ABD’yi kandıran genç kadın: Elizabeth Anna Holmes

Silikon Vadisi'nin en büyük dolandırıcılığına liderlik yapan ve başta Biden, Kissinger ve Murdoch olmak üzere ABD’nin hırslı politikacılarını ve işadamlarını adeta büyüleyen Elizabeth Anna Holmes'un yükseliş ve düşüş hikayesi

Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
TT

ABD’yi kandıran genç kadın: Elizabeth Anna Holmes

Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)
Holmes, mahkeme salonunu terk ederken (AFP)

İsa Nehari
ABD siyasetinin en hassas meselelerini ustalıkla idare eden, ülkesini Çin ile diplomatik ilişkiler kurmaya yönlendiren, Vietnam savaşının sona ermesine katkıda bulunan, Sovyetler Birliği ile yaşanan Soğuk Savaş'ın fırtınaları karşısında ABD dış politikasının dümenini akıllıca kontrol eden Henry Kissinger'ın bir gün Elizabeth Holmes adında yirmili yaşlardaki genç bir kadının tuzağına düşeceğini kim bilebilirdi ki?
Kurbanları arasında şu an ki ABD Başkanı Joe Biden ve medya patronu Rupert Murdoch olduğunu ve kurduğu şirketin yönetim kurulunda önde gelen bilim adamları, iş adamları ve eski savunma ve dışişleri bakanlarının yer aldığını öğrendiğinizde hikaye size daha gerçeküstü görünecek. Esasen bu isimler, daha sonra Silikon Vadisi tarihinin en büyük dolandırıcılığına dönüşecek olan olayın bir parçası olmalarını, Holmes tarafından kurulan Theranos adlı şirketin yönetim kurulu üyesi olan eski ABD Dışişleri Bakanı George P. Shultz'a borçlular.

Holmes’un yükseliş hikayesi
Yakın çevresi tarafından kibar ve içine kapanık bir çocuk olarak bilinen Holmes, 1984 yılında Washington DC'de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İşadamı Richard Fuisz'e (81) göre Holmes, başarıya ulaşması için çevresinden büyük bir baskı görüyordu. Fuisz, Holmes hakkında, “Ailesindekilerin çoğu ABD Kongresi’nde görevli olarak kariyer yaptı. Statüyle çok ilgiliydi ve ABD’nin önde gelen siyasetçileri ile ilişkiler ve bağlantılar kurmaya hevesliydi” dedi.
Holmes, 2003 yılında dünyanın en prestijli üniversitelerinden birindeki eğitimini yarıda bırakan 19 yaşındaki genç bir kız olarak, fırsatlar ve hayaller diyarında ‘çocukluk hayalinin’ peşinden koştuğu Amerikan rüyasını yaşıyordu. Bu, risk sermayedarlarından ve özel yatırımcılardan 700 milyon dolardan fazla yatırım alan bir sağlık teknolojisi şirketi olan Theranos'un kuruluş serüveninin başlangıcıydı.
Büyüyen ve ürkütücü bir etkileme yeteneğine sahip olan Holmes, 2013-2015 yılları arasında, 10 milyar dolarlık şirketiyle yükselişinin zirvesine ulaşmıştı. Şirketi’nin yönetim kurulu, ABD’deki önde gelen politikacıların ve iş adamlarının isimleriyle doluydu. Holmes ayrıca projesini, ABD’nin eski başkanlarıyla konuşabiliyor ve paylaşabiliyordu. Birçok kişi onu ‘ABD’nin yeni Steve Jobs’ı’ olarak tanımlayacak kadar ileri gitti ve iş dünyası dergilerinin kapaklarında yer aldı.
Şöhretinin sırrı sadece yatırımın büyüklüğünde değildi. Asil bir amaca hizmet ediyor olması da tanınmış isimleri kendisine destek vermeye ve yardım etmeye itti. Burada hastalıkların teşhis dünyasının çehresini değiştirecek devrim niteliğinde bir teknolojiden ve bunun arkasındaki, imkansızı gerçeğe dönüştürmek için üniversitesini, konfor alanını ve her şeyini terk eden genç bir kızdan bahsediyoruz.
Holmes'un Silikon Vadisi'nde bir milyarder olarak yükselişinin gözden kaçmamasının iki nedeni vardı. Birincisi yaşının genç olması, ikincisi ise ne pahasına olursa olsun paradokslar arayan dergilerin ve gazetecilerin bu konuda yazma iştahını açan, erkeklerin egemen olduğu bir alanda genç bir kadın olarak ortaya çıkmasıdır. Amerikan siyasetinin tilkisi Kissinger'ın Time dergisinde yer alan makalesinde Holmes hakkında yazdığı ‘şaşırtıcı, demir bir iradeye sahip ve hayalini gerçekleştirmek üzere’ gibi ifadelerinde orta koyduğu üzere Holmes, onlar tarafından seviliyordu.


Henry Kissinger, Holmes’tan ‘şaşırtıcı ve demirden bir iradeye sahip’ diyerek bahsetti (AFP)

Kissinger’ın 2015 yılında kaleme aldığı makalesinde işaret ettiği Holmes'un gerçekleştirmek istediği hayali, CEO’su olduğu Theranos şirketi tarafından öne sürülen ve sadece birkaç damla kan ile küçük cihazlar kullanılarak tedavi edilemeyen çeşitli hastalıkların teşhisine yardımcı olacağı söylenen bir teknolojiydi. 
Böyle bir teknoloji, hastalıkların teşhis sürecini hızlandıracak ve laboratuarlar üzerindeki yükü azaltacaktı. Bu hayalin gerçekleştirilmesi, erken teşhis sayesinde kanser ve benzeri hastalıklardan daha az ölüm ve teşhis dünyasında bir devrim anlamına geldiğinden, hiçbir şekilde karşı bir tutuma yer bırakmayan asil ve çekici bir hedef olarak kabul edildi.
Tecrübeli siyasetçinin gelecekte başka birini destekleyeceğine artık şüpheyle yaklaşılırken Kissinger, makalesinde Holmes hakkında şunları yazdı:
“Elizabeth, bir üniversite öğrencisinin hayalini küresel bir gerçekliğe dönüştürme sürecinde. Gücünü, hırsı,  kararlılığı ve büyük çekiciliğinin birleşiminden alıyor. Theranos'un teknik yönlerini yargılayacak olanlar olsa da sosyal etkileri geniş olacaktır.”
Tüm bunlara rağmen Theranos tarafından üretilen cihazların arızalanmalarından ve şirketin yanlış olduğu kanıtlanmış iddialarını destekleyecek araştırmaların dayanaklarının eksik olmasından dolayı bu teknoloji kısa süre sonra sistematik olarak hedef alınmasından değil, onu kolayca deviren fırtınalarla karşılaştı. Olumlu sosyal getiriler yaratmak yerine, şirketin yatırımcılarının özlemleri ve halkın umutları suya düştü. Denek olan hastaların acılarına acılar eklendi.
Böylece Elizabeth Holmes’un yükseliş hikayesi, adını 1970'li yıllarda alan, o tarihten bu yana adı başarı ile eşanlamlı olan, kendi kendine mücadelenin büyüleyici hikayelerine ev sahipliği yapan ve genellikle niteliksel bir yeniliğin olmasından veya toplam piyasa değeri 14 trilyon dolar olarak tahmin edilen seçkin şirketlerin arasına yeni bir şirketin katılmasından ya da etrafında dönenlerden ötürü sık sık sarsıntılara tanık olan Silikon Vadisi’nin tarihinde bir skandala dönüştü.
Ardından Kaliforniya Eyaleti ve Silikon Vadisi, 2015 yılında Holmes’un hakkındaki dolandırıcılık suçlamalarıyla ve 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle mahkeme salonlarındaki maceralarının başlangıcı olan korkunç düşüşünün ardından ulusal düzeyde herkes tarafından hissedilen farklı bir şokla sarsıldı.

ABD’yi kandırdı
Holmes'un herkesi aldatma başarısı kendiliğinden olmadı. Çünkü bazılarının sesini daha derin, ikna edici ve etkili bir şekilde değiştirdiğini iddia ettiği, zeki ve sempatik genç bir kız olarak benzersiz bir imaj yaratmıştı. Bunun da, diğerleri tarafından desteklenmesini sağlamaya ve başarısız olan teknolojisini üretmesine yardımcı olduğuna inanılıyor. Holmes’un eğitimini yarıda bırakmadan önce Stanford Üniversitesi’nde biyokimya bölümünde okuyor olması ve hastalıkları teşhis etme sürecinde devrim yaratma arzusu, bu alandaki çalışmalarını yapmak üzere okuldan ayrılmasını haklı bir tercih olarak gösteriyordu.


Eski ABD Başkanı Bill Clinton ve Elizabeth Holmes (AFP)

İnsanların sempatisini kazanmak ve yatırımcıları çekmek için hiçbir çabadan kaçınmayan Holmes, 2014 yılında TEDMED konferansında amcasının kanserle mücadelesinin ve ölümünün ona, Theranos’u kurma konusunda nasıl ilham verdiği hakkında bir konuşma yaptı. Ancak tablonun tamamı daha sonra John Carrero tarafından kaleme alınan ve Holmes’un ‘kendi kendini yetiştirmiş dünyanın en genç milyarderi’ olduğu yazılan ‘Bad Blood’ (Kötü Kan) adlı kitapta ortaya çıktı. Forbes dergisine göre Holmes, amcasıyla hiçbir zaman yakın olmamıştı. Dergi, Holmes ve amcası arasındaki ilişkinin gerçekliğini bilen aile üyelerinin Holmes’un şirketini tanıtmak için amcasının ölümünü kullanarak duygu sömürüsü yaptığını düşündüklerine dikkati çekti.

Düşüşün başlangıcı
Sahte ışıltıdan yıllar sonra 2015 yılında, Stanford Üniversitesi profesörü John Ioannidis'in Holmes’un teknolojisinin gerçekten işe yarayıp yaramadığını sorgulaması, Holmes’un düşüşünün başlangıcı oldu. Prof. Ioannidis, Amerikan Tabipler Birliği Dergisi’nde (Journal of the American Medical Association - JAMA) Holmes’un herhangi bir hakemli makale yayınlamadığını yazdı.
Toronto Üniversitesi’nden Prof. Eleftherios Diamandis ise Theranos'un teknolojisini inceleyip analiz ederek ‘şirketin iddialarının çoğunun abartılı’ olduğu sonucuna vardı ve şüpheciler listesine dahil oldu. Konu, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde çalışan araştırmacı gazeteci John Carrero tarafından da takip edildi.
Ancak Holmes, bu yazılanlara dayanamadı ve şirketin güvenilirliğini desteklemek ve bu şüpheci yazıları yok etmek için dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ı şirketinin üretim tesisini gezmeye davet etti. Tesisi gezen Biden, gördükleri hakkında övgüde bulundu.
Asıl şok edici gerçek ise Holmes ve ortağı olan Theranos'un başkanı ve işletme müdürü Pakistan kökenli ABD vatandaşı Ramesh Balwani’nin gerçek çalışma koşullarını gizlemek için sahte bir laboratuvar kurmuş olmalarıydı.


Holmes’un Theranos'u ziyareti sırasında dönemin Başkan Yardımcısı Biden'ı da kandırdığı ortaya çıktı (Getty)

WSJ, Ekim 2015'te Theranos'un Başkan Yardımcısı’nı kandırmak için yanlış sonuçlar verdiği söylenen cihazlar yerine geleneksel kan testi makineleri kullandığını haberleştirdi. Gazetenin haberinin ana kaynağı, 2013-2014 yılları arasında Theranos'ta çalışan ve o dönem şirketin yönetim kurulunda yer alan eski ABD Dışişleri Bakanı George Shultz'un torunu Tyler Shultz’du.
Theranos ise bu iddiaları yalanlayarak bunun bilimsel ve eylemsel bir hata olduğunu açıkladı. Bununla da kalmayan şirket, Schultz dahil olmak üzere WSJ ile konuşan kişileri daha fazla bilgi vermelerini engellemek amacıyla dava etmeleri için avukatlar tuttu. Ayrıca, Theranos'un Wikipedia sayfasından gazetenin haberine yönlendiren linkleri kaldırmak için bir PR şirketiyle anlaştı. Fakat bunun olması, sitenin kullanım koşullarını ihlal etmek anlamına geliyordu.

Çöküş devam etti
WSJ’nin haberinin ardından Cleveland Clinic Hastanesi, şirketin teknolojisiyle ilgili bir çalışma yapacağını duyururken ABD'nin en büyük eczane zinciri Walgreens, şubelerindeki kan testi merkezlerini genişletme planlarını askıya aldı.
Öte yandan Theranos ile ABD Gıda ve İlaç Dairesi (U.S. Food and Drug Administration - FDA) arasındaki yazışmaların geçmişi incelendi ve Savunma Bakanlığı, FDA’dan Theranos'un kan testi ekipmanlarının incelemesini talep etti.
FDA tarafından 2015 yılında yapılan incelemede, cihazların sınıflandırması dahil olmak üzere Theranos’un yönetmeliklerinde birçok ihlal olduğu ortaya çıktı. Şirket ise cihazlarının birinci sınıf olduğunu söyleyerek yasal yükümlülüklerinden kaçınmaya çalıştı. Ancak FDA, şirketin cihazlarını, üreticinin özel etiketler kullanması, belirli performans standartlarını karşılaması ve satış sonrası operasyonları izlemesi gerektiği anlamına gelen ikinci sınıf cihazlar olarak sınıflandırdı. 
Medicare & Medicaid Merkezleri  (The Centers for Medicare and Medicaid Services - CMS), Theranos'a 2016 yılı Ocak ayında, şirketin Kaliforniya’daki laboratuvarının incelenmesi sonucu, antikoagülan (varfarin) dozunu doğru belirlemek için yapılan bir test nedeniyle tesisin ‘hasta sağlığı ve güvenliği için tehlike’ oluşturduğu gerekçesiyle bir uyarı mektubu gönderdi.
Kurumsal çöküş, şirketin sahiplerini de kapsayacak şekilde genişlerken CMS yetkilileri, aynı yılın Mart ayında, Holmes ve Balwani'nin iki yıllık bir süre boyunca bir kan testi hizmetine sahip olmasını, çalıştırmasını veya yönetmesini resmi olarak yasakladı ve tesisin klinik laboratuar (CLIA) sertifikasını iptal etti.
Theranos, aynı yılın Nisan ayına kadar federal savcılar ve Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (Securities and Exchange Commission - SEC) tarafından, teknolojisi hakkında yatırımcıları ve hükümet yetkililerini yanılttığı iddiasıyla cezai soruşturmaya tabi tutuldu. ABD Temsilciler Meclisi Enerji ve Ticaret Komitesi, şirketin test hatalarını düzeltme ve federal yönergelere uyma konusundaki adımları hakkında kendisine bilgi verilmesini istedi.
Resmi sağlık kurumları, SEC, yatırımcılar ve eski ortakların açtıkları davalar ve verilen cezaların ardından Theranos'un geri kalanı da, Holmes'un kişisel serveti 4,5 milyar dolardan sıfıra düşmeden önce, 4 Eylül 2018'de dağıldı.

Adalete hesap verme
SEC, Mart 2018'de, Theranos’un CEO'su Holmes ve iş ortağı Balwani, amiral gemisi ürünlerinin parmak uçlarından alınan kan damlacıklarıyla kapsamlı ve doğru kan testleri yapabildiğini iddia ederek yıllarca yatırımcıları yanlış yönlendirmek ve dolandırmakla suçladı.
Savcılık, yatırımcıların, doktorların ve hastaların mağdur olduklarını, sanıkların ise ürünlerinin güvenilmezliğini ve yanlışlığını bildikleri halde bu bilgileri sakladıklarını iddia etti.
Holmes ve şirketin diğer iki yöneticisi, Şubat 2021'de Theranos’un faaliyetlerinin son günlerinde kanıtlardan kurtulmaya çalışmakla suçlandı. Söz konusu kanıtlar arasında laboratuvarında yapılan testleri ve bu testlerin doğruluğunu, kan tarama testi başarısızlık oranları raporları yer alıyordu.

Holmes, SEC ile 500 bin dolarlık tazminat ödenmesini, şirketinin 19 milyon hissesine el konulmasını ve 10 yıl süreyle halka açık herhangi bir şirkette liderlik pozisyonuna getirilmesinin engellenmesini öngören bir anlaşma yaptı. Ortağı Balwani ise SEC ile bir anlaşma yapmayı reddetti.
Holmes ve Balwani, suçlu bulunmaları halinde 250 bin dolara kadar para cezası ve 20 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıya kalacak. Holmes'un duruşması, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kısıtlamaları nedeniyle aylar süren ertelemenin ardından 31 Ağustos 2021 tarihinde başladı. Balwani'nin duruşması ise 2022'ye ertelendi. Theranos şirketi, 3 Ocak'ta hakkındaki 11 iddianın dördünden suçlu bulundu.

Holmes’tan ortağına darbe
Holmes'un duruşmasına bakıldığında, kamu önündeki imajını oluşturan iki özelliğin; yani cinsiyetinin ve gençliğinin avukatlarının onu savunurken kullandıkları temel argümanlar olduğu görülüyor.  Ama bu kez mesele onu, Kissinger'ın ifadeleriyle ‘güçlü ve kararlı bir başkan’ ya da ‘demir iradeli bir kadın’ olarak göstermek değil, eski sevgilisi ve iş ortağı Balwani tarafından duygusal ve fiziksel olarak istismar edilen bir kurban olarak göstermekti. Balwani de onu manipüle eden ve iş konusundaki yargı ve kararlarını etkileyen kişi olarak gösterildi.


Holmes, suçlu bulunursa 20 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir (AFP)

Ancak Politico dergisi, jüri üyelerinin suçlu olduğuna dair kararı göz önüne alındığında Holmes hakkında avukatlarının öne sürdüğü iddiadan etkilenme olasılığının düşük olduğunu ileri sürdü. Eski bir federal savcı olan Carrie Cohen, bu yılın başlarında Politico dergisine yaptığı açıklamada, "O (Holmes) kendini savunmakta zorlandı. Şirketin kendisine ait olduğunu söyledikten sonra, kendisini manipüle edilen bir kişi olarak sunması zor oldu” dedi.

Çıkarılacak beş ders
Elizabeth, henüz dokuz yaşındayken, babasına ‘hayatta en çok istediği şeyin, insanlığın ulaşılamaz olduğunu düşündüğü yeni bir şey keşfetmek olduğunu’ söylediği bir mektup yazdı. Liseyi bitirdikten sonra da 2002 yılında kimya mühendisliği okumak için Stanford Üniversitesi'ne girdi. Üniversitede, kullanan kişide herhangi bir enfeksiyon olması halinde bunu tespit edebilecek ve gerektiğinde antibiyotik salabilecek bir bant fikri ortaya koydu.
Stanford Üniversitesi'nde klinik farmakolog olan profesörü Phyllis Gardner, ona fikrinin ‘işe yaramayacağını’ söylediğinde Holmes bu yanıta kayıtsız kaldı. Prof. Gardner,  “Zekasından oldukça emin görünüyordu. Uzmanlığımı umursamaması oldukça can sıkıcıydı” diye konuştu.
Theranos serüveninin kesinlikle bir banttan daha fazlası olduğunu düşündüğümüzde Holmes'un bundan bir ders çıkarıp çıkarmadığı ya da başka bir insan olup olmadığı henüz belli olmasa da düşüş hikayesi, yaşıtları arasındaki hevesli girişimciler için hayati bir katkı olacaktır. Bu olaydan alınacak dersler çok, ama girişimcilik yazarı Kelly Hyman bu dersleri beş maddede özetliyor.
1 - Birincisi, otomasyon dikkatli kullanılmalı ve teknoloji, kalite ve doğruluk yok sayılarak öne çıkarılmamalı. Theranos örneğinde, şirket, geleneksel laboratuvar testlerini kullanarak hata riskini azaltmak için kan örneği alma sürecini otomatikleştirmeye çalıştı. Fakat tarama aracının belirli oranda bir kan örneği gerektirmesine rağmen Holmes’un, testin sonuçlarının doğruluğunu etkileyen yeni teknolojinin önemli bir özelliğini korumak için çok az miktarda kan örneği kullanmakta ısrar etmesi sorunlardan biriydi.
2 - Şirketin hatalarıyla yüzleşmesi ve kabul etmesi gerekiyordu. Strateji ve büyüme açısından yönetim görevlerini yerine getirmenin yanı sıra günlük operasyonları takip eden Holmes, şirketi korumak, iddialarını sürdürmek ve hem başarılar hem de hatalar konusunda güvenilirliğini sürdürmeliydi.
3 - Holmes'un mahkeme önündeki ifadesinde bazı şeyleri söylemediği ve hatalarını kabul etmekten kaçındığı not edildi. Hyman, girişimcilerin hatalar yapıldığında sorumluluk almaya istekli olması, bunları düzeltmek için uygun adımları atması ve böylece şirketin itibarını ve müşterinin şirkete olan güvenini artırması gerektiğinden öz sorumluluğun temel bir mesele olduğunu düşünüyor.
4 - İşler ters gittiğinde başkalarını suçlamaktan kaçınılmalı. Suçlama sorunu çözmese ve birçok durumda daha da kötüleştirebilse de, Holmes'un ortağı Ramesh Balwani'ye yaptığı gibi olayların farkında olmadığını iddia etmesi ya da günah keçisi araması bu gibi durumlarda verilen en yaygın tepkilerden biridir.
5 - Dürüstlük korunmalı. Holmes davasında dolandırıcılık oldukça ciddi bir suçlama ve 20 yıl hapis ve milyonlarca dolarlık para cezalarına çarptırılabilir. Ayrıca bu suçlama, hizmet hakkında yalan söylemek ya da abartmak suretiyle dürüst davranılmamasından kaynaklanıyor. Dürüst davranılmaması, müşteri memnuniyetini olumsuz yönde etkiliyor.
Sonuç olarak Silikon Vadisi, şimdi otuzlu yaşlarının sonlarında olan genç bir kadının, ABD şirketlerinin tarihindeki en ünlü yönetim kurulunu oluşturma konusundaki inanılmaz yeteneğinin yanı sıra başarısızlığının ve başta yatırımcılar ve bazıları hatalı test sonuçları yüzünden yıkıcı zararlar görmüş olan toplumun en zayıf kesimi hastalar olmak üzere kandırılanların çektikleri sıkıntıların hikayesini her zaman hatırlayacaktır.



Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
TT

Kazakistan, ağustos ayında Novorossiysk üzerinden petrol ihracatını artırdı

Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)
Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı’nda bir yeniden yükleme tesisi (Reuters)

Kazakistan’ın devlete ait boru hattı işletmecisi KazTransOil bugün yaptığı açıklamada, ülkenin geçtiğimiz ağustosta Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı üzerinden gerçekleştirdiği petrol sevkiyatını yüzde 27,8 artırarak 460 bin metrik tona çıkardığını bildirdi.

Buna karşılık Orta Asya ülkesi, Baltık Denizi kıyısındaki Rusya’nın Ust-Luga Limanı üzerinden yaptığı ihracatı geçen ay yüzde 30 azaltarak 200 bin tona düşürdü.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, Rusya’nın Kazak petrolünün Ust-Luga’dan Novorossiysk’e yönlendirilmesini sağladığını belirtti. Bu adımın, Karadeniz’de artan güvenlik riskleri nedeniyle Baltık bölgesinden Rus petrolü ihracatı için ilave kapasite oluşturduğu kaydedildi.


Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
TT

Trump-Şi zirvesi öncesinde... Washington, yapay zekânın risklerine yönelik bir mekanizma öneriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (Reuters)

ABD, yapay zekâyla bağlantılı ve ulusal güvenlik tehdidi oluşturabilecek olayların bildirilmesine yönelik ABD ile Çin arasında ortak bir mekanizma kurulmasını önerdi. Söz konusu adım, bu alandaki en büyük iki güç arasında diyaloğun geliştirilmesini hedeflerken, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında bu hafta Washington’da yapılması beklenen zirve öncesinde geldi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, New York’ta Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, tarafların özellikle ulusal güvenlik konularına odaklanan yeni bir yapay zekâ diyaloğu oluşturulmasını ele aldığını söyledi. Bessent, bu kapsamda ortak tehdit oluşturan veya ortak hedeflerle bağlantılı olayların bildirilmesine yönelik bir sistem kurulmasının da gündemde olduğunu belirtti.

Bessent, yapay zekâ alanında dünyada birinci ve ikinci sırada yer alan ABD ile Çin arasındaki şeffaflığın artırılmasının, bu faaliyetin sınırları aşan niteliği nedeniyle önem taşıdığını ifade etti.

Trump ve Şi, geçtiğimiz mayıs ayında Pekin’de gerçekleştirdikleri zirvede yapay zekânın geliştirilmesi konusunda istişarelerde bulunulması ihtimalini ele almış, ancak söz konusu diyalog resmi bir çerçeveye dönüşmemişti.

Pekin’in ABD’nin önerisine ilişkin tutumu ise netlik kazanmadı. Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Xinhua’dan aktardığı haberde, tarafların yapay zekâ konusunu görüştüğüne değinilirken, ekonomik ve ticari görüşmelerin ‘açık, kapsamlı ve yapıcı’ geçtiği belirtildi.

Gümrük vergileri ve stratejik olmayan mallar

Görüşmelerde ayrıca, ticaret ve yatırımlara ilişkin önceki mutabakatların uygulanması da ele alındı. Görüşmeler, Trump ile Şi arasında önümüzdeki perşembe ve cuma günü yapılması planlanan zirveye hazırlık kapsamında gerçekleştirildi.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, Washington ve Pekin’in mayıs ayında üzerinde anlaşmaya varılan ve Ticaret Konseyi olarak adlandırılan mekanizma kapsamında, gümrük vergisi indirimlerine konu olabilecek stratejik olmayan ürünleri belirlemeye yönelik bir sistemi hayata geçirmek için çalıştığını söyledi.

Greer, olası listenin bazı tüketim malları ile Çin’in düşük teknoloji ürünlerini içerebileceğini, bunun karşılığında ABD’nin enerji, tarım ürünleri ve tıbbi cihazlarının yer alabileceğini belirtti.

ABD’nin gelişmiş yapay zekâ çipleri ve yarı iletken üretim ekipmanlarına yönelik ihracat kontrollerinin ise yapay zekâ mekanizmasına ilişkin görüşmelerin gündeminde olmadığını vurguladı.

Danışmanlık şirketi The Asia Group’un dijital ekonomi biriminin ortağı ve başkanı George Chen, diyaloğun sürdürülmesinin önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Ancak Chen, iki ülke arasındaki güven düzeyinin düşük olması ve Pekin’in Washington’ın Çin’in yapay zekâ sektörünün gelişimini sınırlandırmaya çalıştığına inanması nedeniyle yapay zekâ alanındaki iş birliğinin hâlâ sınırlı olduğuna işaret etti.

İlerleyen görüşmelerde yapay zekânın silahlarda kullanılması, güvenlik ilkeleri, kritik altyapıların korunması ve siber saldırıların önlenmesi gibi daha hassas konuların da ele alınması bekleniyor.

Görüşmeler, ABD ile Çin’in yeni bir zirveye hazırlanırken mevcut ticaret ateşkesinin 10 Kasım’daki sona erme tarihinin yaklaşmasıyla gerçekleşiyor. Çin’in ABD tarım ürünleri alımlarını yıllık yaklaşık 17 milyar dolar artırma ve Boeing’den 200’den fazla uçak satın alma taahhütleri de dahil olmak üzere diğer bazı konularda ise henüz anlaşma sağlanmış değil.


Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şi Cinping-Trump zirvesi: Pekin büyük bir anlaşmaya bahis oynamıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Cennet Tapınağı turu sırasında birlikte yürüyorlar, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Şerbil Berakat

Mayıs ayında Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında Donald Trump, Zhongnanhai surları içinde kendisine eşlik eden Şi Cinping'e, bu özel yerde başka devlet başkanlarını ağırlayıp ağırlamadığını sormadan edemedi. Çin Devlet Başkanı'nın cevabı kısaydı: “Burada çok nadiren devlet başkanlarını ağırlıyoruz” dedi ve ardından Vladimir Putin'in de burada ağırlandığından bahsetti; oysa, Zhongnanhai Richard Nixon, George W. Bush ve Barack Obama'nın da uğrak yeri olmuştu.

Cevap sıradan görünebilir, ancak iki adam arasındaki ilişkinin doğasını özetliyor. Trump, Şi'yi “dost” olarak tanımlamakta ısrar ederken, Pekin ilişkiyi kişiselleştirmekten kaçınıyor. Bugün, Trump muhtemelen önümüzdeki çarşamba günü başkanlık uçağından inişinde Şi'yi karşılamaya ve Washington'da ona görkemli bir akşam yemeği vermeye hazırlanırken, törensel etkinliklerin ardında daha karmaşık bir zirve yatıyor gibi görünüyor. Şi, “dostu” ile değil, bir sonraki hamlesi tahmin edilmesi zor olan Amerikan başkanıyla görüşmeye geliyor.

O, büyük uzlaşmaların adamı değil

Amerikalı uzmanlar, kişisel ilişkilerin, zirvelerin ve diplomatik ziyaretlerin Çin-Amerikan ilişkilerindeki önemli aşamalarda önemli bir rol oynadığına inanıyor. 1972'de Henry Kissinger'ın Pekin ziyareti ve Çin Başbakanı Çu Enlay ile yakın ilişkisi, aynı yıl Richard Nixon'ın tarihi ziyareti ve Mao Zedong ile görüşmesi, buna bir örnek. Bundan yedi yıl sonra da Jimmy Carter, Beyaz Saray'ın kapılarını Deng Şiaoping'e açarak iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının önünü açtı. Ancak, Şi ve Trump'ın ilk ve mevcut dönemlerindeki sık görüşmeleri, iki lider arasındaki kişisel kimyaya güvenmenin aynı dönüşümü sağlamadığını gösterdi.  

Bu sadece daha kurumsal ve metodik bir yaklaşımı tercih etmesiyle bilinen Şi Cinping ile ilgili değil, aynı zamanda kendisini göstermeyi sevdiği gibi bir anlaşma yapıcı olmadığını kanıtlamış olan Trump ile de ilgili.

xvfbfbf
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda Başkan Donald Trump ile tokalaşıyor, 14 Mayıs 2026 (AP)

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde 2021-2023 yılları arasında Çin'den sorumlu eski direktör Jonathan Tsien'in yakın zamanda The Atlantic'te yayınlanan son makalesinde belirttiği gibi, Trump ne 1949'da NATO'yu kuran Harry Truman, ne 1962'de Küba Füze Krizi'ni gizli diplomasiyle yöneten John F. Kennedy, ne Mihail Gorbaçov ile silah kontrol anlaşmalarını müzakere eden Ronald Reagan ve kesinlikle, ABD-Sovyet-Çin üçgenine kapıyı açarak Soğuk Savaşı yeniden şekillendiren Nixon gibi değil.

Uygulamada Trump'ın iki dönemlik diplomatik sicili mütevazı kaldı. Kim Jong-Un ile yaptığı ve kalıcı bir siyasi anlaşmayla sonuçlanmayan zirveden, Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşı sona erdirmede rol oynadığı iddiası ki, Yeni Delhi bunu reddetti ve Vladimir Putin'i Ukrayna'daki savaşı en temel ve adil şartlarda bile sona erdirmeye ikna edememesine kadar, başarılarının çoğu da belirsiz veya eksik.

Pekin bu deneyimi net bir şekilde okuyor; Trump büyük uzlaşmaların adam değil, ancak bu onun hafife alınacak bir başkan olduğu anlamına gelmiyor. Öngörülemezliği onu müzakere masasında daha tehlikeli hale getiriyor. Öte yandan, Çin diplomasisi son yıllarda, bazen kendisi hiçbir çaba harcamadan, Trump’ın pragmatizminden ve dış politikasının değişkenliğinden yararlanmayı öğrendi.

Bu nedenle Pekin, ABD Başkanı'nın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana üçüncü olan Trump-Şi zirvesini şansa bırakmıyor. Trump'ı kışkırtmanın, onu küçümsemenin veya yenilmiş gibi göstermenin olumsuz sonuçları olabilir.

Çin, Trump'ın politikalarının kendisini uluslararası sahnede varlığını genişletmeye, birçok ülkeye daha istikrarlı bir ortak veya Amerikan politikalarına karşı gerekli denge unsuru olarak sunmaya ittiğini düşünse de Çinli planlamacılar Washington zirvesinde hatalardan ve yanlış hesaplardan kaçınmak için çalışıyorlar. Bu nedenle, zirve hazırlıklarına titiz bir planlama, güç ve baskı kozları toplama ve aynı zamanda Washington'u cezbedebilecek fırsatlar ve çıkarlar sunma damga vuruyor.

Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçektir

Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirvenin gündemini kesinleştirmek üzere Çin heyetinin başında Washington'a giderken, ticaret ve gümrük tarifeleri, İran savaşı ve yapay zekâ konularının masadaki en önemli konular arasında olması bekleniyor.

Ateşkes uzatılacak mı?

Trump ve Şi'nin bir yıl önce Busan'da vardığı ticaret ateşkesi sona yaklaşırken, ticaret ve gümrük tarifeleri konusu giderek daha fazla önem kazanıyor. Washington'un geçen yıl Pekin'in nadir toprak madenlerini koz olarak kullanmasının ardından gümrük tarifelerini yükseltme kararından geri adım atmasına rağmen, birçok sektörde gümrük tarifeleri yürürlükte kalmaya devam etti ve Penn Wharton Bütçe Modeli'ne göre Çin ithalatına uygulanan ortalama etkili ABD gümrük tarifesi temmuz ayında yüzde 22,8'e ulaştı.

Ancak iki ülke arasındaki ticaret, 2025 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 5,4 oranında artış gösterdi ve Çin ihracatı toplam ticaretin yüzde 75'ini oluşturarak Pekin'e önemli bir pazarlık gücü sağladı. Dolayısıyla gümrük tarifelerinin yükseltilmesi, Çin'i nadir toprak madenleri ve diğer ekonomik araçları kullanmaya itebilirken, tarifelerin düşürülmesi ticaret dengesizliğini Çin lehine genişletecektir.

Pekin, kasım ayındaki ara seçimlerden önce, Trump'ın bilhassa çiftçiler konusunda olumlu ekonomik sonuçlar sunma ihtiyacında olmasına bahis oynuyor. Bu nedenle Şi Cinping, ticaret ve yatırım önerileriyle birlikte, önemli Çinli iş adamlarından oluşan bir heyetle Washington'a gidiyor.

Öte yandan, Pekin bazı Amerikan endişelerini dikkate aldığını da gösterdi. Bu ay Asheville'de düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısının nihai bildirisinde Washington tarafından önerilen ve “piyasa mekanizması dışındaki uygulamaların ve politikaların” ele alınmasını öngören maddeye karşı çıkmasına rağmen, Çin bu taleplere kısmi bir yanıt olarak yorumlanabilecek önlemler aldı. Bunlar arasında, dış pazarlarda fiyat savaşlarını ve dampingi önlemek için otomotiv sektöründeki düzenlemelerin sıkılaştırılması, zayıf yerli şirketlerin birleşmelere veya pazardan çıkmaya yönlendirilmesi de yer alıyordu.

Bu girişime bir cevap gibi görünen açıklama ile Trump, Çinli şirketlerin Amerikan topraklarında fabrika kurmaları ve Amerikalıları istihdam etmeleri şartıyla Çin otomobillerinin ABD'ye girmesine izin vermeye açık olduğunu söyledi.

İran problemi

Zirveye hazırlıklarının bir parçası olarak Şi Cinping, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi ve Yeni Delhi'deki BRICS zirvesinin yanı sıra Kahire'ye yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere diplomatik bir tur gerçekleştirdi. Kahire'de Wang Yi tarafından “Ortadoğu için Çin çözümü” olarak tanımlanan bölgesel bir güvenlik girişimini sundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak en önemli hadise, Yeni Delhi ve Washington arasındaki ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde Hindistan'da Narendra Modi ile yaptığı görüşmeydi. Giderek artan Çin-Hindistan yakınlaşması, Biden döneminde Çin'i dengelemek için Hindistan'ın rolünü genişletmeye dayanan ABD'nin Asya stratejisini daha da karmaşıklaştırıyor.

cvfb
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde bir araya geldi, 13 Eylül 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, İran savaşındaki Çin diplomasisi, Körfez'in her iki tarafındaki ortakları arasında dengeyi korumaya çalışmaktan, Tahran'a belirli talepler sunmaya doğru kaydı. Bu talepler arasında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve seyrüsefer özgürlüğünün garanti altına alınması, Körfez ülkelerine yönelik saldırıların durdurulması ve savaşın, özellikle Yemen'e doğru genişletilmesinden kaçınılması yer alıyor. Bu talepler, Amerikan çerçevesinden bağımsız yeni bir güvenlik mimarisi üzerine bölgesel diyalog çağrısıyla birlikte geldi. Wang Yi, Pekin'de İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye bunu iletti.

Bu denklem, Pekin'e, ABD’nin İran'a karşı devreye soktuğu “Ekonomik Dışlama” planı karşısında manevra alanı sağlıyor; zira Tahran'a uygulanan yaptırımların Çin ile doğrudan bir ekonomik çatışmaya dönüşmesi olası görünmüyor. Washington ve Pekin'in, ABD'nin etkili Çin kurumlarını hedef almaktan kaçınması karşılığında, Pekin'in İran petrol alımlarını azaltması veya İran ile ticaretini, Tahran'a uygulanan ambargoya katılmadan Amerikan taleplerini kısmen karşılayacak şekilde yeniden yapılandırması şeklinde örtük bir uzlaşmayı görüşmeleri muhtemeldir.

Bu denklemin merkezinde petrol ve Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. Savaş sırasında Çin, talep yoluyla ham petrol fiyatlarını etkileme gücünü gösterdi, bu da Şi Cinping'e, özellikle seyrüseferdeki aksamalar ve fiyat artışları devam ederse, Trump ile İran konusunda yapılacak görüşmelerde ilave bir koz sağlıyor.

Bu nedenle Pekin, İran konusunda gelecekteki herhangi bir anlaşmada veya yeni bölgesel düzenlemelerde kolaylaştırıcı veya eş garantör rolü oynamaya giderek daha fazla hazırlanıyor; bu, Washington'un kabul etmek ve bundan yararlanmak zorunda kalabileceği bir gerçek. Ancak, Çin'in manevra alanı, gücü, nüfuz alanının sınırları ve çatışmaya dahil olan ve ondan etkilenen taraflar arasında hassas bir dengeyi koruma ihtiyacı nedeniyle sınırlı. Bu durum, etkili bir Çin rolüne izin vermeyi, Washington'un kendi kararına bağlı kılıyor.

Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor

Burada Trump yönetimi gerçek bir problemle yüzleşiyor: Pekin'i görmezden gelmek, statükonun devamından minimum maliyetle faydalanmasına izin vermek anlamına gelirken, rolünü kabul etmek ise Ortadoğu'daki, özellikle de kilit Körfez ülkelerindeki etkisinin ve varlığının bir kısmından vazgeçmek anlamına geliyor.

sdv
Uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün, destek gemisi USNS Arctic ile denizde ikmal operasyonu sırasında, helikopterlerin iki gemi arasında malzeme transferi yapması, 8 Mayıs 2019 (ABD Donanması Basın Ofisi/AFP)

Bu nedenle, Trump yönetimi, Çin'in rolü konusunda sınırlı seçeneklere sahip gibi görünüyor; Pekin'e karşı ne baskıyı artırarak olumsuz ne de geniş bir manevra alanı tanıyarak olumlu dramatik adımlar atmadan ilerlemesi gerekiyor. Bu bağlamda özellikle dikkat çekici olan, birkaç gün önce Wang Yi ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasında Ortadoğu'daki gelişmelerle ilgili yapılan telefon görüşmesiydi.

Tayvan ve Ukrayna'daki savaş

Bilhassa Çin tarafının şüphesiz gündeme getireceği Tayvan başta olmak üzere gündeme başka konular da gelebilir. Gelgelelim, özellikle Trump'ın ABD'nin adanın güvenliğine olan bağlılığını azaltma eğilimi göz önüne alındığında, bunun büyük bir anlaşmazlık noktası haline gelmesi beklenmiyor. Bu bağlamda, ABD medyası, Washington'un Trump'ın “önemli bir pazarlık kozu” olarak tanımladığı Tayvan ile silah anlaşmasını askıya almayı düşündüğünü belirtti.

Ukrayna dosyasına gelince, Moskova, önümüzdeki ay Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Shenzhen'de Putin, Şi ve Trump arasında üçlü bir zirve olasılığından bahsetti. Şi ve Modi ise Ukrayna krizini sona erdirmek için rol oynamaya hazır olduklarını açıkladılar. Washington ve Kiev'in, Pekin'in Doğu Ekonomik Forumu sırasında Kiev'den Vladivostok'u bombalamamasını istediğini ve Ukrayna'nın da buna uyduğunu açıklaması dikkat çekiciydi.

Bu, bir şekilde hem Moskova'nın hem de Kiev'in önceki çekincelerini bir kenara bıraktığını ve artık savaşı sona erdirmek için herhangi bir denklemde Çin'i vazgeçilmez bir taraf saydığını gösteriyor.

Yapay zekâ yarışı

Yapay zekâda hakimiyet yarışının, özellikle ABD’li teknoloji şirketlerinin güvenlik ve emniyet endişeleri nedeniyle yapay zekâ modellerinin gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının ardından, zirve kapsamındaki temaslarda önemli bir yer tutması bekleniyor. Pekin, ABD'nin çağrısını prensipte reddetmiş olsa da güvenlik ve yönetişim kuralları konusunda teknik bir diyaloğa hazır görünüyor.

Şi Cinping, bu diyaloğa 29 ülkenin katılımıyla Şanghay'da Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü'nün (WAICO) kurulması, sektörün küresel yönetişimi için dört ilke önerisi, ayrıca BRICS zirvesinde başlattığı “açık kaynaklı yapay zekâ” girişimi de dahil olmak üzere bir dizi girişimle birlikte katılıyor.

drgbg
Tibet Gençlik Kongresi üyeleri, BRICS zirvesi için Hindistan'a yapacağı ziyaret öncesinde Yeni Delhi'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in posterlerini taşıyan bir protesto gösterisi düzenlediler, 11 Eylül 2026 (AFP)

Çin yapay zekâ modeli, yapay zekâ modelinin yeteneklerini geliştirmeye daha fazla önem veren ABD modeline kıyasla, pratik uygulamaları genişletmeye odaklanırken, Pekin, model geliştirme hızını yavaşlatma ve güvenlik önlemlerini güçlendirme yönündeki ABD çağrılarına uyum sağlamaya istekli görünüyor. Ancak Çin, bu çağrıların rakipleri engellemek ve ABD'nin üstünlüğünü pekiştirmek için bir araç olarak kullanılabileceği olasılığından da endişe duyuyor.

Çin bu endişesinde yalnız değil; Fransız Mistral şirketi ve Alman Yapay Zekâ Derneği, güvenlik endişelerinin Amerikan şirketlerinin hakimiyetini güçlendiren ve rakiplerinin kendisine yetişebilmesini sınırlayan düzenlemeler getirmek için kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Düşük beklentiler mi?

Bu nedenle, Trump-Şi zirvesi, son günlerde medyaya hâkim olan “düşük beklentiler” ifadesine indirgenemez. Zira Trump'ın yaklaşımı ve dış politika tarzı, geniş kapsamlı herhangi bir stratejik anlayış için çıtayı düşük tutuyor. Bu arada Pekin, Washington'un uluslararası düzeni yeniden şekillendirmek için Çin ile iş birliği yapabileceği büyük girişimlerden ziyade küresel hegemonyasını yeniden üretmekle daha çok meşgul olduğuna inanıyor.

 O güne kadar Şi, büyük bir anlaşma arayışıyla Washington'a veya Trump ile görüşmeye gitmeyecek. Bunun yerine, zirveyi stratejik bir dönüm noktasına dönüştürmeden, Çin'in Washington ile ilişkilerini anlaşma anlaşma, dosya dosya yönetmesine olanak sağlayacak bir kart destesi taşıyacak.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.