Putin’in kulağına fısıldayan adam: Aleksandr Dugin

Dugin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Çarlık ve Bolşevizmin yönettiği aykırı bir Rus kimliği arayışındaki Avrasya önerisinin en büyük savunucularından biri.

Aleksandr Dugin. (Reuters)
Aleksandr Dugin. (Reuters)
TT

Putin’in kulağına fısıldayan adam: Aleksandr Dugin

Aleksandr Dugin. (Reuters)
Aleksandr Dugin. (Reuters)

İmil Emin
Avrupalılar, kralın kulağına fısıldayan kişinin kraldan daha tehlikeli olduğunu söyler. Bu söz siyaset dünyası için, özellikle de en ünlü Rus filozofu Alexandr Dugin için geçerli olabilir. Kendisi başlangıçtan Ukrayna’nın işgaline kadar geçen sürede Putin’in zihnini fikir ve vizyonlarla dolduran isim. Mevcut Rusya’yı, geleneksel vizyonu ve muhafazakâr eğilimleri temelinde ülkeyi yönetmeyi başarmış en iyi rejim olarak tanımlıyor.
Dugin, gözlükleri ve kendisini geleneksel Rus Ortodoks papazlarına yakın kılan sakalıyla her ne kadar perde arkasında olsa da kendisini Rusya’yı yöneten ideolojik bir ortak haline getirdi. Fikirleriyle yaklaşık yirmi yıldır Rusya’ya ve dünyaya tepeden bakıyor.

Düşünür, stratejist ve mistik
Kendisi için tek bir tanım bulmak zor. Dugin bir siyasi düşünür, bir stratejist ve bir Slav mistiğidir. Bu yıl 60 yaşına basan Dugin 1962’de, eski Sovyetler Birliği Genelkurmay Başkanlığı Askeri İstihbarat Departmanı’nda görevli bir generalin çocuğu olarak doğdu.
Çocukken, Moskova Enstitüsü’nde havacılık okumaya başladı. Daha sonra yolunu değiştirdi. Rus matematikçi Yevgeny Dyakonov’un felsefesini kendi hayatına uygulamak için yolunu değiştirdi ve bu alanda doktora yaptı. Ardından başka bir doktora daha almak için siyaset bilimine yöneldi.
Dugin, Sovyetler Birliği’nin çökmeye başladığı yıllarda totaliterlik ve otoriterlik olarak gördüğü duruma karşı aktif bir isimdi. Daha sonra Yeltsin’in devrilmesine yol açan halk ayaklanmasına katıldı.
Dugin, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün sağlam bir analizi yapılmadan es geçilmesine izin vermedi. Nihayetinde ülkesinin başına gelen büyük kaybın, Soğuk Savaş nedeniyle gerçekleşmediği sonucuna vardı. Ona göre bu durum daha ziyade ‘ABD’lilerin ve Avrupalıların aynı derecede başarılı oldukları’ deniz ve Atlantik uygarlığının aksine ‘kara uygarlığı’ nedeniyle gerçekleşmişti.
Nihayetinde Dugin, dizginsiz liberalizme karşı kırgınlığa mümkün olduğunca yakın eleştirel bir bakış  içeren "Batı'dan Kurtuluş / Avrasyacılık / Kara Medeniyetlerine Karşı Denizcilik ve Atlantik Medeniyetleri" başlıklı yeni kitabını dünyaya sundu. 
Dugin’in Rus Ortodoks kökleri açıkça görülüyor ve kitapları ve derinlemesine analizleriyle ondan sapmak veya yörüngesine oturmak için fazla çaba sarf etmiyor. Hatta onu takip edenler bile neredeyse kendisinin  ‘Dünya Şehri’ne karşı (Aziz Augustinus’in tarihi şaheseri ‘Tanrı’nın Şehri’nde kök salmış bir bölüme göre) ‘Tanrı Şehri’nin destekçilerinden biri olduğunu düşünüyor.
Dugin, Putin’in 2000 yılında Kremlin’e dahil olmasıyla Rusya’nın damarlarına yeni bir kan enjekte etti. Zira kendisi, muhalefet saflarından ‘Yeni Rusya’nın savunucuları kampına geçti. Ayrıca Avrasya önerisinin kazanımlarına yönelik sesini yükseltti.

Avrasya fikri ve kazanımları
Kısaca Avrasya, Dugin’in düşüncesinde batıda Atlantik Okyanusu’nun çevresinden Rusya’nın doğusundaki Ural Dağları’na kadar uzanan bir bölge olarak görülüyor. Bu bölge coğrafi olarak beşeri kültürün ve medeniyetin beşiğini temsil ediyor. Dugin, Avrasya bölgesinin insanlık tarihinin ana özünü oluşturan farklı sosyal, manevi ve siyasi biçimleri doğurduğuna inanıyor.
Dugin, siyaset felsefesine yakınlığından çok militarizm ve casusluk dünyasında seyahat eden, istihbaratçı Putin’in baş hocası mıydı? Başka bir ifade ile; Putin’i son yüz yılda alınan tedbirlere aykırı bir Rus kimliği arayışına iten o muydu?
Dugin yaklaşık iki ay önce, Ukrayna ile savaş konusundaki tartışmalar zirve yapmışken, Rus kimliği sorunu hakkında konuştu. İdeolojisi ve tasavvuru ile İmparatorluk Rusya’sından başlayarak, devlet imajını büyük ölçüde değiştirdiğini söylediği Bolşevik Devrimi’ne ve Rusların kendileriyle ve kimlikleriyle mücadelesinde bir dönüm noktası olan 1991 yılına kadar son yüzyılda meydana gelen radikal ve temel değişikliklere işaret etti. Öyle ki bubi tuzağına yakalanmış eski Sovyetler Birliği’ni takip eden yıkım sonrasında Rusya, Batı önermelerinin ve açıklamalarının gerisinde kaldı. Nihayetinde Rusya’nın gemisi, Dugin’in ‘Rus kimliği mirasının sadık koruyucusu olarak gördüğü’ Putin’e ulaştı. Onunla birlikte devlet, muhafazakâr değerlere dayalı iç inançları aracılığıyla dış gücünü geri kazanacaktı.
Dugin, 20’inci yüzyıl atmosferine hakim olan üç ana teoriye (liberal teori, komünist teori ve faşist teori) karşıydı. Kendi ‘Dördüncü Siyaset Teorisi’ vizyonunu sunarken olumsuz muhalefetten memnun değildi. Peki, onun çizgileri Putin’in son yirmi yıldır ilan edilmemiş anayasası mıydı?
Alexander-Dugin-Avrasyacılık AP.jpg
Rus ulusal kimlik ve Avrasya fikri teorisyeni Alexander Dugin (AP)

Arktik Rusya hakkında
Yirmi yıl ve dört başkanlık dönemi boyunca Putin, eğilimlerinin takip çerçevesinde Dugin’in dördüncü siyasi teori vizyonunu benimseyerek Rusya’yı dünya barışının bir temsilcisi olarak gördü. Komünizm, liberalizm ve faşizm dışında yeni bir model sunan vizyon, herkesin birey veya sınıf, herhangi bir ırk veya din için yaşama ve ortaklık hakkı olduğunu belirten bir teoriyi kapsıyor. Ayrıca tiyatroya benzer toplumlarda yaşadığımız ideolojik davranışlardan varlığımızı korumaya çalışan ve etrafımızda gelişen bir teori olarak ön plana çıkıyor.
Dördüncü siyasi teori, Başkan Putin’in 2007’de Münih Konferansı’nda yaptığı konuşmada çok açık şekilde fark ediliyor. Putin konuşmasında tüm insanlar için eşit fırsatlara sahip, daha adil ve eşit bir dünya talep etmişti.
Dugin teorisinde tecrit, dışlama veya emperyal üstünlük olmaksızın ulusların ve halkların kültürlerinin kapsamına giren ortak iyiyi savunuyor.
Dugin’in dördüncü siyasi teorisinin etkisi, Samuel P. Huntington’ın dönüştürülmüş, uydurma bir vizyon sunmaya çalıştığı gibi Putin’in ‘medeniyetlerin diyalogu ve komşuluğu’ olan çok kutuplu dünya taleplerinde de açıkça görülüyor.
Dugin’in felsefesi, kozmik kuşağın her bir unsurunun tüm dünyayı genişleten bir mozaik panelin parçası olduğu anlamına geliyor. Bunun, felsefi coğrafyada yerleşik bir sistemden hareket ederek ve bölgeleri bağımsız olarak değerlendirerek, yaratıcı siyasi ve sosyal değerler temelinde bağımsız ve yapıcı bir şekilde gelişebilmesi mümkün.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dugin, Rusya’da, özellikle de Batı bağlantılı oligarklar karşısında Putin’in yüksek sesi olarak adeta kurban ediliyor. Bu nedenle Batı eğiliminin, Rus çevrelerinde şu ya da bu şekilde kendisine tapanlar bulduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Ayrıca bazı Rus aydınlarını, Rusya’nın kendi yönelimini engelleyen Batılı bir eğilime girmekle suçluyor.
Peki, Dugin’in Suriye’ye müdahalede ve ‘ölümcül el’ gücünde Putin üzerinde herhangi bir etkisi oldu mu?
Kendisi birkaç yıl önce Almanca olarak yayınladığı bir makalede bu durumu uzun uzadıya açıklamıştı. (Dugin, sekiz dili akıcı bir şekilde konuşabiliyor.)
Putin’in zihni Rusya’nın Suriye’ye askeri destek sağlamasını, DEAŞ’ın bir ‘ABD ürünü’ olması nedeniyle Avrasya’nın jeopolitik bir eylemi olduğu kanaatinde. Putin’e göre DEAŞ, Rusya için doğrudan bir tehlikedir ve Rusya, ABD’nin Suriye’de yarattığı ve desteklediği terörizmi kontrol altına almak için aceleci davranmazsa, yakın zamanda DEAŞ’ı kendi sınırlarında, daha sonra da kendi toprakları içinde bulacaktır.
Dugin’in inancı, Suriye’nin devrilmesinin Ortadoğu’da ‘domino teorisi’ olarak adlandırılan ardışık çöküşlere yol açacağı ve dünyada bir kaosun yayılacağı yönündeydi. Bu çerçevede Avrupa’ya yüz binlerce veya milyonlarca mülteci akını olacaktı ve Avrupa, eski Kıta’yı siyasi olarak mültecilerden uzak tutacaktı.
Dugin, Başkan Putin’in dış politikasını haklı çıkarmak için uzun zamandır coğrafyaya meyilli. Ona göre Gürcistan’a karşı savaş, Kırım’ın ilhakı ve Rusya’nın Tartus’ta deniz üssüne sahip olduğu Suriye’deki askerî harekât; diğer tüm hususları aşan jeopolitik gereklilik tarafından belirleniyor. Peki, Dugin, Ukrayna krizi konusunda sessiz mi kalacak?
Son olarak Aleksandr Dugin, üçüncü tarafın etkileriyle alevlenen çatışma hakkındaki vizyonunu ve iki kardeş Doğu Slav halkı arasında ortak bir kökenle bir ritm yakalamaya çalışan görünmez elin eylemlerini kaleme aldı.
Dugin taraflardan birinin, yani Ukrayna’nın Rusya’ya saldırmasını destekleyerek, iki kardeş halkı birbirine düşürmeyi deneyen ve bunu başaran ABD’lileri suçlamıyor. Dugin, Başkan Putin’in ulusal reformları sayesinde tarihini yeniden canlandırmayı düşündüğünü vurguluyor.
Dugin, Ukrayna krizi konusunda tek bir çözüm olduğuna inanıyor: Ukrayna’yı iki parçaya bölmek, Kiev özel bir statüye sahip kalırken, Ukrayna’nın batı sağ yakası ve Novorossiya (Yeni Rusya) olarak her iki bölgenin de egemenliğini tanımak. Peki, bu ileriye dönük bir yorum mu yoksa Putin’in yakında kamuoyuna açıklayacağı kişisel bir ilan mı?
ABD açısından, Dugin, bugün Beyaz Saray’da, özellikle de Trump’ın görevden alınması ve Biden’ın iktidara gelmesinden sonra, neo-muhafazakarlara sempati duyan "küreselleşme ve Atlantikçiliğin aşırılık yanlıları" bir kliğin olduğunu iddia ediyor. Dugin’e göre bunlar ne olursa olsun tek kutuplu dünya düzenini kurtarmanın destekçileri ve 2013- 2014 yıllarında Kiev Meydanı’nda Rusya’ya karşı protestoları kışkırtanlarla aynı kişiler.
Yukarıda bahsedilenler, çağdaş bir Rus filozofun biyografisi ve kariyer buzdağının sadece görünen kısmıdır. Aleksandr Dugin bir keresinde şöyle söylemişti:
“Dünya artık Üçüncü Dünya Savaşı’na her zamankinden daha yakın.”
Peki, Ukrayna krizi Rusya ile Ukrayna arasındaki kalabalıkların çatışmasından, Moskova ile NATO arasındaki karanlıkta bir sürtüşmeye kayarsa, Dugin’in kehaneti gerçekleşir mi?
Cevap henüz meydana gelmeyen olaylarda saklı.
*Aleksandr Dugin'in Türkiye'de yayınlamış kitapları: Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım- Küre.yy./ İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya Kaynak yy./Nursultan Nazarbayev'in Avrasya Misyonu Yeni Avrasya yy./Dördüncü Siyaset Teorisi Kronoloji yy./Dünya Adasında Son Savaş Pınar yy.



Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
TT

Karadeniz'de saldırılar tırmandı: NATO'nun doğu kanadı tehlikede

Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)
Ukrayna'dan İtalya'ya tahıl götüren, Vesseltracker'daki verilere göre Türk firmasına ait Royad Mammadov adlı gemi Karadeniz'de drone saldırısı sonucu batmıştı (Reuters)

Rusya-Ukrayna savaşında Karadeniz'deki saldırılar artarken, çatışmalar NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için de güvenlik tehdidine dönüşüyor.

CNN'in analizine göre Rusya'nın son dönemde Karadeniz'de en az 12 ticari gemiye düzenlediği drone saldırılarında 30'dan fazla denizci öldü veya kayboldu. Saldırılar, Ukrayna'nın bölgedeki tahıl ihracatını engellemeyi hedeflerken Romanya ve Bulgaristan'ın karasularına kadar uzanarak NATO ülkelerini de tehdit ediyor.

Ekim başında Mısır'dan Romanya'nın Sulina limanına giden Alfa Watan gemisinin drone'larla vurulması sonucu 9 Suriyeli ve bir Mısırlı mürettebat hayatını kaybetti. Denizcilik analiz firması Equasis'in verilerine göre Togo bayraklı gemi, merkezi Mersin'de yer alan Baraka Shipping'e aitti.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra da Gine Bissau bayraklı HS Dignity benzer bir saldırıya uğradı. Bulgaristan açıklarındaki saldırıda çoğu Suriyeli 11 denizci öldü.

15 Ekim'de de Romanya karasuları ve münhasır ekonomik bölgesindeki 4 ticari gemi hedef alındı ve 8 kişi hayatını kaybetti. Bunlar arasında Sulina Kanalı yakınlarında kimyasal madde taşıyan Wine Trader ve Yara J adlı iki tanker de bulunuyordu.

Birleşik Krallık (BK) merkezli denizcilik güvenlik şirketi Ambrey Analytics'in açıklamasında, "Rus kuvvetlerinin, NATO'ya üye iki devletin münhasır ekonomik bölgeleri içinde kalan ve Ukrayna'nın ticari faaliyetleriyle bağlantılı gemileri vurduğu" belirtiliyor. Şirket, Romanya ve Bulgaristan yakınlarındaki suların artık güvenli olduğunun varsayılamayacağı uyarısında bulunuyor.

Ambrey Analytics'in verilerine göre Rusya ve Ukrayna, mayıs-ekim döneminde Karadeniz ve Azak Denizi'nde toplam 317 ticari ve diğer gemiye saldırdı. Bu sayı önceki 6 aylık döneme kıyasla 4 kattan fazla artışa denk geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Ukrayna gemilere 137, Rusya ise 92 saldırı düzenledi. Ekimde ise tablo tersine döndü. Verilere göre Rusya 38, Ukrayna 5 saldırı gerçekleştirdi.

Rusya'nın saldırıları Ukrayna'nın tahıl ihracatını da düşürdü. Ukrayna eylülde 1,09 milyon ton buğday ihraç etti. Bu miktar geçen yılın aynı ayında 2,05 milyon tondu. Ukrayna'nın ihracatını Tuna Nehri üzerindeki daha küçük limanlara kaydırma girişimleri de Rus saldırılarından olumsuz etkilendi.

Askeri analistler son saldırılardan Rusya'yı sorumlu tutuyor. Moskova ise Rusya'nın, Ukrayna'ya komşu ülkeleri insansız hava araçlarıyla hedef aldığı iddialarını reddediyor. Ayrıca Avrupa hükümetlerinin Ukrayna'ya askeri yardım sağlayarak savaşı tırmandırdığını savunuyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, bazı saldırılarda hedef alınan gemilerin Ukrayna ordusu için "askeri ve çift kullanımlı yük" taşıdığını ileri sürmüştü.  

Avrypa Birliği, Karadeniz'deki ticari gemileri korumak amacıyla bölgeye bir askeri misyon göndermeyi de planlıyor ancak Brüksel'de konuyla ilgili herhangi bir görüş birliği yok. Rus haber ajansı TASS, bunun "Rusya'yla doğrudan çatışma tehlikesini beraberinde getireceğini" yazarken, Türkiye'nin böyle bir hamleye izin vermeye yanaşmayabileceği yorumu paylaşılıyor. 

Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan barış gücü tatbikata hazırlanıyor

Diğer yandan BK ve Fransa liderliğinde, Ukrayna'da çatışmaların sona ermesinin ardından ülkenin güvenliğini desteklemek üzere oluşturulan Çok Uluslu Güç-Ukrayna'nın (MNF-U) ilk büyük tatbikatı 9-22 Kasım'da düzenlenecek. Polonya'da yapılacak Koalicja Tatbikatı'na Türkiye, BK ve Fransa'nın yanı sıra Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Hollanda, İspanya ve İsveç katılacak.

Guardian'ın aktardığına göre, ateşkes sağlandıktan sonra Ukrayna'ya konuşlandırılması planlanan MNF-U askerlerinin, Rus saldırılarına misilleme yapmasına izin verilecek.

Donald Trump ise Amerikan askerlerinin MNF-U bünyesinde Ukrayna'ya konuşlandırılmayacağını söylemişti. Adının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan bir yetkili, MNF-U'nun Elon Musk'ın Starlink'i gibi ABD menşeli sistemleri kullanmayacağını ve "neredeyse tamamen Avrupalı unsurlar" içereceğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Reuters, Guardian, TASS


Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
TT

Trump döneminde ABD istihbaratında koordinasyon krizi

Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)
Amerikan basınındaki analizlerde Donald Trump yönetiminin, eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ı Venezuela'ya ilişkin operasyonel görüşmelerin dışında bıraktığı öne sürülmüştü (Reuters)

Donald Trump'ın ikinci döneminde Amerikan istihbaratının işleyişinde birçok aksaklık yaşanıyor.

Reuters'ın özel haberine göre ABD'de, İran savaşı başta olmak üzere birçok kritik konuyla ilgili istihbaratın Kongre ve federal kurumlarla paylaşımı yavaşladı, bazı durumlarda geçici olarak durdu.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan yetkililer, sorunların Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard'ın görev yaptığı dönemde başladığını söylüyor. Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ve CIA arasında yaşanan gerilimler, Gabbard'ın haziranda görevinden ayrılmasının ardından azalsa da kurumlar arasındaki anlaşmazlıkların sonuçları devam ediyor.

Habere göre CIA, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (ODNI) bünyesindeki Ulusal İstihbarat Konseyi'yle (NIC) ortak değerlendirme raporları hazırlamayı bıraktı. CIA, konseyle istihbarat paylaşımını sürdürse de 18 istihbarat kurumunun görüşlerini bir araya getiren NIC raporlarının hazırlanmasında aksamalar yaşanıyor.

Kaynaklara göre Ulusal İstihbarat Konseyi, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşına ilişkin herhangi bir değerlendirme raporu hazırlamadı.

Ayrıca Kongre üyeleri ve çalışanları, Haziran 2025'te İran'a düzenlenen askeri müdahalenin ve Ocak 2026'da Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından, Gabbard'ın ofisinden bir süre istihbarat raporu alamamış.

İstihbarat paylaşımındaki sorunların, Trump yönetiminin ulusal güvenlik kurumlarında yaptığı kesintilerle derinleştiği belirtiliyor.

Kaynaklar ayrıca istihbarat kurumlarında çalışan bazı analistlerin siyasi misilleme korkusuyla Beyaz Saray'ın görüşleriyle çelişen değerlendirmeler hazırlamaktan kaçındığını söylüyor.

Bu aksaklıkların, Trump yönetiminin İran'a yönelik yeni saldırıları değerlendirdiği bir dönemde yaşanması da dikkat çekiyor.

Trump, 3 Kasım'daki ara seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylemişti ancak ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na dün "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği bugün basına yansıdı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
TT

Polonya'daki yargı krizi, Rusya-Avrupa gerilimine taşındı

Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)
Polonya polisi, 30 Ekim'den bu yana Anayasa Mahkemesi çevresindeki güvenlik önlemlerini sürdürüyor (Reuters)

Polonya'da merkez sağ Donald Tusk hükümetinin Anayasa Mahkemesi'ne çevik kuvvet göndermesiyle başlayan siyasi kriz, Rusya'nın da devreye girmesiyle büyüyor.

Polonya Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde 30 Ekim'de Mahkeme Başkanı Swieczkowski ve Başkan Yardımcısı Sochanski'nin görevlerinden uzaklaştırıldıklarına ilişkin duyuru yayımlanmıştı.

Gelişmeler üzerine muhalefetteki muhafazakar Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) Genel Başkanı Jaroslaw Kaczynski, eski Başbakan Mateusz Morawiecki ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Julia Przylebska'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi mahkeme binası önünde toplanmıştı.  Polis de binayı ablukaya almıştı.

Senegal'e gitmek üzere havalanan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin uçağı, olaylar nedeniyle ülkeye dönmüştü. Anayasa Mahkemesi binasına gelen Nawrocki'yle mahkeme üyeleri arasında arbede yaşanmıştı.

Tusk, olayın ardından sosyal medyada yaptığı açıklamalarda PiS, eski Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ve mevcut Cumhurbaşkanı Nawrocki'nin Polonya'da hukukun üstünlüğünü yok etmeye çalıştığını öne sürdü. Bunun parçası olarak da "Anayasa Mahkemesi'ne ve yargıçlarına saldırdıklarını" iddia etti.

New York Times'ın analizine göre Rusya, muhafazakar kanattaki muhaliflerin Tusk yönetimine yönelttiği darbe suçlamalarını destekleyerek ülkenin Avrupa Birliği (AB) yanlısı hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, pazar günkü açıklamasında Polonya'da "anayasal darbenin sürdüğünü" öne sürdü. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Polonya'nın 2014'te Ukrayna'da yaşanan siyasi krize benzer bir "çöküş ve trajediyle" karşı karşıya olduğunu savundu.

Tusk, hafta sonu yaptığı açıklamada mahkemede şiddet olaylarının yaşandığına dair sosyal medya paylaşımlarının gerçeği yansıtmadığını, bunun Rusya destekli bir dezenformasyon kampanyası olduğunu iddia etti.

Savaşta Ukrayna'ya desteğiyle tanınan Tusk, geçen ay düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu'nda Rusya'ya yönelik AB yaptırımlarının artırılması çağrısında bulunmuştu.

NYT'nin analizinde, sadece Rusya'nın değil Avrupa'daki AB karşıtı radikal sağcıların da Polonya'daki kriz üzerinden Tusk yönetimine yüklendiğine dikkat çekiliyor. Fransa'dan Marine Le Pen, Birleşik Krallık'tan Nigel Farage ve Hollanda'dan Geert Wilders gibi radikal sağcı siyasetçiler, Polonya muhalefetinin darbe suçlamalarını gündeme taşımıştı.

Kaliningrad'da özel operasyon başlatıldı

Öte yandan Tusk yönetimi, "sabotaj" girişimlerine karşı Kaliningrad sınırında özel operasyon başlattı. Polonya Emniyet Genel Müdürü Marek Boron, geçen hafta askeri istihbarat ve müttefik servislerden uyarı aldıklarını, sınıra takviye ekipler sevk edildiğini söyledi. Rusya'nın en batıdaki toprağı Kaliningrad, 1991'den bu yana ülkenin ana topraklarıyla kara bağlantısı bulunmayan bir eksklav.

Kaliningrad Uluslararası ve Bölgeler Arası İlişkiler, Güvenlik ve Asayiş Komisyonu Başkan Yardımcısı Yevgeny Mişin ise TASS'a açıklamasında, Polonya'nın "Rusya'dan hayali tehditlere değil, iç politikaya daha fazla önem vermesi gerektiğini" belirtti.

Anayasa Mahkemesi'yle ilgili anlaşmazlık, PiS'in 2015'te iktidara gelmesiyle başlamıştı. Parti, Parlamento'nun daha önce atadığı bazı yargıçların göreve başlamasını engelleyerek kendi adaylarını mahkemeye yerleştirmişti. Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) daha sonra bunu hukuka aykırı bulmuş, sözkonusu atamalara dayanan mahkeme kararlarının geçersiz olduğuna hükmetmişti.

PiS'in 2023'teki seçim yenilgisinin ardından iktidara gelen Başbakan Donald Tusk liderliğindeki koalisyon, önceki hükümetin yaptığı değişiklikleri geri almaya çalışmıştı. Ancak PiS'e yakın Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Parlamento'nun atadığı 5 yeni yargıcın yemin törenlerine katılmayarak göreve başlamalarını engellemişti.

Independent Türkçe, New York Times, Notes from Poland, TASS