Rusya, Ukrayna savaşını nasıl algılıyor?

Kremlin’in bakış açısından Ukrayna savaşının değerlendirilmesi: Batı’yı Rusya’nın çıkarlarına saygı duymaya zorlama savaşı

Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
TT

Rusya, Ukrayna savaşını nasıl algılıyor?

Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)

Dünyada egemen bir devletin işgali olarak tanımlanan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik 24 Şubat’ta başlattığı saldırılar, Moskova tarafından “Ukrayna operasyonu” olarak ifade ediliyor. Moskova’nın politik söyleminde  bu “operasyonu” tanımlamak için belki de “Barışa Zorlama” metaforunu kullanmak en doğru yaklaşım olabilir. Rusya 2008’de Gürcistan’ı “barışa zorlamak” için, söz konusu ülkenin topraklarının yüzde 20’sini işgal ederek kendisiyle arasında bir hat oluşturmuştu.
Rusya, “Donbas'a özel askeri operasyon” gibi çok sınırlı hedefleri yansıtan bir söylemle Ukrayna işgalini başlatsa da son dört haftada yaşanan gelişmeler “operasyonun” tamamen farklı bir düzeye taşındığını ve bir savaşa dönüştüğünü gösterdi. Bu işgali “Batı’yı Rusya’nın çıkarlarına saygı göstermeye zorlamak” olarak tanımlayabiliriz.  
Bu anlamda askeri uzmanlar, ilk haftadan itibaren, savaşın hedeflerinin Ukrayna sınırlarını aştığı konusunda hemfikir. Savaştan doğrudan etkilenen başlıca ülke Ukrayna olmakla birlikte, savaşın kapsamının genişlemesi muhtemel. Rusya her ne kadar ağır bedeller ödemeye başlamışsa da dünya 24 Şubat’tan itibaren kaçınılmaz olarak değişmiştir. Bugün, Rus ve Ukraynalı taraflar hemen hemen her konuda farklı düşünüyor ancak bir konuda hemfikirler: Bu işgal aslında 2014'te başladı ve mevcut durum bunun en ağır yansımalarını temsil ediyor.  
Ukraynalılar, dünyanın Kırım Yarımadası’nın ilhak kararını ciddiye almadığını ve bunun daha sonra Kremlin'in iştahını kabarttığını söylüyor. Moskova ise, “2014'ten bu yana ana dillerini kullanmalarının engellenmesi dahil olmak üzere çeşitli adaletsizlik ve zorbalığa maruz kalan Donbass halkının acılarına karşı uzun süre sabrettiğini” iddia ediyor. Yani her iki durumda da Batı doğrudan ya da dolaylı olarak itham ediliyor. Nitekim Batılı devletler ‘2014 Kırım’ olaylarının yol açtığı sorunlarla baş etme noktasında başarısız oldular. Batılı ülkelerin, Rusya ve Ukrayna’nın uzlaşmasına yönelik ciddi bir girişimde bulunmaması ve eylemlerine hakim olan ‘kafa karışıklığı’, barut fıçısının patlamasına ve mevcut saldırının başlamasına dolaylı olarak katkı sağladı. Her halükârda Batı, Rusya’nın ve Ukrayna’nın ağır bedeller ödediği bu savaşta önemli bir oyuncu haline geldi. Kiev'in (Kyiv) bakış açısına göre Batı, “Ukrayna'yı savunmak zorunda”, çünkü Kiev, “Avrupa ve tüm Batı dünyası adına bir savaş vermektedir”. Kremlin'in bakış açısı ise, Batı’nın uzun süredir “Rusya’nın çıkarlarını ve güvenlik garantisi taleplerini” görmezden geldiği ve ona eşit bir oyuncu muamelesi yapmayarak, kendi şartlarını dayatmak istediği yönünde.
Bu giriş, Rus yetkililerin, Batı tarafından benzeri görülmemiş yaptırım paketlerini “topyekün bir savaş” olarak tanımlamasının nedenini biraz olsun göz önüne serebilir. Bazı Ruslar, mevcut savaşı, “Rusya tarihindeki en tehlikeli varoluşsal meydan okuma” olarak nitelendiriyor. Bu bağlamda Kremlin’in bakış açısından değerlendirdiğimizde, mevcut yıkıcı savaşı engelleyebilecek olan iki önemli soru beliriyor.
Birincisi: Ukrayna yönetimi, Batı ittifakının Rusya'nın bölgesel ve uluslararası etkisini zayıflatmak için doğuya doğru genişleme stratejisinin, kendisini bir sıçrama tahtasına dönüştüreceğini ve bunun son derece tehlikeli olduğunu niçin kavrayamadı? Coğrafya, tarih ve siyasetin tehlikeli bir kesişme noktasında olan Ukrayna, Batı ittifakıyla bütünleşme talebinin gerçekçi olmadığını ve onu hızla hararetli bir çatışma alanına dönüştüreceğini erkenden anlamalıydı. Başkan Vladimir (Volodimir) Zelensky'nin askeri operasyonların başlamasından sonra tarafsızlık ilkesini benimsemeye hazır olduğunu hızlı bir şekilde deklare etmesi dikkat çekici. Ukrayna yönetimi, savaş patlak vermeden önce Moskova'ya yeterli güvenceleri veremez miydi?  
İkincisi: Batı, Rusya'nın uluslararası arenada yükselişe geçtiği ve yeniden nüfuzunu pekiştirdiği bir dönemde, Kremlin'in ihtiyaç duyduğu acil güvenlik taleplerinden vazgeçeceğine gerçekten ikna olmuş muydu?  Moskova'nın kendi nüfuz alanlarındaki çıkarlarına saygı gösterme talebinden geri adım atmayacağına dair tekrarlanan işaretlerini niçin ciddiye almadı? Batı neden çevreleme ve kuşatma politikasını sürdürdü? Batı'nın Başkan Vladimir Putin'in taleplerinde ciddi olduğunu anlaması için Ukrayna ağır bir bedel ödemek zorunda mıydı? 
Bu bağlamda, Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın bir süre önce, Moskova'nın ‘güvenlik garantileri dosyasını Batı ile tartışmaya ihtiyacı olmadığını’ hatırlatması, mevcut savaşın, güvenlik, askeri ve politik alanlarda yeni ‘ayrım duvarları’ inşa ettiği fikrinin doğrudan bir yansıması olarak yorumlanabilir. Siyasi ve ekonomik etkilerinin doğuracağı tüm zorluklara rağmen, Batı ile Rusya arasında yeni hatlar çekilmiş durumdadır. Ukrayna savaşının başlamasının ardından birçok yetkili, tek kutuplu dünyanın sona erdiğini ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını duyurdu. Büyük bir uzmanlar ordusu da uluslararası sistemde ve küresel karar alma mekanizmalarında büyük jeopolitik dönüşümler çağının başlangıcını müjdeledi. Ancak şu soru ihmal edilmemeli; Rusya kendi çevresini daha güvenli bir hale getirebildi mi? Bu savaşın sosyo-ekonomik yansımaları ve birçok alanda doğuracağı risklerle baş edebilecek ciddi yeteneklere sahip mi? 
Sahne ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. Çünkü Avrupa daha fazla silahlanma kararı aldı, Finlandiya ve İsveç NATO'ya katılma eğilimi sergiledi. NATO Rusya’ya komşu ülkelerdeki askeri varlığını güçlendirmeye başladı ve ‘caydırıcı güçten’, saldırı anlamına da gelebilecek ‘savunmaya’ geçti. Bu gelişmelerin tümü Kremlin için iyiye işaret değil. Ayrıca, Rusya'nın eski Sovyetler Birliği ortaklarının, savaşa temkinli yaklaşması ve Belarus hariç Moskova’nın tutumunu ‘şevkle’ desteklememesi, Rusya’nın nüfuz alanlarındaki hakimiyeti hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor. Rusya’nın yıllar boyunca uğraşarak geliştirdiği, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgesel ittifakları bir arada tutmak için de ciddi bir mesai harcaması gerekiyor.  
İlk soruya dönecek olursak, Moskova'daki pek çok kişi, Avrupa kıtasında, Ukrayna'yı fiilen bölerek bu savaşın ilk sonucunu oluşturabilecek yeni bir ‘ayrım duvarının’ yükselmesi hususunda ciddi korkulara sahip olmadıklarını gösteriyor.
Savaşın sonunda bir emri vaki ile Ukrayna ikiye bölünebilir. Bir tarafta Rusya yanlısı daha ciddi ekonomik güce sahip olan bir ülke, diğer tarafta Batı yanlısı zayıflamış bir Ukrayna. Rusya Savunma Bakanlığı’nın öncelikli hedeflerinin Donbass topraklarının kurtarılması olduğunu açıklaması da bu tezi kanıtlar nitelikte. Böylesi bir tampon bölgenin oluşturulması, Rusya'nın güvenliğinin pratik garantilerinden birini oluşturacaktır.
Bölünmüş Ukrayna’nın “Rus tarafının”, Batı Ukrayna’ya göre, doğal kaynaklar, endüstriyel yetenekler ve uluslararası sulara stratejik çıkışlar açısından daha zengin olacağını belirtmekte fayda var.  
İkinci soruya gelirsek, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonu, eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin Batı ile bütünleşme arzularını uzun bir süreliğine ertelemesine neden oldu. Daha önce Ukrayna gibi aynı sloganı yükselten Gürcistan’ın dahi bu yeni gerçeklikle yüzleşmesi gerekiyor.  Bu savaş aynı zamanda Rusya'nın çıkarlarını veya vatandaşlarının güvenliğini hafife alan herhangi bir bölgesel aktör için de gözdağı mesabesinde. Kremlin’e yakın düşünce kuruluşları, bölge ülkelerinin Rusya’nın sert tutumundan memnun olmadığını, ancak buna rağmen çekinceleri nedeniyle ‘tarafsızlık ilkesine’ uygun hareket etmeyi ve Rusya’nın çıkarlarını göz önünde bulundurmayı seçecekleri yönünde analizler yapıyor. Bu mantığın uzun vadede bölgesel düzeyde istikrarsız bir durum oluşturacağı öngörülebilir. Ancak Kremlin'in bölgeye yeni denklemler dayattığı, eski Sovyetler Birliği ülkelerinin bu yeni denklemleri dikkate alarak hareket etmeleri gerekeceği kesindir.  
Rus kamuoyu açısından değerlendirdiğimizde, bu aşamada Kremlin'in içeride büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu kesin. Ancak aldığı önlemlerle Batının yaptırımlarına karşı uzun süreli bir kararlılık sergileyebileceğini düşünmekte. Başkan Joe Biden defalarca böyle bir arzuyu dile getirse de yaptırımların ülkedeki siyasi sistemi değiştiremeyeceğine dair bir kanaat var. Rus çevreleri, yaptırımların iki ucu keskin bir kılıç olduğunu, Rus ekonomisine sert darbeler vururken bunun küresel ekonomiye, özellikle Avrupa ülkelerinin ekonomilerine de ciddi zararlar verdiğini belirtiyor. Bahsi geçen yaptırımların son yirmi yılda Batı ve Doğu’dan ithale bağımlı olan ulusal sektörlerin gelişimine katkı sağlayacağı da hesap ediliyor. Bu bağlamda örnek vermek gerekirse, 2014 yılında Kırım dolayısıyla uygulanan yaptırımlar, Rus tarım sektörünün ilerlemesine yardımcı olmuş ve Rusya gıdada kendi kendine yetmenin yanı sıra önemli bir ihracatçı konumuna yükselmiştir.  
Şu anda Kremlin, enerji sektörü gibi önemli sektörlerden özelde Batılı sermayenin ve genel olarak yabancı sermayenin çekilmesinin, bu sektörlerin yeniden kamulaştırılmasıyla sonuçlanacağına bahse giriyor. Böylece, Shell, BP ve diğer büyük uluslararası enerji şirketlerin ülkeden çıkışının, geçici olarak olumsuz yansımaları olacağı ancak uzun vadede Rusya’ya faydalı olacağı değerlendiriliyor. Ruslar aynı mantıkla, hassas teknolojiler, uçak ve otomobil üretimi gibi uzun süredir ihmal edilen sektörlerin de gelişim sergilemesini umuyorlar.  
Sosyal düzeyde ise, Rus iktidar çevreleri, Rus toplumundaki savaşla ilgili fikir ayrılığını önemsemiyor. Nitekim aktif muhalefet bu süreçte iyice marjinalleştirildi ve toplumdaki etkisi oldukça kısıtlı. Üstelik Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde ve tarihlerinin hemen hemen her aşamasında benzer tecritlere maruz kaldığından, bu durumlara alışkınlar. Dolayısıyla Rusların yeni gerçekliğe uyum sağlamakta fazla zorlanmayacağı tahmin ediliyor.  
Kremlin yurtdışındaki siyasi rakiplerine kurşun sıkarken, Batı'ya yakın liberal-demokrat akımın birçok medya ve araştırma kuruluşundaki varlığını adeta ortadan kaldırarak, ülke içindeki muhaliflerine de bir kurşun sıktığı belirtilebilir.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana, Batıcı Liberallerin etkisi hiçbir zaman bu kadar zayıflamamıştı. Ukrayna savaşı sadece uluslararası düzeyde değil, Rus devletinin yapısında da önemli değişiklikler için uygun koşullar yarattı. Mevcut askeri operasyonun sonuçları ne olursa olsun, bu değişim uzun bir süre daha baskınlığını hissettirecektir.  



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe