Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Hartum ve Cuba hükümetleri, bölünmenin düzgün bir şekilde düzenlenmediğini ortaya koydu

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan ve Güney Sudan yeniden karşı karşıya mı geliyor?

Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Güney Sudan, bir kriz mirası devraldı (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Mana Abdulfettah
Ocak 2011’de yaşandığı gibi, ayrılması ve bağımsız bir devlete dönüşmesi öngörülen Güney Sudan’ın durumu hakkında Francis Deng, ‘Cry of the Owl (Baykuşun Çığlığı)’ adlı ünlü romanını yazdı. Kitap, güneydeki Dinka kabilesinin kuzeydeki Misseriya kabilesi ile çatışma mirası ile karışmış, çözülmez bir Siyahi-Arap kimlik kavramını ele alıyor. Deng’in ilk düşüncesi, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang’ın ‘Kuzey ve Güney arasındaki birlik’ fikriyle kesişiyor. Ancak bu fikir, eşit vatandaşlık, çeşitliliğe saygı, sosyal ve politik adalet ve kalkınmada marjinalleşme olmamasını şart koşuyor. Sudan’ın bağımsızlık öncesinden bu yana altın bir barış dönemi yaşamadığı kanıtlandıktan sonra ülkenin bu bölgesinde ayrılık şaşırtıcı olmadı. Kendi kaderini tayin hakkı talebi yükseltilirken, her barış müzakeresinde güç ve zenginliği paylaşma sorunu ortaya çıktı, kökleşmiş kabile çatışması ve devletin oradaki isyanla mücadele etmek için yürüttüğü savaşın körüklediği şiddet patlak verdi.
Sudan’ın kendine özgü siyasi, coğrafi, dini ve sosyal yapısı göz önüne alındığında Güney Sudan devleti, ortaya çıkan krizlerin mirasını devraldı. Ayrılık en iyi çözüm değildi. İki farklı kimlik arasındaki krizden kurtulduktan sonra güneydeki kabileler arasındaki iç anlaşmazlık, etnik ve siyasi karmaşalar ortaya çıktı. Başbakan Salva Kiir Mayardit, muhalefet lideri Riek Machar ve her iki tarafa sadık kalan kabileler arasında imzalanan anlaşmalar, bu anlaşmazlığı sona erdirmeyi başaramadı.
Güney Sudan, devlet görevlerini yerine getirmesini engelleyen iç çatışmalara ek olarak, Sudan’ın kendi iç meseleleriyle ve bölge ülkelerinin de kendi krizleri ve çatışmalarıyla meşgul olması nedeniyle kendisini bölgesel bir izolasyon içerisinde buldu. Ancak ayrılmayı tebrik eden ve Güney Sudan devletini tanımak için aceleci davran ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de dahil olmak üzere uluslararası topluma gelince, BM kuruluşlarının çabalarıyla güvenlik ve gıdanın bozulmasını durdurmayı başaramadı. Bu koşullar, atmosfer ‘bir tartışma için’ uygun olmasa bile, iki ülke arasında ortaya çıkan sorunların ara sıra yeniden gündeme gelmesini engellemedi.

İltica sorunu
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Güney Sudan’daki siyasi şiddet ve çatışma, ülke içinde yerinden edilmenin artmasına neden oldu ve çatışma tarafları, ‘kavrulmuş toprak’ stratejisini kullandığı için bu da güvenlik ve ekonomik açıdan sorunlar yarattı. Tarım arazileri, mahsuller, kaynaklar, otlak alanlarını yok oldu, hatta bazı durumlarda misilleme olarak hayvanlar yakıldı. Bu durum, ekonomik ve manevi kayıplara neden oldu. Bu da komşu ülkelere sığınmaya yol açtı. Sudan, birlik ve ‘birleşik devlet çerçevesinde’ Sudan’a dönmek isteyen güneyliler için tercih edilen yerdi. Öyle ki halk referandumunda lehine oy verdikleri ‘bölünmeden’, modern devletler içindeki diaspora dışında bir kazanç elde edemediler. Güneyin sorunları hala her geçen yıl daha karmaşık hale geliyor ve dünya, buradan yalnızca çatışmalar, kıtlık ve sığınma haberleri duyuyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Örgütü (WFP), bu yıl zirveye ulaşan kuraklık konusundaki uyarılarını sürdürdü. Güney Sudan nüfusunun yüzde 70’inden fazlası hayatta kalmak için mücadele edecek. Ülke, çatışmalar, iklim değişimi, koronavirüs ve artan maliyetler nedeniyle benzeri görülmemiş düzeyde gıda güvensizliği ile karşı karşıya.
Güney sınırlarını çevreleyen Sudan şehirleri, sığınma dalgalarına tanık olmaya başladı. Bazıları, Eylül 2021’de Kosti Limanı üzerinden Sudan ile Güney Sudan Devleti arasındaki nehir taşımacılığının yeniden başlamasından yararlanarak başkent Hartum’a ulaştı. Taşımacılık, yaklaşık 8 yıl süreliğine askıya alınmıştı. Burası, Güney Sudan vatandaşları için Dünya Gıda Programı tarafından işletilen bir yardım köprüsü olarak kaldı. Daha sonra ekonomik bir proje ve mal taşımacılığı ve turizmi canlandıran bir arter olduktan sonra, iki ülkeyi birbirine bağlayan nehir hattının ilticanın şiddetlenmesiyle birlikte birçok idari, mali ve güvenlik engelle karşılaşacağı görülüyor.

Sınırın çizilmesi
Geçiş hükümeti, güneydeki taraflar arasındaki barış görüşmelerine katılımını artırdı. Hartum’da Cuba hükümeti ile Birinci Başkan Yardımcısı Riek Machar liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin bölünmüş bir grubu arasında görüşmeler yapıldı. Daha önce ise Cuba’da geçiş hükümeti ile silahlı hareketler arasında yapılan görüşmeler, hükümet ile bazı hareketler arasında ‘Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’deki savaşı sona erdirmek’ için 3 Ekim 2020’de barış anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
İki ülke arasındaki iç uyumsuzluk konusunda ise geçiş hükümetinin ‘bu tartışmalı meseleleri eski rejimden miras almış ve çeşitli nedenlerle çözümüne girmekten kaçınmış olması’ nedeniyle sınır sorunu gündeme geldi. Sudan ve Güney Sudan devletlerini ayıran sınırların karmaşıklığı, bu sınırların uzunluğu kadar. Bu sınırlar, hareket, göç ve çiftçilik nedeniyle iki ülkedeki çatışan kabilelerin nüfuz hatları sayılıyor.
Eski rejimin bu konuyu ele almaktan kaçınması, sınır belirleme komisyonunun çalışmasını engelledi. 2005 yılı Kapsamlı Barış Anlaşması (Naivasha) ve daha sonra Abyei Protokolü de bu sorunu çözemedi. Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalu (Hemedti), Güney Sudan Devlet Başkanı’nın Güvenlik İşlerinden Sorumlu Danışmanı Tut Galwak ile sınır çizme konusunu görüşmesi sonrasında Egemenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ‘sınır ticaretini canlandırmak ve Babanusa- Wau şehirlerini birbirine bağlayan demiryolunu onarmak’ için iki ülke arasındaki geçişlerin yeniden açılması ve nehir ve kara taşımacılığı hareketinin etkinleştirilmesi amacıyla bir karar yayınladı. Hartum ve Cuba, ‘iki ülke arasındaki sınır bölgelerinde geçişlerin açılması, ticaret ve vatandaşların dolaşımı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve bu bölgelerdeki sivil çatışmaların çözülmesi için çalışma’ konularında uzlaşı sağladı.

Çakışan sorunlar
Yalnızca prosedürel gibi görünen sınır sorunu, ‘hükümetin bir anlaşma çerçevesinde çözemediği petrol zengini Abyei bölgesi sorunu’ gibi daha derin bir sorunla bağlantısı nedeniyle göründüğünden daha karmaşık. Şu an mevcut hükümet, bir yanda Ngok Dinka halkının ve diğer yanda Misseriya halkının ‘iki kabile arasında kalıcı barışı imkânsız hale getiren’ sert tavırlarını sürdürmesi dolayısıyla bir çözüm arıyor. İki kabile, hayvancılığın hâkim olduğu çeşitli ekonomik faaliyetleri paylaşıyordu. Bu durum, kanun gücüyle dayatılan bir ortaklıktı. Ayrılık olmadan önce kuzey-güney ortak yönetimi, hayvancılık sınırlarının aşılmaması esasına itimat ediyordu. Ancak genel olarak çatışmalar meydana geldi. Bu da bu çözümlerin geçici olduğu anlamına gelirken, yerel anlaşmalar da bu sorunu çözemedi. Sorun, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda uluslararası tahkime sunuldu.
Sınır sorunu, güneyin ayrılmasından bu yana çözülmemiş olan milliyet ve vatandaşlık sorunuyla birleşti. Öyle ki anlaşmanın ayrılık sonrası ‘milliyet’ ile ilgili metni muğlak ve net bir tanım içermiyor. Sınır bölgelerinde yalnızca kabile yüzleri veya özellikleriyle ayırt edilebilen çok sayıda vatandaşın olduğu gerçeğinin, bu belirsizliği dayatmış olması muhtemel. Zira bu vatandaşların birçoğu, kuzeyde doğdu ve kimlik belgesi bulunmayanlar var.  Bu konuya ilişkin bakış açıları ve değerlendirmeler ise farklı.

Güvenlik karmaşası
İki ülkenin hükümetleri, kuzey- güney ayrılığının düzgün bir şekilde düzenlenmediğini bildirdi. Hükümetler, siyasi ve ekonomik karmaşalara ek olarak güvenlik boyutu nedeniyle de birçok müzakere oturumundan kaçınıldığını söyledi. Ancak güvenlik konusuyla en ilgili konu silahlanma sorunudur. Eski rejim, kendisine sadık kuzey kabilelerini güneye bağlı kabilelere karşı silahlandırarak bu konuda aktif bir rol oynadı. Bu gerçeğin yinelenmesi ise uzak bir ihtimal değil. Kabilelerin doğası ve kendilerini her yönden ve her şekilde silahlandırma eğilimleri nedeniyle anlaşmazlık, yeniden baş gösterebilir.
Bu konu çerçevesinde güvenlik karmaşasının artması ve yeni çatışmaların patlak vermesi spekülasyonları ortasında bu anlaşmazlığın, yüzeye çıkmasına neden olabilecek üç faktör tanımlanabilir. İlk olarak, iki ülkedeki siyasi istikrarsızlık, Güney Sudan’da silahlı çatışmaların devam etmesi, Sudan’ın Darfur, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerindeki devrimci halin ve savaşın devam etmesi. İkinci olarak, iki ülke arasındaki ekonomik sıkıntı petrol sorununun yeniden patlamasına neden olabilir. Sudan, ayrılıktan sonra güneye giden petrolünün yaklaşık yüzde 75’ini kaybetti. Hartum, kalan yüzdeyi yönetemedi. Daha sonra ise güneydeki savaş, bölgedeki üretimi kesintiye uğrattı. Bu çerçevede iki hükümet, bu konuda bir talebe başvurabilir. Nihayetinde de petrolün kuzeyden doğu Sudan’daki Beşair Limanı’na ihracatı için geçiş ücretleri konusunda bazı karışıklıklara neden olabilir. Üçüncü olarak, şu anda iki ülkenin hükümetleri arasındaki uyuma ve hükümet ile muhalifleri arasındaki müzakerelere katılıma rağmen her iki tarafta da muhalif güçlerin iktidara gelmesiyle koşulların değişmesi ihtimali var. Hatta bu olasılık, sert çatışmalara ve barışçıl çözümlere itimat etmemeye yol açabilir.



Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Büyükelçiliği'nin ülkenin çarpıcı bir uydu görüntüsünü paylaşmasının ardından, Donald Trump yönetimini tiye  alan Malezyalılar petrollerinin olmadığını iddia ediyor.

Kuala Lumpur'daki elçilik, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan çekilen ve Malezya'nın göklerinde yükselen bulutların arasından şimşeklerin çaktığını gösteren 2016 tarihli çarpıcı bir uydu fotoğrafını paylaştı.

Büyükelçilik, sosyal medya platformlarında paylaşılan gönderiye şöyle yazdı:

Malezya, hiç bu kadar elektrikli görünmemiştin. Bu parlak beyaz noktalar şehir ışıkları değil, bir fırtına sisteminin içinde meydana gelen devasa şimşek çakmaları. Bu açıdan bakana kadar canlı, nefes alan bir gezegende yaşadığımızı unutmak kolay. İster fırtınanın altında olun ister üstünde, manzara muhteşem.

Görünüşte zararsız olan bu paylaşım, internette Malezyalıların kendileriyle dalga geçen bir mizah dalgasına yol açtı ve kullanıcılar, Trump yönetiminin Venezuela'ya saldırısından sonra Washington'ın dikkatini ülkelerine çevirmemesi için şaka yollu çağrıda bulundular.

Facebook'ta en çok beğenilen yorum şöyleydi:

Lütfen başkanınıza petrolümüz olmadığını söyleyin. Sadece Saji yemeklik yağımız var.

Bazılarıysa Malezya'nın insanların ağaçlarda yaşadığı az gelişmiş bir ülke olduğu klişesini kullandı.

Bir kullanıcı, "Gördüğünüz gibi, ormanda yaşıyoruz. Vücutlarımızı ısıtmak için ateş yakıyoruz" dedi.

Bir diğeriyse, "Şehirlerimiz yok. Hepimiz ağaçlarda yaşıyoruz. (Not: Petrolümüz yok)" diye şaka yaptı.

Alif Sazali adlı bir kullanıcıysa, "Sevgili Trump... Ormanda yaşıyoruz... Petrol yok, sadece kaplan ve timsah var" diye espri yaptı.

Facebook'ta Mohd Raffi Merusin, Malezya'nın ham petrolü olmadığını, "sadece bol miktarda palm yağı ve fırtınaları" olduğunu iddia etti.

Instagram'da ise aynı fotoğraf yüzlerce yorum aldı ve bazıları "Biz bir sonraki Venezuela mıyız?" diye sordu.

Bir başkasıysa ABD'ye, "Brunei veya Singapur'u tercih edebilirsiniz" diye öneride bulundu.

Bazı yorumcular, gözetim ve müdahaleye yönelik eleştirilerde bulundu. Ina Abd Rahman adlı kullanıcı, "Hiçbir uyarı yapılmadan, ABD Büyükelçiliği'nin Malezya'nın uydu görüntüsünü yayımlaması epey garip" dedi.

Petrol şakaları, ABD'nin bu ay Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından Venezuela'nın petrolünü "süresiz" kontrol etme sözü vermesinin ardından geldi.

Başkan Trump, ABD'nin Venezuela'yı ele geçireceğini ve petrol rezervlerinden yararlanacağını iddia etti. Ayrıca Venezuela'nın ABD'ye 30-50 milyon varil "yaptırımlı petrol" sağlayacağını duyurdu.

Trump, daha sonra Grönland'ı ele geçirme arzusunu yineleyerek, ABD'nin "isteseler de istemeseler de Grönland'la ilgili bir şeyler yapacağını" söyledi.

Trump yönetimi, Danimarka topraklarını ele geçirmek için askeri güç kullanma ihtimalini masadan kaldırmayı defalarca reddetti.

Independent Türkçe


Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)
TT

Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)

Kuzey Kore devlet medyasına göre diktatör Kim Jong-un'un kız kardeşi, Güney Kore'nin iki rakip ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine ilişkin "umut dolu çılgın hayallerinin asla gerçekleşemeyeceğini" söyledi.

Kuzey Kore'nin iktidar partisinde yönetici olan Kim Yo-jong, bir Güney Kore hükümeti yetkilisine atfedilen, Pyongyang'la görüşmelerin yeniden başlaması için Seul'ün bir fırsat gördüğü yönündeki yorumu eleştirdi. Bu yorum, iddiaya göre drone'ların Kuzey Kore hava sahasını ihlal etmesine Kim Yo-jong'un daha az sert bir tepki vermesi üzerine yapılmıştı.

Kuzey Kore'yle ilişkileri denetleyen Güney Kore Birleşme Bakanlığı yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, Kuzey'e uçtuğu iddia edilen drone'ları soruşturması için hafta sonu Seul'e çağrı yapan Kim'in tonunu yumuşatmış gibi göründüğünü söylemişti.

Ancak söylemini sertleştirmekte gecikmeyen Kim, salı günü yaptığı açıklamada Seul'ün Kuzey'le ilişkileri düzeltme yönündeki her türlü çabasını geri çevirdi.

Salı günü geç saatlerde yayımlanan açıklamasında Güney Kore'nin, "Kuzey Kore'nin egemenliğini ihlal ederek ciddi bir provokasyon gerçekleştirdiğini" söyleyip drone'larla ilgili önceki eleştirilerini yineledi.

"Düşman devletin holiganlarına bir kez daha açıkça söylüyorum" diyen Kim, Güney Kore hükümetinden özür dilemesini talep etti.

Kuzey Kore ordusu geçen hafta Seul'ü, drone'ları iki ülke arasındaki sınırı aşarak uçurmakla suçlamıştı.

Yaşandığı iddia edilen bu ihlal, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un düşman komşusuyla ilişkileri düzeltme çabalarının önündeki son engel gibi görülüyor. Kuzey Kore, bu çabaları neredeyse her zaman geri çevirdi.

Ancak hafta sonu, bir sivilin Kuzey Kore hava sahasına drone'ları uçurmuş olma ihtimaliyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yapılacağını duyuran Seul, provokasyon niyeti olmadığına dair tutumunu netleştirmişti.

Güney Kore'nin açıklamasının ardından, Seul'ün akıllıca bir karar vermesini takdir ettiği anlaşılan Kim, herhangi bir provokasyonun "korkunç sonuçlar" doğuracağı uyarısında bulunmuştu.

Devlet Başkanı Lee'nin yönetimi, Pyongyang'ın Güney Kore'yle savunma anlaşmasını 2023 sonunda askıya almasının ardından, askeri görüşmelerin yeniden başlatılmasını da öneriyor.

Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi çarşamba günü yaptığı açıklamada Lee'nin, Kuzey Kore'yle 2018'de imzalanan askeri anlaşmanın yeniden yürürlüğe konması olasılığını incelemek üzere bir değerlendirme yapılmasını emrettiğini duyurdu.

Diğer yandan Seul'ün Birleşme Bakanlığı, Kuzey Kore diktatörünün güvenliğini sağlayan üç devlet kurumunun yeni yöneticileri olduğunu açıkladı. Kim Jong-un'un suikast planlarından giderek daha fazla korkması nedeniyle eski yöneticilerin görevden alındığı öne sürülüyor.

AFP'ye göre Seul, bu değişikliklerin ekimde düzenlenen bir askeri geçit töreninde fark edildiğini söylüyor.

Independent Türkçe


İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?
TT

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

Husam İytani

İran'daki hükümet yanlısı gösteriler, kısmen Batı'nın Tahran rejiminin çöküşünü öngörmekteki aceleciliğine bir tepki niteliğinde. Yüz binlerce kişi, ekonomik ve siyasi iflasına, 30 yılı aşkın süredir yatırım yaptığı eksenin çöküşüne rağmen mevcut rejimi desteklemek için yürüyüş düzenledi.

Başkan Donald Trump'ın İran ile ticaret yapan ülkelere uygulanan gümrük vergilerinde yüzde 25'lik bir artış açıklamasının ardından, Alman Şansölyesi Friedrich Merz bir adım daha ileri giderek Tahran rejiminin sona yaklaştığını ve “İran liderliğinin son günlerini yaşadığını” söyledi. Merz’in bu açıklaması, güvenlik güçlerinin göstericileri bastırmak için artan güç kullanımını protesto etmek amacıyla Batı başkentlerindeki İran büyükelçilerinin çağrılması dalgasının ortasında geldi. Bu arada, İsrail'de sadece tehdit dili, askeri planlama ve gelecekteki İsrail hava saldırıları operasyonları için hedef seçimi duyuluyor.

İki önemli gözlem var; birincisi, mevcut protestoların, önceki birçok gösteri ve huzursuzluğa kıyasla belirleyici özelliği, kronik ekonomik başarısızlığın ve bunun üstesinden gelememenin, “direniş ekseni” olarak bilinen emperyal projenin çöküşüyle ​​birleşmesidir. Bu eksenin temel işlevi, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen'de görüldüğü gibi, sınırları etrafında tampon bölgeler oluşturarak İran'ı dış tehditlerden korumaktı. Bu bölgeler, 1980-1988 yılları arasında Irak ile yaşanan çatışmada olduğu gibi, İran topraklarında herhangi bir savaşın yaşanmasını önlemek ve İran'ın düşmanlarını nispeten uzak bölgelerde oyalamak için bir kalkan görevi görüyordu.

Bu bağlamda, İran para biriminin rekor seviyelerdeki düşünün ortaya çıkardığı ekonomik çöküşün, rejimin doğası, sosyo-ekonomik politikaları, üretim yöntemleri, kamu malının eşitsiz dağılımı ve yolsuzluk düzeyiyle ilgili yapısal sorunlardan mı kaynaklandığı, yoksa on yıllarca süren ve yabancı yatırımları engelleyen, ülkenin izolasyonunu daha da artıran ağır yaptırımlar ve ambargoların bir sonucu mu olduğu fark etmiyor. Şimdi ön plana çıkan şey, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.

Tahran'daki yetkililer, İran'a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek beklemiyorlar

İkinci gözlem ise, ABD ve İsrail'in, mevcut protestoları 1979'da iktidara gelen rejimin sonu haline getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarıdır. Batılı müttefikleriyle birlikte, nihai çöküş ister iç baskıdaki artıştan ister bir dış faktörden kaynaklansın, Tahran'daki rejimi devirmek için her türlü çabayı gösterecek ve mevcut tüm güvenlik, ekonomik ve askeri araçları kullanacaklardır. Geçen yıl haziran ayındaki İsrail saldırıları sırasında ortaya çıkan, İran ordusunun ve Devrim Muhafızlarının üst düzey komutanlarının çoğunun ölümüne ve hatta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın hayatının tehlikeye girmesine yol açan İran’ın korkunç istihbarat ve askeri açığı sonrasında, Venezuela modelinin İran'da da uygulanması oldukça cazip bir seçenek gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ıın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son Şah Muhammed Rıza'nın oğlu Rıza Pehlevi'ye alternatif bir otorite kurma konusunda aşırı güven duyulması, muhtemelen 2009'daki “Yeşil Hareket”in arkasındaki iç muhalif figürlerin, yaşanan olaylar hakkında net bir tavır almadıkları bir dönemde alternatif bir seçenek sunma ihtiyacından kaynaklanıyor. İç muhalefetin net bir tavır almamasının arkasında ise devirmeyi hedefledikleri rejimle olan bağlantıları yatıyor. Dolayısıyla bu noktada, İranlıların çoğunluğunun mevcut rejimi ne pahasına olursa olsun devirmeye mi meyilli olduğu, yoksa 2022'de başörtüsü ve bireysel özgürlüklere getirilen kısıtlamalar sebebiyle patlak veren “Kadın, Özgürlük, Yaşam” gösterilerinden sonra olduğu gibi, şartlı uzlaşmalara varmayı ve tavizler koparmayı mı desteklediği konusunda önemli sorular beliriyor.

Şüphesiz ki, Tahran'daki yetkililer, İran’a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed'e ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek veya arka çıkma beklemiyorlar.

Trump'ın İran ile ticaret yapanlara gümrük tarifesi uygulama hamlesi ve protestocuların mevcut ivmede öldürülmeye devam edilmesi halinde Tahran'a saldırmak için “çok güçlü planlar” geliştirmeye yönelmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Dini Lider Ali Hamaney ve rejimini devirmek için mevcut fırsatı kaçırmak istemediğini gösteriyor. Ancak bu, hem modern dünyada hem de antik dünyada muazzam öneme sahip jeostratejik bir kavşakta yer alan, 1,6 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip ve nüfusu 90 milyondan fazla olan İran için makul bir resim çizmek için yeterli değil.