Adalet Bakanlığı, BAE'den Sedat Peker'in iadesi için geçici tutuklanmasını istedi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Adalet Bakanlığı, BAE'den Sedat Peker'in iadesi için geçici tutuklanmasını istedi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Adalet Bakanlığı, Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE), hakkında Interpol tarafından kırmızı bülten çıkarılan organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker'in Türkiye'ye iadesi amacıyla geçici tutuklanmasını talep etti.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi ile İstanbul Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesinin yakalama kararları kapsamında, Peker'in 194 ülkede uluslararası seviyede aranması için Interpol tarafından 1 Şubat'ta kırmızı bülten çıkarıldı.
Bunun üzerine Adalet Bakanlığı, BAE'de bulunan Sedat Peker'in iadesi için harekete geçti.
Bakanlık, BAE'ye gönderdiği yazıda, Sedat Peker hakkında, İstanbul Anadolu ve Bursa Cumhuriyet Başsavcılıklarınca hazırlanan iade taleplerini hatırlattı.
Adalet Bakanlığı, kırmızı bültenle aranan Peker'in Türkiye'ye iadesi için geçici tutuklanmasını talep etti.



Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
TT

Trump, İsrail ile Hizbullah arasında saldırıların durdurulması konusunda anlaşma sağlandığını açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu görüşmelerinden birinde görüntülenirken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini duyurdu. Açıklama, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından geldi.

Trump, Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Başbakan Benjamin Netanyahu ile son derece verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim. İsrail’in Beyrut’a herhangi bir asker göndermeyeceğini teyit ettik. Yolda olan birlikler de geri çekildi. Aynı şekilde, üst düzey temsilciler aracılığıyla Hizbullah ile de son derece verimli görüşmeler yaptım. Taraflar, tam bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Buna göre İsrail Hizbullah’a saldırmayacak, Hizbullah da İsrail’e saldırmayacak.”

Trump’ın açıklaması, İsrail ile Hizbullah arasında son dönemde tırmanan gerilimin ardından geldi. Ancak taraflardan henüz söz konusu ateşkese ilişkin resmi ve ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.


Uydu görüntülerine göre İran’da yer altı füze tesisleri onarılıyor

İran’ın orta kesimlerindeki İsfahan Balistik Füze Tesisi’ne düzenlenen saldırının ardından, 8 Mart 2026 (AFP)
İran’ın orta kesimlerindeki İsfahan Balistik Füze Tesisi’ne düzenlenen saldırının ardından, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

Uydu görüntülerine göre İran’da yer altı füze tesisleri onarılıyor

İran’ın orta kesimlerindeki İsfahan Balistik Füze Tesisi’ne düzenlenen saldırının ardından, 8 Mart 2026 (AFP)
İran’ın orta kesimlerindeki İsfahan Balistik Füze Tesisi’ne düzenlenen saldırının ardından, 8 Mart 2026 (AFP)

Uydu görüntüleri ve uzmanların analizleri, İran'ın savaş süresince ABD ve İsrail saldırılarıyla hedef alınan yer altı füze tesislerinin girişlerinin büyük bölümünü yeniden açtığını ortaya koydu. Bu gelişme, tünel girişlerini ve bunlara ulaşan yolları bombalayarak İran'ın füze kapasitesini etkisiz kılma hesabının sınırlarını gözler önüne seriyor.

CNN'in analizine göre İran, 18 yer altı füze tesisinde hedef alınan 69 tünel girişinden 50'sini yeniden açmayı başardı.

Uydu görüntüleri, saldırıların yıktığı yolları onarıp enkazı kaldırmak ve çukurları doldurmak amacıyla buldozer, yükleyici ve damperli kamyon gibi alışılagelmiş iş makinelerinin kullanıldığını gösteriyor. Bu çalışmalarla füze rampalarının tünel girişlerine yeniden erişimin sağlanması hedefleniyor.

CNN, savaşın ilk haftalarında ABD ve İsrail saldırılarının tünel girişlerini gömerek, yolları tahrip ederek ve kazı ekipmanlarını hedef alarak İran'ın füze tesislerinin bir bölümüne erişimini kısıtlamayı başardığını aktardı. Ancak Tahran, çatışmalar devam ederken tehlikeyi göze alıp yeniden açma çalışmalarını sürdürdü; bu sayede çok daha düşük bir hızda da olsa füze faaliyetlerini kesintisiz yürütebildi. Yedi haftayı aşkın bir süre önce yürürlüğe giren ateşkesin ardından bu çabalar, belirgin biçimde hız kazandı.

dfrgthy
Telegram'da yayılan ve Tahran'ın doğusundaki dağlarda yer alan hassas Parçin Balistik Füze Tesisi’nde gerçekleştiği değerlendirilen büyük bir patlamayı gösteren fotoğraf

James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Çalışmaları Merkezi'nden (CNS) araştırmacı Sam Lair, üretim dursa bile İran'ın elinde rampa ve operasyon ekibi bulunduğu sürece savaşın yeniden başlaması halinde füze faaliyetlerini sürdürebileceğini belirtti. Lair, İran'ın mevcut füze stoğunun geri kalan rampalar için yeterli miktarda silah sağlamaya devam ettiğini de sözlerine ekledi.

Dezful'daki bir füze tesisine ait görüntüler, beş girişten dördünün 12 Mayıs itibarıyla yeniden açıldığını ortaya koyuyor. Kirmanşah’ın kuzeyindeki tesise ait görüntülerde ise daha önce bombalanan iki girişin yeniden açıldığı ve bu girişlere ulaşan yolların onarılıp yeniden asfaltlandığı görülüyor. İsfahan ve Humeyn yakınlarındaki tesislerde de enkazın kaldırılması ve çukurların doldurulması amacıyla inşaat araçlarının çalıştığı tespit edildi.

CNN'e konuşan uzmanlar, saldırıların girişler ve yüzey yollarına odaklanması nedeniyle yeraltının derinliklerinde depolanan füze stoğunun büyük olasılıkla ciddi bir hasar görmediğini ifade etti. Uzmanlara göre İran, yer altı balistik füze tesislerinde hâlâ yaklaşık bin füze bulunduruyor.

CNN, bu bulguların ABD-İsrail askeri stratejisinin etkinliğine ilişkin soru işaretleri doğurduğunu değerlendirdi. Söz konusu strateji, üsleri geçici olarak devre dışı bırakmada taktik başarı sağlamış; ancak İran'ın bunları görece kısa sürede yeniden faaliyete geçirmesini engelleyememişti.

Lair ise İran'ın füze gücünü yeraltına gömerek etkisiz kılmanın taktik bir başarı sayılabileceğini, ancak net ve ulaşılabilir savaş hedefleriyle ilişkilendirilmediği takdirde stratejik bir başarısızlığa dönüşebileceğini vurguladı.

CNN ayrıca, elektronik bileşen fabrikalarından yakıt ve gövde tesislerine uzanan füze üretim zincirine yönelik saldırıların, Tahran'ın kapasitesini Washington ve Tel Aviv'in istediği hızda yeniden inşa etmesini engelleyemeyebileceğine dikkati çekti.

ABD'li bir yetkiliden aktarılan bilgiye göre İran, kapasitesini yeniden inşa etmek için Amerikan istihbaratının öngördüğü takvimin önüne geçmiş durumda.

CNN’in haberi, saldırı maliyeti ile toparlanma maliyeti arasındaki derin uçurumun tek başına askeri seçeneğe yaslanmanın güçlüğünü gözler önüne serdiği sonucuna varıyor. Saldırılar gelişmiş ve pahalı silahlar gerektirirken İran, pek çok hasarı buldozer gibi basit araçlarla onarabiliyor.

CNN'in bulguları, geçen hafta New York Times'ın yayımladığı bir haberle de örtüşüyor. Söz konusu haber, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran ordusunun ağır biçimde çökertildiğine dair sunduğu tablonun, karar alıcılara iletilen gizli Amerikan istihbarat değerlendirmeleriyle bağdaşmadığına işaret ediyor.

Habere göre bu değerlendirmeler, İran'ın füze üslerinin, fırlatma rampalarının ve yer altı tesislerinin büyük bölümüne -Hürmüz Boğazı boyunca uzanan hassas tesisler dahil- yeniden erişim sağladığını ortaya koyuyor.

frgtyu7ı8
İsrail ordusunun cumartesi günü İran'ın batısındaki bir füze tesisine yönelik saldırılardan yayımladığı videodan alınan görüntü

Değerlendirmelere vakıf kişilerden aktarılan bilgilere göre İran, boğaz boyunca konuşlandırılmış 33 balistik füze tesisinden 30'una yeniden operasyonel erişim sağladı. Bu durum, söz konusu su yolundan geçen ABD savaş gemileri ve petrol tankerleri için ciddi bir tehdit oluşturabilir.

Değerlendirmeler ayrıca Tahran'ın ülke genelindeki mobil fırlatma rampalarının yaklaşık yüzde 70'ini hâlâ işlettiğini ve savaş öncesi füze stoğunun yüzde 70'ini koruduğunu ortaya koydu. Bu stok; bölgesel hedefleri vurma kapasitesine sahip balistik füzeler ile daha az sayıda seyir füzesini kapsıyor.

NYT’ye göre ABD askeri istihbarat ajansları, yetkilileri İran'ın yer altı füze depolama ve fırlatma tesislerinin yaklaşık yüzde 90'ına yeniden erişim sağladığı yönünde bilgilendirdi. Bu tesisler artık kısmen ya da tamamen faaliyette kabul ediliyor.

Gazete, söz konusu tahminlerin Başkan Trump'ın ve Savunma Bakanı Pete Hegseth'in İran ordusunun imha edildiğine ve yıllarca savaşamaz hale getirildiğine dair daha önce yaptığı açıklamaları temelden sarstığını vurguladı.


İslamabad, büyük güçlerin çatışmasında tarafsızlığa oynuyor

Son ABD-Çin zirvesi, ABD'nin Pekin ile çatışmadan ziyade rekabete yönelme eğilimini yansıtıyor (AFP)
Son ABD-Çin zirvesi, ABD'nin Pekin ile çatışmadan ziyade rekabete yönelme eğilimini yansıtıyor (AFP)
TT

İslamabad, büyük güçlerin çatışmasında tarafsızlığa oynuyor

Son ABD-Çin zirvesi, ABD'nin Pekin ile çatışmadan ziyade rekabete yönelme eğilimini yansıtıyor (AFP)
Son ABD-Çin zirvesi, ABD'nin Pekin ile çatışmadan ziyade rekabete yönelme eğilimini yansıtıyor (AFP)

Abdülbasit Han

Diğer orta ölçekli güçler gibi Pakistan da ABD ve Çin arasında artan ve uluslararası siyasi düzende değişime neden olan rekabetin ortasında iki güç ile ilişkilerini sürdürmek için hassas bir denge kurmakta zorlanıyor.

Batıdan Doğuya doğru devam eden bu güç dengesi kayması, aşırı belirsizlik, istikrarsızlık ve kaos ortamı yaratarak orta ölçekli güçleri bir savunma stratejisi benimsemeye zorluyor.

Yeni düzenin nihai şekli henüz net olmasa da bazı değişikliklerin yaşandığı kesin ve bunlar arasında; Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra ortaya çıkan tek kutuplu sistemin bitişi ve yüzyıllar sonra küresel ağırlığın Batıdan Doğuya geri dönüşü sayılabilir. Yeni dünya düzeninin muhtemelen çok kutuplu olacağını söyleyebiliriz, ancak bu çok kutupluluğun kesin doğası henüz belirsizliğini koruyor.

Küresel jeopolitik düzenin gizli dalgalarına ve yeni yönelimlerine uygun olarak, İslamabad, dış ilişkilerini ekonomik çıkarlara dayandıran ve ittifaklardan kaçınan bir “jeo-ekonomik” strateji benimsedi.

Bu strateji, Pakistan'ın 1970'lerde ABD ve Çin arasındaki gizli temasları kolaylaştırmadaki geçmiş rolüne dayanıyor. Söz konusu rol iki ülke arasındaki 20 yıllık izolasyonu sona erdirmişti. Pakistan, ortaya çıkan bloklara katılmak yerine, kendisini ABD ve Çin arasında bir köprü görevi görmeye hazırlıyor.

Yakın zamana kadar Pakistan, ABD ve Çin arasında ilişkilerini dengeleme politikasından vazgeçmesi için Washington’un yaptığı ciddi bir baskı ile karşı karşıyaydı. Hem ilk Trump yönetimi hem de halefi Joe Biden, İslamabad'ın Pekin ile olan bağlarını şiddetle eleştirdi.

Bu bağlamda ABD, ekonomisini güçlendirmek için IMF’den bir kredi paketi almaya gayret eden Pakistan'ın kırılgan ekonomik durumundan yararlandı. Ülkenin Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) kapsamındaki projeleri ve ikili Çin kredileri, Pakistan'ın ekonomik zorluklarının sorumlusu olarak gösterildi.

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesi, Pakistan gibi yoksul ülkeleri borç batağına sürükleyip daha sonra bu borçları tahsil etmek için varlıklarına el koymayı amaçlayan “borç tuzağı diplomasisi” olarak nitelendirildi.

ABD'de birbirini takip eden yönetimler, Pakistan'ın IMF kredilerini Çin'e borçlarını ödemek için kullanabileceği konusundaki ciddi endişelerini dile getirdiler. Ayrıca, IMF programı kapsamında Pakistan, biriken borcun temel nedeni olarak kabul edilen Çinli enerji şirketleriyle sözleşmelerinin şartlarını yeniden müzakere etmek zorunda bırakıldı.

Bu baskıyı hafifletmek için Pakistan, madencilik gibi kritik sektörlerde ABD yatırımlarını da kendisine çekti.

Pekin ve Washington'un değerli madenler ve bunların işlenmesi konusunda şiddetli bir rekabet içinde olduğu ve her iki tarafın da bu madenlerin ve işleme ekipmanlarının ihracatına yüksek gümrük tarifeleri uyguladığı iyi biliniyor.

Bu madenler, yarı iletkenlerin, elektrikli araçların, yenilenebilir enerji altyapısının, tüketici malları elektroniğinin ve havacılık ve savunma teknolojilerinin üretimi için elzem olduğundan önemli.

Amerika Birleşik Devletleri, Çin'in ihracat düzenlemelerine yanıt olarak, Pekin'in kontrolündeki tedarik zincirlerine olan bağımlılığını azaltmak için kritik madenlerde tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye yönelik çok yönlü bir strateji izliyor.

Çin'in dünyanın başlıca maden işleme ve rafineri kapasitesinin yüzde 70'ini kontrol ettiğini belirtmekte fayda var.

Bu bağlamda, Pakistan bu sektörü Amerikan baskısını hafifletmek için kullandı ve Belucistan'daki hayati önemdeki maden sektörüne Çin ve Amerikan yatırımlarını başarıyla çekti. Pekin, Sindak bakır ve altın madenine yatırım yaparken, Washington da Kanadalı konsorsiyum Barrick Gold aracılığıyla Reko Diq altın ve bakır projesindeki yatırım portföyünü genişletiyor.

Ancak en önemli soru, Amerika Birleşik Devletleri'nin Pakistan'a bakış açısının son zamanlarda nasıl değiştiğidir; bir zamanlar bölgede masum ekonomik ilişkiler kurduğu için eleştirilen bir ülkeden, küresel sorunları çözmek için kendisine güvenilen ve tüm taraflarla etkileşime girmesine izin verilen bir ülkeye nasıl dönüştü?

Cevap, Mayıs 2025'te Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmada ve ABD'nin Çin'e yönelik politikasındaki değişimde yatıyor.

Hindistan ile yaşanan kısa savaş sırasında Pakistan, savunma yeteneklerinin kötü ekonomik durumundan veya devam eden siyasi istikrarsızlıktan etkilenmediğini gösterdi. Bu savaş, ABD’nin bölgeye yönelik politikalarının yeniden gözden geçirdiği bir zamana denk geldi.

Amerika Birleşik Devletleri, Çin ile ekonomik bağlarını bir gecede koparamayacağının farkına vardı; bu da anlaşmazlık konularında çatışmadan ziyade rekabeti vurgulayan, karşılıklı mutabakat alanlarında ise çalışma ilişkilerine ve iş birliğine öncelik veren yeni bir zihniyeti ortaya çıkardı.

Bu eğilim, Başkan Şi Cinping ve Donald Trump arasındaki son görüşmede açıkça cisim buldu.

Öte yandan, Trump yönetiminin gerçekleştirdiği bu gözden geçirme ve Hindistan'ın rolünün yeni yapılanması, Pakistan'a stratejik bir tampon bölge (serbest alan) sağlayarak, taraf seçmek zorunda kalmadan ABD-Çin ilişkilerini başarıyla yönetmesine olanak tanıdı.

Pakistan'ın hem ABD hem de Çin'in güvenini ve desteğini kazandığı ikinci alan ise Ortadoğu'daki devam eden savaştır.

Trump yönetimi Pakistan'ın arabuluculuk çabalarına tam güvenini ifade ederken, Çin de Pakistan'ın rolünü bir barış yapıcı olarak nitelendirerek destekledi.

Bu dengeli yaklaşım, müzakere sürecinde de etkinliğini gösterdi. Çin, Pakistanlı arabulucu ile yakın ilişkisini kullanarak, İran'ı İslamabad'ın ABD ile arasında arabuluculuk yaptığı ateşkes anlaşmasını kabul etmeye ikna etmek için perde arkasında önemli çabalar sarf etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu da savaşın çok tehlikeli bir aşamaya girmesini engelledi.

Pakistan, şu anda ABD ve Çin ile ilişkilerinde hassas bir dengeyi koruyarak, her iki tarafla da ittifak kurmadan, memnuniyet verici ve başarılı bir dönem geçiriyor olsa da bu diplomatik fırsatın geçici olduğunun ve hızla ortadan kalkacağının fakında.

Pakistan ile Trump yönetimini birbirine bağlayan dostane ilişkiler, bir sonraki ABD seçim döneminden sonra bitebilir.

Aynı zamanda Pakistan, ABD ve Çin ile ilişkilerinde hassas bir dengeyi korumak için elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen, uzun vadeli stratejik, diplomatik ve ekonomik çıkarlarının Pekin'e bağlı olduğunun da farkında.

Küresel düzenin devam eden belirsizliği ve dalgalanmaları göz önüne alındığında, bu küresel güç rekabetini yönetmek için Pakistan'ın yakın gelecekte tercih edeceği yaklaşım, savunma stratejisi (riskten korunma stratejisi) olmaya devam edecektir.

Bu arada İslamabad, ABD-Çin rekabetinin yoğunlaşması durumunda gelecekte ortaya çıkabilecek zorlukların etkisini azaltmak için ikili anlaşmalar yoluyla enerji, savunma tedariki ve ticaret seçeneklerini çeşitlendirmeye çalışacaktır.

Pakistan'ın hem diplomatik bir oyuncu hem de bir güvenlik sağlayıcı olarak Ortadoğu'daki artan rolü, küresel nüfuz için çatışan rekabet dalgalarına karşı koyma konusunda stratejik bir tampon sağlayacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.