Maliyetini kurtarsaydı Eyfel Kulesi hurdacılara satılacaktı

Hiçbir sanatsal değeri olmayan, Fransız aydınları ve halkının büyük çoğunluğu tarafından bir ucube olarak görülen Eyfel Kulesi, işgalcilerin hedefi olunca bir anda Fransız kimliğinin de ayrılmaz parçası oluvermişti

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Maliyetini kurtarsaydı Eyfel Kulesi hurdacılara satılacaktı

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Mehmed Mazlum Çelik/Independent Türkçe
1887 yılında, iki sene sonra Fransız İhtilali'nin 100. yılı anısına gerçekleştirilecek Paris Fuarı'na damga vurması hedeflenen mimari bir yapı için yarışma ilanı duyuruldu.
Bu ilana göre mimarlardan şehrin kapısı olacak bir yapı tasarlamaları isteniyordu.

1889 Paris Fuarı  (Görsel: Wikipedia)
Bu kapı hem fuarın hem de Paris'in ruhuna uygun ve büyük bir yapı olarak inşa edilecekti.
Avrupa'nın en seçkin 700 mimarı, sayısız proje ile bu ilana başvurdu. 

1889 Paris Fuarı (Görsel: Wikimedia )
 Yarışmayı Gustave Eiffel'in sahibi olduğu Eiffel firması kazandı.
Bu firma; demir ve mekanikten müteşekkil yapıları mimari sahaya taşımasıyla tanınıyordu. 
 
Gustave Eiffel (Görsel: Monnaie de Paris)
Ticaret ve Sanayi Bakanı Edouard Lockroy, büyük bir törenle 1887 yılın halka şehrin kapısı olacak kuleyi tanıttı. 
Yaklaşık 130 işçinin gece gündüz çalışarak bitirdiği demir yığının açılışı 30 Mayıs 1889 yılında yapıldı.

Eyfel yapım süreci  (Görsel: toureiffel.paris)
Aynı tarihte ABD'nin New York şehrinde yapımı başlanan Özgürlük Anıtı ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan yapı tam bir hayal kırıklığıydı.
İddialara göre Eiffel projesi ABD'liler tarafından saçma bulunarak reddedilmişti.
Bir başka söylenti ise Eiffel'in Özgürlük Anıtı'nın iskeletindeki demirlerden yapılmış olmasıydı.
Tüm bu iddialar kulenin kendisinin önüne geçiyordu. 

(Fotoğraf: toureiffel.paris)
Aydınların Eyfel öfkesi
Yapı daha inşa edilirken Fransız aydınlar, kentin siluetini bozacak bu yapıyı engellemek için harekete geçti ve bir bildiri yayımlayarak öfkelerini ortaya koydular:
"Biz, yazarlar, heykeltıraşlar, mimarlar, ressamlar, Paris'in bugüne kadar hiç dokunulmamış güzelliğinin tutkun âşıkları, değeri bilinmemiş Fransız zevki adına, tehdit altındaki Fransız sanatı ve tarihi adı­na, başkentimizin tam ortasına yararsız ve canavar görünümlü Eiffel Kulesi'nin dikilmesine var gücümüzle, tüm öfkemizle karşı çıkıyoruz. Paris kenti, giderilemeyecek biçimde alçalmak ve çirkinleşmek için, bir makine yapımcısının tuhaf ve ticari hayallerine daha uzun süre katlanabilecek midir? Ticari Amerika'nın bile istemediği Eiffel Kulesi, Paris'in ayıbıdır, bundan hiç kuşkunuz olmasın.Herkes hissediyor, herkes söylüyor bunu, herkes derin üzüntü duyuyor bundan ve bizler de bu kadar yerinde bir telaşa kapılmış dünya kamuoyunun zayıf bir yan­kısından başka bir şey değiliz. Ve nihayet, yabancılar sergimizi ziyarete geldiklerinde şaşırıp 'Ne yani? Fransızlar o kadar övündükleri zevkleri konusunda bizlere bir fikir vermek için bu berbat şeyi mi buldular?' diye haykıracaklardır. Bizlerle alay etmekte haklı olacaklardır, yüce gotik yapıların Paris'i, Puget'nin Paris'i, Germain Pilon'un Paris'i, Jean Goujon'un Paris'i, Barye'nin, vd'nin Paris'i Mösyö Eiffel'in Paris'i haline gelecektir."
Bildiriyi imzalayanlar arasında ise birbirinden seçkin isimler vardı: Guy de Maupasssant, Alexander Dumas, Emile Zola, Charles Gounod, ve Paul Verlaine bu isimlerden sadece birkaçı idi. 
Roland Barthes'in Eyfel Kulesi hakkındaki denemesini YKY yayınları Türkçeye tercüme etti.
Aydınların bu kuleye karşı duyduğu öfkeyi en iyi Barthes sözleri açıklar:
"Hiç sevmediği halde sık sık öğle yemeği yermiş Maupassant Kule'nin lokantasında: Paris'te onu görmediğim tek yer burası dermiş. Gerçekten de Paris'te Kule'yi görmemek için bitmez tükenmez önlemler almak gerekir; hangi mevsim olursa olsun, sisler, alacakaranlıklar, bulutlar arasında, yağmurda, güneşte,  hangi noktada olursanız olun, sizi ondan ayıran çatıların, kubbelerin ya da yeşil dalların görünümü ne olursa olsun Kule oradadır; öylesine girmiştir ki gündelik yaşama, bundan sonra artık Kule için özel bir nitelik yaratmamız olanaksızdır; sadece varlığını sürdürmekte inatçıdır o, taş gibi ya da ırmak gibi; tıpkı anlamı pekala sınırsızca sorgulanabilen ama varlığı tartışılamayan bir olgu gibi gerçektir o. Paris'te hiçbir bakış yoktur ki günün belirli bir anında ona takılmamış olsun; ben bu satırları yazarken on­dan söz etmeye başladığım sırada, o, penceremle çerçevelenmiş olarak karşımda durmakta; ocak ayında gecenin onu silikleştirdiği, sanki onu görünmez kılmak, varlığını yalanlamak istermiş gibi olduğu anda bile bakın işte iki küçük ışık yanıyor ve hafifçe göz kırpıyor dönerek…"

(Fotoğraf: toureiffel.paris)
Aydınların ucube ve işe yaramaz olarak tanımladıkları bildiri sonrası inşaatı sürdüren firma, ileride kulenin türlü mekanik işlerde kullanılabileceğine dair tarihin en saçma cevaplarından biriyle karşılık verecekti.
Barthes'in kaleminden okuyoruz:
"Kendisini bir tür bütünsel anıt haline getiren bu büyük hayalci işlevi karşılamak için, Kule'nin aklın denetiminden kaçıp kurtulması gerekir. Bu başarılı kaçışın ilk koşulu, Kule'nin bütünüyle yararsız olmasıdır. Kule'nin yararsızlığı her zaman belli belirsiz biçimde bir skandal olarak, yani değerli ve itiraf edilemez bir gerçeklik olarak hissedilmiştir. Daha inşa edilmeden önce bile, yararsız olduğu söyleniyor, bu da Kule'nin mahkûm edilmesi için yeterlidir diye düşünülüyordu o sıralarda. Büyük burjuva girişimlerinin usçulluğuna ve ampirizmine genel olarak bağlı olan bir dönemin anlayışında, yararsız bir nesne fikrine katlanmaya yer yoktu (meğerki açıkça bir sanat nesnesi olmasın; böyle bir şeyin de Kule için söz konusu olduğu düşünülemezdi). Bu nedenle Gustave Eiffel, Sanatçıların Bildirisi'ne yanıt olarak projesini kendi savunurken, Kule'nin gelecekteki bütün kullanımlarını özenle bir bir sayar: Bunların tümü de, bir mühendisten bekleneceği gibi, bilimsel kullanımlardır: Aerodinamik ölçümler, kullanılmış olan gerecin direncine ilişkin incelemeler, tırmanıcının fizyolojisi, radyoelektrik konusundaki araştırmalar, telekomünikasyon sorunları, meteoroloji gözlemleri, vb.  Bu yararlıklar, tartışma kabul etmez hiç kuşkusuz; ama müthiş Kule mitinin yanında, onun bütün dünyada üstlenmiş olduğu insansı anlamın yanında çok gülünç kalır. Çünkü burada, yararcı nedenler, Bilim miti tarafından ne kadar yüceltilmiş olurlarsa olsunlar, insanların tam anlamıyla insan niteliği taşımalarına yarayan büyük hayal işlevi ile karşılaştırıldıklarında bir hiç kalırlar. Ama yine de her zaman olduğu gibi yapıtın nedensiz anlamı hiçbir zaman doğrudan doğruya açıklanmaz: Kullanım başlığı altında usçullaştırılır: Eiffel, Kule'sini ciddi, usa uygun, yararlı bir nesne biçiminde görüyordu; insanlar ise Kule'yi ona, doğal olarak usdışının sınırlarına varan büyük bir barok düş biçiminde geri gönderirler." 

Eyfel'in alternatif çizimleri  (Görsel: toureiffel.paris)
Henüz elektriğin bile yaygın olmadığı yıllarda tüm şehrin radyo sorunlarını çözecek bir çözüm getirecek olması Eyfel Kulesi'ni pek de kullanışlı kılmıyordu.
Aydınlar, kısaca şehrin ortasındaki bu demir yığının ne işe yaradığını bilmek istiyordu; nitekim hiçbir sanatsal değeri olmadığından emindiler. 
Tartışmaların arasında, nihayet 1913 yılında tüm kamuoyu Eyfel Kulesi'nin yıkılması konusunda mutabakat sağladı.
Şehrin ortasına bir karabasan gibi çöken bu demir yığınını ortadan kaldırmak hayli masraflıydı.
Birkaç büyük hurda şirketi gerekli tetkikleri yapmış ama çıkan sonuç maliyeti kurtarmayacak bir işlem olduğunu gösteriyordu.
Yani Eyfel Kulesi'nden çıkacak hurda, söküm maliyetini karşılamayacağı için bu fikir bir süre ertelendi. 

Gustave Eiffel (Görsel: Wikipedia)
Eyfel'in taşıdığı anlam: Yeni bir Babil kulesi mi?
Aydınların bir kısmı Eyfel Kulesi'ni, Babil Kulesi'ne benzetmişse de Eyfel Kulesi'nin taşıdığı anlamlar Babil Kulesi'nden keskin hatlarla ayrılmasına neden olur.
Bilindiği üzere Babil Kulesi, insanoğlunun göklerde olduğuna inandığı Rabbine ulaşma gayesinin bir sonucudur.
Oysa Eyfel Kulesi devasa bir metal yığını, elektrik ve mekaniği temsil eder.
Özetle Paris'teki kule yaratıcıya ulaşma gayesinden ziyade Tanrı'ya bir meydan okumadır.
Bilim çağını ve aklı temsil eden bu yapı; insanı Tanrı'ya ulaştırmaktan ziyade, Tanrı'ya ulaşabildiğini düşünen aklın kibri olarak yorumlanmıştır. 
Eyfel Kulesi ile ilgili sayısız teori birbirini izler. Kimileri 'Bilim Tapınağı' der; kimileri ise demir yığınından müteşekkil bir ucube olarak görür.
Bu tartışmaların arasında 1923 yılında tekrar yıkılması gündeme gelir. Kulenin yıkılmak istenmesinin nedeni bu kez bakım masraflarıdır. 
Tarihin gördüğü en büyük dolandırıcılardan birisi olan Victor Lustig'in, bu tartışmalar arasında aklına dâhiyane bir fikir gelir.

Victor Lustig (Fotoğraf: Wikipedia)
Hükümetin ve yerel yetkililerin beceriksizliğinin aksine Lustig, Eyfel Kulesi'ni satın alacak hurda tüccarını bulur. 
Andre Poisson isimli demir ve hurda tüccarına hatırı sayılır bir fiyata Eyfel Kulesi'ni satar.
Bir başka hurdacıya daha kuleyi satmak üzereyken çevirdiği dolaplar ortaya çıkan Lustig, kaçarak ABD'ye gider.
Orada da büyük dolandırıcılık faaliyetlerine girişince yakalanarak Alcatraz Hapishanesine gönderilir.
1940 yılına gelindiğinde ise Eyfel Kulesi'nin taşıdığı anlam bambaşka bir şekle bürünecekti.
 Fransa'yı işgal eden Nazi lideri Adolf Hitler, Paris'e geldiğinde ilk ziyaret duraklarından birisi Eyfel Kulesi olacaktı.
Bu ziyaret Fransızların izzet-i nefsini hayli yaralayacak ve kuleyi Fransızlar için bir milli nesneye dönüştürecekti.

(Fotoğraf: National Archives)
Velhasılıkelam; yapıların haşmeti ve biçiminden ziyade sahip oldukları hikaye onlara gerçek anlamını veriyordu.
Hiçbir sanatsal değeri olmayan, Fransız aydınları ve halkının büyük çoğunluğu tarafından bir ucube olarak görülen Eyfel Kulesi, işgalcilerin hedefi olunca bir anda Fransız kimliğinin de ayrılmaz parçası oluvermişti.
Eyfel Kulesi bugün dünyanın her yerinden milyonlarca turist çektiği gibi Paris'in en önemli simgesi konumunda. 
 



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct