Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Lübnan’da akaryakıt ve un krizine yol açtı

Beyrut’taki bir benzin istasyonunun önünde oluşan kalabalığı (AP)
Beyrut’taki bir benzin istasyonunun önünde oluşan kalabalığı (AP)
TT

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Lübnan’da akaryakıt ve un krizine yol açtı

Beyrut’taki bir benzin istasyonunun önünde oluşan kalabalığı (AP)
Beyrut’taki bir benzin istasyonunun önünde oluşan kalabalığı (AP)

Rusya’nın Ukrayna’ya işgal saldırıları sebebiyle Ukrayna’dan Lübnan’a akaryakıt ve un ihracatının durması Lübnan’da yeni bir kriz doğurdu.
Başkent Beyrut’ta benzin istasyonları önünde kuyruklar uzarken Lübnan hükümeti sorunu çözmek için alternatif seçenekler arıyor.
Araçlar, benzin istasyonlarının önlerinde yeni kuyruklar oluştururken, çok sayıda Lübnanlı da un satın almak ve depolamak için marketlere akın etti. Halk, yaşamsal gıdaların azlığı ve küresel piyasalardaki yüksek fiyatlar karşısında, yeni bir krizin patlak vermesinden korkuyor.
Lübnan Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı’nda Tahıl ve Şeker Pancarı Genel Müdürü Grace Barbari, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Un dağıtımının yasalaştırılması ve unun ekmek fırınlarıyla sınırlandırılmasına ilişkin önceki öneriler, hamur işi yapan işletmelerin kapatılmasını önlemek için reddedildi. Değirmenleri, herkese düzenli olarak un dağıtımına devam etmeleri gerektiği konusunda bilgilendirdik” dedi. Barbari, Ekonomi Bakanlığı’nın alternatifler düşünüp uygulamaya başladığına dikkati çekerken, tüketim nedeniyle azalan yerel stokun yerine uluslararası pazarlardan buğday satın alınacağını ifade etti.
“Bir buçuk ay yeterli olan stokların azalmasını önlemek için bir an önce buğday ithal etmek için çalışıyoruz” diyen yetkili, Ekonomi Bakanlığı’nın Mısır’dan buğday ithalatına ilişkin prosedürleri tamamladığını ve sevkiyat için ödeme yapılması üzere Merkez Bankası’na talimat verdiğini söyledi. Barbari, “Tüm ödeme prosedürlerinin uygulanması durumunda gemi hafta sonunda Beyrut’ta olacaktır” derken, sözlerinin devamında ise “Ertelenmesinden bir çıkarımız yok, çünkü fiyatlar küresel olarak yükseliyor ve buğdaya olan talep küresel olarak arttı. İşlemleri hızlandırmalıyız, çünkü durum bir gıda krizinin ortaya çıkmasını önleme yolunda herhangi bir gecikmeye tahammül edemez” dedi. Grace Barbari ayrıca, Başbakan Necib Mikati, Maliye Bakanı Yusuf Halil, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Amin Salam ve Hükümet Acil Durum Komitesi’nin ‘olası bir krizin patlak vermesini önlemek amacıyla Merkez Bankası’ndaki prosedürleri hızlandırmak için gerekli her şeyi yaptıklarına’ dikkati çekti.
Sanayi Bakanı George Boşikyan, geçen haftadan bu yana Lübnan’ın gıda güvenliğiyle ilgili olası bir krizle mücadele etmek için önleyici tedbirler alındığından söz etmişti. Bir radyo kanalına açıklama yapan Bakan, denizdeki buğday gemileri için krediler sağlanacağını söyleyerek, “Gelen gemiler var. Bir buçuk ay yetecek stokumuz var ve un kanunu koyarak süreyi uzatmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı. Bakan ayrıca, Lübnan’ın büyük bir buğday gemisini Lübnan’a götürmeye çalışmak için Kanada ve Avustralya ile temasa geçtiğini de söylemişti.
Undan yakıta kadar vatandaşların endişeleri artıyor. Öyle ki akaryakıt istasyonlarında yoğun bir kalabalık baş gösterirken, ülkede benzin ve mazotun biteceği ve akaryakıt fiyatlarında artış olacağı korkuları ortasında kuyruklar yeniden oluştu.
Enerji Bakanı Velid Fayyad ve Ekonomi Bakanlığı Genel Müdürü Muhammed Ebu Haydar, petrol dağıtım şirketlerine ‘stoklarda yapılan incelemenin, en az 15 gün için yeterli olduğunu kanıtladığı’ konusunda güvence verdi. Fayyad, vatandaşlara akaryakıt sağlandığını vurgulayarak, paniğe kapılmama çağrısı yaptı.
Öte yandan Ekonomi Bakanlığı Genel Müdürü Muhammed Ebu Haydar, “Depolardaki yakıt miktarı denetlenirken, izleme politikası çerçevesinde Enerji Bakanlığı ile koordineli çalışıyoruz” dedi. Ebu Haydar, “Her krizde Lübnan’da kriz tacirleri ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.
Akaryakıt dağıtım şirketlerinin ‘daha fazla kar elde etmek için yeni programın yayınlanmasına kadar dağıtımı yasalaştırdığını’ söyleyen Ebu Haydar, Lübnanlı yetkililerin dağıtım şirketlerine ‘kuyrukları azaltmak için pazarlardaki miktarları iki katına çıkarmaları’ çağrıları yaptığına dikkati çekti.
Akaryakıt fiyatlarındaki artış, Lübnan’da dolar kurundaki artış ve Ukrayna krizi zemininde küresel petrol fiyatlarındaki artış olmak üzere iki faktöre bağlı. Bu çerçevede Benzin İstasyonu Sahipleri Sendikası üyesi George Brax, benzin bidonlarının fiyatlarında tavan olmadığını söylerken, “İstisnai bir durumdayız ve kimse durumun nereye gidebileceğini bilmiyor” dedi.
Öte yandan akaryakıt dağıtımcılarının temsilcisi Fadi Ebu Şakra, ‘her şeyden önce petrol rezervlerini güvence altına almanın’ devletin sorumluluğunda olduğunu söylerken, Lübnan’da akaryakıt rezervi bulunmadığını açıkladı. Ebu Şakra, küresel kriz ortasında günümüzde şirketlerin ithal amaçlı gemi sayısının sınırlı olduğuna dikkat çekti.



İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
TT

İsrail, Lübnan'da Gazze senaryosunu tekrarlamaya doğru ilerliyor

İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 
İsrail askerleri, Lübnan sınırına yakın kuzey İsrail'deki Yukarı Celile'de bir toplanma alanında tank paletlerini tamir ediyor (AFP) 

Axios sitesinin İsrailli ve Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre İsrail, Litani Nehri’nin güneyindeki tüm bölgeyi kontrol altına almak ve “Hizbullah”ın askeri altyapısını çökertmek amacıyla Lübnan’daki kara operasyonunu büyük ölçüde genişletmeyi planlıyor.

Üst düzey bir İsrailli yetkili “Axios”a, “Gazze'de yaptığımızı yapacağız” dedi. Bu sözlerle, İsrail'in “Hizbullah”ın silah depolamak ve saldırılar düzenlemek için kullandığını iddia ettiği binaların yıkılmasına atıfta bulundu.

2006'dan sonra olası en büyük kara harekatı

Bu operasyon, 2006'dan bu yana Lübnan'da gerçekleştirilen en büyük İsrail kara harekatı olabilir ve bu durum, ülkeyi İran'la savaşla bağlantılı artan bölgesel gerginliğin merkezine yerleştirebilir.

Siteye göre bu büyüklükteki bir operasyon, İsrail'in Lübnan'ın güneyini uzun süreli olarak işgal etmesine yol açabilir.

Lübnan hükümeti, “Hizbullah”ın İsrail'e roket atmasının ardından yeniden alevlenen savaşın ülkede geniş çaplı yıkıma yol açmasından derin endişe duyuyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (solda) ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir (İsrail Savunma Bakanlığı)

Axios'un haberine göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için büyük bir İsrail operasyonunu desteklerken, aynı zamanda Lübnan devletine verilebilecek zararı sınırlamaya çalışıyor. Trump yönetimi, savaş sonrası bir anlaşmaya varmak için İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmeler yapılmasını da teşvik ediyor.

İsrail’in hesaplarında değişiklik

İsrailli yetkililere göre İsrail hükümeti birkaç gün öncesine kadar İran’la olan çatışmaya odaklanabilmek için Lübnan’daki gerginliği kontrol altına almaya çalışıyordu.

Ancak bu hesaplar çarşamba günü, “Hizbullah”ın “Yenilen Fırtına” adını verdiği operasyonda 200'den fazla roket fırlatmasıyla değişti. Bu, İran'ın da onlarca roket fırlattığı geniş çaplı koordineli bir saldırıydı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir İsrailli yetkili, “Bu saldırıdan önce Lübnan'da ateşkes yapmaya hazırdık, ancak saldırıdan sonra geniş çaplı bir operasyondan geri dönüş yolu kalmadı” ifadelerini kullandı.

Askeri Hareketler

İsrail ordusu, İran ile savaşın patlak vermesinden bu yana Lübnan sınırına 3 zırhlı ve piyade tümeni konuşlandırmış, bazı birlikler ise son iki hafta içinde küçük çaplı sınır ihlalleri gerçekleştirmişti.

Ordu, dün kara operasyonunun genişletilmesine hazırlık amacıyla sınıra takviye güçler gönderildiğini ve daha fazla yedek askerin çağrıldığını duyurdu.

Bir İsrailli yetkili Axios'a verdiği demeçte, hedefin “bölgeleri kontrol altına almak, (Hizbullah'ı) sınırdan uzak kuzeye itmek ve köylerdeki askeri mevzilerini ve silah depolarını imha etmek” olduğunu söyledi.

İsrail, Washington ile «durum bazında» istişarede bulunuyor

ABD yönetimi, dün İsrail’den operasyon sırasında Beyrut Uluslararası Havalimanı’nı veya Lübnan devletine ait tesisleri bombalamamasını istedi. İsrail tarafı havalimanını hedef almaktan kaçınmayı kabul etti, ancak devlet altyapısını korumaya tam olarak uymadı.

İsrail ordusu dün, “Hizbullah”ın askerlerini ve silahlarını taşımak için kullandığını söylediği Güney Lübnan'daki bir köprüyü bombaladı.

Bir İsrailli yetkili “Axios”a, İsrail'in Washington ile “duruma göre” istişare edeceğini belirterek, “Bu operasyon için ABD'den tam destek aldığımızı hissediyoruz” dedi.

Öte yandan, bir ABD'li yetkili siteye yaptığı açıklamada, “İsrailliler, (Hizbullah'ın) bombardımanını durdurmak için gerekli gördükleri her şeyi yapmalıdır” ifadesini kullandı.

İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)İsrail Stratejik İşler eski Bakanı Ron Dermer (İsrail medyası)

Netanyahu, Ron Dermer'i görevlendirdi

Buna ek olarak, Netanyahu, savaş süresince Lübnan dosyasını yönetmesi için eski bakan Ron Dermer'i görevlendirdi. Axios'un aktardığına göre Dermer, önümüzdeki haftalarda doğrudan görüşmeler başlarsa, Trump yönetimi ile iletişimi ve Lübnan hükümeti ile olası müzakereleri yürütecek.

Washington Boulos'u görevlendiriyor

ABD tarafında ise bu konuyu, Başkan Trump'ın danışmanı ve ABD'nin Afrika Özel Temsilcisi olan Lübnan asıllı Massad Boulos yönetiyor.

“Axios”un haberine göre Boulos son günlerde İsrailli, Lübnanlı ve Arap yetkililerle temas kurarak İsrail ile Lübnan arasında doğrudan görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırmaya çalıştı.

Son günlerde Lübnan hükümeti, ateşkes şartları konusunda İsrail ile doğrudan görüşmeler yapmaya istekli olduğunu belirtti.

Axios'a göre, Trump yönetimi bu müzakereleri, 1948'den beri süregelen İsrail ve Lübnan arasındaki savaş halini resmen sona erdirebilecek daha geniş bir anlaşma için temel olarak kullanmayı umuyor.

Dün Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile devam eden savaşını durdurmaya yönelik bir girişim kapsamında bu hafta önerdiği müzakere teklifine henüz bir yanıt almadığını açıkladı.

ABD'li “Axios” sitesi kaynaklara dayandırdığı salı günkü haberinde, İsrail'in Lübnan'ın önerisini reddettiğini aktardı ve ABD ile İsrail'in tepkilerinin “soğuk ve oldukça şüpheci” olduğunu ifade etti.


Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
TT

Lübnan: Savaşın başlamasından bu yana 26 sağlık çalışanı öldürüldü

Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)
Kurtarma ekipleri, Lübnan'ın güneyindeki sahil kenti Sayda'da İsrail hava saldırısı sonucu yıkılan apartmandan bir ceset çıkarıyor (AP)

İsrail ile “Hizbullah” arasında 13 gün önce başlayan savaşın ardından Lübnan'a yönelik devam eden İsrail hava saldırıları sonucunda 26 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 51 kişi ise yaralandı. Diğer yandan İsrail, “Hizbullah”ı ambulansları askeri amaçlarla kullanmakla suçladı.

Sağlık ekiplerinin kayıpları: 26 ölü, 51 yaralı

Bakanlık yaptığı açıklamada, “2 Mart'tan bugüne kadar hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin toplam sayısı 26, yaralıların sayısı ise 51 kişidir. Bu rakamlar, düşmanın şiddet içeren uygulamalarının en açık kanıtıdır” ifadeleri yer aldı. Bu açıklama, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Burç Kalavay’a düzenlediği hava saldırısında bir sağlık merkezinde 12 sağlık görevlisinin öldüğü bildirilen bir başka açıklamanın sonrasında yapıldı.

Güney Lübnan'da bir sağlık merkezi hedef alındı

Bu açıklama, Güney Lübnan'ın Burç Kalavay kasabasındaki bir birinci basamak sağlık merkezini hedef alan İsrail saldırısında 12 sağlık çalışanının öldürüldüğünün duyurulmasının ardından geldi.

Sağlık Bakanlığı, merkezin ülkenin çeşitli bölgelerine yayılmış sağlık merkezleri ağının bir parçası olduğunu ve bakanlığın denetimi altında sivil toplum kuruluşlarıyla koordineli olarak çalıştığını belirterek, eylemin “Lübnan'daki bir sivil sağlık tesisine yönelik doğrudan saldırı” olduğunu vurguladı.

Ayrıca, saldırının merkezde görev yapan doktorlar, sağlık görevlileri ve hemşirelerden oluşan bütün personeli vurduğunu; sadece ağır yaralanan bir sağlık görevlisinin hayatta kaldığını, 4 kayıp kişinin aranmasına ise devam edildiğini belirtti.

İsrail ordusu sözcüsü Avihay Adraee, bugün “Hizbullah”ı “ambulansları geniş çapta askeri amaçlarla kullanmakla” suçlamış ve İsrail'in, “Hizbullah”ın ambulansları kullanarak gerçekleştirdiği “herhangi bir askeri faaliyete karşı uluslararası hukuka uygun olarak” hareket edeceği uyarısında bulunmuştu.

Sağlık Bakanlığı İsrail'in iddialarını yalanladı

Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail ordusunun suçlamalarını reddetti ve ambulansların askeri amaçlarla kullanıldığı iddiasının «İsrail ordusunun insanlığa karşı işlediği suçları meşrulaştırma çabasından başka bir şey olmadığını» belirtti.

Bakanlık, tıbbi ekiplerin ve sağlık tesislerinin hedef alınmasının, silahlı çatışmalar sırasında tıbbi hizmetlerde çalışanların ve sağlık tesislerinin korunması gerektiğini belirten uluslararası yasalara ve Cenevre Sözleşmelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Bakanlık ayrıca, son saldırıların Ekim 2023'te savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Lübnan Kızılhaçı'nı da kapsadığını belirterek, bunun sağlık sektörüne yönelik saldırıların kapsamının genişlediğini gösterdiğini ifade etti.