Altın madenlerine göz diken Rusya, Sudan’la ilişkilerini güçlendiriyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’yı ziyaret eden Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Daklu ile birlikte. (Twitter)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’yı ziyaret eden Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Daklu ile birlikte. (Twitter)
TT

Altın madenlerine göz diken Rusya, Sudan’la ilişkilerini güçlendiriyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’yı ziyaret eden Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Daklu ile birlikte. (Twitter)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’yı ziyaret eden Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Daklu ile birlikte. (Twitter)

Moskova, Afrika’da stratejik bir konuma sahip olan Sudan ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. Fransız haber ajansı AFP’ye açıklamada bulunan analistlere göre, Rusya Sudan’daki yeraltı kaynaklarına ve altın madenlerine göz dikmiş durumda.  
Rusya’nın Ukrayna savaşı dolayısıyla dünyadan tecrit edildiği bu süreçte Sudan’la ilişkilerini güçlendirme girişiminde bulunması dikkati çekiyor. Ömer el-Beşir rejiminin 2019’da devrilmesinin ardından Sudan’a yönelik Batı desteği, ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan'ın Ekim ayında darbe yapması nedeniyle zayıfladı. Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Ukrayna savaşı başladığında Moskova’yı ziyaret etmesi, Rusya-Sudan yakınlaşmasının önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlara göre bu yakınlaşma Moskova’nın çıkarlarına hizmet ediyor ve Afrika’daki nüfuzunu genişletmesine olanak sağlıyor.  
Abdulfettah el-Burhan'ın yönetimdeki sivil ortaklarını alaşağı eden darbe yapması, uluslararası toplumun ve Sudan halkının sert tepkisini çekti. Ülke genelinde darbe karşıtı gösteriler ve siyasi gerginlikler devam ederken, Muhammed Hamdan Daklu’nun Sudan tarihindeki en uzun (sekiz gün) Moskova ziyaretini gerçekleştirmesi dikkati çekti.  
Şarku'l Avsat'a açıklama yapan Sudanlı ekonomist ve siyasi analist Halid el-Ticani, Rusya-Sudan ilişkisinin son iki yıldaki seyri incelendiğinde, Moskova’nın ‘bölgedeki çıkarlarına’ yönelik net bir politika sergilediğinin görüleceğini, bu çıkarların Sudan’dan ibaret olmadığının açık ve net olduğunu söylüyor.

Rus askeri desteği
Ömer el-Beşir döneminde Hartum ve Moskova arasındaki askeri ilişkiler büyük bir gelişmeye tanık olmuştu. O süreçte Rusya, Sudan ordusunun ana tedarikçisi pozisyonundaydı. Bir yanda Darfur’da çatışmalar yaşanıyorken, diğer yanda Sudan-Güney Sudan arasında savaş patlak vermişti. Rusya bu süreçte, uluslararası ambargo olmasına rağmen Sudan’a silah desteği sağlamaya devam ederek, Hartum’a Mig ve Sukhoi tipi savaş uçakları verdi.  
Daklu geçen hafta Moskova dönüşü Hartum Havalimanına indikten sonra, Rusya’nın ya da bir başka ülkenin, Sudan’ın çıkarlarıyla çelişmedikçe ve ulusal güvenliğini tehdit etmedikçe Kızıldeniz’de askeri üs kurmasının önünde bir engel olmadığını söyledi. Ömer el-Beşir 2017 yılında Rusya ile Rus donanması için Kızıldeniz'de bir ikmal ve bakım üssü kurulmasını içeren anlaşmayı imzalamıştı. Ancak Sudan Genelkurmay Başkanı Muhammed Osman el-Hüseyin geçtiğimiz yıl Haziran ayında Moskova ile yapılan söz konusu anlaşmayı gözden geçireceklerini açıkladı. Hüseyin’in bu açıklaması, ABD’nin Sudan’ı teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmasının ardından geldi. Daklu, Moskova temaslarında askeri üsle ilgili konulara değinmedi, Nijer ve Cibuti’de benzer üslerin bulunduğunu hatırlattı ve Sudan’ın doğusundaki halkın temiz suya erişememesinden bahsetti.  
Araştırmacı yazar Adem Hüseyin, ‘Kızıldeniz’de bir askeri üs kurulması anlaşmasının’ Rusların gündeminde yer aldığına emin olduğunu belirterek, “Ruslar sıcak denizlere inmek istiyor, Kızıldeniz de bu stratejik tutkunun önemli bir parçası” dedi.  

Fransa ile nüfus mücadelesi
Rusya’nın Sudan’la ilişkileri aracılığıyla Sahel Bölgesi’ndeki nüfuzunu arttırmayı planladığını öngören Hüseyin, Moskova’nın bu bölgede, Fransızlara yönelik tepkilerden de istifade ederek Paris ile bir nüfuz mücadelesi içinde yer aldığını belirtti.  
Rusya’nın Sudan’ın batıdan komşusu Orta Afrika Cumhuriyeti’nde askeri varlığı olduğunu hatırlatan Hüseyin, “Moskova’nın Daklu ile ilişkisine özel önem göstermesinin nedenlerinden biri de Daklu’nun Hızlı Destek Kuvvetleri’nin başında olmasıdır. Hızlı Destek Kuvvetleri, 2013 yılında Arap Rüzeykat kabilesi üyeleri seçilerek kuruldu. Bu kabilenin 300 kilometrelik Orta Afrika Cumhuriyeti sınırı boyunca, Çad, Nijer ve Mali’de akrabaları bulunuyor. Darfur savaşında insanlığa karşı suç işlemekle suçlandılar. Daklu her ne kadar Beşir rejiminin adamlarından olsa da kendisine yeni rejimde de önemli bir yer buldu” diye konuştu.  

Yeraltı kaynakları
2014 yılında, dönemin Sudan Maden Bakanı Ahmed el-Karuri, Rusya Federasyonu Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı ile maden ve petrol arama konusunda bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma kapsamında bir dizi Rus şirketi Sudan’da faaliyet göstermeye başladı. Bu şirketlerden biri olan Sybrin, Ömer el-Beşir’in katıldığı bir törende 6 ayda 46 ton altın üretmek üzere bir anlaşma imzaladı ancak başarısız oldu ve imtiyazları 2018 yılında elinden alındı.  
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakın müttefiklerinden, Wagner Grubu’nun başı olduğu düşünülen Yevgeny Prigozhin bağlantılı Gold Mirror ve diğer Rus şirketleri, 2017 yılında Nil Nehri, Kızıldeniz sahilleri ve ülkenin kuzey bölgelerinde maden arama faaliyetlerine başladı. ABD ve Fransa, Wagner grubunu, Mali ve Orta Afrika’da kargaşaya ve sivil ölümlerine neden oldukları için kınadı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komisyonu, Sudan’daki altın madenciliği alanındaki Rus yatırımlarının Wagner üyeleri tarafından korunduğunu, bu kararın 2017’de Ömer el-Beşir’in Moskova ziyaretinde alındığını açıkladı. Ayrıca Wagner, Sudan, Libya ve Orta Afrika arasında bir Rus nüfuz alanı oluşturulmasını sağladığı ifade edildi.  
Sudanlı analist Halid el-Ticani, başta altın madenciliği olmak üzere Sudan'daki Rus yatırımlarının büyüklüğünün ve kapsamının belirsizliklerle çevrili olduğunu söyledi. Ticani, Rusya’nın nüfuzunu, sadece Wagner aracılığıyla değil, medya, halkla ilişkiler ve sosyal medya propagandası ile pekiştirdiğini belirtti. Sudan emniyetinden bir yetkili, Rusya’nın siber güvenlik alanlarında Sudan hükümetine hizmet verdiğini doğruladı.  
ABD 2020 Temmuz ayında Prigozhin’e ‘Sudan'ın doğal kaynaklarını kişisel zenginliği için sömürmekle’ suçlayarak yaptırımlar uyguladı. 
AFP’ye açıklamada bulunan Batılı bir diplomat, “Batı yaptırımlar uygulayarak, Sudan’ı Rusya’ya altın tepside sunuyor. Generaller Beşir döneminden alışkınlar, onlara yaptırımlar tesir etmez” dedi.  



DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
TT

DEAŞ Suriye'de 4 güvenlik görevlisini öldürdü

Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)
Suriye yetkililerine bağlı bir güç, Rakka vilayetinde, 24 Ocak 2026 (AP)

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), DEAŞ militanlarının pazartesi günü kuzey Suriye'de hükümet güvenlik güçlerinin dört üyesini öldürdüğünü ve bunun Beşşar Esed'in devrilmesinden bu yana hükümet güçlerine yönelik en ölümcül saldırı olduğunu bildirdi.

Rakka'nın batısındaki bir kontrol noktasına yapılan saldırı, militan grubun Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik saldırılarında bir tırmanışa işaret ediyor. Bu saldırı, grubun hükümete karşı "yeni bir operasyon aşaması" başlattığını duyurmasından iki gün sonra gerçekleşti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre grup dün Rakka'da Suriye hükümet güçlerine mensup çok sayıda askerin öldürüldüğünü ve yaralandığını iddia etti. Cumartesi günü ise Suriye'nin kuzey ve doğusunda ordu personeline yönelik iki saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve bu saldırılarda bir asker ve bir sivil hayatını kaybetmişti.

SANA, güvenlik güçlerinin pazartesi günü bir saldırıyı engellediğini ve militanlardan birini öldürdüğünü bildirdi. Güvenlik kaynaklarına atıfta bulunan ajans, saldırıyı DEAŞ'ın gerçekleştirdiğini belirtti. Grup dün ayrıca, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor vilayetine bağlı Meyadin şehrinde bir ordu karargahına düzenlenen ve bir askerin öldürüldüğü ayrı bir saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

Grup, birkaç gün önce aynı şehirde yine saldırı gerçekleştirmişti.

Suriye hükümeti geçen yıl ABD liderliğindeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona katıldı. Ocak ayında hükümet güçleri, Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) Rakka'yı ve Suriye'nin kuzey ve doğusundaki çevre bölgelerin büyük bir bölümünü ele geçirdi.

Bu arada, üç Suriyeli askeri ve güvenlik kaynağı, ABD güçlerinin dün ülkenin kuzeydoğusundaki en büyük askeri üssünden çekilmeye başladığını, bunun da on yıl önce DEAŞ ile mücadele etmek için Suriye'ye konuşlandırılan ABD güçlerinin daha geniş geri çekilmesinin bir parçası olduğunu söyledi.


Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.