Ürdün'de 9 bin yıllık ritüel alanı bulundu

Taşlardan soldakine Gasan, sağdakine Ebu Gassan adı verildi (AP)
Taşlardan soldakine Gasan, sağdakine Ebu Gassan adı verildi (AP)
TT

Ürdün'de 9 bin yıllık ritüel alanı bulundu

Taşlardan soldakine Gasan, sağdakine Ebu Gassan adı verildi (AP)
Taşlardan soldakine Gasan, sağdakine Ebu Gassan adı verildi (AP)

Ürdün'ün doğusundaki çölün derinliklerinde, Neolitik Çağ'dan kalma bir kamp alanında yaklaşık 9 bin yıllık ritüel alanı bulundu.
Ürdünlü ve Fransız arkeologlardan oluşan ekip tarafından dün yapılan açıklamada, ceylan avcılarının kullandığı düşünülen alanın yakınında hayvanları yakalamak için kullanıldığı düşünülen toplu çöl tuzakları da olduğu kaydedildi.
Ortadoğu'daki çöllerde yer yer görülen bu tuzaklar, uzun taş duvarların birbirlerine doğru giderek daralacak şekilde dizilerek hazırlanıyor. Hayvanların en sonunda öldürmenin daha kolay hale geleceği kapalı ve dar bir alana sürüklendiği varsayılıyor.
Alanın içinde ayrıca antropomorfik (insan biçimli) unsurlar taşıyan iki dikili taşın olduğu görüldü. Taşların birinin yanında sunak, deniz kabukları, hayvan oyuncakları ve çakmaktaşından aletler bulundu.
Araştırma ekibi bölgenin, "şimdiye kadar bilinmeyen bu Neolitik halkın sembolizmine, sanatsal ifade biçimine ve manevi kültürüne yeni bir ışık tuttuğunu" söyledi:
"Alanın tuzaklara yakınlığı, böğle sakinlerinin uzman avcılar olduğunu ve tuzakların, bu marjinal bölgedeki kültürel, ekonomik ve hatta sembolik yaşamlarının merkezi olduğunu gösteriyor."
Uzmanlara göre söz konusu taşlar, "bugüne kadar bilinen en eski büyük ölçekli insan yapımı nesneler" unvanına sahip.
Araştırmada yer alan Ürdünlü arkeolog Wael Ebu Azize de keşfedilen parçaların "neredeyse hiç zarar görmediğini" vurguladı.
Fransa'nın Ürdün Büyükelçisi Veronique Vouland-Annesini de "Arkeologlar için koşulların özellikle zor olduğu Ürdün'ün bu kadar ücra bir bölgesinde keşfedilen parçaların çeşitliliği ve benzersizliği beni şoke etti" diye konuştu.
Independent Türkçe, AP, AFP, The Jordan Times



Çinli bilim insanları Mars yüzeyinin altında çokgenler keşfetti

Zhurong, Çin'in Mars'taki ilk uzay aracı (Çin Uzay Ajansı)
Zhurong, Çin'in Mars'taki ilk uzay aracı (Çin Uzay Ajansı)
TT

Çinli bilim insanları Mars yüzeyinin altında çokgenler keşfetti

Zhurong, Çin'in Mars'taki ilk uzay aracı (Çin Uzay Ajansı)
Zhurong, Çin'in Mars'taki ilk uzay aracı (Çin Uzay Ajansı)

Çin'in Mars'taki uzay aracı, Kızıl Gezegen yüzeyinin altına çokgen yapılar keşfetti.

Zhurong uzay aracının yeraltına nüfuz eden radar cihazı, yaklaşık 10 metre derinlikteki şekilleri ortaya çıkardı.

Bu yapıların muhtemelen buzdan oluştuğu belirtiliyor. Bunlar Mars'ın uzun süredir kayıp olan suyuna dair önemli ipuçları sunabilir.

Aracın yüksek teknolojili radarı, aşağıda neler olduğunu saptamak için gezegenin kuzey yarımküresindeki geniş Utopia Planitia ovasını taradı.

Hakemli bilimsel dergi Nature Astronomy'de yayımlanan araştırma makalesinde toplamda 16 çokgen şekil bulunduğu belirtildi.

Araştırmacılar, çokgenlerin nasıl oluştuğunu henüz kesin olarak söyleyemiyor.

Ancak bunların Dünya'daki kış ve ilkbahar aylarında meydana geldiği gibi donma-çözülme döngüleri sonucunda ortaya çıkmış olabileceği tahmin ediliyor.

Makalede ayrıca, çokgenlerin Mars tarihindeki Geç Hesperian ve Erken Amazon dönemlerinde oluştuğu ifade edildi. Bu dönem, yaklaşık 3,7 ila 2,9 milyar yıl öncesine denk geliyor.

Bu da söz konusu dönemde bölgede su kütlelerinin yer aldığı anlamına geliyor.

Zhurong'un önceki keşifleri, Mars'ın eskiden bol miktarda su kütlesine ev sahipliği yaptığını göstermişti.

Bu kütlelerin 400 bin yıl öncesine kadar varlığını koruduğu ileri sürülmüştü.

Adını Çin mitolojisindeki ateş ve savaş tanrısından alan Zhurong, 15 Mayıs 2021'de Mars'ın Utopia Planitia ovasına inmişti.

Üç aylık görev süresi biçilen uzay aracı, gezegenin yüzey toprağını ve atmosferini inceledi.

Son dönemde kış uykusuna yatan araç, Güneş panellerini kaplayan toz nedeniyle hareket edemez halde.

Independent Türkçe


Instagram ve Facebook'un devasa pedofili problemi gözler önüne serildi

Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından 2010'da kurulan Instagram, iki sene sonra Facebook'a satılmıştı (Reuters)
Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından 2010'da kurulan Instagram, iki sene sonra Facebook'a satılmıştı (Reuters)
TT

Instagram ve Facebook'un devasa pedofili problemi gözler önüne serildi

Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından 2010'da kurulan Instagram, iki sene sonra Facebook'a satılmıştı (Reuters)
Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından 2010'da kurulan Instagram, iki sene sonra Facebook'a satılmıştı (Reuters)

WhatsApp, Instagram ve Facebook'un ana şirketi Meta, pedofilleri sosyal medya platformlarından uzak tutmakta ciddi şekilde zorlanıyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre, Instagram ve Facebook'un pedofili hesaplarını teşvik ettiği ve halihazırda sıkıntılı olan durumu daha da kötüleştirdiği örnekler var.

ABD merkezli gazetenin Stanford ve Massachusetts Amherst Üniversitesi'ndeki araştırmacılarla işbirliği içinde yürüttüğü çalışma, Instagram algoritmalarının reşit olmayan kullanıcılara yönelik cinsel içerikli gönderiler üreten ağlara imkan verdiğini ortaya koydu.

Önceki aylarda Meta, göze çarpan bu sorunu çözmek için bir çocuk güvenliği görev gücü oluşturmuştu. Ancak gazeteye göre bunun üzerinden 5 ay geçmesine rağmen şirketin platformlarında halen çocuk istismarı içerikleri var.

Üstelik bu sorun sadece Instagram için geçerli değil. Çocuk istismarı içeren gönderileri paylaşmak üzere kurulmuş Facebook grupları var ve bunlar halen aktif kullanılıyor.

Meta'nın 100'den fazla çalışandan oluşan bu özel ekibi, pedofiliyle ilgili hashtag'leri yasaklama kararı almıştı. Ancak şirketin çabalarının yeterli olmadığı görüldü. Araştırmacılar, platformların algoritmalarında köklü değişiklikler yapılması gerektiğini söylüyor.

Nitekim sorunun boyutu da son derece büyük.

Kanada Çocuk Koruma Merkezi, toplamda 10 milyon kadar takipçisi olan ve çocuklara yönelik cinsel istismar videolarını canlı yayımlayan Instagram hesapları tespit etti.

Wall Street Journal'ın kendi araştırmasına göre de bahsi geçen Facebook gruplarında yüz binlerce kullanıcı var.

Gazetenin bu grupları Meta'ya bildirdiği aktarıldı. Ancak aktarılana göre şirket, adında açıkça "ensest" kelimesi geçen bir Facebook grubunun bile Topluluk Standartları'nı ihlal etmediği sonucuna vardı.

Meta, çocuk istismarı içeren hesapları devre dışı bırakmak için gereken araçları geliştirmeye çalıştığını bildiriyor. Şirket yetkilileri, temmuzdan bu yana çocuk güvenliği politikalarını ihlal eden 16 bin hesabı kaldırdıklarını savunuyor.

Ancak gazeteye açıklamada bulunan bir şirket sözcüsü, kullanıcılara tahmini ilgi alanlarına göre içerikler öneren algoritmaları kaldırmayı veya sınırlandırmayı düşünmüyor.

Hedefli reklamlar için de kullanılan bu algoritmalar, muhtemelen şirketin en önemli gelir kaynağı.

Öte yandan bu algoritmaların reşit olmayan kullanıcıların psikolojisini bozduğu da araştırmalarla ortaya konmuştu.

Geçen ay ABD'nin 42 eyaletinden savcılar bu algoritmaları sınırlandırması için Meta'ya dava açmıştı.

Independent Türkçe


ChatGPT yasaları yazmaya başladı

30 Kasım 2022'de piyasaya sürülen sohbet botu, ABD'li yapay zeka firması OpenAI tarafından geliştirildi (AFP)
30 Kasım 2022'de piyasaya sürülen sohbet botu, ABD'li yapay zeka firması OpenAI tarafından geliştirildi (AFP)
TT

ChatGPT yasaları yazmaya başladı

30 Kasım 2022'de piyasaya sürülen sohbet botu, ABD'li yapay zeka firması OpenAI tarafından geliştirildi (AFP)
30 Kasım 2022'de piyasaya sürülen sohbet botu, ABD'li yapay zeka firması OpenAI tarafından geliştirildi (AFP)

Brezilya'nın Porto Alegre kent meclisi üyeleri, farkında olmadan ChatGPT tarafından yazılan bir yasayı yürürlüğe koydu.

Yasa geçen ay kabul edildi ve bu hafta belediye meclisi üyesi Ramiro Rosário, tasarının aslında sohbet botunda yazıldığını açıkladı.

Rosário, ChatGPT'den vergi mükelleflerinin su tüketim sayaçlarını değiştirmek için ödeme yapmak zorunda kalmamasını sağlamayı amaçlayan bir tasarı yazmasını istedi.

Daha sonra tasarıyı 35 meclis üyesinin onayına sundu ve belgeyi ChatGPT'ye yazdırdığını onlardan sakladı.

Zira mevzuatın ChatGPT'yle yazıldığını duyan meclis üyelerinin sırf bu nedenle olumsuz oy kullanacağından endişe ediyordu.

Rosário, "Yapay zekayla yazıldığı için projenin onaylanmaması riskini almak istemedim. Bu, halka haksızlık olurdu" diye konuştu.

Öte yandan bu, sohbet botuna yazdırılan ilk yasa tasarısı değil.

ABD'nin Massachusetts Eyalet Senatörü Barry Finegold, Ocak 2023'te onaya sunduğu bir tasarıyı da ChatGPT'ye yazdırmıştı.

Söz konusu tasarı, yapay zeka şirketlerinin algoritmalarını risk değerlendirmesinden geçirmelerini ve güvenlik önlemleri almalarını zorunlu kılmayı amaçlıyordu.

Ancak senatör tasarıyı sohbet botuna yazdırdığını saklamamıştı.

Tasarının son bölümünde, "Bu yasa, ChatGPT'nin yardımıyla hazırlandı ve tasarıdaki herhangi bir hata veya yanlışlık, dil modeline değil, insan yazarlarına atfedilmelidir" ifadeleri yer almıştı.

Independent Türkçe


NASA'nın insanları Ay'a götürmesi 2027'yi bulabilir

Uzay ajansı Artemis Projesi kapsamında Ay'da insanlar için koloni kurmayı hedefliyor (NASA)
Uzay ajansı Artemis Projesi kapsamında Ay'da insanlar için koloni kurmayı hedefliyor (NASA)
TT

NASA'nın insanları Ay'a götürmesi 2027'yi bulabilir

Uzay ajansı Artemis Projesi kapsamında Ay'da insanlar için koloni kurmayı hedefliyor (NASA)
Uzay ajansı Artemis Projesi kapsamında Ay'da insanlar için koloni kurmayı hedefliyor (NASA)

İlk etapta Aralık 2025'te Artemis 3 görevi kapsamında planlanan fırlatmanın en az 2027'ye kadar beklemesi gerekebilir.

NASA, Artemis 3 göreviyle ünlü Apollo misyonlarından 51 yıl sonra insanları Ay'a döndürmeyi amaçlıyor.

ABD Sorumluluk Ofisi'nden 30 Kasım Perşembe gelen açıklamada bu çabanın "birden fazla zorlukla" karşı karşıya olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, halihazırda NASA'nın görev kapsamında oluşturduğu programın fazla iddialı olduğu ifade edildi.

Değerlendirmelere göre uzay ajansının Ay'a tekrar insan yollaması en erken 2027'de mümkün olabilir.

Bu arada NASA, insanları 1972'den beri kimsenin ayak basmadığı Ay'a geri götürmek için Elon Musk'ın uzay firması SpaceX'le çalışıyor.

Musk ve SpaceX çalışanları, ilk başta bu görevin 2024'te gerçekleştirilebileceğine inanıyordu. Ancak araya Kovid-19 pandemisinin girmesi ve NASA personelinin bile evden çalışmasının gerekmesiyle Artemis misyonu da aksamıştı.

Bunun üzerine NASA'nın teftiş organı Genel Denetim Ofisi 2021'de konuyla ilgili bir rapor hazırlamıştı. Raporda misyonun en erken 2026'da gerçekleştirilebileceği yazılmıştı.

ABD hükümetine bağlı Sorumluluk Ofisi'nin yeni açıklamasıysa burada öngörülen sürenin bir yıl daha uzayacağı anlamına geliyor.

Buna göre hem NASA'nın hem de SpaceX'in bu misyonu başlatması için halen önemli miktarda teknik çalışmayı halletmesi gerekecek.

Öte yandan NASA'nın ilk tahminleri Musk'ınkine göre halihazırda daha "karamsardı". Nitekim uzay ajansının insanları Ay'a götürmek üzere ilk başta belirlediği hedef, 2028'e işaret ediyordu.

NASA, Ay'da Artemis adını verdiği bir üs kurmayı ve insanların gelecekte, aşırı ışık, aşırı karanlık ve donmuş sudan oluşan bu gök cisminde barınabilmesini sağlamak için uğraşıyor.

NASA uyduya göndereceği astronotların varış noktası olarak Güney Kutup Bölgesi'ni seçmişti. Ancak kesin iniş noktası hâlâ belli değil.

 

Independent Türkçe, Space, ABD Sorumluluk Ofisi


Microsoft'un yapay zeka kullanan yeni çizim özelliği: Cocreator

Cocreator, Microsoft Paint üzerinden erişebilen heyecan verici yeni bir özellik. (Microsoft)
Cocreator, Microsoft Paint üzerinden erişebilen heyecan verici yeni bir özellik. (Microsoft)
TT

Microsoft'un yapay zeka kullanan yeni çizim özelliği: Cocreator

Cocreator, Microsoft Paint üzerinden erişebilen heyecan verici yeni bir özellik. (Microsoft)
Cocreator, Microsoft Paint üzerinden erişebilen heyecan verici yeni bir özellik. (Microsoft)

Sadece birkaç adımda muhteşem bir sanat eseri yarattığınızı hayal edin. Evet, Microsoft'un en son yeniliği olan ‘Paint Cocreator’ yapay zekanın gücünden yararlanarak bunu gerçeğe dönüştürüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ‘Cocreator’, gelişmiş yapay zeka modeli ‘DALL-E’ ile iş birliği yaparak, metin açıklamalarını çeşitli ve canlı görüntülere dönüştürebiliyor ve doğrudan yaratıcı olasılıklar dünyasının kapıları açıyor.

Cocreator, Microsoft Paint üzerinden erişilebilen, heyecan verici yeni bir özellik. Araç çubuğundan ‘Cocreator’ simgesi seçildiğinde, hayal gücünü hayata geçirmeye hazır bir yan panel beliriyor. Sağlanan metin kutusunda, oluşturulmak istenilen örüntü arzu edilen ayrıntıda tanımlanabiliyor.

Fotoğraf Altı: Microsoft Paint, Microsoft Store'dan kolayca edinilebiliyor. (Shutterstock)
Microsoft Paint, Microsoft Store'dan kolayca edinilebiliyor. (Shutterstock)

Microsoft Paint, şu basit adımlar takip edilerek Microsoft Store'dan kolayca edinilebiliyor:

- Microsoft Paint programını açın. Araç çubuğundaki Cocreator simgesine tıklayın.

- Metin kutusunda oluşturmak istediğiniz görüntüyü tanımlayın.

- Tercih edilen stili seçin.

- ‘Oluştur’ düğmesine tıklayın. ‘Cocreator’ programı daha sonra tarif ettiğiniz görüntünün üç farklı varyasyonunu oluşturacaktır.

- Vizyonunuza uygun görseli seçin, çizim tahtanıza uygulayın ve sanatsal yolculuğunuzun başlamasına izin verin.

Fotoğraf Altı: Cocreator, gelişmiş yapay zeka modeli DALL-E aracılığıyla metin açıklamalarını çeşitli görüntülere dönüştürebilir. (Shutterstock)
Cocreator, gelişmiş yapay zeka modeli DALL-E aracılığıyla metin açıklamalarını çeşitli görüntülere dönüştürebilir. (Shutterstock)

Yeni yaratıcılığın anahtarı

Cocreator'ı kullanmak için Microsoft hesabınızla oturum açılması gerekiyor. Bu bulut tabanlı hizmet, sorunsuz bir deneyim sağlamak için kimlik doğrulama ve yetkilendirme istiyor. Ayrıca oturum açmak Cocreator kredilerine erişim sağlıyor. Oluşturulan her görsel için bir kredi kullanılıyor. Kredileri takip etmek için Cocreator bölmesinin sağ alt köşesine hızlıca göz atmak yeterli. Cocreator’ katılındığında çarpıcı bir sanat eserine dönüştürülmeye hazır beş puanla başlanıyor.

Etik standartları koruyun

Microsoft, sorumlu yapay zeka uygulamaları ve teknolojinin etik kullanımı konusunda kararlı. Cocreator, zararlı, saldırgan veya uygunsuz görüntülerin oluşturulmasını önlemek için tasarlanmış içerik filtreleme mekanizmaları içeriyor. Filtreleme sistemi güçlü olmasına rağmen, istenmeyen her içeriği tespit edemeyebiliyor. Uygunsuz veya beklenmedik görüntülerle karşılaşıldığında, bunlar ‘Cocreator’ panelindeki yorumlar düğmesi aracılığıyla bildirebiliyor.

Bu yeni programla Microsoft, hayal gücü ve yaratıcılık arasındaki boşluğu doldurma konusunda büyük bir adım atıyor. Bu son teknoloji, etik ve sorumlu yapay zeka uygulamalarını sürdürürken kullanıcıların fikirlerini çarpıcı görsel sanatlara dönüştürmelerini sağlıyor.


Dünyanın en büyük deneysel nükleer füzyon reaktörü Japonya'da faaliyete başladı

Naka'daki JT-60SA reaktörü böyle görüntülendi (AFP)
Naka'daki JT-60SA reaktörü böyle görüntülendi (AFP)
TT

Dünyanın en büyük deneysel nükleer füzyon reaktörü Japonya'da faaliyete başladı

Naka'daki JT-60SA reaktörü böyle görüntülendi (AFP)
Naka'daki JT-60SA reaktörü böyle görüntülendi (AFP)

Dünyanın en büyük operasyonel nükleer füzyon reaktörü, Japonya'nın Naka kentinde 1 Aralık'ta açıldı.

JT-60SA adlı reaktörün amacı füzyonun güvenli, büyük ölçekli ve karbonsuz bir enerji kaynağı olarak kullanılma imkanını araştırmak.

Bu deneylerin nihai hedefi, Güneş'teki nükleer füzyon sürecini taklit ederek sabit ve temiz enerji üretmek. İki hafif elementin nükleer reaksiyonlar sonucu birleşerek daha ağır bir element oluşturduğu sürece nükleer füzyon adı veriliyor.

Kömür, petrol, doğalgaz gibi tükenme tehlikesi taşıyan ve çevre için tehdit oluşturan fosil yakıtların aksine bu reaktörün işleyebileceği hammaddeler neredeyse sınırsız.

Ancak füzyon reaktörleri henüz hayata geçirilmekten çok uzak. Zira sıcaklığı milyonlarca dereceye ulaşan plazmayı yalnızca birkaç saniye sabit durumda tutabiliyor.

Dünyanın dört bir yanından araştırmacılar, üretimi için harcanan enerjiden daha fazlasını verecek ve içindeki plazmayı uzun süre boyunca koruyabilecek reaktörler kurmanın yollarını arıyor.

JT-60SA reaktörü de Avrupa Birliği (AB) ve Japonya'nın ortak projesi.

JT-60SA'nın proje lideri yardımcısı Sam Davis, cihazın "insanlığı füzyon enerjisine yaklaştıracağı" görüşünde.

Davis, "Bu, Avrupa ve Japonya'dan 500'den fazla bilim insanı ve mühendisle 70'ten fazla şirket arasındaki işbirliğinin sonucu" diye devam etti.

AB'nin enerji komiseri Kadri Simson da JT-60SA reaktörünün "dünyadaki en gelişmiş tokamak" olduğunu savundu ve operasyonların başlamasını "füzyon tarihi için bir dönüm noktası" diye niteledi.

Simson, "Füzyon, bu yüzyılın ikinci yarısında enerji sektörünün önemli bir bileşeni olma potansiyeline sahip" diye ekledi.

Büyük atılım ABD'den gelmişti

ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı'nın Ulusal Ateşleme Tesisi'nde geçen yıl yapılan deneyde ilk kez net enerji kazanımı yaratan füzyon reaksiyonun üretilebildiği açıklanmıştı.

Bu da bir füzyon reaktörünün, tarihte ilk defa, çalışması için harcanandan fazla enerji ürettiği anlamına geliyordu.

ABD'li araştırmacıların uzun süredir elde edilemeyen "ateşlemeyi" deneysel bir mini-reaktörde ilk defa gerçekleştirmesi çok büyük bir başarı olarak tarihe geçmişti.

Zira dünyanın dört bir yanında füzyon reaktörleri üzerine çalışan araştırmacılar, 70 yıldır uğraşmalarına rağmen verilen enerjiden daha fazlasını bir türlü elde edememişti.

 

Independent Türkçe, Guardian, Energy


Ryugu örnekleri incelendi: 'Yaşamın uzaydan geldiğine kanıt'

Örnekler, 2014'te fırlatılan Hayabuse 2 aracı tarafından toplandı (Japonya Uzay Ajansı)
Örnekler, 2014'te fırlatılan Hayabuse 2 aracı tarafından toplandı (Japonya Uzay Ajansı)
TT

Ryugu örnekleri incelendi: 'Yaşamın uzaydan geldiğine kanıt'

Örnekler, 2014'te fırlatılan Hayabuse 2 aracı tarafından toplandı (Japonya Uzay Ajansı)
Örnekler, 2014'te fırlatılan Hayabuse 2 aracı tarafından toplandı (Japonya Uzay Ajansı)

Japonya'daki Kyoto Üniversitesi'nden araştırmacıların liderlik ettiği uluslararası bir ekip, Dünya'da yaşamı destekleyen ortamın oluşmasında büyük rol oynayan azotun nereden geldiğini bulmuş olabilir.

Hakemli bilimsel dergi Nature Astronomy'de yayımlanan yeni araştırmaya göre Güneş Sistemi'nin dış bölgesindeki buzlu gök cisimlerinden kopan minik meteoritler, azotu oluşumunun ilk günlerinde Dünya'ya yakın bölgelere taşıdı.

Araştırma ekibinden Hope Ishii, "Bulgularımız, şimdiye dek fark edilenden daha fazla miktarda azot bileşiğinin Dünya'nın yakınına taşındığı ve gezegenimizdeki yaşamın yapı taşları olarak hizmet ettiği olasılığını ortaya koyuyor" diye konuştu.

Araştırmacılar bu sonuca Ryugu asteroidinden gelen örnekleri analiz ederek ulaştı.

Japonya Uzay Ajansı'nın Hayabusa 2 uzay aracının Ryugu'dan topladığı örneklerde kısa süre önce bir RNA bileşeni ve B3 vitamini keşfedilmişti.

RNA keşfi, Dünya'da yaşamın başlamasını sağlayan organik yapı taşlarının uzaydan geldiğine dair şimdiye kadarki en güçlü kanıt olarak görülüyor.

Yeni çalışmada örnekleri elektron mikroskobuyla inceleyen bilim insanları, bu minik kaya parçalarının yüzeyinin demir ve azottan oluşan minerallerle kaplı olduğunu tespit etti.

Bilim insanları zaten uzun süredir bu yapı taşlarının gezegenin ilk zamanlarında yeryüzüne çarpan göktaşlarından geldiğinden şüpheleniyordu. Ancak eldeki kanıtlar bu denli güçlü değildi.

Çalışmanın başyazarı Toru Matsumoto, "Mikrometeorit adı verilen ve amonyak bileşikleri içeren küçük göktaşlarının, buzlu gök cisimlerinden koparak Ryugu'yla çarpıştığını öne sürüyoruz" ifadelerini kullandı:

Mikrometeorit çarpışmaları demir kaplı yüzeyde kimyasal reaksiyonları tetikliyor ve demir nitratın oluşumuna yol açıyor.

Hayabusa 2, Ryugu'ya ait bu örnekleri Şubat 2019'da toplamıştı.

Numuneler Aralık 2020'de Dünya'ya getirilmiş, 2021'de ise Japonya'da incelenebilir hale getirilmişti.

 

Independent Türkçe, Phys.org, Nature


Samanyolu'nun ucunda yaşamın temel bileşenlerinden biri keşfedildi

Arizona Üniversitesi'nden bilim insanları Samanyolu Galaksisi'nin ucunda fosfor keşfetti (ESO)
Arizona Üniversitesi'nden bilim insanları Samanyolu Galaksisi'nin ucunda fosfor keşfetti (ESO)
TT

Samanyolu'nun ucunda yaşamın temel bileşenlerinden biri keşfedildi

Arizona Üniversitesi'nden bilim insanları Samanyolu Galaksisi'nin ucunda fosfor keşfetti (ESO)
Arizona Üniversitesi'nden bilim insanları Samanyolu Galaksisi'nin ucunda fosfor keşfetti (ESO)

Gökbilimciler Samanyolu galaksimizin ucunda yaşamın kilit bir bileşenini keşfetti.

Arizona Üniversitesi'nden bir ekip, ABD ve İspanya'daki dev radyo teleskoplarını kullanarak galaksinin eteklerindeki moleküler bulutları incelerken fosforun varlığını tespit etti.

Fosfor, Dünya'daki yaşam için kritik bileşenleri oluşturan NCHOPS (nitrojen, karbon, hidrojen, oksijen, fosfor ve sülfür) elementlerinden biri. 

Diğer elementlerin hepsi çoktan galaksinin ucunda bulunduğundan fosforun keşfinin, uzak yıldızların etrafındaki Dünya benzeri gezegenlerin araştırılması üzerinde doğrudan etkileri var.

Araştırmacılar, Samanyolu'nun merkezinden 74 bin ışık yılı uzaklıkta bu kimyasal maddeyi gözlemlemelerinin, evrene ilişkin temel anlayışımızı sorgulamaya açtığını belirtiyor.

Araştırmayı yöneten ve Arizona Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olan Lilia Koelemay şöyle diyor:

Tespit ettiğimiz fosfor galaksinin kenarında, olmaması gereken bir yerde.

Steward Gözlemevi'ndeki 12 metre uzunluğundaki radyo teleskobu kullanılarak fosfor gözlemlendi (Steward Gözlemevi)
Steward Gözlemevi'ndeki 12 metre uzunluğundaki radyo teleskobu kullanılarak fosfor gözlemlendi (Steward Gözlemevi)

Fosforun varlığını açıklayabilecek teoriler arasında, genellikle galaksilerin ucunda bulunmayan süpernova yıldızlar ve ürettikleri fazladan nötronun silikon atomlarına eklenmesiyle fosfor oluşturan düşük kütleli yıldızlar yer alıyor.

Kimya, biyokimya ve astronomi alanında Üstün Başarıya Sahip Öğretim Üyesi unvanına sahip, Steward Gözlemevi'nden Lucy Ziurys, "Fosforu oluşturmak için şiddet içeren türden bir olaya ihtiyaç var" diyor.

Fosforun süpernova patlamalarında meydana geldiği düşünülüyor ve bunun için Güneş'in en az 20 katı kütleye sahip bir yıldıza ihtiyaç var. Başka bir deyişle, eğer gerçekten fosfor üreten tek kaynak buysa yaşamın olması için bir süpernovanın yakınında dursanız iyi olur.

Araştırmacılar galaksinin ucunda fosfor tespit edilmesinin, bu kimyasal maddeyi barındırmadıkları varsayıldığından bugüne kadar yeterince dikkate alınmayan uzaktaki ötegezegenlerle ilgili çalışmaları harekete geçirebileceğini umuyor.

Araştırma ekibi artık Samanyolu'nun uzak bölgelerindeki diğer moleküler bulutları da inceleyerek fosfor içerip içermediklerine bakmayı planlıyor.

Ekibin yaptığı keşif, Nature adlı bilimsel dergide yayımlanan "Phosphorus-bearing molecules PO and PN at the edge of the galaxy" (Galaksinin ucundaki fosfor içeren moleküller PO ve PN) başlıklı makalede açıklandı.

Independent Türkçe


İnsan hücreleriyle küçük canlı robotlar yapıldı

Renklendirilmiş görüntüde bir antrobotun, hareket etmesini ve çevresini keşfetmesini sağlayan çok hücreli yapı gözler önüne seriliyor (Gizem Gümüşkaya / Tufts Üniversitesi)
Renklendirilmiş görüntüde bir antrobotun, hareket etmesini ve çevresini keşfetmesini sağlayan çok hücreli yapı gözler önüne seriliyor (Gizem Gümüşkaya / Tufts Üniversitesi)
TT

İnsan hücreleriyle küçük canlı robotlar yapıldı

Renklendirilmiş görüntüde bir antrobotun, hareket etmesini ve çevresini keşfetmesini sağlayan çok hücreli yapı gözler önüne seriliyor (Gizem Gümüşkaya / Tufts Üniversitesi)
Renklendirilmiş görüntüde bir antrobotun, hareket etmesini ve çevresini keşfetmesini sağlayan çok hücreli yapı gözler önüne seriliyor (Gizem Gümüşkaya / Tufts Üniversitesi)

ABD'li araştırmacılar, insan hücrelerinden küçük canlı robotlar üretti.

Bunların gelecekte insan vücudunda kendi başlarına dolaşarak yaraları veya hasarlı dokuları iyileştirebileceğine inanılıyor.

Harvard Üniversitesi'ne bağlı Wyss Enstitüsü ve Tufts Üniversitesi'nden bir ekip, bu son derece minik cihazlara antrobot adını verdi.

Araştırma ekibi daha önce de Latince adı Xenopus laevis olan Afrika pençeli kurbağasının embriyolarından elde edilen kök hücrelerden minik robotlar yapmıştı. Bunlara da "zenobot" adı verilmişti.

Ekip aynı işlemi insan kök hücreleri üzerinde tekrar etti.

Hakemli bilimsel dergi Advanced Science'ta yayımlanan araştırma makalesinin yazarlarından Michael Levin, antrobotların tam teşekküllü organizmalar olmadıklarını ve bu yüzden tamamen canlı sayılamayacaklarını söyledi.

Nitekim bu minik cihazlar tam bir yaşam döngüsüne sahip değil.

Biyoloji profesörü, "Bu bir robot mu, bu bir hayvan mı, bu bir makine mi? Bu tür sorular işimize pek yaramıyor. Bunun ötesine geçmemiz gerekiyor" diye konuştu.

Çalışmada farklı yaş ve cinsiyetteki isimsiz bağışçıların nefes borusundan alınan yetişkin insan hücreleri kullanıldı.

Tufts Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olan, araştırmanın ortak yazarı Gizem Gümüşkaya, "Bizim yöntemimizde her antrobot tek bir hücreden büyüyor" dedi.

Levin ve Gümüşkaya, yeni çalışmada ana hatları çizilen deneylerin henüz erken bir aşamada olduğunu vurguluyor.

Ancak nihai amaç, antrobotların gelecekte tıbbi uygulamalarda kullanılması.

Bunun mümkün olup olmadığını görmek isteyen araştırmacılar, antrobotları, insan vücudundaki bir hasarı taklit etmek üzere tasarlanmış insan nöronları üzerinde denedi.

Bulgulara göre minik robotlar, insan dokularının iyileşme mekanizmasını henüz kavrayabilmiş değil. Ancak nöronların hasarlı bölgelerinde büyümeyi teşvik ettikleri görüldü.

Antrobotların nöronlardaki çiziklerin üzerinden geçip nihayetinde kapattıkları tespit edildi.

Levin'e göre antrobotların henüz laboratuvarın dışında yaşaması mümkün değil.

"Bu çok özel ortamın dışında yaşayamazlar" diyen Levin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Doğal bir yaşam süreleri var. Birkaç hafta sonra sorunsuz biçimde biyolojik yollarla parçalanıyorlar.

 

Independent Türkçe, CNN International, Nature


'Var olamayacak kadar devasa' bir gezegen bulundu

NASA
NASA
TT

'Var olamayacak kadar devasa' bir gezegen bulundu

NASA
NASA

Bilim insanları devasa bir gezegen buldu; bu gezegen o kadar büyük ki var olmaması gerekiyordu.

Onu bulan araştırmacılara göre, gezegen yıldızına göre çok büyük görünüyor ve bu nedenle gezegenlerin ve gezegen sistemlerinin nasıl oluştuğuna dair anlayışımızı sorgulamaya neden oluyor.

Gezegen, Dünya'dan 13 kat daha büyük. Güneşimizden 9 kat daha küçük bir yıldızın etrafında dönüyor.

Dolayısıyla ikisi arasındaki oran, Dünya ve Güneşimiz arasındakinden 100 kat daha fazla.

İlk kez bu kadar yüksek kütleli bir gezegen, bu kadar düşük kütleli bir yıldızın yörüngesinde görülüyor. Aradaki fark o kadar büyük ki bilim insanları böyle bir gezegenin var olamayacağını düşünüyordu.

Pensilvanya Eyalet Üniversitesi'nden Suvrath Mahadevan, "Bu keşif, evren hakkında ne kadar az şey bildiğimizi vurguluyor" dedi.

Bu kadar düşük kütleli bir yıldızın etrafında bu kadar büyük bir gezegen beklemezdik.

Yıldızlar büyük gaz ve toz bulutlarından oluştuğunda, bu malzeme yıldızın etrafında dönen bir disk olarak yıldızla birlikte kalır. Sonrasında bu ekstra maddeden gezegenler oluşup devamında bizimki gibi bir gezegen sistemi kurulabilir.

Ancak bilim, yeni makaledeki LHS 3154 diye bilinen yıldızın etrafındaki diskin, bu kadar büyük bir gezegen oluşturmak için yeterli malzemeye sahip olamayacağını öne sürüyor.

Mahadevan, "LHS 3154 adlı düşük kütleli yıldızın etrafındaki gezegen oluşturan diskin bu gezegeni oluşturmak için yeterli katı kütleye sahip olması beklenmiyordu" dedi.

Ancak orada olduğu için, şimdi gezegenlerin ve yıldızların nasıl oluştuğuna dair anlayışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bulgu, Science'da yayımlanan "Çok düşük kütleli bir yıldızın yakın yörüngesinde bulunan Neptün kütleli bir ötegezen, oluşum modellerine meydan okuyor" (A Neptune-mass exoplanet in close orbit around a very low mass star challenges formation models) başlıklı yeni bir makalede bildirildi.

Independent Türkçe