Ukrayna: Semptomlarla değil hastalıkla mücadele

Ukrayna krizinin askeri yönü zamanla gerileyecek ve Kiev'in tarafsızlığı ile NATO'ya üye olmaması dahil uzlaşı yönündeki çabalar hız kazanacak.

Başkent Kiev’in doğusunda konuşlu bir Ukrayna askeri. (Reuters)
Başkent Kiev’in doğusunda konuşlu bir Ukrayna askeri. (Reuters)
TT

Ukrayna: Semptomlarla değil hastalıkla mücadele

Başkent Kiev’in doğusunda konuşlu bir Ukrayna askeri. (Reuters)
Başkent Kiev’in doğusunda konuşlu bir Ukrayna askeri. (Reuters)

Nebil Fehmi
Ukrayna’da Rusya'nın Donetsk ve Lugansk bölgelerini tanıması ve ardından Rus güçlerinin Ukrayna topraklarına geçmesiyle artan gerilimlerle birlikte çatışmayı Batı’nın mı Doğu’nun mu başlattığına dair geniş çaplı bir tartışma da alevlendi. Bir takım şartlarını ve taleplerini açıklayan ve bunlarla Batı'yı çıkmaza sokan Rusya’nın hedefleri, karşılıklı baskı araçları, tüm taraflar üzerindeki ekonomik yansımaları ve son olarak durumun nasıl sakinleştirileceği ya da çözüme ulaştırılacağı üzerinde tartışmalar yaşanıyor.  
Tüm bu olanlar ve ortaya çıkan soru işaretleriyle ilgili birçok makale, tartışma ve açıklama okudum ve takip ettim. Birçoğuna bizzat da katıldım. Mantıklı ve şaşırtıcı olmayan öncelikli ve acil konulara odaklandım. Esasen olaylarla ilgili tartışmaların, bu olayların Avrupa'da veya diğer yerlerde tekrarlanmaması için tedavi edilmesi gereken hastalığın kendisiyle değil de semptomlarıyla ilgili olduklarını düşünüyorum.
ABD, Batı ile birlikte, tüm ülkelerin kendi siyasi sistemlerini belirleme konusunda egemen ve bağımsız bir hakka sahip olduğu konusunda ısrar etti. Bunda da haklıydı. Ancak diğer ülkelerin siyasi sistemlerine en fazla müdahalede bulunanların ABD ve Batı ülkeleri olduğu da herkesin malumu. Avrupa ülkeleri kötü bir sömürge geçmişine sahipler. ABD'nin de özellikle Latin Amerika’da, kendisine biat etmeyen ülkelerin liderlerini değiştirme konusunda uzun bir geçmişi var. Bu da birçok ülkenin bir yandan Batılı siyasi sistemleri bir yönetim biçimi olarak benimserken diğer yandan Rusya'nın adımlarını kınamak için öne sürdükleri argümanlar arasında tam bir çelişki oluşturuyor.
Diğer yandan Rusya son müdahalesini, Ukrayna içindeki bazı tarafların ve Batı'ya yakın olanların, Rusya'nın güvenliğini tehdit eden Batı güvenlik eğilimleri çerçevesinde hareket ettiklerini söyleyerek savundu ve bunda da haklıydı. Böylece Rusya, yabancı bir ülkeye askeri müdahalede bulundu. Bunu yaparken de Batı ülkeleri gibi çelişkili tutumlar sergiledi. Burada bir oldu-bitti elde etmek ve rejimleri değiştirmek için askeri güç kullanılmasının çok tehlikeli bir mesele olduğunu da eklemek isterim. Askeri müdahale ister Batı'dan isterse Doğu'dan gelsin kesinlikle reddedilmelidir.
Batı ülkelerinin çelişkili tutumları, Doğu kanadının ya da Rusya'nın çelişkili tutumlarıyla birlikte analiz edilebilir mi? Elbette hayır. Ama her iki tarafta da halihazırda çelişkili tutumlar var ve bu durum devam edecek gibi görünüyor. Bu da bizi söz konusu ülkeleri mevcut tutumlarına bağlı kalmaya, siyasi olarak hareket etmeye ve attığı adım daha geniş bir stratejik perspektife ve çerçeveye sahip olsa ve mevcut durumla ilgili olmasa bile gelecekte bunların yansımalarıyla yüzleşmekten kaçınmaya çağıran metodoloji ve siyaset felsefesi hakkında daha derin düşünmeye yöneltmeli.
Burada bir kez daha asıl sorunun, 1823 yılında Başkan James Monroe'nun kuruluşunu ilan ettiği ABD’nin, Amerika Kıtası’nın Batı yönelimiyle tutarsız olan politikalarını, ittifaklarını ve güvenlik düzenlemelerini benimsemeyi reddetmesi olduğunu söylüyorum. ABD, Latin Amerika'da kendisine biat etmeyen rejimleri değiştirmek ve Küba'ya balistik füzeler yerleştirmeye çalışan Sovyetler Birliği ile mücadele etmek için çalıştı. Balistik füzeleri taşıyan Sovyet gemileriyle askeri olarak karşı karşıya gelme tehdidinde bulundu. Dönemin Sovyetler Birliği Hükümet Başkanı Nikita Kruşçev'e bu adımı atmaktan vazgeçmesi için baskı yaptı. O dönemde Sovyetler Birliği’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) Türkiye'ye füze konuşlandırmaktan vazgeçmesiyle geri çekildiğini belirtmeliyim.
Batı, Ukrayna'da doğrudan askeri çatışmalardan kaçınmak konusunda akıllıca davransa da bu deneyim o zaman ve daha sonra yaşanan sorunların açık bir göstergesiydi. Yani her ikisi de Birleşmiş Milletler Antlaşması’ndaki taahhütlerine dayanarak ulusal güvenliklerini korumak istiyor. Aynı zamanda, her ikisi de diğer tarafın kabul etmediği belirli alanları tanımlama konusunda tam haklara sahip olduklarında ısrar ediyorlar. Hatta bunu, ulusal güvenliklerine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle diğer egemen ülkeleri de kapsasa bile yapıyor.
Elbette ülkelerin ulusal güvenliklerini korumak için alanlar belirlemesi mantıklı bir davranıştır. Fakat benim karşı olduğum nokta, iki tarafın da diğer ülkelerin iç işlerine karışılmamasının önemini vurgulayıp daha sonra siyasi yönelimleri hoşlarına gitmediği takdirde siyasi, güvenlik ve ekonomik olarak yararlanabilecekleri alanları belirleme hakkını kendilerinde bulmalarıdır. Bunun nedeni büyük güçlerin, özellikle diğer süper gücün veya müttefiklerinin etkisi ile ilgili olarak sanki Soğuk Savaş döneminde ve iki kutuplu dünyadaymışız gibi nüfuz alanlarını hâlen korumalarıdır. Her birinin silahlanma yetenekleri dikkate alınıyor. Bu da belirli alanları daha geniş ve daha kapsamlı hale getiriyor.
Ukrayna meselesinin askeri boyutunun önümüzdeki haftalarda veya en geç birkaç ay içinde sakinleşmesini bekliyorum. Ukrayna'nın tarafsız kalması ve NATO'ya üye olmaması gibi bir takım düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varılması ve yabancı ülkelerle ilişkiler de dahil olmak üzere Donetsk ve Lugansk bölgelerinin tam özerkliğinin tanınması karşılığında Rusya'nın Ukrayna'dan çekilmesi ve Kırım'ın statüsünü olduğu gibi kabul etmesine dikkat çekmek istiyorum. Avrupa Birliği'nin (AB) tıpkı Norveç'e yaptığı gibi Ukrayna'ya bir takım avantajlar sağlaması, sermayenin, hizmetlerin ve halkın tam üyelik olmaksızın serbest geçişine izin vermesi, Rus güçlerinin geri çekilmesi ve Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların kaldırılması için çaba gösterileceğini düşünüyorum.
Açıkçası ben bunu yeterli görmüyorum. Çünkü hastalık ya da sorun, Ukrayna sınırlarını aşıyor. Esas olarak büyük güçlerin ve onların müttefiklerinin kazanılmış haklarıyla ilgili. Dolayısıyla sorun, Batı ile Doğu arasında tekrarlanabilir ve Çin’in de uluslararası denkleme eklenmesiyle bu sorun gelişebilir ve ağırlaşabilir. Adım adım yaklaştığı için dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle, büyük ülkeler arasındaki ilişkilerin geleceğine dair siyasi diyalog için bir yol haritası oluşturulmalıdır. Ancak ortamın sakinleşmesi biraz zaman alacaktır. Uluslararası sistemin temellerini bir kez daha, her şeyden önce ve sadece kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde atacak olan bu ülkelere bırakmak yanlış olur.
Mevcut sistemin kazanımlarından yararlanmak ve hatalarından kaçınmak için şimdi ve gelecekte, uluslararası sistem için yeni temellerin ve ilkelerin nasıl formüle edileceğine dair belirli fikirler ortaya koyulması amacıyla küresel ittifaklardan bağımsız sınırlı sayıda ülke arasında başka bir yol haritasının oluşturulması çağrısında bulunuyorum. Bu sınırlı sayıdaki ülke arasında her kıtadan bir veya iki ülkenin, örneğin Brezilya, Meksika, İsveç, Mısır, Güney Afrika, Hindistan ve Endonezya'nın olmasını öneriyorum. Bunun amacı, mevcut uluslararası kurumları değiştirme önerileri de dahil olmak üzere, uluslararası sistemi yöneten ilkeler ve temellere yeni ek ilkeler ve temeller getirmektir. Üçüncü olarak; iki taraf arasında diyaloglar kurulması veya fikir birliği oluşturulmalıdır. Çünkü güçler dengesi yerine çıkarlar dengesi kurmak ve herkesin güvenliği üzerine dürüstlük ve şeffaflığı inşa eden uluslararası bir sistemi benimsemek için büyük ülkeleri ya da diğerlerini hesaba katmadan ilerlemek mümkün değildir. Dördüncü adım ise bu fikirleri desteklemek ve gelecekteki ilişkilerimizde yer almaları için çok taraflı hükümet düzenlemelerini yürürlüğe koymaktır. Bunların çoğu, mevcut uluslararası örgütler, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) ve kurumları aracılığıyla yapılabilir. Bu iddialı ve zorlu bir proje. Bu öneriler herkes tarafından ve hemen onaylanmasa bile, bu konudaki tartışmanın ve diyalogun uluslararası felsefemizi yeniden şekillendirmeye yardımcı olacağına inanıyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe