Abdülbasit Han
Diğer orta ölçekli güçler gibi Pakistan da ABD ve Çin arasında artan ve uluslararası siyasi düzende değişime neden olan rekabetin ortasında iki güç ile ilişkilerini sürdürmek için hassas bir denge kurmakta zorlanıyor.
Batıdan Doğuya doğru devam eden bu güç dengesi kayması, aşırı belirsizlik, istikrarsızlık ve kaos ortamı yaratarak orta ölçekli güçleri bir savunma stratejisi benimsemeye zorluyor.
Yeni düzenin nihai şekli henüz net olmasa da bazı değişikliklerin yaşandığı kesin ve bunlar arasında; Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra ortaya çıkan tek kutuplu sistemin bitişi ve yüzyıllar sonra küresel ağırlığın Batıdan Doğuya geri dönüşü sayılabilir. Yeni dünya düzeninin muhtemelen çok kutuplu olacağını söyleyebiliriz, ancak bu çok kutupluluğun kesin doğası henüz belirsizliğini koruyor.
Küresel jeopolitik düzenin gizli dalgalarına ve yeni yönelimlerine uygun olarak, İslamabad, dış ilişkilerini ekonomik çıkarlara dayandıran ve ittifaklardan kaçınan bir “jeo-ekonomik” strateji benimsedi.
Bu strateji, Pakistan'ın 1970'lerde ABD ve Çin arasındaki gizli temasları kolaylaştırmadaki geçmiş rolüne dayanıyor. Söz konusu rol iki ülke arasındaki 20 yıllık izolasyonu sona erdirmişti. Pakistan, ortaya çıkan bloklara katılmak yerine, kendisini ABD ve Çin arasında bir köprü görevi görmeye hazırlıyor.
Yakın zamana kadar Pakistan, ABD ve Çin arasında ilişkilerini dengeleme politikasından vazgeçmesi için Washington’un yaptığı ciddi bir baskı ile karşı karşıyaydı. Hem ilk Trump yönetimi hem de halefi Joe Biden, İslamabad'ın Pekin ile olan bağlarını şiddetle eleştirdi.
Bu bağlamda ABD, ekonomisini güçlendirmek için IMF’den bir kredi paketi almaya gayret eden Pakistan'ın kırılgan ekonomik durumundan yararlandı. Ülkenin Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) kapsamındaki projeleri ve ikili Çin kredileri, Pakistan'ın ekonomik zorluklarının sorumlusu olarak gösterildi.
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesi, Pakistan gibi yoksul ülkeleri borç batağına sürükleyip daha sonra bu borçları tahsil etmek için varlıklarına el koymayı amaçlayan “borç tuzağı diplomasisi” olarak nitelendirildi.
ABD'de birbirini takip eden yönetimler, Pakistan'ın IMF kredilerini Çin'e borçlarını ödemek için kullanabileceği konusundaki ciddi endişelerini dile getirdiler. Ayrıca, IMF programı kapsamında Pakistan, biriken borcun temel nedeni olarak kabul edilen Çinli enerji şirketleriyle sözleşmelerinin şartlarını yeniden müzakere etmek zorunda bırakıldı.
Bu baskıyı hafifletmek için Pakistan, madencilik gibi kritik sektörlerde ABD yatırımlarını da kendisine çekti.
Pekin ve Washington'un değerli madenler ve bunların işlenmesi konusunda şiddetli bir rekabet içinde olduğu ve her iki tarafın da bu madenlerin ve işleme ekipmanlarının ihracatına yüksek gümrük tarifeleri uyguladığı iyi biliniyor.
Bu madenler, yarı iletkenlerin, elektrikli araçların, yenilenebilir enerji altyapısının, tüketici malları elektroniğinin ve havacılık ve savunma teknolojilerinin üretimi için elzem olduğundan önemli.
Amerika Birleşik Devletleri, Çin'in ihracat düzenlemelerine yanıt olarak, Pekin'in kontrolündeki tedarik zincirlerine olan bağımlılığını azaltmak için kritik madenlerde tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye yönelik çok yönlü bir strateji izliyor.
Çin'in dünyanın başlıca maden işleme ve rafineri kapasitesinin yüzde 70'ini kontrol ettiğini belirtmekte fayda var.
Bu bağlamda, Pakistan bu sektörü Amerikan baskısını hafifletmek için kullandı ve Belucistan'daki hayati önemdeki maden sektörüne Çin ve Amerikan yatırımlarını başarıyla çekti. Pekin, Sindak bakır ve altın madenine yatırım yaparken, Washington da Kanadalı konsorsiyum Barrick Gold aracılığıyla Reko Diq altın ve bakır projesindeki yatırım portföyünü genişletiyor.
Ancak en önemli soru, Amerika Birleşik Devletleri'nin Pakistan'a bakış açısının son zamanlarda nasıl değiştiğidir; bir zamanlar bölgede masum ekonomik ilişkiler kurduğu için eleştirilen bir ülkeden, küresel sorunları çözmek için kendisine güvenilen ve tüm taraflarla etkileşime girmesine izin verilen bir ülkeye nasıl dönüştü?
Cevap, Mayıs 2025'te Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmada ve ABD'nin Çin'e yönelik politikasındaki değişimde yatıyor.
Hindistan ile yaşanan kısa savaş sırasında Pakistan, savunma yeteneklerinin kötü ekonomik durumundan veya devam eden siyasi istikrarsızlıktan etkilenmediğini gösterdi. Bu savaş, ABD’nin bölgeye yönelik politikalarının yeniden gözden geçirdiği bir zamana denk geldi.
Amerika Birleşik Devletleri, Çin ile ekonomik bağlarını bir gecede koparamayacağının farkına vardı; bu da anlaşmazlık konularında çatışmadan ziyade rekabeti vurgulayan, karşılıklı mutabakat alanlarında ise çalışma ilişkilerine ve iş birliğine öncelik veren yeni bir zihniyeti ortaya çıkardı.
Bu eğilim, Başkan Şi Cinping ve Donald Trump arasındaki son görüşmede açıkça cisim buldu.
Öte yandan, Trump yönetiminin gerçekleştirdiği bu gözden geçirme ve Hindistan'ın rolünün yeni yapılanması, Pakistan'a stratejik bir tampon bölge (serbest alan) sağlayarak, taraf seçmek zorunda kalmadan ABD-Çin ilişkilerini başarıyla yönetmesine olanak tanıdı.
Pakistan'ın hem ABD hem de Çin'in güvenini ve desteğini kazandığı ikinci alan ise Ortadoğu'daki devam eden savaştır.
Trump yönetimi Pakistan'ın arabuluculuk çabalarına tam güvenini ifade ederken, Çin de Pakistan'ın rolünü bir barış yapıcı olarak nitelendirerek destekledi.
Bu dengeli yaklaşım, müzakere sürecinde de etkinliğini gösterdi. Çin, Pakistanlı arabulucu ile yakın ilişkisini kullanarak, İran'ı İslamabad'ın ABD ile arasında arabuluculuk yaptığı ateşkes anlaşmasını kabul etmeye ikna etmek için perde arkasında önemli çabalar sarf etti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu da savaşın çok tehlikeli bir aşamaya girmesini engelledi.
Pakistan, şu anda ABD ve Çin ile ilişkilerinde hassas bir dengeyi koruyarak, her iki tarafla da ittifak kurmadan, memnuniyet verici ve başarılı bir dönem geçiriyor olsa da bu diplomatik fırsatın geçici olduğunun ve hızla ortadan kalkacağının fakında.
Pakistan ile Trump yönetimini birbirine bağlayan dostane ilişkiler, bir sonraki ABD seçim döneminden sonra bitebilir.
Aynı zamanda Pakistan, ABD ve Çin ile ilişkilerinde hassas bir dengeyi korumak için elinden gelenin en iyisini yapmasına rağmen, uzun vadeli stratejik, diplomatik ve ekonomik çıkarlarının Pekin'e bağlı olduğunun da farkında.
Küresel düzenin devam eden belirsizliği ve dalgalanmaları göz önüne alındığında, bu küresel güç rekabetini yönetmek için Pakistan'ın yakın gelecekte tercih edeceği yaklaşım, savunma stratejisi (riskten korunma stratejisi) olmaya devam edecektir.
Bu arada İslamabad, ABD-Çin rekabetinin yoğunlaşması durumunda gelecekte ortaya çıkabilecek zorlukların etkisini azaltmak için ikili anlaşmalar yoluyla enerji, savunma tedariki ve ticaret seçeneklerini çeşitlendirmeye çalışacaktır.
Pakistan'ın hem diplomatik bir oyuncu hem de bir güvenlik sağlayıcı olarak Ortadoğu'daki artan rolü, küresel nüfuz için çatışan rekabet dalgalarına karşı koyma konusunda stratejik bir tampon sağlayacaktır.
* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



