarısının beklenebileceğini ifade etti. Ancak Putin sert bir üslupla Narişkin’den görüşünü belirtmesini istedi: Katılıyor musun yoksa katılmıyor musun? Bunun üzerine istihbarat şefi bağımsızlığın tanınması yönündeki görüşünü söyledi. Aralarında Lavrov’un da bulunduğu yetkililer, Batı’nın pozisyonun değişmeyeceği için ek süre vermenin bir faydası olmayacağı yönünde fikirlerini ifade ettiler.
Rus televizyonları tarafından benzersiz olarak nitelendirilen toplantı sırasında en dikkat çekici husus; üyelerin bazı bilgileri aktarırken ya da pozisyonlarını ifade ederken yaşanan karışıklıklar oldu. Putin toplu bir tartışmaya mahal vermemek adına üyelere görüşlerini tek tek soruyordu. Başbakan Mihail Mişustin, “aylardır bu toplantıya hazırlanıyoruz, tüm olası sonuçları inceledik ve kendimizi, yaptırımlar dahil en kötü olasılıklara hazırladık’’ ifadelerini kullandı. Başbakanın bu açıklamaları toplantının bazı kısımlarının önceden koordine edildiğini akla getirdi. Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narişkin ise bir pot kırdı. Putin kendisine ‘bağımsızlıkların tanınmasıyla ilgili’ kararını sorduğunda, ‘Donetsk ve Luhansk’ın Rusya Federasyonun gücüne katılmasını destekliyorum’ dedi, bunun üzerine Putin, ‘şu an bağımsızlıklarının tanınmasını konuşuyoruz’ dedi. Bu diyalog bağımsızlık adımının ilerideki başka atılacak adımların öncüsü olduğu yorumlarına neden oldu.  
Toplantıya katılanlar söz konusu bölgelerin bağımsızlığının tanınmasının, halkın isteği ile olduğunu vurguladılar. Ayrıca Minsk Anlaşması’nın artık uygulanamaz olduğunu ve geçmişte kaldığını özellikle belirttiler.

Donetsk ve Luhansk bölgelerinin sınırları 
Güvenlik Konseyi Toplantısı’ndaki en dikkat çekici hususlardan biri de cumhurbaşkanlığı ofisindeki bir yetkili hariç, katılımcıların, Rusya'nın iki bölge için tanıyacağı sınırlar konusuna atıfta bulunmaktan kaçınmasıydı. Ayrılıkçılar tarafından kontrol altında olan bölgeler, Donetsk ve Luhansk idari sınırlarından daha dar bir alanı kapsıyor. Bu idari bölgelerin önemli bir kısmı Kiev yönetiminin kontrolü altında. Kremlin'in karşı karşıya olduğu temel ikilem, “Donetsk Bağımsızlık Bildirgesi’nin”, kurulacak cumhuriyetin Donetsk eyaletinin tüm idari sınırları içinde olduğunu öngörmesidir. Rusya’nın bu şekliyle bağımsızlığı kabul etmesi demek, ‘Donetsk Cumhuriyetine’ bağımsızlığını iddia ettiği bölgelerde hakimiyet sağlayabilmesi için askeri destek vermesi gerektiği anlamına geliyor. Bu durumda Rusya güneyde Mariupol şehrine kadar uzanan Cumhuriyetin tüm sınırlarını kontrol edecektir. Bunun yaşanması durumunda Azak Denizi bir Rus gölüne dönüşecek ve Ukrayna ile Batı donanmalarının hareketine kapanabilecektir.
Güvenlik Konseyi Toplantısı’nın, Donetsk ve Luhansk liderlerinin Rus televizyonlarında, bağımsızlıklarının tanınması için Rus liderine seslenmesinden yarım saat sonra gerçekleşmesi de dikkati çekti. ‘Donetsk Halk Cumhuriyeti’ lideri Denis Puşilin, ‘’Donetsk Halk Cumhuriyetinin vatandaşları adına sizden demokratik toplumsal bir hukuk devleti olarak bağımsızlığımızı tanımanızı istiyoruz’’ ifadelerini kullandı. Luhansk lideri de aynı sözleri sarf etti. İki lider ayrıca Rusya’dan kendileriyle, savunma dahil olmak üzere, dostluk ve işbirliği anlaşması imzalamasını talep etti.  
Puşilin Donbas’ta gerilimin tırmandığını ve ağır çatışmaların yaşandığını bildirmişti. Öte yandan Rusya, Ukrayna’dan sınırlarını geçmeye çalışan 5 kişilik ‘Ukraynalı sabotaj ve keşif grubunun’ etkisiz hale getirildiğini duyurdu. Grubun sabotaj ve keşif için iki zırhlı araçla Rostov bölgesine geçmeye çalıştığı belirtilen Güney Askeri Bölgesi açıklamasında, "Araçların yanı sıra Ukraynalı sabotaj ve keşif grubundan Rusya sınırını ihlal eden 5 kişi etkisiz hale getirildi” denildi. Ukrayna makamları ise iddiaları reddetti.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe