Suudi şirketlerden savunma uçaklarının bakım alanına büyük ilgi

Suudi Arabistan’da gerçekleşen Dünya Savunma Fuarı'nın oturum aralarında dün bazı anlaşmalar imzalandı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’da gerçekleşen Dünya Savunma Fuarı'nın oturum aralarında dün bazı anlaşmalar imzalandı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi şirketlerden savunma uçaklarının bakım alanına büyük ilgi

Suudi Arabistan’da gerçekleşen Dünya Savunma Fuarı'nın oturum aralarında dün bazı anlaşmalar imzalandı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’da gerçekleşen Dünya Savunma Fuarı'nın oturum aralarında dün bazı anlaşmalar imzalandı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve dün etkinlikleri sona eren Dünya Savunma Fuarı’nda Suudi şirketler savunma uçaklarının bakımı alanına büyük ilgi gösterdiler. Şirketler, imzaladıkları anlaşmalar ve sözleşmelerle, savunma endüstrilerini ve teknik yatırımları yerelleştirmeye yönelik çabalarını vurguladılar. Fuarın son gününde, savaş gemileri ve askeri helikopterlerin yapımı alanlarında çeşitli iş birliği anlaşmaları ve ortaklık sözleşmeleri imzalandı.

Yenilikçi ürünler
Fuarın oturum aralarında, The Saudi Maintenance and Supply Chain Management Company (SMSCMC), Suudi yatırım şirketi TAQNIA ile bir anlaşma imzaladı. SMSCMC ayrıca, Suudi Arabistan’ın veri ve yapay zeka alanlarındaki küresel konumunu güçlendirmek için yerel içeriklerin geliştirilmesine ve Suudi pazarına hizmet etmeye katkıda bulunacak yenilikçi coğrafi ürün ve hizmetler geliştirmek amacıyla Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zeka Kurumu (SDAIA) ile başka bir anlaşma daha yaptı.
Öte yandan BAE Systems Suudi Arabistan iştiraki International Systems Engineering (ISE) Şirketi ile SDAIA arasında, kurumlar için bilgi teknolojisi hizmetleri, siber güvenlik hizmetleri ve güvenli ağlarının yanı sıra profesyonel hizmetler ve insan gücü sağlama amacıyla bir anlaşma yapılırken operasyonel ve teknik imkanlar, gelişmiş güvenlik operasyon merkezleri ve ağ güvenliğinin yanı sıra uzmanlarla ortaklık kurarak veri yönetimi analiz sistemlerinin desteklenmesi ve gelecekteki iyileştirmeler için stratejiler ve planlar geliştirilmesi hedefiyle ikinci bir anlama daha imzalandı.

Kadınlar, Riyad'daki fuarın etkinliklerine büyük ilgi gösterdi (Fotorğraf: Beşir Salih)

Savunma sanayi
SMSCMC CEO'su Dr. Abdullatif Âl-i eş-Şeyh, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, şirketin, Suudi Arabistan savunma sanayisini yerelleştirmeye devam ettiğini, savunma alanında BAE Systems, ISE ve Supply Chain Management (SCM) Şirketi dahil olmak üzere 3 iştirakinin olduğunu söyledi.
Dr. eş-Şeyh sözlerini şöyle sürdürdü:
“Riyad ve Cidde'deki şirketlerim çoğu, Avrupa İş Güvenliği ve Sağlığı Ajansı (EU-OSHA) tarafından uluslararası olarak akredite edilmiş bir dizi eğitim programı aracılığıyla Suudi teknisyenlerin eğitimine ve Sivil Havacılık Otoritesi’nin akredite ettiği eğitim programları aracılığıyla da sivil uçak bakım teknisyenlerinin yetiştirilmesine yatırım yaptı.

Çalışma alanı
Şarku'l Avsat'a konuşan ISE CEO'su Macid el-Muzairi, Dünya Savunma Fuarı'nın oturum aralarında bir dizi devlet kurumu ve ilgili şirketle çok sayıda anlaşma ve mutabakat imzalamanın yanı sıra projelerindeki çalışmaların kapsamını genişletmek için çalıştıklarını söyledi.
Suudi Arabistan’ın önceliklerinden birinin, dijital dönüşümün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda hızla gelişen siber güvenlik alanı olduğunu vurgulayan Muzairi, şirketin dijital dönüşüm sürecinde çok önemli bir eylem planı devreye soktuğunu da sözlerine ekledi.
ISE’nin savunma ve ulusal güvenlik alanlarında faaliyet gösteren şirketlere ilk bilgi hizmetleri ve teknoloji yönetimi sağlayıcısı olduğuna dikkati çeken Muzairi, şirketinin sistem mühendisliği ve bilgi teknolojisi alanlarındaki faaliyetlerine işaret ederek, “Bilgiye dayalı bu sektör, yüzde 80'ini Suudilerin oluşturduğu insan gücüne sahip savunma, uzay ve ulusal güvenlik sektörüdür” dedi.

Hassas donanımlar
SMSCMC CEO'su Jeremy Charmak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, şirketin, Internedo, Hawk ve Typhoon model savaş uçakları dahil önemli askeri platformların işlerini yürüttüğünü ve tüm imkanlarını Suudi Arabistan’daki yerel savunma sanayinin ilerletmesi için kullandığını söyledi. Charmak, şu an altısı Suudi Arabistan'da, ikisi İngiltere'de olmak üzere sekiz şubesi bulunan şirketin, yüzde 72'nin Suudi sermayeli olduğunu ifade etti.
Charmak, tedarik zincirleri ve lojistik hizmetlerinde uzman olan ve 2006 yılında kurulan şirketin, hassas ve tehlikeli donanımlar ile güvenlik ekipmanlarının taşınması konusunda çok önemli eğitim programları başlattığına işaret etti.

Deniz platformları
Diğer taraftan Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın en büyük deniz platformu şirketi olan International Maritime Industries (IMI), Hyundai Heavy Industries Şirketi (HHI) ile olan iş birliğini, şirketin Suudi Arabistan’daki deniz iskelesinde askeri gemi üretimini de içerecek şekilde genişleterek yenilediğini duyurdu.
İki taraf arasındaki mutabakat muhtırasının genişletilmesi, araştırma, geliştirme ve gemilerin inşasının yanı sıra Suudi Arabistan’da askeri gemi motorlarının imalatının yerelleştirilmesi gibi alanlarda iş birliği beklentilerinin artmasına katkıda bulunması bekleniyor.
Suudi başkenti Riyad'ın ev sahipliğinde ilk kez düzenlenen Dünya Savunma Fuarı'nda Kral Selman Uluslararası Denizcilik Endüstrileri ve Hizmetleri Kompleksi'nde gerçekleşen bir törenle IMI CEO'su Dr. Abdullah el-Ahmari ve HHI Başkan Yardımcısı Moonyoung Park tarafından iki şirket arasında bir mutabakat zaptı imzalandı. Ahmari, teknik imkanları ve hizmetleri desteklemenin yanı sıra Suudi Arabistan’daki yerel deniz sanayisinin gelişimine katkıda bulunacak birinci sınıf bir deniz tersanesi inşa etme çabalarını desteklediklerini vurguladı.
IMI, sondaj kuleleri ve gemilerin üretiminde kullanılan malzemelerin ve hizmetlerin satın alınmasının yanı sıra gemi bakım, onarım ve yeniden inşasına yönelik yerelleştirme alanında çalışmalar yürütüyor. Şirket aynı zamanda, ürünlerini Suudi Arabistan'da üretme taahhüdünde bulunan tedarikçilerle daha uzun vadeli ortaklıklar kurmayı da amaçlıyor.

Güvenlik sanayileri
Dünya Savunma Fuarı’nın stratejik ortağı olan Suudi Arabistan Askeri Endüstrileri (SAMI) Şirketi, savunma ve güvenlik endüstrileri sektöründe çok sayıda uluslararası firma ile 8 anlaşmanın imzaladığını duyurdu.
SAMI CEO'su Velid Abdulmacid Ebu Halid, gerekli tüm onayları aldıktan sonra, Suudi Arabistan’da ortak bir girişim başlatmak için Boeing ile bir ön anlaşma imzaladıklarını açıkladı. Ebu HAlid’in açıklamalarında göre ortak girişimin hedefi, uçakların gövdeleri ve bileşenleri için bakım hizmetleri sağlamanın yanı sıra şu an Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren askeri helikopter platformları için bakım, onarım ve revizyon hizmetleri ve sürdürülebilirlik hizmetleri sağlamak.

Füze sistemleri
SAMI CEO’su Ebu Halid ile General Dynamics CEO ve Yönetim Kurulu Başkanı Phebe Novakovi arasında Ulusal Muhafız Bakanlığı için ortak bir girişim başlatmak üzere bir anlaşma imzaladı.
Aynı şekilde füze ve füze sistemleri alanında faaliyet gösteren Avrupalı MBDA şirketi ile SAMI arasında, gerekli onaylar alındıktan sonra füze sistemleri için ortak bir girişim başlatmak amacıyla anlaşma imzalandı.
Yeni anlaşmalar arasında, savaşta etkinliğini kanıtlamış askeri araçların üretiminde uzman olan Nimr Automotive Şirketi ile bir üretim lisans anlaşması da yer aldı. Anlaşma ile SAMI’nin 4x4 tuzaklanmış patlayıcılara ve mayınlara dayanıklı zırhlı araçlar üretmesini ve yerelleştirmesini sağlayacak.

Savaş sistemi
Öte yandan SAMI’nin iştiraklerinden biri olan Advanced Electronics Company (AEC) ile İspanyol devlet şirketi Navantia arasında Suudi Arabistan'da teknolojilerin geliştirilmesini teşvik etmek ve yerelleşme faaliyetlerini artırmak için ortak üretim, bakım, onarım ve işletme alanında iş birliği amaçlı bir sözleşme imzalandı.
SAMI ve IMI arasında ise savaş gemileri inşası ve Suudi Arabistan Kraliyet Donanması’na deniz hizmetleri sağlama alanındaki potansiyel iş birliği fırsatlarının ele alacakları bir sözleşme imzalandı.

Kadınların sektördeki varlığı
SAMI tarafından dün yapılan açıklamaya göre kadınların çeşitli alanlarda daha fazla varlık göstermeleri arzunun bir parçası olarak Prenses Nura Bint Abdurrahman Üniversitesi ile savunma sanayisinde, araştırma ve geliştirme sektöründe çalışacak kadın kadrolar yetiştirmek ve iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirmek amacıyla bir anlaşma imzalandı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.