Ukrayna savaşı ve Transatlantik’te kazananlar

Ukrayna savaşı, siyasi zorluklarla karşı karşıya kalan Avrupa’daki bazı liderlere nefes alma fırsatı verdi.

Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
TT

Ukrayna savaşı ve Transatlantik’te kazananlar

Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)

İnci Mecdi
ABD’de Demokratlar, kasım ayındaki Kongre ara seçimleri ile ilgili endişe yaşarken ülkede yakıt fiyatlarını ve enflasyonu yükselten Ukrayna savaşının ardından iktidar açısından da ters rüzgarlar esiyor. Atlantik’in diğer tarafında Ukrayna krizi, Avrupa’da kendi ülkelerinde siyasi zorluklarla karşı karşıya olan bazı liderlere nefes alma fırsatı verdi.

Johnson için can simidi
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, koronavirüs karantina kurallarını ihlal ederek ve ‘Downing Street’te partilere ev sahipliği yaparak neden olduğu ‘parti skandalı’ yüzünden hükümetini neredeyse devirecek bir öfkeyle karşı karşıya. Ukrayna’da bir gecede patlak veren savaş, güven oyunun geri çekilmesinden sadece birkaç adım uzakta olan bir başbakan için adeta can simidi oldu. Öyle ki milletvekilleri ve muhalefet liderleri, Johnson’ı ‘hilekâr, kuralları çiğneyen, yalancı ve hükümette kalmaya uygun olmayan biri’ olmakla suçluyor.
BBC tarafından yayınlanan bir açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Şu an zamanını Ukrayna Cumhurbaşkanı ile telefon görüşmeleri yaparak, Doğu Avrupa turları düzenleyerek ve birleşik bir Batı eylemine aracılık etmeye çalışarak geçiren Johnson, çok uzun zamandır kendisini siyasi bir batıktan kurtarmaya çalışıyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘herhangi bir direnişin tarihte görülmemiş sonuçlara yol açacağı’ uyarısı, İngiltere’de egemen bir ülke olarak Ukrayna’ya bir tehdit olarak değil, Avrupa ve genel olarak dünya barışına yönelik bir tehdit olarak kabul edildi.”
İngiltere merkezli The Guardian gazetesi de haberinde şu ifadelere yer verdi:
“Johnson, Ukrayna’daki çatışmanın patlak vermesinden birkaç saat sonra, Moskova’ya karşı bir yaptırım paketini açıklamadan önce İngiliz halkına bir konuşma yaptı. Aynı şekilde Rusya askeri operasyonunu başlattığında, 24 Şubat akşamı bir kabine toplantısında tekrar ettiği üç kelimelik yeni bir sloganı (Putin başarısız olmalı) benimsemeyi sürdürdü.”
Farklı partilerden İngiliz politikacılar, Rusya ile mücadelesinde Johnson ile dayanışmalarını dile getirdiler. Hükümet binasında kesilen kutlama pastaları, polis soruşturmaları ve sokağa çıkma yasağı ile ilgili manşetler ortadan kayboldu. Ukrayna krizi ve çevresindeki Avrupa tehdidi, Johnson’ın siyasi ortamını tamamen değiştirdi. Johnson’ın halen gitmesi gerektiğini düşünüp düşünmediği yönündeki bir soruya yanıt veren muhalefetteki İşçi Partisi lideri Sir Keir Starmer, “Bakın, şu an Başbakan açıkça yapması gereken işe odaklanmış durumda. Bu davada İngiltere gibi birleşik bir haldeyiz” dedi.
İngiliz medyasına göre Downing Street çalışanlarının değerlendirmesi ise şöyle:
“Danışmalar istifa ederken ve Muhafazakâr Parti milletvekilleri Johnson’ı devirmekle tehdit ederken bir kaos hissi oluştuğundaki ruh hali, birkaç hafta öncesine göre değişti. Şu an yeni bir yedek ekip ve yeni bir düşmanla, en azından net bir odak ve doğmuş bir strateji var.”
Gözlemciler, durumu Demir Leydi olarak bilinen eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın başına gelenlere benzettikleri açıklamada “Anketleri kendi lehine çevirmeyi başarmıştı. 1982’de Arjantin ile Falkland Adaları üzerindeki egemenlik hususunda savaşa girerek hükümetini güçlendirmişti” dediler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İskoç Muhafazakâr Parti lideri Douglas Ross, Başbakan’ı istifaya çağıran mektubunu geri çekti. Ross “Vladimir Putin görevden azledilmedikçe, uluslararası bir kriz ortasında istifaları tartışmanın zamanı değil” ifadelerini kullandı. İskoç yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:
“Parti Skandalı’nı tartışmanın yeri ve zamanı gelecek. Ama Keir Starmer’in dediği gibi; Avrupa’da savaş varken buna ara vermeliyiz. Hepimizin Birleşik Krallık hükümetinin yaptıklarını tam olarak desteklemesi önemlidir. Rusya’nın korkunç eylemleri ortasında hükümet ve Başbakan bizim desteğimize ihtiyaç duyuyor. İskoç Muhafazakâr Parti’nin tam desteğine sahipler.” 
Diğer yandan İngiltere Başbakanı, hükümetinin karşı karşıya olduğu tehlikelerden tamamen kurtulmuş değil. Öyle ki Rusya- Ukrayna çatışması, Avrupa ekonomisine gölge düşürürken ve eski Kıta için enerji fiyatları esas olarak Rus gazına bağlıyken bu durum, artan yaşam maliyetleri ve enflasyon anlamına geliyor. Bu olumsuzluğun ise Johnson üzerinde uzun vadeli etkileri olacak. Gözlemciler “Bu ekonomik yükler, başta Johnson gibi çok fazla halk desteğinden yoksun olan isimler olmak üzere her yerde demokratik olarak seçilmiş liderlerin karşılaştığı sorunlara ve risklere ek başlıklar getiriyor” değerlendirmesinde bulundular.

Macron’un şansı artıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 10 Nisan’da yapılması planlanan seçimlerde yeni bir dönem için aday olmaya hazırlandığı Fransa’da çok sayıda kişi, Macron’un Ukrayna’daki savaştan kazanç sağladığı görüşünde. Son anketler Fransa Cumhurbaşkanı’nın kriz sürecinde destek kazandığını gösterdi. Bir Harris anketinde, Macron’a yüzde 27, Fransız Kamuoyu Enstitüsü anketinde ise yüzde 28 oy çıktı. Anketlere göre Macron, 2017 seçimlerinde ikinci olan aşırı sağ aday Marine Le Pen’in yaklaşık yüzde 10 önünde.
Mart ayı başlarında Fransız düşünce grubu BVA, Macron’un savaşın başlamasından bu yana Rusya’yı işgalden caydırmak için gösterdiği çılgın diplomatik çabalardan güç alarak, önemli derecede ekstra puanlar kazandığını bildirdi. Ankete göre Fransa Cumhurbaşkanı’nın, cumhurbaşkanlığı seçim yarışının ilk turunu yüzde 29 ile önde götürmesi ve ardından 24 Nisan’da yapılması planlanan ikinci tur seçimleri, rakibi kim olursa olsun kazanması bekleniyor. En yakın rakibi olarak ise Le Pen olarak görülüyor. Grubun açıklamasında “Emmanuel Macron, cumhurbaşkanı, halkın ve değerlerinin koruyucusu, ordu ve ulusal diplomasinin komutanı olarak üçlü statüsünden yararlanıyor” denildi.
Macron’un muhalif kamplarından isimler ise ABD merkezli ‘Politico’ dergisine göre Fransa Cumhurbaşkanı’na saldırmak için açı bulmakta zorlanıyor. Le Pen’in kampanya müdür yardımcısı olan Jean-Philippe Tanguy, “Fransa’yı uluslararası arenada temsil etme rolünü oynarken Macron’a saldıramayız. Siyasette tiyatro gösterilerine her zaman yer vardır. Ama koşullar oldukça ciddiyken, küçük anlaşmazlıklara giremeyiz” açıklamasında bulundu.
Macron’un radikal sağdan rakipleri karşısında şansı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırganlığının sağın Avrupa Birliği (AB) karşıtı milliyetçi söyleme dayattığı bir konuyla bağlantılı. Ukrayna krizinin bir sonucu olarak Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tehditler ortasında Avrupa şüpheciliğinde ve kamusal tartışmalarda yenilenmiş milliyetçilikte öne çıkan Macron’un aşırı sağcı muhalifleri, daha önceki Putin yanlısı tutumlarını değiştirmek zorunda kaldı.
Geçen yıl Le Pen, Rusya’nın Kırım’ı ilhakını desteklerken ve Rus muhalefet lideri Aleksey Navalni’nin serbest bırakılması çağrılarını reddederken, Putin’i sevdiğini söylemişti. Yakın tarihli bir televizyon röportajında Le Pen, Ukrayna’daki çatışmanın Rusya Devlet Başkanı hakkındaki fikrini kısmen değiştirdiğini itiraf etti. Ulusal Birlik adayı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Batı kriterleri, Rus değerleriyle aynı değil. Ama Putin’ın yaptığı şey, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir ve hiçbir şekilde savunulamaz. Davranışına bir gerekçe sunamayız.”
Paris merkezli düşünce kuruluşu Jean Jaures’te kamuoyu uzmanı olan Antoine Prestel, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu tür tutumlar, Emmanuel Macron’un güçlü alanı olan, uluslararası meselelere sıkı sıkıya odaklanmış bir kampanyada sağın güvenilirliğini zedeleyebilir” dedi. Gözlemciler ise “Macron, Fransa Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği beş yıl sonra Fransız seçmenlerin Ukrayna’daki çatışmanın ortasında istikrarı seçeceğine inanıyor” değerlendirmesinde bulundular.
Diğer yandan başka bir kesim ise dünya meselelerinin seçmenler  üzerindeki etkisini abartmaya karşı uyardı. Güvenlik analisti ve Alman Marshall Fonu Paris ofisinin müdür yardımcısı olan Martin Cowens, AFP’ye şu açıklamada bulundu:
“Adaylar dünya meselelerini geçmişe göre daha fazla konuşmak zorunda kalacaklar. Birçoğunun bunu yaparken rahat olmadığını söyleyebilirsiniz. Ama seçmen tercihleriyle ilgili olarak pek değişiklik olacağını düşünmüyorum. İnsanlar genellikle yerel siyasete ve adayların kişiliklerine göre seçim yaparlar. Hiç kimse dış politika temelinde seçimi kazanmayacak veya kaybetmeyecek.”

Maduro önemli puanlar aldı
Güney Amerika’da, binlerce mil uzakta, Ukrayna’daki savaşın potansiyel bir kazananı var: 2019’dan beri ABD yaptırımları altında olan Venezuela ve rejimi...
ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus petrolüne ambargo uygulamaya karar verirken ilk kez Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile iş birliğinin kapısını açmaya çalıştı. Washington daha önce terör, yolsuzluk ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarında bulunması sonrasında Maduro’nun yakalanması için 15 milyon dolar ödül verilmesini teklif etmişti.
Beyaz Saray, Rus gazına bir alternatif arayışına girişti. Karakas’taki boğucu ekonomik krizi şiddetlendiren Venezuela petrol sektörüne uygulanan yaptırımları, ABD’ye petrol ihracatının yeniden başlaması karşılığında askıya almayı planlıyor. Bu çerçevede ise üst düzey bir ABD heyeti, 5 Mart’ta Karakas’ta Maduro ile bir araya geldi.
ABD’nin ‘Washington’ın meşruiyetini tanımadığı’ ve ‘2019 seçimlerine hile karıştırıldığını savunduğu’ Venezuela başkanıyla yakınlaşması, Maduro’nun zaferi olarak görülüyor. ABD heyetinin ziyareti, Washington’ın Venezuela ile doğrudan ilgilenme arzusunu yansıtıyor. Bu da ülkeye meşruiyet kazandırıyor ve yaşanan gelişme, 2024’teki başkanlık seçimlerinde Maduro’nun şansını artıracak.
ABD merkezli Washington Post gazetesinin süreç hakkında bilgi sahibi dört kaynaktan aktardığına göre ABD’nin Güney Amerika ülkesinin meşru lideri olarak gördüğü muhalefet lideri Juan Guaido, Maduro ile görüşme olana kadar ABD heyetinin ziyaretinden haberdar değildi. ABD’li yetkililer, seyahatleri sırasında Guaido ile temas halindeyken kendisiyle yüz yüze bir görüşme ise gerçekleştirmedi.
Ancak ABD’nin talebi sonrasında Venezuela’nın tavrı net değil. Zira Rusya ile yakın ilişkilere sahip. Ancak ABD’li yazar Catherine Osborne duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
“Ukrayna savaşı kesinlikle Maduro’yu içeride güçlendirecek. Küresel olarak petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, bir yandan ekonomik kazanımlarını artıracak diğer yandan da Washington’ın yaptırımlarından kurtulma isteğini de azaltacaktır.”



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe