Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

Hükümet heyeti ‘devletin sembollerine’ dokunulmasının komplonun bir parçası olarak niteledi. Muhalefet heyeti ise bu sembollerin bugün tartışmalı olduğunu ifade etti.

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
TT

Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde ‘devletin sembolleri’ tartışma konusu oldu

BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)
BM Temsilcisi Geir Pedersen Cenevre’de düzenlenen Anayasa Komitesi toplantılarında konuşuyor (BM)

Cenevre’de düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmelerinde Ahmed el-Kuzberi başkanlığındaki Suriye hükümeti heyetinin sunduğu ve Şarku’l Avsat’ın bir nüshasına ulaştığı ‘devletin sembolleriyle’ ilgili belge, Hadi el-Bahra başkanlığındaki muhalefet heyeti ve muhalefetle bağlantılı sivil toplum temsilcileri ile hükümet heyeti arasında anlaşmazlığa yol açtı.
Anayasa Komitesi’nin 7’nci tur görüşmeleri bugün (cuma) katılımcıların öneri ve yorumlarını yazılı bir şekilde Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Temsilcisi Geir Pedersen’in ofisine sunmasıyla sona erecek. Pedersen 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı doğrultusunda Suriye Anayasası’nda reformların yapılması amacıyla Kuzberi ve Bahra arasındaki görüşmeleri kolaylaştırmaya çalışıyor.
Daha önce Pedersen’in gözetiminde yapılan anlaşma uyarınca, görüşmelerin son gününde üyelerin toplantılarda ele alınan konularla ilgili önerilerini yazılı bir şekilde Pedersen’in ofisine sunmaları gerekiyor. Hükümet heyeti önceki turlarda bunu yapmayı reddetmişti.
Söz konusu anlaşma doğrultusunda heyetlerin her biri; hükümet, muhalefet ve sivil toplum heyetlerindeki katılımcıların tartıştığı anayasa ilkeleriyle ilgili önerilerine yer verdikleri yazılı bir belgeyi oturum başkanlığına sunmak zorunda. Önceki turda önerisini ilk sunan tarafın hükümet heyeti olması dolayısıyla 7’nci turdaki görüşmelere muhalefet heyetinin sunduğu ‘yönetim esaslarıyla’ ilgili öneriyle başlandı.

Yönetim esasları
Bahra’nın sunduğu öneri metninde “Devletin yönetim biçimi, hukukun egemenliğine dayanan, insanlık onuruna ve halkın iradesine saygı duyan, özgür, adil ve dayanışmacı bir toplum inşa etme taahhütlerine tamamen bağlı bir cumhuriyet olmalı. Halkın, siyasi çoğulculuk ve iktidarın barışçıl değişimi kapsamında ulusal ve yerel düzeyde kendisine vekaleten iktidarı kimin yöneteceğini seçme iradesini özgür ve demokratik bir biçimde ifade etmesine izin verecek şekilde anayasada belirlenen seçim araçları üzerinden halk egemenliği uygulanmalı” ifadeleri kullanıldı. Siyasi partilerin, siyasi çoğulculuğun bir dışavurumu olduğu belirtilen belgede, “Partiler kurulacak. Partiler, çalışmalarını düzenleyen ve anayasa hükümleriyle çelişmeyen yasalar çerçevesinde faaliyetlerini özgürce yerine getirecekler” denildi.
Öneri okunduktan sonra söz alan hükümet heyeti üyeleri yaptıkları konuşmalarda öneride geçen terimlere ve önerinin ‘ilke olarak özgürlüğe odaklanmasına’ takıldı. Toplantıda söz alan bir hükümet üyesi, “Metin, partilerin siyasi çalışmayı tekeline alacağı ve bireyler ile bağımsızlara alan kalmayacağı izlenimi uyandırıyor. Uygulanacak yasal kurallar olmadan özgürlük verilmez” ifadesini kullandı.

Devletin kimliği
Kuzberi oturumun ikinci gününde (salı) toplantıya başkanlık etti. Şam’dan gelen sivil toplum temsilcileri ‘devletin kimliği’ ile ilgili bir öneri sundu. Ülkenin resmi adının ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ olarak kalması teklif edilen öneride “Araplık, Arap halkının tarihi ve coğrafi aidiyeti ve ortak çıkarları ile acılarının hükmettiği medeni bir kültürün kimliğidir. Suriye Arap Cumhuriyeti Arap dünyasının bir parçasıdır. Suriye halkı Arap milletinin bir parçasıdır. Araplık, çeşitlilik ve zenginlikleriyle tüm kültürleri birleştiren ve kucaklayan, tüm kültürlerle etkileşime giren, insanlık medeniyetinin zenginleşmesine katkıda bulunan ve bu ülkenin medeniyetini oluşturan bir medeniyet havzasıdır. Suriye, demokratik bir devlettir. Yasalar, siyasi hayata yön veren parti ve siyasi çoğulculuğu güvence altına alır. Resmi dil, Arapçadır” ifadeleri kullanıldı.
Tartışmalar sırasında bazı katılımcılar ‘Araplığın Arap olmayanların kimlikleri üzerinde bir tahakküm kurmaması gerektiği’ uyarısında bulunarak, ‘metinde Araplığın rolünün tanınmasının diğer bileşenlerin kimlikleri, kültürleri ve dillerinin aleyhine olmasını gerektirmediğini’ ifade ettiler. Bir katılımcı, “Tartışmadaki temel ihtilaf noktası, Araplığın diğer bileşenlerin karşısında belli bir kültür bileşenin kimliği mi yoksa birleştirici bir medeniyet projesi gibi bir kimlik mi olduğudur” dedi.

Devletin sembolleri
Oturumun üçüncü gününde, Kuzberi başkanlığındaki hükümet heyeti, Bahra başkanlığındaki oturuma ‘devletin sembolleri’ ile ilgili önerisini sundu.
Öneri metinde “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin sembolleri yüksek ulusal değerlerini ve güçlü bir medeniyeti temsil etmektedir. Bu semboller Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tarihini, kültürünü ve birliğini ifade etmektedir. Hiçbiri değiştirilemez” denildi.
Metinde öneriler maddeler halinde sıralandı:
1- Suriye bayrağı kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere üç renkten ve her biri 5 uçlu yeşil renkli iki yıldızdan oluşur. Bayrağın şekli dikdörtgen biçimindedir ve eni boyunun üçte ikisidir. Bayrak boyunca üç dikdörtgen eşit bir şekilde yer tutar. Üst kısım kırmızı, orta kısım beyaz ve alt kısım siyah olup, iki yıldız beyaz dikdörtgenin tam ortasında yer alır.
2- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ulusal marşı “Humat ed-Diyar Aleyküm es-Selam”dır.
3- Suriye Arap Cumhuriyeti’nin resmi dili Arapçadır.
4- Suriye lirası, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin para birimi ve para biriminin ölçü birimidir.
5- Suriye Arap Cumhuriyeti'nin arması, üzerine Suriye Arap Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağının renkleri işlenen bir Arap şahinidir. Şahin, pençeleriyle tuttuğu ve üzerinde Kûfî hatla “Suriye Arap Cumhuriyeti” yazılı bir kuşak taşır. Şahinin altında iki buğday başağı bulunur. Şahin, kuşak ve iki buğday başağı, altın renginde olur. Yazı ve kanatların çizgileri açık kahverengi renginde olur.
Resmi belgenin başındaki ‘değiştirilemez’ ibaresi, geniş çaplı tartışmalara yol açtı. Ayrıca ‘Anayasa’daki herhangi bir maddenin dokunulmazlığının olup olmadığı meselesi’ tartışıldı.
Muhalifler ‘bu sembollerin bugün tartışmalı bir konumda olduğunu ve Anayasa’ya eklenmesinin halkın büyük bir kesimi tarafından reddedildiğini’ söyledi. Bayrağın anlamı, şekli ve Suriye’nin sembolleriyle ilgili karşı öneriler sunuldu. Katılımcılardan bazıları ‘sembollerin yasalara dahil edilmesi adımının, anayasanın kabul edilmesi ve ilk Suriye Meclisi’nin şeffaf ve adil bir şekilde seçilmesinden sonraki sürece ertelenmesini’ teklif etti.
Oturumun üçüncü günü (çarşamba) devletin sembolleriyle ilgili tartışmalarla geçti. Suriye’nin mevcut ve önceki anayasalarında ve Suriye kültüründe yeri olan ulusal sembollerin tarihi hakkında konuşmalar yapıldı. Hükümet heyetinin bir üyesi, “Bu aşamada sembollere dokunulması sadece vatandaşların güven duygularını tehdit etmekle kalmaz aynı zamanda vatanı hedef almak için sembolleri hedef alan ülkenin birliğine yönelik mevcut komplonun çıkarına olur” dedi.
Buna karşılık olarak muhalifler “Semboller çoğu zaman halka karşı şiddeti meşrulaştırmak için kullanıldı. Ülkenin halkını ve toprağını yeniden birleştirme sürecine girilmesi için anayasa yazım süreci tüm tarafların hassasiyetlerini ve temel güvencelere olan ihtiyaçlarını gözetmelidir” ifadelerini kullandı.

Kamu otoriteleri
Kuzberi ve Bahra dün (perşembe) sabah saatlerinde katılımcılara 7’nci turun son gününde (cuma) takip edilecek çalışma mekanizmasını açıkladı. Zira bu açıklamaya göre tüm üyelerin önerilerle ilgili değişiklik tekliflerini Pedersen’in ofisine sunabileceği bilgisi paylaşıldı. Bu bilgilendirmeden sonra muhalifler ‘kamu otoriteleri’ başlıklı öneri belgesini sundu.
Öneri metninde “Devletin kamu otoriteleri, yasama, yürütme ve yargı otoriteleri arasındaki kuvvetler ayrılığına göre düzenlenir. Yasama, yürütme ve yargı kurum ve kuruluşları yetkilerini anayasanın belirlediği sınırlar içinde kullanır. Bu kurum ve kuruluşların oluşturulması ve görevlerini yerine getirmesi, anayasaya aykırı olmayacak şekilde kanun ve mevzuat hükümlerine tabidir. Ayrıca anayasada ve Suriye devleti tarafından onaylanan uluslararası sözleşmelerde yer alan temel hak ve hürriyetlere saygı duyma ve onları uygulamakla yükümlüdürler” ifadeleri kullanıldı.
Katılımcılar ‘kuvvetler ayrılığının sadece felsefi bir kavramdan ibaret olduğunu’ ve anayasadaki hükümlerin pratikteki uygulaması sırasında otoriteler arasında büyük müdahalelerin olduğuna dikkat çekti. Konuşmacılar yasama ve yürütme ile bu ikisi ile yargı otoritesinin birbirinden ayrılması ve kurumlar arasında dengenin sağlanması gerektiğini vurguladı. Katılımcılardan biri, “Bazı anlarda tartışmalar yaşandı. Ancak saygı çerçevesinde kaldı. Bazen ise pratik fikir alışverişi yapıldı” dedi.



Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?
TT

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Suriyeli bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Süveyda’da hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde hükümet ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri arasında dış arabuluculuk girişimleri bulunduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

Bu açıklama, Hicri’nin “Yüksek Hukuk Komitesi” olarak bilinen yapıyı feshettiğini ve hâkim Şadi Fayez Mürşid’i, vilayette mevcut süreci yönetmek üzere “Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi”ni kurmakla görevlendirdiğini duyurmasının ardından geldi.

Suriyeli siyasi analistler, Hicri’nin kararına ilişkin farklı değerlendirmelerde bulundu. Bunun Hicri’nin sürdürdüğü politikadan geri adım attığını ve Suriye’nin Cezire bölgesinde (SDG kontrolündeki bölge) uygulanan ve yeni realite karşısında ayakta kalamayan “özerk yönetim” modelinin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

“Halkı belirsizliğe sürüklüyor”

Süveyda Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Kuteybe Azzam, söz konusu kararı “vilayet halkını bilinmeze sürükleyen ve sıkıntılarını artıran bir adım” olarak nitelendirdi.

Azzam, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde “Süveyda halkını ve değerlerini temsil etmeyen yasa dışı grupların bulunduğunu ve bu grupların vilayeti ve halkını rehin aldığını söyledi. Bu yapıların güvenlik bürosu, ulusal muhafızlar, hukuk komitesi ve şimdi de Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi gibi isimler kullandığını belirten Azzam, bu oluşumların hiçbirinin meşruiyeti olmadığını ve yerel ya da uluslararası hukukla insan haklarını tanımadığını vurguladı.

dfbfd
Dürzi militanlar, 26 Şubat 2026’da Süveyda’da gerçekleşen rehine değişim operasyonu sırasında (AP)

Devletin güvenliğin sağlanması ve toplumsal dokunun korunması için temel otorite olduğunu ifade eden Azzam, Süveyda’daki geniş bir kesimin bu grupların eylemlerini reddettiğini ve devletin müdahalesini talep ettiğini belirtti.

Azzam ayrıca, hükümet ile Hicri veya ulusal muhafızlar arasında dışarıdan Dürzi gruplar aracılığıyla yürütülen bir arabuluculuk süreci olduğu iddialarını da reddetti. Görüşmelerin yalnızca hükümet ile yerel ileri gelenler ve din adamları arasında gerçekleştiğini, ancak sonuç alınamadığını söyledi.

Kararın arka planı

Hicri, salı günü yayımladığı açıklamada Hukuk Komitesi’ni feshettiğini ve Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi’nin kurulacağını duyurdu. Bu yapının kriz yönetimi niteliğinde olduğunu belirterek, amacının kuşatma ve saldırıların etkilerini azaltmak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve toplumsal yapıyı korumak olduğunu ifade etti.

sdvdsfv
Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri (AFP)

Karar, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde güvenlik zafiyetinin arttığı bir dönemde geldi. Son olarak, ulusal muhafızlara bağlı silahlı bir grubun Süveyda’daki Eğitim Müdürlüğü’nü basarak, kısa süre önce hükümet tarafından atanan müdür Safvan Bilan’ı kaçırdığı bildirildi. Bilan daha sonra görevinden çekildiğini açıkladı.

Süveyda halkı ise siyasi bölünmelerin gölgesinde ağırlaşan yaşam koşulları ve hizmet eksiklikleriyle mücadele ediyor.

“Durum çok kötü”

Güvenlik gerekçesiyle ismini açıklamayan Süveydalı bir siyasi analist, Hicri’ye bağlı silahlı grupların eylemlerini kara noktalar olarak nitelendirerek, kentteki durumun her açıdan çok kötü olduğunu söyledi.

Analist, ulusal elitlerin siyasi faaliyetlerinin tutuklamalar nedeniyle neredeyse tamamen durduğunu ve İsrail projesinin sahada ilerlediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

Üniversite öğrencilerinin Şam’a gitmesinin engellenmesi gibi son gelişmeleri “en çirkin adımlar” olarak nitelendiren analist, bu durumun vilayet genelinde tepki ve kısmi grevlere yol açtığını belirtti.

Toplumsal baskı artıyor

Aynı analiste göre, 2025 Ağustos’unda kurulan “Hukuk Komitesi” halkın sorunlarını çözmekte başarısız oldu ve durum daha da kötüleşti.

Un ve maaş krizinin yanı sıra hizmetlerin sağlanamaması nedeniyle Hicri ve çevresinin toplumsal destek kaybettiğini ifade eden analist, bunun temel nedeninin devletle ilişkilerin kesilmesi olduğunu söyledi.

fdvfv
Görevden alınan Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı, hâkim ve danışman Muhannad Boufaour (Facebook hesabı).

Analist, Hicri’nin son kararının “yeniden konumlanma” olabileceğini, açıklamada önceki söylemlerinde yer alan kendi kaderini tayin, ayrılık ve İsrail’e teşekkür gibi ifadelerin bulunmamasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Bu adımın, toplumsal ve ekonomik baskılar nedeniyle geri adım anlamına gelebileceğini ve yeni yapının sorumluluğu üstlenecek bir vitrin işlevi görebileceğini de sözlerine ekledi.

Yerel Dürzi kaynaklar da kararın “halkın öfkesini yatıştırma” amacı taşıdığı görüşünde.

“Baştan denenen bir başarısızlık”

Suriyeli yazar ve hukukçu Muhammed Sabra ise kararı, savaş yıllarında ortaya çıkan fikirlerin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

Eski muhalefet baş müzakerecisi Sabra, Suriye’nin Cezire bölgesindeki “özerk yönetim” deneyiminin 8 Aralık 2024 sonrası yeni realite karşısında çöktüğünü belirtti.

vfvbf
Süveyda’daki destekçileri tarafından sosyal medyada paylaşılan fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri.

Sabra, “Hicri şimdi sıfırdan, başarısızlığı baştan belli bir modeli yeniden kurmaya çalışıyor. Süveyda; petrolü, buğdayı, suyu ve açık sınırları olan Cezire bölgesi değil. Bu şartlarda böyle bir projenin başarılı olacağını düşünmek gerçekçi değil” dedi.

İsrail’in böyle bir projeyi başarıya ulaştırabileceği düşüncesinin de “yanılsama” olduğunu söyleyen Sabra, bunun bedelini Süveyda halkının yaşam koşullarının çökmesiyle ödeyebileceğini ifade etti.


Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
TT

Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)

Kataib Hizbullah dün, bir hafta önce Irak'ın başkenti Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson'un, "ülkeyi derhal terk etmesi" şartıyla serbest bırakıldığını duyurdu.

Grubun güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Esaf yaptığı açıklamada, serbest bırakma kararının "görevden ayrılan Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani'nin vatansever duruşuna duyulan takdirin bir sonucu" olduğunu belirterek, Kittleson'un "Irak'ı derhal terk edeceğini" vurguladı.

El-Esaf, bu adımın "önümüzdeki günlerde tekrarlanmayacağını ve savaş durumunda koşulların değişebileceğini" ifade etti.

İran'a bağlı silahlı grup, Amerikalı gazetecinin "itirafları" olarak nitelendirdiği kayıtları yayınladı. Kaydın koşullarını doğrulamak zor olsa da Kittleson "Bağdat'taki Amerikan konsolosunun kendisinden Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri hakkında bilgi toplamasını istediğini" söyledi.

Geçtiğimiz hafta, başkentin kalbinde kaçırılmasının ardından Kittleson'un serbest bırakılması için Bağdat'ta ortak bir Irak-Amerikan güvenlik operasyonu başlatıldı. Bu olay, bölgesel gerilimlerin ve bunların Irak için güvenlik sonuçlarının arttığı bir dönemde gerçekleşti.

O dönemde Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, Irak güvenlik güçlerinin ilgili Amerikan yetkilileriyle birlikte Bağdat'ta kaçıranları bulmak ve Kittleson'ın serbest bırakılmasını sağlamak için yakın iş birliği içinde çalıştığını belirtmişti. Olayın hassasiyeti, siyasi ve güvenlik sonuçları göz önüne alındığında, iki taraf arasında "en üst düzeyde" iletişim kurulduğu ifade edilmişti.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dylan Johnson da Irak yetkililerinin, Ketaib Hizbullah ile bağlantılı olduğuna inanılan ve kaçırma olayına karışmakla suçlanan bir kişiyi tutukladığını duyurdu.

vdf bf
 Kittleson Suriye krizini yerinde takip etti (Facebook).

ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce Kittleson'u güvenlik tehditleri konusunda uyarmış ve serbest bırakılmasının en kısa sürede sağlanması için FBI ile koordinasyon içinde olduğunu belirtmişti.

Gözlemcilere göre bu uyarı, özellikle silahlı grupların artan etkisiyle birlikte Irak'taki kötüleşen güvenlik durumu konusunda Batılı diplomatik misyonlar arasında artan endişeyi yansıtıyordu.

Kittleson, Irak ve bölgesel meseleler konusunda uzmanlaşmış bir gazetecidir. Birçok uluslararası kuruluşla çalışmış olup, haberlerinde silahlı gruplar, Irak-Amerika ilişkileri ve bölgesel güvenlik gelişmelerine odaklanmaktadır.

Silahlı gruplar ve Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler hakkındaki haberleriyle tanınmıştır. Ayrıca, 2014'ten sonra DEAŞ'tan Musul'u geri almak için yapılan savaşların yanı sıra Suriye krizi hakkındaki haberleriyle de dikkat çekmiştir.


Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
TT

Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)

Areig Elhag

Sudan'a komşu yedi ülkenin tamamı Sudan’daki savaşın bedelini her gün ödüyor. Sınırlarında mülteciler, zayıflayan güvenlikleri ve kan kaybeden bir ekonomi... Ancak Etiyopya ve Eritre sadece bedel ödemekle yetinmeyip kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşı yönetiyor. Her biri Sudan'ın aleyhine bir tarafı destekliyor. Durumu daha da tehlikeli kılansa bu iki ülkenin önceki savaşlarının yaraları henüz sarılmamış olması ve savaşın yeniden patlak verme olasılığının halen devam etmesi.

En tehlikeli olansa, bu çifte müdahalenin sadece Sudan savaşını beslemekle kalmayıp, daha geniş bir bölgesel çatışmaya da zemin hazırlaması. Bitkin düşmüş Sudan, bu çatışmanın hem kıvılcımı hem de yakıtı olabilir.

Çok yakın bir senaryo var. O da Sudan ve Tigray cephelerinin tek bir bölgesel savaşta birleşmesi. Raporlar, Doğu Sudan'daki Beni Amer kabilesinin, köklü bir tarihsel düşmanlık nedeniyle Eritre'nin yanında Etiyopya'ya karşı savaşmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Eğer böyle bir kayma olursa, Addis Ababa duruma seyirci kalmayacak Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütüne daha fazla destek vermesi muhtemel bir tepki olur. Buna karşın HDK, Port Sudan'dan Eritre ve Tigray'e uzanan ikmal hatlarını kesmek için uzun menzilli insansız hava araçlarına (İHA) başvurabilir. Sudan'daki yangın büyürken sınırları da daralıyor.

Etiyopya: Kızıldeniz, sınırlar ve Tigray Savaşı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Etiyopya’nın Sudan’a yönelik tutumu, ülkenin iç kırılganlığı göz önüne alındığında daha net bir hal alıyor. Tigray Savaşı’nın yıprattığı, çok sayıda isyanla karşı karşıya kalan ve iç krizlerini telafi edecek bir deniz çıkışı arayışında olan Etiyopya, bu açıdan bir baskı aracı haline geliyor. Bu açıdan bakıldığında Sudan, bir baskı aracı haline geliyor.

Savaşın başında Etiyopya, topraklarında Sumud İttifakı ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemideti) gibi sivil siyasi güçleri bir araya getirdi. Bunun sonucunda, HDK’nın liderleri, bazı siviller ve Sumud İttifakı içinde yer alan silahlı hareket liderlerinden oluşan bir kurucu hükümetin çekirdeğini oluşturan ‘Addis Ababa Anlaşması’ imzalandı. Bunların arasında savaş öncesinde Sudan hükümetinde ordunun ortakları olanlar da vardı.

Bazı gözlemciler, Abiy Ahmed'in Sudan geçici hükümetinin merkezi olan Port Sudan'ı ziyaret edip, tırmanan gerilimi hafifletmek için Hartum ile Abu Dabi arasında bir arabuluculuk girişimi önerdiğinde, Etiyopya'nın tutumunun değişme aşamasında olduğunu tahmin etmişti. Ancak bu diplomatik işaret, onu izleyen sahadaki hareketlerin, gerçek bir tutumdan ziyade daha geniş bir bağlamda bir manevra olduğunu ortaya çıkardı.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz mart ayı başlarında topraklarının İHA’larla saldırı düzenlenmesi için kullanılmasına izin vererek ‘saldırgan davranışını’ sürdürdüğü gerekçesiyle Etiyopya'yı resmi olarak uyardı ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Bu suçlama, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinde bir ilk teşkil ediyor.

Etiyopya, Sudan'ın Mavi Nil eyaleti ile Etiyopya'nın Benishangul-Gumuz Bölgesi arasındaki sınır bölgesinde binlerce HDK üyesinin eğitildiği bir kampa ev sahipliği yapıyor. Raporlara göre Etiyopya topraklarından kalkan İHA’lar, Damazin ile Kormek bölgesi arasındaki alanları bombaladı. Bu gelişme, Sudan hükümetini söz konusu açıklamayı yapmaya itti.

Aynı zamanda Etiyopya, Sudan ordusunun yanında savaşan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) varlığından endişe duyduğunu iddia ederken taraflar birbirlerini kendi savaşlarına müdahale etmekle suçluyor.

Bu diplomatik işaret, ardından gelen sahadaki gelişmelerin de ortaya koyduğu üzere, gerçek bir tutumun ifadesi olmaktan çok, daha geniş bir bağlamda yapılan bir manevra olduğu kısa sürede anlaşıldı.

Eritre: Açıklanmayan ancak net olan tutum

Buna karşın Eritre, Sudan ordusunu destekleyerek tam tersi bir yönde ilerliyor. Ancak gerçek, bu desteği ‘Sudan halkının yanında durmak’ olarak sunan resmi söylemden daha derin. Sadece rakamlar ve konumlar bile bu katılımın boyutunu ortaya koyuyor. Kaş ve Baraka deltalarının çeşitli noktalarında altı eğitim kampı bulunuyor. Bunlardan üçü Mehib bölgesinde, bir diğeri Kassala eyaletine sınır komşusu olan Tamrat köyü çevresinde ve biri de Sudan sınır şeridindeki Karmayka bölgesinde yer alıyor.

Bu kamplar, Doğu Sudan'dan beş ve Darfur'dan altıncı silahlı grubu barındırıyor. Bunlar arasında Beja grupları, Darfur Valisi Minni Arko Minnawi liderliğindeki SPLM-N’in yanı sıra, Mayıs 2024'te Tamrat topraklarında tamamen Eritre'nin himayesinde ilk konferansını düzenleyen Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Doğu (SPLM-East/Doğu Cephesi) de bulunuyor. Bugün, bu hareketin savaşçılarının sayısı, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık iki bin kişi olarak tahmin ediliyor. Bu destek, geçen Kasım ayında Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdelfattah el-Burhan'ın güvenlik ve askeri anlaşmalar imzalamak üzere Asmara'yı ziyaret etmesiyle resmi bir siyasi destek buldu.

Bu sistem, geçtiğimiz mart ayında daha tehlikeli bir aşamaya, yani fiili konuşlandırma aşamasına girdi. Kaynaklar, bazı birliklerin Eritre topraklarında üç grup halinde eğitimlerini tamamlamasının ardından, bu birliklerin Ramazan Bayramı'ndan sonra Sudan'a geri dönmesini öngören mutabakatlar olduğunu ortaya çıkardı. Doğu Ortak Kuvvetleri zaten geri dönmüş ve Kordofan operasyonlarına katıldı. Öte yandan beş hareket, şubat ayı sonlarında Doğu Sudan Güçleri Federal İttifakı’nı kurduklarını açıkladı.

fdvf
Port Sudan'da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM/A) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi'nin (JEM) çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında Eritre'ye teşekkür eden bir pankart asıldı, 24 Nisan 2025 (AFP)

Bu tutumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabileleri üyelerinin insan kaynağı olarak kullandığını fark ettiği anı hatırlamak gerekir. O andan itibaren Asmara'nın gözünde mesele, komşu ülkedeki bir savaşa taraf olmaktan öte, doğrudan varoluşsal bir tehdit haline geldi.

Sudan'ın doğusunun HDK kontrolü altında olması, bir yandan Etiyopya ile yakın bağları olan, diğer yandan da Kızıldeniz'e doğru askeri kolunu uzatan bir silahlı güce karşı açık sınırlar anlamına geliyordu. Bu denklemde, Sudan savaşı bölgesel bir krizden, tam anlamıyla Eritre’nin ulusal egemenliği meselesine dönüştü.

Eritre’nin rolünden duyulan endişe, desteğin niteliğiyle sınırlı kalmayıp, bu desteğin dayanaklarına ve stratejik hesaplarına da uzanıyor. Zira Eritre, Sudan’ın doğusundan, özellikle de Gedarif bölgesi ve ona komşu sınır bölgelerinden gelen tarım ürünlerine önemli ölçüde bağımlı. Bu bölgelerde yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu veya tarımsal üretimdeki düşüş, ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bir tarım tabanına sahip olmayan Eritre'nin gıda güvenliğini doğrudan etkileyecek.

Bu ekonomik boyutun yanı sıra, Asmara'nın tutumunu açıklayan daha açık bir siyasi ve güvenlik motivasyonu da söz konusu. Bu da Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki'nin, sınırlarında düşmanlarının veya muhalif hareketlerin sığınağına dönüşebilecek kaotik bir ortamın oluşmasını engelleme çabasından kaynaklanıyor. Afwerki'ye göre sağlam bir Sudan ordusunun varlığı, Sudan devletinin sınırları kontrol edebilen merkezi bir varlık olarak kalmasını garanti eder ve çöküşün Eritre'nin içlerine sıçramasını engeller.

Bu durumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabilelerinden insanları ‘insan kaynağı’ olarak kullandığını fark ettiği an hatırlanmalı.

Biriken gerginlik: Kızıldeniz, sınırlar ve çözülmemiş tarih

Burada Sudan’daki nüfuz mücadelesinin, iki ülke arasındaki daha derin bir çatışmanın bir uzantısı olduğu açıkça görülüyor. Afwerki, 2024 yılının eylül ayında Etiyopya’ya karşı ortak düşmanlık duygusuyla Mısır ve Somali ile bir ittifak kurdu ve 2018 ateşkesini tarihin tozlu sayfalarına gömdü. Eritre, geçtiğimiz şubat ayında genel seferberlik emri verirken, Etiyopya sınırlara asker sevk etti ve Abiy Ahmed, Eritre güçlerini ilk kez Tigray'de katliam yapmakla suçladı.

Tüm bunların merkezinde Kızıldeniz yer alıyor. Abiy Ahmed buraya erişimi Etiyopya için ‘bir beka meselesi’ olarak tanımlarken, Eritre ise bunu Assab Limanı üzerindeki egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. ‘Beka’ ve ‘egemenlik’ kavramları aynı cümlede bir araya geldiğinde uzlaşıya yer kalmaz.

fbfrb
Başkent Hartum'un yaklaşık 420 kilometre doğusunda bulunan Gedarif eyaletindeki Ebu’n-Neja Mülteci Kampı’nda insani yardım almayı bekleyen Sudanlı mülteciler, 6 Şubat 2026

Üç yıllık savaş, tartışmaya yer bırakmayan tek bir gerçeği ortaya çıkardı. Bölgedeki hiç kimse bu savaşı durdurmak istemiyor. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek istiyor. Afrika Birliği (AfB) irade eksikliği çekiyor. Büyük bölgesel güçler çeşitli derecelerde çatışmayı körüklemeye karışmış durumdayken uluslararası toplum da ekranlarında daha acil görünen başka krizlerle meşgul.

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’ne (IGAD) gelince hem Sudan hem de Eritre, IGAD’ı ‘tarafsız olmamakla’ suçladı. Eritre, krizin derinliğini yansıtan bir adım olarak geçtiğimiz yılın sonlarında IGAD’dan çekilirken, Sudan daha önceki bir aşamada katılımını dondurmuştu.

Suçlamanın özü, eski Etiyopya Dışişleri Bakanı Warken Gebeyehu'nun 2019'dan beri IGAD’ın icra sekreteri olarak görev yapması. Bu durum, Etiyopya'nın taraf olduğu bir çatışmada IGAD'ın tarafsızlığını savunmasını zorlaştırırken örgütün olası bir arabulucu olarak güvenilirliğini yitirmesine neden oluyor.

Kaş ve Bereke deltalarında acil düzenlemeler yapılması ve çeşitli noktalarına kampların kurulması ise, Mavi Nil'de eğitim faaliyetleri ve sınırları geçen milis gruplarının bugün, kendi çıkarları, tarafları ve bağımsız bir ivmesi olan sağlam saha gerçeklerine dönüşmüş olması en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

Tüm bu gerçekler politikacıların kararlarını beklemiyor, aksine onlardan önce geliyor ve seçeneklerini daraltırken gelecekteki yapılması planlanan herhangi bir uzlaşı, göz ardı edilemeyecek iki köklü sistemle karşı karşıya kalacak ve uzlaşı kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemeyecek.