ABD’yi kandıran genç kadın: Elizabeth Anna Holmes

Silikon Vadisi'nin en büyük dolandırıcılığına liderlik yapan ve başta Biden, Kissinger ve Murdoch olmak üzere ABD’nin hırslı politikacılarını ve işadamlarını adeta büyüleyen Elizabeth Anna Holmes'un yükseliş ve düşüş hikayesi

Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
TT

ABD’yi kandıran genç kadın: Elizabeth Anna Holmes

Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)

İsa Nehari
ABD siyasetinin en hassas meselelerini ustalıkla idare eden, ülkesini Çin ile diplomatik ilişkiler kurmaya yönlendiren, Vietnam savaşının sona ermesine katkıda bulunan, Sovyetler Birliği ile yaşanan Soğuk Savaş'ın fırtınaları karşısında ABD dış politikasının dümenini akıllıca kontrol eden Henry Kissinger'ın bir gün Elizabeth Holmes adında yirmili yaşlardaki genç bir kadının tuzağına düşeceğini kim bilebilirdi ki?
Kurbanları arasında şu an ki ABD Başkanı Joe Biden ve medya patronu Rupert Murdoch olduğunu ve kurduğu şirketin yönetim kurulunda önde gelen bilim adamları, iş adamları ve eski savunma ve dışişleri bakanlarının yer aldığını öğrendiğinizde hikaye size daha gerçeküstü görünecek. Esasen bu isimler, daha sonra Silikon Vadisi tarihinin en büyük dolandırıcılığına dönüşecek olan olayın bir parçası olmalarını, Holmes tarafından kurulan Theranos adlı şirketin yönetim kurulu üyesi olan eski ABD Dışişleri Bakanı George P. Shultz'a borçlular.

Holmes’un yükseliş hikayesi
Yakın çevresi tarafından kibar ve içine kapanık bir çocuk olarak bilinen Holmes, 1984 yılında Washington DC'de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İşadamı Richard Fuisz'e (81) göre Holmes, başarıya ulaşması için çevresinden büyük bir baskı görüyordu. Fuisz, Holmes hakkında, “Ailesindekilerin çoğu ABD Kongresi’nde görevli olarak kariyer yaptı. Statüyle çok ilgiliydi ve ABD’nin önde gelen siyasetçileri ile ilişkiler ve bağlantılar kurmaya hevesliydi” dedi.
Holmes, 2003 yılında dünyanın en prestijli üniversitelerinden birindeki eğitimini yarıda bırakan 19 yaşındaki genç bir kız olarak, fırsatlar ve hayaller diyarında ‘çocukluk hayalinin’ peşinden koştuğu Amerikan rüyasını yaşıyordu. Bu, risk sermayedarlarından ve özel yatırımcılardan 700 milyon dolardan fazla yatırım alan bir sağlık teknolojisi şirketi olan Theranos'un kuruluş serüveninin başlangıcıydı.
Büyüyen ve ürkütücü bir etkileme yeteneğine sahip olan Holmes, 2013-2015 yılları arasında, 10 milyar dolarlık şirketiyle yükselişinin zirvesine ulaşmıştı. Şirketi’nin yönetim kurulu, ABD’deki önde gelen politikacıların ve iş adamlarının isimleriyle doluydu. Holmes ayrıca projesini, ABD’nin eski başkanlarıyla konuşabiliyor ve paylaşabiliyordu. Birçok kişi onu ‘ABD’nin yeni Steve Jobs’ı’ olarak tanımlayacak kadar ileri gitti ve iş dünyası dergilerinin kapaklarında yer aldı.
Şöhretinin sırrı sadece yatırımın büyüklüğünde değildi. Asil bir amaca hizmet ediyor olması da tanınmış isimleri kendisine destek vermeye ve yardım etmeye itti. Burada hastalıkların teşhis dünyasının çehresini değiştirecek devrim niteliğinde bir teknolojiden ve bunun arkasındaki, imkansızı gerçeğe dönüştürmek için üniversitesini, konfor alanını ve her şeyini terk eden genç bir kızdan bahsediyoruz.
Holmes'un Silikon Vadisi'nde bir milyarder olarak yükselişinin gözden kaçmamasının iki nedeni vardı. Birincisi yaşının genç olması, ikincisi ise ne pahasına olursa olsun paradokslar arayan dergilerin ve gazetecilerin bu konuda yazma iştahını açan, erkeklerin egemen olduğu bir alanda genç bir kadın olarak ortaya çıkmasıdır. Amerikan siyasetinin tilkisi Kissinger'ın Time dergisinde yer alan makalesinde Holmes hakkında yazdığı ‘şaşırtıcı, demir bir iradeye sahip ve hayalini gerçekleştirmek üzere’ gibi ifadelerinde orta koyduğu üzere Holmes, onlar tarafından seviliyordu.


Henry Kissinger, Holmes’tan ‘şaşırtıcı ve demirden bir iradeye sahip’ diyerek bahsetti (AFP)

Kissinger’ın 2015 yılında kaleme aldığı makalesinde işaret ettiği Holmes'un gerçekleştirmek istediği hayali, CEO’su olduğu Theranos şirketi tarafından öne sürülen ve sadece birkaç damla kan ile küçük cihazlar kullanılarak tedavi edilemeyen çeşitli hastalıkların teşhisine yardımcı olacağı söylenen bir teknolojiydi. 
Böyle bir teknoloji, hastalıkların teşhis sürecini hızlandıracak ve laboratuarlar üzerindeki yükü azaltacaktı. Bu hayalin gerçekleştirilmesi, erken teşhis sayesinde kanser ve benzeri hastalıklardan daha az ölüm ve teşhis dünyasında bir devrim anlamına geldiğinden, hiçbir şekilde karşı bir tutuma yer bırakmayan asil ve çekici bir hedef olarak kabul edildi.
Tecrübeli siyasetçinin gelecekte başka birini destekleyeceğine artık şüpheyle yaklaşılırken Kissinger, makalesinde Holmes hakkında şunları yazdı:
“Elizabeth, bir üniversite öğrencisinin hayalini küresel bir gerçekliğe dönüştürme sürecinde. Gücünü, hırsı,  kararlılığı ve büyük çekiciliğinin birleşiminden alıyor. Theranos'un teknik yönlerini yargılayacak olanlar olsa da sosyal etkileri geniş olacaktır.”
Tüm bunlara rağmen Theranos tarafından üretilen cihazların arızalanmalarından ve şirketin yanlış olduğu kanıtlanmış iddialarını destekleyecek araştırmaların dayanaklarının eksik olmasından dolayı bu teknoloji kısa süre sonra sistematik olarak hedef alınmasından değil, onu kolayca deviren fırtınalarla karşılaştı. Olumlu sosyal getiriler yaratmak yerine, şirketin yatırımcılarının özlemleri ve halkın umutları suya düştü. Denek olan hastaların acılarına acılar eklendi.
Böylece Elizabeth Holmes’un yükseliş hikayesi, adını 1970'li yıllarda alan, o tarihten bu yana adı başarı ile eşanlamlı olan, kendi kendine mücadelenin büyüleyici hikayelerine ev sahipliği yapan ve genellikle niteliksel bir yeniliğin olmasından veya toplam piyasa değeri 14 trilyon dolar olarak tahmin edilen seçkin şirketlerin arasına yeni bir şirketin katılmasından ya da etrafında dönenlerden ötürü sık sık sarsıntılara tanık olan Silikon Vadisi’nin tarihinde bir skandala dönüştü.
Ardından Kaliforniya Eyaleti ve Silikon Vadisi, 2015 yılında Holmes’un hakkındaki dolandırıcılık suçlamalarıyla ve 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle mahkeme salonlarındaki maceralarının başlangıcı olan korkunç düşüşünün ardından ulusal düzeyde herkes tarafından hissedilen farklı bir şokla sarsıldı.

ABD’yi kandırdı
Holmes'un herkesi aldatma başarısı kendiliğinden olmadı. Çünkü bazılarının sesini daha derin, ikna edici ve etkili bir şekilde değiştirdiğini iddia ettiği, zeki ve sempatik genç bir kız olarak benzersiz bir imaj yaratmıştı. Bunun da, diğerleri tarafından desteklenmesini sağlamaya ve başarısız olan teknolojisini üretmesine yardımcı olduğuna inanılıyor. Holmes’un eğitimini yarıda bırakmadan önce Stanford Üniversitesi’nde biyokimya bölümünde okuyor olması ve hastalıkları teşhis etme sürecinde devrim yaratma arzusu, bu alandaki çalışmalarını yapmak üzere okuldan ayrılmasını haklı bir tercih olarak gösteriyordu.


Eski ABD Başkanı Bill Clinton ve Elizabeth Holmes (AFP)

İnsanların sempatisini kazanmak ve yatırımcıları çekmek için hiçbir çabadan kaçınmayan Holmes, 2014 yılında TEDMED konferansında amcasının kanserle mücadelesinin ve ölümünün ona, Theranos’u kurma konusunda nasıl ilham verdiği hakkında bir konuşma yaptı. Ancak tablonun tamamı daha sonra John Carrero tarafından kaleme alınan ve Holmes’un ‘kendi kendini yetiştirmiş dünyanın en genç milyarderi’ olduğu yazılan ‘Bad Blood’ (Kötü Kan) adlı kitapta ortaya çıktı. Forbes dergisine göre Holmes, amcasıyla hiçbir zaman yakın olmamıştı. Dergi, Holmes ve amcası arasındaki ilişkinin gerçekliğini bilen aile üyelerinin Holmes’un şirketini tanıtmak için amcasının ölümünü kullanarak duygu sömürüsü yaptığını düşündüklerine dikkati çekti.

Düşüşün başlangıcı
Sahte ışıltıdan yıllar sonra 2015 yılında, Stanford Üniversitesi profesörü John Ioannidis'in Holmes’un teknolojisinin gerçekten işe yarayıp yaramadığını sorgulaması, Holmes’un düşüşünün başlangıcı oldu. Prof. Ioannidis, Amerikan Tabipler Birliği Dergisi’nde (Journal of the American Medical Association - JAMA) Holmes’un herhangi bir hakemli makale yayınlamadığını yazdı.
Toronto Üniversitesi’nden Prof. Eleftherios Diamandis ise Theranos'un teknolojisini inceleyip analiz ederek ‘şirketin iddialarının çoğunun abartılı’ olduğu sonucuna vardı ve şüpheciler listesine dahil oldu. Konu, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde çalışan araştırmacı gazeteci John Carrero tarafından da takip edildi.
Ancak Holmes, bu yazılanlara dayanamadı ve şirketin güvenilirliğini desteklemek ve bu şüpheci yazıları yok etmek için dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı şirketinin üretim tesisini gezmeye davet etti. Tesisi gezen Biden, gördükleri hakkında övgüde bulundu.
Asıl şok edici gerçek ise Holmes ve ortağı olan Theranos'un başkanı ve işletme müdürü Pakistan kökenli ABD vatandaşı Ramesh Balwani’nin gerçek çalışma koşullarını gizlemek için sahte bir laboratuvar kurmuş olmalarıydı.


Holmes’un Theranos'u ziyareti sırasında dönemin Başkan Yardımcısı Biden'ı da kandırdığı ortaya çıktı (Getty)

WSJ, Ekim 2015'te Theranos'un Başkan Yardımcısı’nı kandırmak için yanlış sonuçlar verdiği söylenen cihazlar yerine geleneksel kan testi makineleri kullandığını haberleştirdi. Gazetenin haberinin ana kaynağı, 2013-2014 yılları arasında Theranos'ta çalışan ve o dönem şirketin yönetim kurulunda yer alan eski ABD Dışişleri Bakanı George Shultz'un torunu Tyler Shultz’du.
Theranos ise bu iddiaları yalanlayarak bunun bilimsel ve eylemsel bir hata olduğunu açıkladı. Bununla da kalmayan şirket, Schultz dahil olmak üzere WSJ ile konuşan kişileri daha fazla bilgi vermelerini engellemek amacıyla dava etmeleri için avukatlar tuttu. Ayrıca, Theranos'un Wikipedia sayfasından gazetenin haberine yönlendiren linkleri kaldırmak için bir PR şirketiyle anlaştı. Fakat bunun olması, sitenin kullanım koşullarını ihlal etmek anlamına geliyordu.

Çöküş devam etti
WSJ’nin haberinin ardından Cleveland Clinic Hastanesi, şirketin teknolojisiyle ilgili bir çalışma yapacağını duyururken ABD'nin en büyük eczane zinciri Walgreens, şubelerindeki kan testi merkezlerini genişletme planlarını askıya aldı.
Öte yandan Theranos ile ABD Gıda ve İlaç Dairesi (U.S. Food and Drug Administration - FDA) arasındaki yazışmaların geçmişi incelendi ve Savunma Bakanlığı, FDA’dan Theranos'un kan testi ekipmanlarının incelemesini talep etti.
FDA tarafından 2015 yılında yapılan incelemede, cihazların sınıflandırması dahil olmak üzere Theranos’un yönetmeliklerinde birçok ihlal olduğu ortaya çıktı. Şirket ise cihazlarının birinci sınıf olduğunu söyleyerek yasal yükümlülüklerinden kaçınmaya çalıştı. Ancak FDA, şirketin cihazlarını, üreticinin özel etiketler kullanması, belirli performans standartlarını karşılaması ve satış sonrası operasyonları izlemesi gerektiği anlamına gelen ikinci sınıf cihazlar olarak sınıflandırdı. 
Medicare & Medicaid Merkezleri  (The Centers for Medicare and Medicaid Services - CMS), Theranos'a 2016 yılı Ocak ayında, şirketin Kaliforniya’daki laboratuvarının incelenmesi sonucu, antikoagülan (varfarin) dozunu doğru belirlemek için yapılan bir test nedeniyle tesisin ‘hasta sağlığı ve güvenliği için tehlike’ oluşturduğu gerekçesiyle bir uyarı mektubu gönderdi.
Kurumsal çöküş, şirketin sahiplerini de kapsayacak şekilde genişlerken CMS yetkilileri, aynı yılın Mart ayında, Holmes ve Balwani'nin iki yıllık bir süre boyunca bir kan testi hizmetine sahip olmasını, çalıştırmasını veya yönetmesini resmi olarak yasakladı ve tesisin klinik laboratuar (CLIA) sertifikasını iptal etti.
Theranos, aynı yılın Nisan ayına kadar federal savcılar ve Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (Securities and Exchange Commission - SEC) tarafından, teknolojisi hakkında yatırımcıları ve hükümet yetkililerini yanılttığı iddiasıyla cezai soruşturmaya tabi tutuldu. ABD Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komitesi, şirketin test hatalarını düzeltme ve federal yönergelere uyma konusundaki adımları hakkında kendisine bilgi verilmesini istedi.
Resmi sağlık kurumları, SEC, yatırımcılar ve eski ortakların açtıkları davalar ve verilen cezaların ardından Theranos'un geri kalanı da, Holmes'un kişisel serveti 4,5 milyar dolardan sıfıra düşmeden önce, 4 Eylül 2018'de dağıldı.

Adalete hesap verme
SEC, Mart 2018'de, Theranos’un CEO'su Holmes ve iş ortağı Balwani, amiral gemisi ürünlerinin parmak uçlarından alınan kan damlacıklarıyla kapsamlı ve doğru kan testleri yapabildiğini iddia ederek yıllarca yatırımcıları yanlış yönlendirmek ve dolandırmakla suçladı.
Savcılık, yatırımcıların, doktorların ve hastaların mağdur olduklarını, sanıkların ise ürünlerinin güvenilmezliğini ve yanlışlığını bildikleri halde bu bilgileri sakladıklarını iddia etti.
Holmes ve şirketin diğer iki yöneticisi, Şubat 2021'de Theranos’un faaliyetlerinin son günlerinde kanıtlardan kurtulmaya çalışmakla suçlandı. Söz konusu kanıtlar arasında laboratuvarında yapılan testleri ve bu testlerin doğruluğunu, kan tarama testi başarısızlık oranları raporları yer alıyordu.

Holmes, SEC ile 500 bin dolarlık tazminat ödenmesini, şirketinin 19 milyon hissesine el konulmasını ve 10 yıl süreyle halka açık herhangi bir şirkette liderlik pozisyonuna getirilmesinin engellenmesini öngören bir anlaşma yaptı. Ortağı Balwani ise SEC ile bir anlaşma yapmayı reddetti.
Holmes ve Balwani, suçlu bulunmaları halinde 250 bin dolara kadar para cezası ve 20 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalacak. Holmes'un duruşması, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamaları nedeniyle aylar süren ertelemenin ardından 31 Ağustos 2021 tarihinde başladı. Balwani'nin duruşması ise 2022'ye ertelendi. Theranos şirketi, 3 Ocak'ta hakkındaki 11 iddianın dördünden suçlu bulundu.

Holmes’tan ortağına darbe
Holmes'un duruşmasına bakıldığında, kamu önündeki imajını oluşturan iki özelliğin; yani cinsiyetinin ve gençliğinin avukatlarının onu savunurken kullandıkları temel argümanlar olduğu görülüyor.  Ama bu kez mesele onu, Kissinger'ın ifadeleriyle ‘güçlü ve kararlı bir başkan’ ya da ‘demir iradeli bir kadın’ olarak göstermek değil, eski sevgilisi ve iş ortağı Balwani tarafından duygusal ve fiziksel olarak istismar edilen bir kurban olarak göstermekti. Balwani de onu manipüle eden ve iş konusundaki yargı ve kararlarını etkileyen kişi olarak gösterildi.


Holmes, suçlu bulunursa 20 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)

Ancak Politico dergisi, jüri üyelerinin suçlu olduğuna dair kararı göz önüne alındığında Holmes hakkında avukatlarının öne sürdüğü iddiadan etkilenme olasılığının düşük olduğunu ileri sürdü. Eski bir federal savcı olan Carrie Cohen, bu yılın başlarında Politico dergisine yaptığı açıklamada, "O (Holmes) kendini savunmakta zorlandı. Şirketin kendisine ait olduğunu söyledikten sonra, kendisini manipüle edilen bir kişi olarak sunması zor oldu” dedi.

Çıkarılacak beş ders
Elizabeth, henüz dokuz yaşındayken, babasına ‘hayatta en çok istediği şeyin, insanlığın ulaşılamaz olduğunu düşündüğü yeni bir şey keşfetmek olduğunu’ söylediği bir mektup yazdı. Liseyi bitirdikten sonra da 2002 yılında kimya mühendisliği okumak için Stanford Üniversitesi'ne girdi. Üniversitede, kullanan kişide herhangi bir enfeksiyon olması halinde bunu tespit edebilecek ve gerektiğinde antibiyotik salabilecek bir bant fikri ortaya koydu.
Stanford Üniversitesi'nde klinik farmakolog olan profesörü Phyllis Gardner, ona fikrinin ‘işe yaramayacağını’ söylediğinde Holmes bu yanıta kayıtsız kaldı. Prof. Gardner,  “Zekasından oldukça emin görünüyordu. Uzmanlığımı umursamaması oldukça can sıkıcıydı” diye konuştu.
Theranos serüveninin kesinlikle bir banttan daha fazlası olduğunu düşündüğümüzde Holmes'un bundan bir ders çıkarıp çıkarmadığı ya da başka bir insan olup olmadığı henüz belli olmasa da düşüş hikayesi, yaşıtları arasındaki hevesli girişimciler için hayati bir katkı olacaktır. Bu olaydan alınacak dersler çok, ama girişimcilik yazarı Kelly Hyman bu dersleri beş maddede özetliyor.
1 - Birincisi, otomasyon dikkatli kullanılmalı ve teknoloji, kalite ve doğruluk yok sayılarak öne çıkarılmamalı. Theranos örneğinde, şirket, geleneksel laboratuvar testlerini kullanarak hata riskini azaltmak için kan örneği alma sürecini otomatikleştirmeye çalıştı. Fakat tarama aracının belirli oranda bir kan örneği gerektirmesine rağmen Holmes’un, testin sonuçlarının doğruluğunu etkileyen yeni teknolojinin önemli bir özelliğini korumak için çok az miktarda kan örneği kullanmakta ısrar etmesi sorunlardan biriydi.
2 - Şirketin hatalarıyla yüzleşmesi ve kabul etmesi gerekiyordu. Strateji ve büyüme açısından yönetim görevlerini yerine getirmenin yanı sıra günlük operasyonları takip eden Holmes, şirketi korumak, iddialarını sürdürmek ve hem başarılar hem de hatalar konusunda güvenilirliğini sürdürmeliydi.
3 - Holmes'un mahkeme önündeki ifadesinde bazı şeyleri söylemediği ve hatalarını kabul etmekten kaçındığı not edildi. Hyman, girişimcilerin hatalar yapıldığında sorumluluk almaya istekli olması, bunları düzeltmek için uygun adımları atması ve böylece şirketin itibarını ve müşterinin şirkete olan güvenini artırması gerektiğinden öz sorumluluğun temel bir mesele olduğunu düşünüyor.
4 - İşler ters gittiğinde başkalarını suçlamaktan kaçınılmalı. Suçlama sorunu çözmese ve birçok durumda daha da kötüleştirebilse de, Holmes'un ortağı Ramesh Balwani'ye yaptığı gibi olayların farkında olmadığını iddia etmesi ya da günah keçisi araması bu gibi durumlarda verilen en yaygın tepkilerden biridir.
5 - Dürüstlük korunmalı. Holmes davasında dolandırıcılık oldukça ciddi bir suçlama ve 20 yıl hapis ve milyonlarca dolarlık para cezalarına çarptırılabilir. Ayrıca bu suçlama, hizmet hakkında yalan söylemek ya da abartmak suretiyle dürüst davranılmamasından kaynaklanıyor. Dürüst davranılmaması, müşteri memnuniyetini olumsuz yönde etkiliyor.
Sonuç olarak Silikon Vadisi, şimdi otuzlu yaşlarının sonlarında olan genç bir kadının, ABD şirketlerinin tarihindeki en ünlü yönetim kurulunu oluşturma konusundaki inanılmaz yeteneğinin yanı sıra başarısızlığının ve başta yatırımcılar ve bazıları hatalı test sonuçları yüzünden yıkıcı zararlar görmüş olan toplumun en zayıf kesimi hastalar olmak üzere kandırılanların çektikleri sıkıntıların hikayesini her zaman hatırlayacaktır.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe