Ukrayna savaşı ve Transatlantik’te kazananlar

Ukrayna savaşı, siyasi zorluklarla karşı karşıya kalan Avrupa’daki bazı liderlere nefes alma fırsatı verdi.

Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
TT

Ukrayna savaşı ve Transatlantik’te kazananlar

Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)
Johnson ve Macron, Ukrayna savaşından siyasi kazanımlar elde etmeyi başardı. (AFP)

İnci Mecdi
ABD’de Demokratlar, kasım ayındaki Kongre ara seçimleri ile ilgili endişe yaşarken ülkede yakıt fiyatlarını ve enflasyonu yükselten Ukrayna savaşının ardından iktidar açısından da ters rüzgarlar esiyor. Atlantik’in diğer tarafında Ukrayna krizi, Avrupa’da kendi ülkelerinde siyasi zorluklarla karşı karşıya olan bazı liderlere nefes alma fırsatı verdi.

Johnson için can simidi
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, koronavirüs karantina kurallarını ihlal ederek ve ‘Downing Street’te partilere ev sahipliği yaparak neden olduğu ‘parti skandalı’ yüzünden hükümetini neredeyse devirecek bir öfkeyle karşı karşıya. Ukrayna’da bir gecede patlak veren savaş, güven oyunun geri çekilmesinden sadece birkaç adım uzakta olan bir başbakan için adeta can simidi oldu. Öyle ki milletvekilleri ve muhalefet liderleri, Johnson’ı ‘hilekâr, kuralları çiğneyen, yalancı ve hükümette kalmaya uygun olmayan biri’ olmakla suçluyor.
BBC tarafından yayınlanan bir açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Şu an zamanını Ukrayna Cumhurbaşkanı ile telefon görüşmeleri yaparak, Doğu Avrupa turları düzenleyerek ve birleşik bir Batı eylemine aracılık etmeye çalışarak geçiren Johnson, çok uzun zamandır kendisini siyasi bir batıktan kurtarmaya çalışıyordu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘herhangi bir direnişin tarihte görülmemiş sonuçlara yol açacağı’ uyarısı, İngiltere’de egemen bir ülke olarak Ukrayna’ya bir tehdit olarak değil, Avrupa ve genel olarak dünya barışına yönelik bir tehdit olarak kabul edildi.”
İngiltere merkezli The Guardian gazetesi de haberinde şu ifadelere yer verdi:
“Johnson, Ukrayna’daki çatışmanın patlak vermesinden birkaç saat sonra, Moskova’ya karşı bir yaptırım paketini açıklamadan önce İngiliz halkına bir konuşma yaptı. Aynı şekilde Rusya askeri operasyonunu başlattığında, 24 Şubat akşamı bir kabine toplantısında tekrar ettiği üç kelimelik yeni bir sloganı (Putin başarısız olmalı) benimsemeyi sürdürdü.”
Farklı partilerden İngiliz politikacılar, Rusya ile mücadelesinde Johnson ile dayanışmalarını dile getirdiler. Hükümet binasında kesilen kutlama pastaları, polis soruşturmaları ve sokağa çıkma yasağı ile ilgili manşetler ortadan kayboldu. Ukrayna krizi ve çevresindeki Avrupa tehdidi, Johnson’ın siyasi ortamını tamamen değiştirdi. Johnson’ın halen gitmesi gerektiğini düşünüp düşünmediği yönündeki bir soruya yanıt veren muhalefetteki İşçi Partisi lideri Sir Keir Starmer, “Bakın, şu an Başbakan açıkça yapması gereken işe odaklanmış durumda. Bu davada İngiltere gibi birleşik bir haldeyiz” dedi.
İngiliz medyasına göre Downing Street çalışanlarının değerlendirmesi ise şöyle:
“Danışmalar istifa ederken ve Muhafazakâr Parti milletvekilleri Johnson’ı devirmekle tehdit ederken bir kaos hissi oluştuğundaki ruh hali, birkaç hafta öncesine göre değişti. Şu an yeni bir yedek ekip ve yeni bir düşmanla, en azından net bir odak ve doğmuş bir strateji var.”
Gözlemciler, durumu Demir Leydi olarak bilinen eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın başına gelenlere benzettikleri açıklamada “Anketleri kendi lehine çevirmeyi başarmıştı. 1982’de Arjantin ile Falkland Adaları üzerindeki egemenlik hususunda savaşa girerek hükümetini güçlendirmişti” dediler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İskoç Muhafazakâr Parti lideri Douglas Ross, Başbakan’ı istifaya çağıran mektubunu geri çekti. Ross “Vladimir Putin görevden azledilmedikçe, uluslararası bir kriz ortasında istifaları tartışmanın zamanı değil” ifadelerini kullandı. İskoç yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:
“Parti Skandalı’nı tartışmanın yeri ve zamanı gelecek. Ama Keir Starmer’in dediği gibi; Avrupa’da savaş varken buna ara vermeliyiz. Hepimizin Birleşik Krallık hükümetinin yaptıklarını tam olarak desteklemesi önemlidir. Rusya’nın korkunç eylemleri ortasında hükümet ve Başbakan bizim desteğimize ihtiyaç duyuyor. İskoç Muhafazakâr Parti’nin tam desteğine sahipler.” 
Diğer yandan İngiltere Başbakanı, hükümetinin karşı karşıya olduğu tehlikelerden tamamen kurtulmuş değil. Öyle ki Rusya- Ukrayna çatışması, Avrupa ekonomisine gölge düşürürken ve eski Kıta için enerji fiyatları esas olarak Rus gazına bağlıyken bu durum, artan yaşam maliyetleri ve enflasyon anlamına geliyor. Bu olumsuzluğun ise Johnson üzerinde uzun vadeli etkileri olacak. Gözlemciler “Bu ekonomik yükler, başta Johnson gibi çok fazla halk desteğinden yoksun olan isimler olmak üzere her yerde demokratik olarak seçilmiş liderlerin karşılaştığı sorunlara ve risklere ek başlıklar getiriyor” değerlendirmesinde bulundular.

Macron’un şansı artıyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 10 Nisan’da yapılması planlanan seçimlerde yeni bir dönem için aday olmaya hazırlandığı Fransa’da çok sayıda kişi, Macron’un Ukrayna’daki savaştan kazanç sağladığı görüşünde. Son anketler Fransa Cumhurbaşkanı’nın kriz sürecinde destek kazandığını gösterdi. Bir Harris anketinde, Macron’a yüzde 27, Fransız Kamuoyu Enstitüsü anketinde ise yüzde 28 oy çıktı. Anketlere göre Macron, 2017 seçimlerinde ikinci olan aşırı sağ aday Marine Le Pen’in yaklaşık yüzde 10 önünde.
Mart ayı başlarında Fransız düşünce grubu BVA, Macron’un savaşın başlamasından bu yana Rusya’yı işgalden caydırmak için gösterdiği çılgın diplomatik çabalardan güç alarak, önemli derecede ekstra puanlar kazandığını bildirdi. Ankete göre Fransa Cumhurbaşkanı’nın, cumhurbaşkanlığı seçim yarışının ilk turunu yüzde 29 ile önde götürmesi ve ardından 24 Nisan’da yapılması planlanan ikinci tur seçimleri, rakibi kim olursa olsun kazanması bekleniyor. En yakın rakibi olarak ise Le Pen olarak görülüyor. Grubun açıklamasında “Emmanuel Macron, cumhurbaşkanı, halkın ve değerlerinin koruyucusu, ordu ve ulusal diplomasinin komutanı olarak üçlü statüsünden yararlanıyor” denildi.
Macron’un muhalif kamplarından isimler ise ABD merkezli ‘Politico’ dergisine göre Fransa Cumhurbaşkanı’na saldırmak için açı bulmakta zorlanıyor. Le Pen’in kampanya müdür yardımcısı olan Jean-Philippe Tanguy, “Fransa’yı uluslararası arenada temsil etme rolünü oynarken Macron’a saldıramayız. Siyasette tiyatro gösterilerine her zaman yer vardır. Ama koşullar oldukça ciddiyken, küçük anlaşmazlıklara giremeyiz” açıklamasında bulundu.
Macron’un radikal sağdan rakipleri karşısında şansı, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı saldırganlığının sağın Avrupa Birliği (AB) karşıtı milliyetçi söyleme dayattığı bir konuyla bağlantılı. Ukrayna krizinin bir sonucu olarak Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tehditler ortasında Avrupa şüpheciliğinde ve kamusal tartışmalarda yenilenmiş milliyetçilikte öne çıkan Macron’un aşırı sağcı muhalifleri, daha önceki Putin yanlısı tutumlarını değiştirmek zorunda kaldı.
Geçen yıl Le Pen, Rusya’nın Kırım’ı ilhakını desteklerken ve Rus muhalefet lideri Aleksey Navalni’nin serbest bırakılması çağrılarını reddederken, Putin’i sevdiğini söylemişti. Yakın tarihli bir televizyon röportajında Le Pen, Ukrayna’daki çatışmanın Rusya Devlet Başkanı hakkındaki fikrini kısmen değiştirdiğini itiraf etti. Ulusal Birlik adayı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Batı kriterleri, Rus değerleriyle aynı değil. Ama Putin’ın yaptığı şey, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir ve hiçbir şekilde savunulamaz. Davranışına bir gerekçe sunamayız.”
Paris merkezli düşünce kuruluşu Jean Jaures’te kamuoyu uzmanı olan Antoine Prestel, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu tür tutumlar, Emmanuel Macron’un güçlü alanı olan, uluslararası meselelere sıkı sıkıya odaklanmış bir kampanyada sağın güvenilirliğini zedeleyebilir” dedi. Gözlemciler ise “Macron, Fransa Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği beş yıl sonra Fransız seçmenlerin Ukrayna’daki çatışmanın ortasında istikrarı seçeceğine inanıyor” değerlendirmesinde bulundular.
Diğer yandan başka bir kesim ise dünya meselelerinin seçmenler  üzerindeki etkisini abartmaya karşı uyardı. Güvenlik analisti ve Alman Marshall Fonu Paris ofisinin müdür yardımcısı olan Martin Cowens, AFP’ye şu açıklamada bulundu:
“Adaylar dünya meselelerini geçmişe göre daha fazla konuşmak zorunda kalacaklar. Birçoğunun bunu yaparken rahat olmadığını söyleyebilirsiniz. Ama seçmen tercihleriyle ilgili olarak pek değişiklik olacağını düşünmüyorum. İnsanlar genellikle yerel siyasete ve adayların kişiliklerine göre seçim yaparlar. Hiç kimse dış politika temelinde seçimi kazanmayacak veya kaybetmeyecek.”

Maduro önemli puanlar aldı
Güney Amerika’da, binlerce mil uzakta, Ukrayna’daki savaşın potansiyel bir kazananı var: 2019’dan beri ABD yaptırımları altında olan Venezuela ve rejimi...
ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus petrolüne ambargo uygulamaya karar verirken ilk kez Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile iş birliğinin kapısını açmaya çalıştı. Washington daha önce terör, yolsuzluk ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarında bulunması sonrasında Maduro’nun yakalanması için 15 milyon dolar ödül verilmesini teklif etmişti.
Beyaz Saray, Rus gazına bir alternatif arayışına girişti. Karakas’taki boğucu ekonomik krizi şiddetlendiren Venezuela petrol sektörüne uygulanan yaptırımları, ABD’ye petrol ihracatının yeniden başlaması karşılığında askıya almayı planlıyor. Bu çerçevede ise üst düzey bir ABD heyeti, 5 Mart’ta Karakas’ta Maduro ile bir araya geldi.
ABD’nin ‘Washington’ın meşruiyetini tanımadığı’ ve ‘2019 seçimlerine hile karıştırıldığını savunduğu’ Venezuela başkanıyla yakınlaşması, Maduro’nun zaferi olarak görülüyor. ABD heyetinin ziyareti, Washington’ın Venezuela ile doğrudan ilgilenme arzusunu yansıtıyor. Bu da ülkeye meşruiyet kazandırıyor ve yaşanan gelişme, 2024’teki başkanlık seçimlerinde Maduro’nun şansını artıracak.
ABD merkezli Washington Post gazetesinin süreç hakkında bilgi sahibi dört kaynaktan aktardığına göre ABD’nin Güney Amerika ülkesinin meşru lideri olarak gördüğü muhalefet lideri Juan Guaido, Maduro ile görüşme olana kadar ABD heyetinin ziyaretinden haberdar değildi. ABD’li yetkililer, seyahatleri sırasında Guaido ile temas halindeyken kendisiyle yüz yüze bir görüşme ise gerçekleştirmedi.
Ancak ABD’nin talebi sonrasında Venezuela’nın tavrı net değil. Zira Rusya ile yakın ilişkilere sahip. Ancak ABD’li yazar Catherine Osborne duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
“Ukrayna savaşı kesinlikle Maduro’yu içeride güçlendirecek. Küresel olarak petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, bir yandan ekonomik kazanımlarını artıracak diğer yandan da Washington’ın yaptırımlarından kurtulma isteğini de azaltacaktır.”



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.