Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Yardımcısı. Meşşat, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hac sezonu öncesinde pandeminin gidişatını izlemeye devam ediyoruz’

Ramazan Ayı’nda günde 400 bin kişi Umreci ibadetini gerçekleştirecek ve yurt dışından gelenler için belirli bir sayı sınırı olmayacak.

Mekke Valisi Prens Halid el-Faysal, Hac ve Umre Bakanlığı’nın imza törenine katıldı. (SPA)
Mekke Valisi Prens Halid el-Faysal, Hac ve Umre Bakanlığı’nın imza törenine katıldı. (SPA)
TT

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Yardımcısı. Meşşat, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Hac sezonu öncesinde pandeminin gidişatını izlemeye devam ediyoruz’

Mekke Valisi Prens Halid el-Faysal, Hac ve Umre Bakanlığı’nın imza törenine katıldı. (SPA)
Mekke Valisi Prens Halid el-Faysal, Hac ve Umre Bakanlığı’nın imza törenine katıldı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Yardımcısı Dr. Abdulfettah Meşşat, Ramazan Ayı boyunca Umre ibadetini gerçekleştirecek olanların sayısının günde yaklaşık 400 bine ulaşacağını ve bu sayının Mescid-i Haram’ın kapasitesi ile uyumlu olduğunu açıkladı.
Hac ve Umre Bakanı Yardımcısı Meşşat, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Umre’nin güvenli bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için yürürülüğe koyulan prosedürlere göre, günlük binlerce umreci kapasitesine ulaşıncaya kadar düzenleme ve kapasite konusunda kademeli olarak çalışıldığını belirtti. Bakan Yardımcısı, Şaban Ayı’nın geri kalanında ve Ramazan Ayı’nda da planlamanın devam edeceğini ve hazırlıkların tüm sektörlerdekileri kapsayacağını bildirdi. Umreci sayısının artacağını, tüm hacılar ve umreciler için güvenli bir ortam sağlanacağını vurguladı. Meşşat “Suudi toprakları dışından Umre’ye gelenler için belirli bir sayı olmayacak. Günlük umreci sayısı Mescid-i Haram’ın kapasitesi ile uyumlu olacak” ifadelerini kullandı.
Meşşat kısıtlamaların yapılan hesaplamalar ve detaylı incelemeler sonucu kaldırıldığını ve bu kararda temel etkenin salgının gidişatı olduğunu söyledi. Suudi Arabistan’daki mevcut durumu güven verici olarak niteleyen Meşşat, uygulanan yüksek sağlık hizmetleri sayesinde aşılama oranının yüksek bir seviyeye ulaştığını belirtti. Gelecekte salgına yönelik herhangi bir belirti olması halinde günlük sağlık göstergeleri doğrultusunda durumun yeniden ele alınacağını söyledi. Söz konusu standartları düzenli olarak inceleyen saha komiteleri, denetleme komiteleri ve diğer ilgili birimler olduğunu belirten Meşşat, bakanlığın dünyanın dört bir yanındaki Umre ziyaretleri konusund çalışan şirketler aracılığıyla, Eatmarna uygulamasını kullanıma sunduğu bilgisini paylaştı. Uygulama sayesinde, elektronik platformlar aracılığıyla tüm ülkelerden hacı adaylarına izin çıkarılabildiğini kaydetti. Meşşat ayrıca Suudi Arabistan dışından gelenler için bir sayı belirlenmediğini, Umre vizesi alabilen herkesin Suudi Arabistan’a kabul edileceğini vurguladı.
Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanı Yardımcısı Dr. Abdulfettah Meşşat, Şarku’l Avsat’a bu yılki Hac ile ilgili de açıklamalarda bulundu. Meşşat şu anda hacı sayısı hakkında konuşmanın zor olduğunu, bakanlığın ve ilgili yetkililerin hala pandeminin gidişatını ve etkisini izlediğini, Suudi Arabistan'daki durumun oldukça güven verici olduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Bunu tüm İslam aleminde inceliyoruz. Zamanı gelince hedeflenen hacı sayısı gündeme alınacak. Gelecek Hac için hazırlanan tüm sektörlerimiz, gerek tam gerekse kısmi ziyaretler düzenlenmesine yönelik olasılıklar üzerinde çalışıyor. Yurt dışından hacı kabul işlemleri de dahil olmak üzere yemek, barınma ve ulaşım hizmetleri için hazırlandık.”
Meşşat, kutsal mekanların geliştirilme çalışmaları hakkında yaptığı açıklamada da Kidana şirketinin bir süre önce Mina’daki bölgeler için bir strateji geliştirmeye başladığını ve projenin yüzde 20’sinin şimdi, geri kalanının önümüzdeki yıllarda gündeme alınacağını bildirdi.

“Yeniliğe Doğru Dönüşüm”
Meşşat’ın açıklamaları, Mekke Valisi Prens Halid el-Faysal’ın dün Hac ve Umre Bakanlığı’nın Rahman Misafirlerine Hizmet Programı ile iş birliği içinde düzenlenen “Yeniliğe Doğru Dönüşüm” başlıklı Hac ve Umre Hizmetleri Konferans ve Fuar etkinliklerini başlatmasının ardından geldi.
Hac ve Umre Bakanlığı, söz konusu konferansı Vizyon 2030 kapsamında düzenledi. Hac ve Umre Bakanı Dr. Tevfik er Rabia, 20’den fazla ülkeden bakanların katılımıyla düzenlenen konferansın, Vizyon 2030’a ulaşma çabaları kapsamında, bakanlığın dijital dönüşümüne ışık tutmayı amaçladığını belirtti. Bakan, tüm çalışmaların hedefinin, her zaman olduğu gibi hacıların ve umrecilerin ibadetlerini kolaylıkla, sükunet ve rahatlık içinde tamamlamaları olduğunu vurguladı.
Bakan son projelerin, krallığın kurucusu Kral Abdülaziz döneminden bu yana rahmanın misafirlerine hizmet etme yolculuğunda kurduğu güçlü ve sağlam yapıya bir katkı niteliğinde olduğunu da sözlerine ekledi. Ayıca Kral Selman bin Abdulaziz’in yönetiminde başlatılan Vizyon 2030 sürecinde hacılar ve umreciler için çeşitli alanlarda görülmemiş gelişimler kaydedildiğini altını çizdi.
Bakan Rabia, Rahman Misafirlerine Hizmet Programı’nın Vizyon 2030’un temel direklerinden biri olduğunu ve Mekke ve Medine’den gelen ziyaretçilerin deneyimini zenginleştirmeyi hedeflediğini söyledi. Bakanlığın kamu ve özel sektör ile iş birliği yaparak yenilikçi projeler üretmek için çalıştığını ifade eden Rabia bu bağlamda girişimcileri çekmek ve yaratıcı fikirleri toplamak ve uygulamaya koymak amacıyla Hac ve Umre Yarışması’nın başlatıldığını, 48 saate bin 500’den fazla kişinin başvuruda bulunduğunu belirtti.
Hac ve Umre Bakan Yardımcısı Meşşat da konferansın gerek devlete bağlı gerekse özel kurumlardan umrecilere ve hacılara hizmet veren 30’un üzerinde sektörlere yönelik düzenlendiğini belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“Konferans aracılığıyla Hac ve Umre Bakanlığı ile devlete bağlı sektörler arasında bir ortaklık platformu sağlamayı amaçlıyoruz. Konferans platformu ile Suudi gençler arasında girişimciliği ve yaratıcı fikirleri yaygınlaştırmaya çalışıyoruz, Bakanlık kendilerine destek olacak ve çalışmalarına imkan sağlayacak.” 
Konferansın ilk oturumunda bir dizi fikir ve tez sunuldu. Suudi Arabistan Pasaportlar Genel Müdürü Süleyman el-Yahya umrecilere ve hacılara hizmette imkansız diye bir şey olmadığını söyledi. Yahya, hacıların hizmet ve konforunu amaçlayan koordinasyonu sağlanmış bir çalışma ortaya çıkarmaya yönelik iş birliği sağlamak üzere tüm kurumlar arasında büyük bir dayanışma olduğunu, bu kapsamda cep telefonu aracılığıyla elektronik parmak izi uygulaması da dahil olmak üzere bir dizi adım atıldığını kaydetti.
Yahya pasaportlara ilişkin olarak Muharrem Ayı’nın başından Şevval Ayı’nın sonuna kadar hacılara hizmet etmek için önceden hazırlanmış koordinasyona dayalı bir plan bulunduğunu, ardından da bir Hac planı hazırlandığını söyledi. Yönetiminin Umre adaylarının işlemlerini tamamlama konusunda herhangi bir zorlukla karşılaşmadığını vurgulayarak her sezon sonunda uygulamalrın gözden geçirildiğine dikkati çekti ve günlük yaklaşık 100 bin kişişyi karşılama kapasitesinin bulunduğunu vurguladı.
Rahman Misafirlerine Hizmet Programı Başkanı Abdurrahman Addas da  Vizyon 2030’un Rahman Misafirlerine Hizmet Programı ve yaşam kalitesi programına odaklandığını söyledi. Önümüzdeki 5 yıl için programa 6 milyar riyal tahsis edildiğini ve bu destek için bir tavan meblağ olmadığını belirten Addas “Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından onaylanmış bulunan ve Program Komitesi Başkanı Prens Abdullah bin Bender bin Abdulaziz’in gözetiminde uygulanan planlarımız var” dedi. Rahman Misafirlerine Hizmet Programı’nın bu sektörde çalışan 70’den fazla kuruluşun ulusal şemsiyesi olduğunu vurguladı.
Addas, Rahman Misafirlerine Hizmet Programı’nın Vizyon 2030 kapsamında Mekke ve Medine’de en az 40 tarihi mekanı faaliyete geçirmeyi hedeflediğini belirttiği açıklamasında ayrıca bu kapsamda Mekke ve Medine için yarı yarıya paylaştırılan bir bütçe olduğunu kaydetti.  

Suudi Arabistan Havayolları’ndan yeni atılımlar
Suudi Arabistan Havayolları Genel Müdürü İbrahim el-Ömer de kurumun 144 uçaktan oluşan filosunun kapasitesinin 38 yeni uçakla artırıldığını, koltuk kapasitesinin 38 milyona çıkacağını, üç yıl içerisinde yüzde 36’lık bir artışla 51 milyon koltuk kapasitesine ulaşmak için çalıştıklarını belirtti. Ayrıca Flyadeal’a 22 uçak daha sağlamak için çalışmaların sürdüğünü, bunun koltuk kapasitesini 23 milyonun üzerine çıkararak yüzde 100’ü aşan bir oranda artıracağını vurguladı.  
İbrahim el-Ömer, Flyadeal Havayolu şirketinin 110 destinasyona yönelik uçuşlara ek olarak Suudi Arabistan Havayolları’nın uçaklarının uçuş yaptığı destinasyonlara 10 tanesinin daha ekleneceğini bildirdi. Ardından 20 ek destinasyon ile toplam 131 doğrudan uçuş destinasyonuna ulaşılacağını ve bu uçuşların umrecilerin ulaşımını kolaylaştıracağını söyledi. Ömer, Suudi Arabistan Havayolları’nın mevcutta 105 olan kalkış noktasının 20’den fazla noktanın eklenmesi ile toplam 131’e çıkarılacağı bilgisini paylaştı.



Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
TT

Birinci Suudi Devleti mührü: Resmen tanınma ve idari belgeler

Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)
Faris el-Meşrafi (Şarku’l Avsat)

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Dr. Faris bin Muteb el-Meşrafi, Suudi Arabistan’ın ‘Kuruluş Günü’nde ciddi tarih yazımının olayları anlatmak veya başlangıçları yüceltmekle sınırlı olmadığını, daha çok devletin araçlarını, yetkililerin nasıl düşündüklerini, kendilerini nasıl tanımladıklarını ve siyasi ve idari varlıklarını nasıl kullandıklarını ortaya koyan küçük işaretleri ispat etme eğiliminde olduğunu vurguladı. Bu araçlar arasında mühür, devlet kavramını tek bir eser içinde özetleyen, anlam açısından zengin bir materyal belge olarak öne çıkıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dr. Meşrafi, “Mühür, siyasi ve idari bağlamından ayrı görülemeyeceğinden yapısını ve ifadesini incelemek, onu üreten devletin doğasını daha derinlemesine anlamanın kapısını açar. Birinci Suudi Devleti’nin üçüncü imamı olan İmam Suud bin Abdulaziz'e (ö. 1229 H/1814 M) atfedilen mühür, 13. yüzyılın ilk on yılında Şam Valisi’ne hitaben yazılmış bir mektup da dahil olmak üzere resmi yazışmaları tasdik etmek için kullanıldı. Mühürün ortasında, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ve hicri 1223 tarihi yazarken bütünlük ve kesinlik ifade eden dairesel bir çerçeve bulunuyor. Mühür, süs amaçlı değil, resmi tanıma amacıyla yapılmıştır. Mühürün varlığı, kararlarını ve yazışmalarını belgelendirmesi gereken merkezi bir otorite ve temsil bilincine sahip bir idare olduğunu gösteriyor. Mühürlenmiş her mektup, dolaylı olarak şunu belirtir: Bu, kendi adına konuşan bir devlet ve bir meşruiyet sistemidir. Mektubun gücü, yalnızca içeriğinden değil, üzerine basılan mühürden de kaynaklanıyor” dedi.

rgtbgrt
Kanuni Sultan Süleyman'ın altın ve mavi mürekkeple yazılmış tuğrası (1520 –1566 yılları arasında hüküm sürdü)

Dr. Meşrafi, ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesinin kişisel boyutunu aşarak siyasi meşruiyet diline girdiğini, ‘Abdullah’ kelimesinin seçilmesinin dini otoriteden ayrılamaz bir otorite anlayışını yansıttığını, liderliğin siyasi bir ayrıcalık değil ahlaki bir görev olarak sunulduğunu belirtti. Dr. Meşrafi’ye göre bu dil kendiliğinden ortaya çıkan bir dil değil, siyasi iktidarın ahlaki meşruiyet olmadan eksik olduğunu ve devletin inanç sisteminin ötesine geçmediğini, aksine bu sistem içinde işlediğini savunan bir yönetim modelinin ifadesiydi.

Mühürün hem içeride hem de dışarıda devlet işlevleri

Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, mührün yerel alanın dışındaki Şam Valisi’ne yazılan mektuplarda da kullanıldığını öğrendiğimizde mührün öneminin kat kat arttığını vurguluyor. Burada mühür, dış siyasi ilişkilerin bir aracı haline gelirken erken dönem Suudi devletinin, o dönemin siyasi yazışmalarında kabul gören resmi bir dilde iletişim kuran, hitap eden ve kendini tanıtan bir siyasi aktör olarak kendinin farkında olduğunu gösteriyor. Zira mühür, sadece iç kullanım için değil, aynı zamanda yurtdışında da egemenliğini ifade ediyordu.

Aynı zamanda, mühürde hicri tarihin bulunması resmi bir ayrıntı değil, idari işlerin ‘zamansallaştırılmasının’ bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Dr. Meşrafi, “Belgelerine tarih ekleyen bir devlet, sıra, öncelik ve argümantasyonun önemini kabul eden ve siyasi eylemin zamana bağlı olmadan tamamlanamayacağını anlayan bir devlettir. Burada, Birinci Suudi Devleti’nin idari zihniyetinin ilk belirtilerini görüyoruz” diye konuştu.

Dr. Meşrafi, mührü çağdaş bölgesel bağlamında ele alarak, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün öneminin, 18’inci yüzyıl sonu ve 19’uncu yüzyıl başlarında çağdaş İslam devletlerinin mühürleriyle karşılaştırıldığında daha net hale geldiğini açıkladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda padişahlık mührünün, padişahın adını ve unvanlarını görsel olarak yoğun bir formülasyonla taşıyan ve prosedürel boyutun ötesinde imparatorluk statüsünü ve idari hiyerarşiyi vurgulayan son derece sembolik bir işleve sahip olan bileşik bir egemenlik imzası olarak kullanıldığını söyleyen Dr. Meşrafi, dolayısıyla mührün -o dönemin dilinde- belgeleme aracı olduğu kadar egemenliğin görsel bir ifadesi haline geldiğini belirtti. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı, benzer şekilde, Kaçar Hanedanlığı İran'ında resmi mühürler, Şah'ın adı ve unvanlarıyla ilişkilendirilmiş görünür ve kişisel markalaşma ve kraliyet meşruiyetinin açık bir varlığıyla, mührü tarafsız bir idari kontrol aracından ziyade hükümdarın prestijinin bir uzantısı ve devletin sembolik temsili haline getirdiğinin altını çizdi.

Dr. Meşrafi, Mısır'da Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın idaresi döneminde, idari modernleşmenin ilk belirtilerinin görülmesine rağmen, resmi mührün sadece bir mühür olarak değil, padişahın Osmanlı valisi olarak ait olduğu egemen yapıdan da kaynaklanan bir otorite ve statü dilinde işlevini sürdürdüğünü belirtti.

Dr. Meşrafi’ye göre Mehmed Ali Paşa ‘Abdullah Mehmed Ali’ formülünü kullandığında bile, bu ifade meşruiyetin temel tanımı olarak değil, Osmanlı yazım gelenekleri içinde usule ilişkin bir formalite olarak işlev görüyordu. Bu aynı zamanda mührün tonunu yumuşattı, ancak hükümdarın konumunu ve işlevini tanımlayan resmi unvanlar ve rütbeler sistemi aracılığıyla, örneğin Osmanlı idari ve askeri hiyerarşisinde yüksek bir rütbe olan ‘paşa’ unvanı ve ‘Mısır Valisi’ unvanı gibi protokol ifadeleri dışında, tanınmış yasal ve egemen unvanı olarak kullanıldı. Bu yüzden Mısır örneğinde mühür, bir belge aracı olduğu kadar siyasi statünün bir beyanı olarak da kalır ve hükümdarın konumunun ve işlevinin belirlendiği üst otorite sisteminden ayrılamaz.

scdfergthy
Sultan 2. Abdulhamîd Han’ın tuğrası (1861–1978 yılları arasında hüküm sürdü)

Bu modellerin aksine Suudi mührünün farklı bir formüle sahip olduğunu vurgulayan Dr. Meşrafi’ye göre ‘Abdullah Suud bin Abdulaziz’ ifadesi ve hicri tarih, sembolik gösteriler veya abartılı unvanlar olmadan ve devletin kendi çerçevesi dışındaki daha yüksek bir egemenliğe atıfta bulunmadan resmi tanınma ve idari belgeleme işlevini yerine getirmek için yeterli. Burada mühür, statü beyanından ziyade bir devlet aracı olarak işlev görür ve sembollerin ekonomisi, temsilin netliği ve idari kontrol üzerine kurulu bir egemenlik modelini vurgular. Bu, Birinci Suudi Devleti’nin doğasını ve erken oluşum mantığını anlamada önemli bir farktır, çünkü bu devlet kendini sadece sembollerin ihtişamıyla değil, işlevi ve uygulamalarıyla tanımlıyor.

Mühür ve Birinci Suudi Devleti’ndeki işlevi

Dr. Meşrafi, bu bölgesel karşılaştırma çerçevesinde İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün yalnızca izole bir idari belge olarak yorumlanamayacağını, aksine Birinci Suudi Devleti’nin işlevi bağlamında anlaşılması gerektiğini belirtti. Bu devlet, törensel veya sembolik bir varlık olarak değil, kontrol, uygulama, güvenlik ve iç ve dış ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilenen bir otorite olarak kurulmuştu.

Mührün tasarımının sadeliği, unvanların azlığı ve hicri takvimle birlikte kullanılması, iktidarı egemenliğin bir göstergesi olarak değil, sorumlu bir görev olarak gören bir devletin unsurları olduğunu belirten Dr. Meşrafi, “Sembollerini en aza indiren bir devlet, retorikten çok eylemi, süslemeden çok organizasyonu ve temsilden çok işlevi önceliklendiren bir devlettir. Dolayısıyla mühür, imamın şahsının bir işareti olarak değil, tarih yazan, iletişim kuran, yükümlülükler getiren ve kayıt tutan bir devletin aracı olarak okunur” ifadelerini kullandı.

Bu anlamda, İmam Suud bin Abdulaziz'in mührünün, Birinci Suudi Devleti’nin, sergilediği değil, yaptıklarıyla kendini tanımlayan ve sadece sembolik ihtişamla değil, idari ve hukuki kontrol yoluyla varlığını ortaya koyan, eylem halindeki bir devlet olduğu gerçeğinin kanıtı haline geldiğini vurgulayan Dr. Meşrafi, Kuruluş Günü’nde bu mührü anmanın, eski bir kalıntıyı kutlamak değil, Suudi devletini meşru ve siyasi temsil bilincine sahip organize bir varlık olarak şekillendiren anı bilinçli bir şekilde okumak olduğunun altını çizdi. Kral Suud Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı’na göre mühür böylece, ‘işte bir devlet ve işte kendini tanıyan ve varlığını nasıl ortaya koyacağını bilen bir otorite var’ diyen tarihi bir tanık haline geliyor.


Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
TT

Suudi Arabistan ‘Kuruluş Günü’nü kutluyor: Bugün, geçmişin uzantısıdır

Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)
Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman (SPA)

Suudiler bugün, İmam Muhammed bin Suud'un 22 Şubat 1727 tarihinde Dir'iya'da Birinci Suudi Devleti’ni kurmasının 299’uncu yılını kutluyor.

Suudi liderler, bu tarihi olayda liderler ve üst düzey yetkililerden çok sayıda tebrik ve iyi dilek mesajı aldı.

Kuruluş günü, Suudi devletinin derin tarihi köklerini ve yaklaşık üç yüzyıldır devam eden kesintisiz genişlemeyi ve ayrıca ulusal kimliğe duyulan gururu ve devletin varlığını koruyan ve kuruluşundan itibaren güvenliğini ve ilerlemesini sağlayan liderlikle olan bağı temsil ediyor. Bu liderlik, Kral Salman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman bin Abdulaziz’in yönetimi döneminde başlatılan ‘2030 Vizyonu’ ile devam ediyor.

Şarku’l Avsat, tarihi kayıtları inceleyen ve bu vesileyle vurgulanmaya değer tarihi açıları seçen araştırmacılarla ve uzmanlarla görüştü. Bu görüşmeler, sözlü tarihin önemine, savaşta kadınların rolüne ve Birinci Suudi Devleti döneminde mührün anlamı ve sembolizmine dair incelemeler şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, tarihte Dir'iya'da ekonomi ve istikrarın ilk kez bir araya gelmesi de ele alındı.

Kral Suud Üniversitesi’nden tarih profesörü Dr. Fatıma el-Kahtani, kadınların dayanıklılığı üzerine bir sunum yaptı ve bunun askeri alanla sınırlı olmadığını, sosyal alana da uzandığını vurguladı.

Suudi Arabistan Tarih Derneği Genel Sekreteri Dr. Hala el-Mutairi, Suudi Arabistan’ın kuruluşunun ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrarın sağlandığını ve İmam Muhammed bin Suud'un Dir'iya'yı mal ve ürünlerin ticaretine elverişli bir ortama dönüştürdüğünü vurguladı. İmam Muhammed bin Suud'un ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak ve çalışma ve üretim değerlerini yerleştirmek için gerekli temelleri attığını belirten Dr. Mutairi, ekonomik istikrarı dini ve ahlaki bağlılıkla ilişkilendirdi.


Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.