İran Dini Lideri rejimin bölgesel stratejisini yeniden belirledi

Dini Lider, büyük güçleri memnun etmek için herhangi bir geri adım atmayı reddederek, ülkesinin bölgesel rolünün altını çizdi.

Hamaney, bir sonraki Dini Liderin uyması gereken stratejiden bahsetti (Reuters)
Hamaney, bir sonraki Dini Liderin uyması gereken stratejiden bahsetti (Reuters)
TT

İran Dini Lideri rejimin bölgesel stratejisini yeniden belirledi

Hamaney, bir sonraki Dini Liderin uyması gereken stratejiden bahsetti (Reuters)
Hamaney, bir sonraki Dini Liderin uyması gereken stratejiden bahsetti (Reuters)

Hasan Fahs
İran rejiminin Dini Lideri Ali Hamaney, tepesinde yer aldığı rejimin stratejisini yeniden belirlemek için, Ukrayna krizinin uluslararası düzeyde doğurduğu tarihi ve önemli andan, ülkesi ile uluslararası grup (4+1 ve ABD) arasındaki nükleer müzakerelerin ulaştığı hassas aşamadan yararlanmayı başardı. İran rejiminin söz konusu stratejisi, Batı Asya bölgesi, Ortadoğu ve Arap çevresinde ilgili ülkeler için bir endişe kaynağı olan nükleer program, balistik füze ve insansız hava araçları kapasitesini kapsıyor.
Dini Lider ve rejimin stratejik politikalarının oluşturulmasında ona yardımcı olan birimler, mevcut andan ve Ukrayna krizine müdahil olan Batılı ülkelerin, çözüm bekleyen sorunların yükünü mümkün olan en az kayıpla hafifletme ihtiyacından yararlanmaya veya kendi lehlerine kullanmaya çalışıyorlar. Batılı ülkeler halihazırda bu yükten kurtulup, Rus oyuncunun uluslararası sahnedeki kalıcı emelleriyle, Atlantik'in iki yakası, ABD, AB ve NATO arasındaki tarihi ve geleneksel ittifak sistemine karşı oluşturabileceği tehlikeler ve tehditlerle yüzleşmeye kendilerini vermek istiyorlar.
Dini Lider, bu strateji kapsamında ulus-devletin birleşik ulusal gücünün dayandığı ve tek bir boyutla sınırlı kalmayan temelleri belirledi. Bu temeller arasında bilgi, akıl, ulusun kendi kendisini savunabileceği güvenlik ve savunma yetenekleri var. Bunların yanı sıra güçlü bir ekonomi ve sosyal refah, siyaset, diplomasi ve müzakere gücü, İran'ın stratejik derinliğini korumak için diğer halkları etkilemeye yardımcı olan bir mantığa sahip olmak da Dini Liderin belirlediği temellerdendi. Hamaney, bu temelleri entegre bir birim saydı. Hiçbirinin diğerinin önüne geçmemesi ve düşmanı memnun etmek için savunma yetenekleri temelinden geri adım atılmaması gerektiğini, çünkü bunun aptallığın en yüksek seviyesini oluşturduğunu söyledi.
Hamaney, ülkesinin ve rejimin bölgesel rolünü bir kez daha tekit etti. Bu role ve etkiye itiraz eden büyük ülkelerden herhangi birini memnun etmek için bu stratejide herhangi bir geri adım atmayı reddetti. Bölgedeki İran nüfuzunu, İran ve rejimin stratejik derinliği şeklinde tanımladı. Rejimin istikrarını, kalıcılığını, gücünü ve kapasitesini pekiştiren boyutlardan biri addetti. "Sahip olduğumuz ve ona sahip olmak için çalıştığımız bu boyuttan nasıl vazgeçebiliriz" diyerek bu boyuta bağlı kalmanın ve onu güçlendirmek için çalışmanın gerekliliğini vurguladı.
Nükleer programla ilgili olarak Dini Lider, bu faaliyetlerin geleceği ve İran'ın bu teknolojiye sahip olmasıyla ilgili herhangi bir müzakereyi reddetti. Bu konu ve boyutun İran’ın bilimsel ilerlemesinin, geleceğinin ve gelişmesinin temel sütunlarından birini oluşturduğunu ifade etti. İran üzerindeki dış baskıları hafifletmek için bile olsa, nükleer program konusunda taviz verilmesinden bahsetmenin bir bahane olduğunu ve bunun İran'ın seçenekler masasında bir yeri olmadığını, gündeminde yer almadığını söyledi.
Yaptırımlar döngüsünden çıkmak amacıyla nükleer müzakerelerde ABD'nin talepleri karşısında herhangi bir taviz verilmesinin, yakın gelecekte İran için hayati bir ihtiyaç haline gelecek, dahası İran’ın haklarını destekleyerek diplomatik rolünü ve müzakere kabiliyetini pekiştirecek bu programdan vazgeçmek anlamına gelmediğini belirtti. Diyalog ve taviz politikasının benimsenmesini talep eden sesleri hedef aldı, onları zayıflık ve zayıf mantıkla suçladı. İran'ın, büyük bir sınavdan geçtiğini kaydetti ve rejim Amerikan talepleri karşısında taviz verme politikasını kabul etseydi, bu sınav İran’ı büyük olasılıkla ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakacağını ifade etti. Eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif liderliğindeki müzakere ekibinin benimsemeye çalıştığı müzakere yöntemine bu sözlerle işaret ederek, bu yöntemi küçümsedi. Dini Lider ayrıca dolaylı olarak bu eğilime karşı durduğunu da belirtti.
Uluslararası grupla nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması konusunda bir mutabakata varılmasının yakın olduğu bu aşamada, Dini Liderin İran stratejisinin boyutlarını yeniden tekit etmesi, bu stratejinin bir sonraki aşamada İran'ın faaliyetleri için bir yol haritasına dönüştürülmesi, rejimin, mevcut müzakerelerde taviz vermesinin söz konusu olmadığını ortaya koyuyor. Nükleer faaliyetler ve geleceğinin yanı sıra rejimin istikrarının, gücünün ve kabiliyetinin bir koşulu olan bölgesel nüfuz ve stratejik derinlikle ilgili alanlardaki çalışmalarını yöneten strateji, vizyon veya doktrinin herhangi bir ayağından feragat etmesinin imkansız olduğunu gösteriyor.
Ancak bir sonraki liderin seçilmesinden sorumlu olan Uzmanlar Meclisi üyeleri nezdinde Dini Liderin açıkladığı pozisyonların en önemli boyutu, yeni Dini Lider aşamasında uyulacak pozisyonları ve stratejiyi de belirlemesi. Hamaney bunu şu sözleriyle açıkça ifade etti; “Uzmanlar Meclisi’nin üzerinde durması, halihazırda lider olan kişi veya meclis üyelerinin seçimi ile bu görevi devralacak kişiye uygulamada yardımcı olması gereken bir gerçek vardır, o da bu ölçülere ve koşullara kesinlikle ve yasal olarak uymak." Yani yeni dini lider, kim olursa olsun, Hamaney’in çizdiği bu vizyon ve stratejiye uymalı. Uzmanlar Meclisi üyeleri de bu vizyon ve stratejiyi uygulayabilecek bir kişiyi seçmeliler, rejimin ve İran'ın çıkarlarını savunmak için ona yardımcı olmalılar. Milli birlik ve beraberliği hedef alarak rejimi yıkmaya çalışan iç düşmanlar karşısında onunla birlikte dimdik durmalılar. Rejimin bölgesel rolünü ve nüfuz alanlarını kuşatarak, gelecekte ilerlemek için ihtiyacı ve koşulu olan nükleer enerjiye sahip olmasını engelleyerek İran'ın rolünü, konumunu ve gelişimini sınırlamaya çalışan yabancı düşmanlara karşı Dini Lider ile birlikte sağlam bir şekilde durmalılar.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe