Rusya ve Batı'nın ‘Suriye laboratuarındaki tecrübeleri’ Ukrayna'da tekrarlanır mı?

İdlib'de bir duvar üzerine Ukrayna'ya destek amaçlı çizim yapan iki Suriyeli (AFP)
İdlib'de bir duvar üzerine Ukrayna'ya destek amaçlı çizim yapan iki Suriyeli (AFP)
TT

Rusya ve Batı'nın ‘Suriye laboratuarındaki tecrübeleri’ Ukrayna'da tekrarlanır mı?

İdlib'de bir duvar üzerine Ukrayna'ya destek amaçlı çizim yapan iki Suriyeli (AFP)
İdlib'de bir duvar üzerine Ukrayna'ya destek amaçlı çizim yapan iki Suriyeli (AFP)

Rusya'nın Suriye'deki askeri, siyasi ve insani tutumları, Ukrayna'daki yeni maceralarını anlamak için yaralanılabilecek dersler barındırıyor mu? Moskova, Rusya’nın batı sınırlarında yürüttüğü savaşta ‘Suriye senaryosunu’ tekrarlayabilir mi? Batı’nın iki dosyaya yönelik tutumları arasındaki hangi benzer noktalar var?

“Yanmış toprak stratejisi”
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, 2016 yılı sonlarında dönemin dışişleri bakanı iken ABD’li mevkidaşı John Kerry ile birlikte Moskova'yı, Birleşmiş Milletler'in (BM) 2003 yılında ‘dünyanın savaştan en çok zarar görmüş şehri’ olarak kabul ettiği Çeçenistan'ın başkenti Grozni’ye atıfta bulunarak Halep’i ‘Suriye'nin Groznisi’ haline getirmemesi konusunda uyardı. Rusya’nın Washington Büyükelçiliği, bu uyarıya Twitter üzerinden verdiği yanıtta, “Grozni bugün barışçıl, modern ve refahın olduğu bir şehirdir. Hepimizin aradığı çözüm de bu değil mi?” yazdı.
Bu, Rusya’nın 2015 yılı sonlarında ‘Suriye devletini kurtarmak’ için askeri müdahalede bulunmasını nasıl gördüğünün bir göstergesiydi. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, geçtiğimiz yılın sonlarında, Rus ordusunun bugüne kadar Suriye'de 320 farklı silah modelini test ettiğini ve ülkenin batısındaki Hmeymim Hava Üssü’ne ses hızının 10 katı hızla hareket eden hipersonik Kinjal füzelerini taşıyan iki MiG-31K savaş uçağı konuşlandırdığını açıkladı. Füze savunma sistemlerini alt etmesini sağlayan dolambaçlı bir yol izleyen Kinjal füzeleri, Ukrayna'ya karşı başlatılan askeri saldırının hemen öncesinde Suriye kıyılarında gerçekleştirilen deniz tatbikatlarında kullanılan silahlar arasında yer aldı.
Askeri uzmanlara göre Rus ordusu, kontrol ettikleri alanın büyüklüğünü yüzde 10'dan yüzde 65'e çıkaran Suriye rejimi güçlerini desteklemek için yanmış toprak stratejisini uygulamaya koydu. Ateşli uyarılarda bulunmak ve muhalefet bölgelerini boyun eğdirecek bir örnek olarak Hama kırsalındaki El-Letamine, Doğu Guta'daki Hamuriye ve Dera kırsalındaki el-Lecet gibi bölgeleri savaş uçakları, varil bombaları ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) ile şiddetli hava bombardımanlarıyla hedef aldı.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), on yıllık savaş sırasında öldürülen yaklaşık yarım milyon Suriyeliden 21 binin Rusya’nın 77 aydır süregelen askeri müdahale sırasında düzenlediği hava saldırılarında öldüğünü bildirdi. BM, savaşlar sırasında zehirli gazların ve kimyasal silahların kullanıldığını söyledi. Moskova, Şam yararına Suriye'ye müdahale etti ve radikaller ya da El Kaide ve DEAŞ’a biat eden dinci gruplar dahil olmak üzere farklı çizgilere, yeteneklere ve desteğe sahip muhalif gruplarla karşı karşıya geldi. Ukrayna'da ise aynı tarihe sahip olduğu komşu bir ülkenin düzenli bir ordusuyla savaşıyor. Henüz Ukrayna’da hiçbir ayrım gözetmeyen bombardımanlar düzenlenmediği, yanmış toprak taktiği uygulanmadığı, varil bombaları kullanılmadığı ve şiddetli hava saldırıları gerçekleşmediği için iki savaşta kullanılan askeri taktikler farklılık gösteriyor. Moskova'nın Ukrayna hava sahasını kapatmasından, askeri operasyonları artırmasından ve toprak sahiplerinin direnişe geçmesinden sonra bu durumun önümüzdeki günlerde test edileceğinden şüphe yok.

“Geri çekilme açıklamaları”
Rusya, birçok defa Suriye'deki askeri operasyonlarını ‘gevşetme’ veya bazı güçlerini geri çekme sürecinde olduğunu açıkladı. Cenevre'de ya topyekün bir askeri operasyon ya da siyasi müzakere turu başlatacak adımlar atılmadan önce Rusya tarafından Suriye’deki sivil savunma ekipleri Beyaz Baretliler’e karşı ‘Suriye hükümetine karşı siyasi propaganda yapmak amacıyla kimyasal saldırı tiyatrosuna hazırlanma niyetinde olduğu’ şeklinde birçok kez suçlayıcı açıklama yapıldı.
Rusya Savunma Bakanlığı’nın internets sitesinde yer alan açıklamalarda, ‘terör örgütleriyle bağlantılı oldukları’ gerekçesiyle mevzilerini bombalamaya hazırlık olarak Ahraru’ş-Şam ve Ceyşu’l-İslam dahil ‘ılımlı’ muhalif grupların ‘meşruiyetini’ tanımadıklarını duyurdu. Moskova, Washington ya da Astana Süreci’nin diğer garantörleri olan Ankara ve Tahran ile birçok uzlaşı anlaşması imzaladı. Ancak zamanın geçmesi ve bazı değişikliklerin yaşanmasıyla kısa sürede anlaşmaları ihlal etti. Bunun son örneği, 2018 yılında tamamlanan Dera’daki uzlaşı anlaşmaları oldu.
Her ne kadar Ukrayna’daki durum farklı olsa da şimdilik bazı ortak noktaları olduğunu söyleyebiliriz. Moskova, Ukrayna’yı kapsamlı bir işgale girişmeden önce Rus askerlerinin batı sınırlarından çekildiğini duyurdu ve yeni bir gerilimin başlamasından önce müzakerelerde bulunmak istediğini açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanlığı şu an, Putin'in emriyle Savunma Bakanlığı tarafından fiilen yürütülen savaşta bir ‘savunmacı’ ve bir ‘diplomat’ rolünü oynuyor. Rusya’nın Suriye’de ‘rejimin bölgeler üzerindeki kontrolünü yeniden kazanması’ ve ‘rejim güçlerinin desteklenmesi’ gibi bir takım askeri hedefleri olduğu biliniyor. Bunlar bunu ertelenebilir veya uyarlanabilir hedeflerdir. Önlerindeki tek engel siyasi değil askeridir. Müzakereler sadece bu hedeflere ulaşmak ve uygulamak için ihtiyaç duyulan zamanı kazanmak için bir araçtır.
Moskova, çatışmalardan önce insanların ‘teröristlerin kontrolü altındaki bölgelerden çıkması için koridorlar’ açıldığını defalarca kez duyurdu. ‘Toplum mühendisliği’ ve insanların bir yerden başka bir yere, özellikle de güneyden kuzeye nakli için pek çok yer değiştirme operasyonuna kolaylık sağladı ve 13 milyon yerinden edilmiş kişi ve mültecinin göçünü durdurmadı. Moskova’nın Ukraynalıların çevre ülkelere göç etmeleri için kapıyı açık bırakması, bir yandan Avrupa’da ‘göç kartı’ oynamaya, diğer yandan Ukrayna'da ‘uyumlu bir topluma’ ulaşmaya olanak sağlayacaktır.
Moskova ve Washington'ın Suriye'de olduğu gibi hava koruması olmadan ‘sınır ötesi’ yardımlar için uluslararası bir kararı desteklemek gibi insani konularda birlikte çalışıp çalışmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Gizli program
Şimdi alınan derslerle sadece Rusya değil, ‘Suriye laboratuarında’ özellikle ‘askeri bir güç’ ve ‘demir yumruk’ olan diğer ülkeler de test edilebilir.
ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA), 2012 yılı sonları ve 2013 yılı başlarında muhalif grupları eğitmek için gizli bir program başlattı ve bu program için milyarlarca dolar tahsis etti. CIA’nin bu adımı, rejim güçlerinin Rusya’nın müdahalesi öncesinde Şam kapılarına kadar çekilmesine katkıda bulundu. ABD, Suriye’ye müdahale ettiği süre boyunca Suriye’nin güneyi ve kuzeyinde uçuşa yasak bir bölge kurmayı reddetti. Ancak, 2014 yılında DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ile örgütü yenmek ve bir daha toparlanmasını engellemek için ülkenin kuzeydoğusunda uçuşa yasak bir bölge kurdu. Bunun yanı sıra Türkiye, bir yanda Şam güçlerine karşı ‘uçurumun kenarına’ giderek, diğer yanda Rusya ile ikili ve stratejik anlaşmalar yaparak kara ve hava kuvvetlerini sahaya sürdü.
ABD ve Türkiye’nin Suriye’de deneyimleri şu iki ilkeye dayanıyor:
1- Suriyeli muhalif grupları eğitmek, onlara sınır ötesi silah ve hava desteği sağlamak
2- Yabancı aktörler arasında nüfuz alanlarının paylaşımı için Suriye topraklarında askeri bir çatışmayı önlemek amacıyla Rusya ile  ikili anlaşmalar yapmak
Öte yandan şu an Batılı istihbarat servisleri arasında Ukrayna meselesinde Suriye’den çıkarılan derslerden yararlanmak için temaslar kuruluyor.
AB, İngiltere, ABD ve diğer ülkelerin Kiev'e ordusunu desteklemek amacıyla silah gönderme kararları aldıkları biliniyor. Ama burada şu soru akıllara geliyor: Bu silahlar Ukrayna'ya ve ordusuna nasıl teslim edilecek? Üzerinde çalışılan senaryolardan biri, Rusya, tedarik hatlarını kesmek ve Ukrayna'yı, özellikle batı bölgelerini ‘parçalamak’ ve Batı ülkelerinin planlarını bozmak için Kiev'in batısındaki saldırılarını artırırken silahların Polonya üzerinden taşınması için gizli bir hat kurulmasını öngörüyor. Peki, bu Rusya ile NATO arasında bir çatışma olmadan nasıl yapılacak? Bu durum Suriye'de olduğu gibi Ukrayna'da da uzlaşı anlaşmalarının ve yer değiştirmelerin yapılmasına ve nüfuz alanlarının ortaya çıkmasına yol açar mı?



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.