Rusya, Ukrayna savaşını nasıl algılıyor?

Kremlin’in bakış açısından Ukrayna savaşının değerlendirilmesi: Batı’yı Rusya’nın çıkarlarına saygı duymaya zorlama savaşı

Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
TT

Rusya, Ukrayna savaşını nasıl algılıyor?

Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)
Ukrayna askerleri, Harkov’un doğusundaki çatışmalarda ele geçirdikleri bir Rus aracını sürüyor. (AFP)

Dünyada egemen bir devletin işgali olarak tanımlanan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik 24 Şubat’ta başlattığı saldırılar, Moskova tarafından “Ukrayna operasyonu” olarak ifade ediliyor. Moskova’nın politik söyleminde  bu “operasyonu” tanımlamak için belki de “Barışa Zorlama” metaforunu kullanmak en doğru yaklaşım olabilir. Rusya 2008’de Gürcistan’ı “barışa zorlamak” için, söz konusu ülkenin topraklarının yüzde 20’sini işgal ederek kendisiyle arasında bir hat oluşturmuştu.
Rusya, “Donbas'a özel askeri operasyon” gibi çok sınırlı hedefleri yansıtan bir söylemle Ukrayna işgalini başlatsa da son dört haftada yaşanan gelişmeler “operasyonun” tamamen farklı bir düzeye taşındığını ve bir savaşa dönüştüğünü gösterdi. Bu işgali “Batı’yı Rusya’nın çıkarlarına saygı göstermeye zorlamak” olarak tanımlayabiliriz.  
Bu anlamda askeri uzmanlar, ilk haftadan itibaren, savaşın hedeflerinin Ukrayna sınırlarını aştığı konusunda hemfikir. Savaştan doğrudan etkilenen başlıca ülke Ukrayna olmakla birlikte, savaşın kapsamının genişlemesi muhtemel. Rusya her ne kadar ağır bedeller ödemeye başlamışsa da dünya 24 Şubat’tan itibaren kaçınılmaz olarak değişmiştir. Bugün, Rus ve Ukraynalı taraflar hemen hemen her konuda farklı düşünüyor ancak bir konuda hemfikirler: Bu işgal aslında 2014'te başladı ve mevcut durum bunun en ağır yansımalarını temsil ediyor.  
Ukraynalılar, dünyanın Kırım Yarımadası’nın ilhak kararını ciddiye almadığını ve bunun daha sonra Kremlin'in iştahını kabarttığını söylüyor. Moskova ise, “2014'ten bu yana ana dillerini kullanmalarının engellenmesi dahil olmak üzere çeşitli adaletsizlik ve zorbalığa maruz kalan Donbass halkının acılarına karşı uzun süre sabrettiğini” iddia ediyor. Yani her iki durumda da Batı doğrudan ya da dolaylı olarak itham ediliyor. Nitekim Batılı devletler ‘2014 Kırım’ olaylarının yol açtığı sorunlarla baş etme noktasında başarısız oldular. Batılı ülkelerin, Rusya ve Ukrayna’nın uzlaşmasına yönelik ciddi bir girişimde bulunmaması ve eylemlerine hakim olan ‘kafa karışıklığı’, barut fıçısının patlamasına ve mevcut saldırının başlamasına dolaylı olarak katkı sağladı. Her halükârda Batı, Rusya’nın ve Ukrayna’nın ağır bedeller ödediği bu savaşta önemli bir oyuncu haline geldi. Kiev'in (Kyiv) bakış açısına göre Batı, “Ukrayna'yı savunmak zorunda”, çünkü Kiev, “Avrupa ve tüm Batı dünyası adına bir savaş vermektedir”. Kremlin'in bakış açısı ise, Batı’nın uzun süredir “Rusya’nın çıkarlarını ve güvenlik garantisi taleplerini” görmezden geldiği ve ona eşit bir oyuncu muamelesi yapmayarak, kendi şartlarını dayatmak istediği yönünde.
Bu giriş, Rus yetkililerin, Batı tarafından benzeri görülmemiş yaptırım paketlerini “topyekün bir savaş” olarak tanımlamasının nedenini biraz olsun göz önüne serebilir. Bazı Ruslar, mevcut savaşı, “Rusya tarihindeki en tehlikeli varoluşsal meydan okuma” olarak nitelendiriyor. Bu bağlamda Kremlin’in bakış açısından değerlendirdiğimizde, mevcut yıkıcı savaşı engelleyebilecek olan iki önemli soru beliriyor.
Birincisi: Ukrayna yönetimi, Batı ittifakının Rusya'nın bölgesel ve uluslararası etkisini zayıflatmak için doğuya doğru genişleme stratejisinin, kendisini bir sıçrama tahtasına dönüştüreceğini ve bunun son derece tehlikeli olduğunu niçin kavrayamadı? Coğrafya, tarih ve siyasetin tehlikeli bir kesişme noktasında olan Ukrayna, Batı ittifakıyla bütünleşme talebinin gerçekçi olmadığını ve onu hızla hararetli bir çatışma alanına dönüştüreceğini erkenden anlamalıydı. Başkan Vladimir (Volodimir) Zelensky'nin askeri operasyonların başlamasından sonra tarafsızlık ilkesini benimsemeye hazır olduğunu hızlı bir şekilde deklare etmesi dikkat çekici. Ukrayna yönetimi, savaş patlak vermeden önce Moskova'ya yeterli güvenceleri veremez miydi?  
İkincisi: Batı, Rusya'nın uluslararası arenada yükselişe geçtiği ve yeniden nüfuzunu pekiştirdiği bir dönemde, Kremlin'in ihtiyaç duyduğu acil güvenlik taleplerinden vazgeçeceğine gerçekten ikna olmuş muydu?  Moskova'nın kendi nüfuz alanlarındaki çıkarlarına saygı gösterme talebinden geri adım atmayacağına dair tekrarlanan işaretlerini niçin ciddiye almadı? Batı neden çevreleme ve kuşatma politikasını sürdürdü? Batı'nın Başkan Vladimir Putin'in taleplerinde ciddi olduğunu anlaması için Ukrayna ağır bir bedel ödemek zorunda mıydı? 
Bu bağlamda, Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın bir süre önce, Moskova'nın ‘güvenlik garantileri dosyasını Batı ile tartışmaya ihtiyacı olmadığını’ hatırlatması, mevcut savaşın, güvenlik, askeri ve politik alanlarda yeni ‘ayrım duvarları’ inşa ettiği fikrinin doğrudan bir yansıması olarak yorumlanabilir. Siyasi ve ekonomik etkilerinin doğuracağı tüm zorluklara rağmen, Batı ile Rusya arasında yeni hatlar çekilmiş durumdadır. Ukrayna savaşının başlamasının ardından birçok yetkili, tek kutuplu dünyanın sona erdiğini ve uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını duyurdu. Büyük bir uzmanlar ordusu da uluslararası sistemde ve küresel karar alma mekanizmalarında büyük jeopolitik dönüşümler çağının başlangıcını müjdeledi. Ancak şu soru ihmal edilmemeli; Rusya kendi çevresini daha güvenli bir hale getirebildi mi? Bu savaşın sosyo-ekonomik yansımaları ve birçok alanda doğuracağı risklerle baş edebilecek ciddi yeteneklere sahip mi? 
Sahne ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. Çünkü Avrupa daha fazla silahlanma kararı aldı, Finlandiya ve İsveç NATO'ya katılma eğilimi sergiledi. NATO Rusya’ya komşu ülkelerdeki askeri varlığını güçlendirmeye başladı ve ‘caydırıcı güçten’, saldırı anlamına da gelebilecek ‘savunmaya’ geçti. Bu gelişmelerin tümü Kremlin için iyiye işaret değil. Ayrıca, Rusya'nın eski Sovyetler Birliği ortaklarının, savaşa temkinli yaklaşması ve Belarus hariç Moskova’nın tutumunu ‘şevkle’ desteklememesi, Rusya’nın nüfuz alanlarındaki hakimiyeti hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor. Rusya’nın yıllar boyunca uğraşarak geliştirdiği, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgesel ittifakları bir arada tutmak için de ciddi bir mesai harcaması gerekiyor.  
İlk soruya dönecek olursak, Moskova'daki pek çok kişi, Avrupa kıtasında, Ukrayna'yı fiilen bölerek bu savaşın ilk sonucunu oluşturabilecek yeni bir ‘ayrım duvarının’ yükselmesi hususunda ciddi korkulara sahip olmadıklarını gösteriyor.
Savaşın sonunda bir emri vaki ile Ukrayna ikiye bölünebilir. Bir tarafta Rusya yanlısı daha ciddi ekonomik güce sahip olan bir ülke, diğer tarafta Batı yanlısı zayıflamış bir Ukrayna. Rusya Savunma Bakanlığı’nın öncelikli hedeflerinin Donbass topraklarının kurtarılması olduğunu açıklaması da bu tezi kanıtlar nitelikte. Böylesi bir tampon bölgenin oluşturulması, Rusya'nın güvenliğinin pratik garantilerinden birini oluşturacaktır.
Bölünmüş Ukrayna’nın “Rus tarafının”, Batı Ukrayna’ya göre, doğal kaynaklar, endüstriyel yetenekler ve uluslararası sulara stratejik çıkışlar açısından daha zengin olacağını belirtmekte fayda var.  
İkinci soruya gelirsek, Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonu, eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin Batı ile bütünleşme arzularını uzun bir süreliğine ertelemesine neden oldu. Daha önce Ukrayna gibi aynı sloganı yükselten Gürcistan’ın dahi bu yeni gerçeklikle yüzleşmesi gerekiyor.  Bu savaş aynı zamanda Rusya'nın çıkarlarını veya vatandaşlarının güvenliğini hafife alan herhangi bir bölgesel aktör için de gözdağı mesabesinde. Kremlin’e yakın düşünce kuruluşları, bölge ülkelerinin Rusya’nın sert tutumundan memnun olmadığını, ancak buna rağmen çekinceleri nedeniyle ‘tarafsızlık ilkesine’ uygun hareket etmeyi ve Rusya’nın çıkarlarını göz önünde bulundurmayı seçecekleri yönünde analizler yapıyor. Bu mantığın uzun vadede bölgesel düzeyde istikrarsız bir durum oluşturacağı öngörülebilir. Ancak Kremlin'in bölgeye yeni denklemler dayattığı, eski Sovyetler Birliği ülkelerinin bu yeni denklemleri dikkate alarak hareket etmeleri gerekeceği kesindir.  
Rus kamuoyu açısından değerlendirdiğimizde, bu aşamada Kremlin'in içeride büyük zorluklarla karşı karşıya olduğu kesin. Ancak aldığı önlemlerle Batının yaptırımlarına karşı uzun süreli bir kararlılık sergileyebileceğini düşünmekte. Başkan Joe Biden defalarca böyle bir arzuyu dile getirse de yaptırımların ülkedeki siyasi sistemi değiştiremeyeceğine dair bir kanaat var. Rus çevreleri, yaptırımların iki ucu keskin bir kılıç olduğunu, Rus ekonomisine sert darbeler vururken bunun küresel ekonomiye, özellikle Avrupa ülkelerinin ekonomilerine de ciddi zararlar verdiğini belirtiyor. Bahsi geçen yaptırımların son yirmi yılda Batı ve Doğu’dan ithale bağımlı olan ulusal sektörlerin gelişimine katkı sağlayacağı da hesap ediliyor. Bu bağlamda örnek vermek gerekirse, 2014 yılında Kırım dolayısıyla uygulanan yaptırımlar, Rus tarım sektörünün ilerlemesine yardımcı olmuş ve Rusya gıdada kendi kendine yetmenin yanı sıra önemli bir ihracatçı konumuna yükselmiştir.  
Şu anda Kremlin, enerji sektörü gibi önemli sektörlerden özelde Batılı sermayenin ve genel olarak yabancı sermayenin çekilmesinin, bu sektörlerin yeniden kamulaştırılmasıyla sonuçlanacağına bahse giriyor. Böylece, Shell, BP ve diğer büyük uluslararası enerji şirketlerin ülkeden çıkışının, geçici olarak olumsuz yansımaları olacağı ancak uzun vadede Rusya’ya faydalı olacağı değerlendiriliyor. Ruslar aynı mantıkla, hassas teknolojiler, uçak ve otomobil üretimi gibi uzun süredir ihmal edilen sektörlerin de gelişim sergilemesini umuyorlar.  
Sosyal düzeyde ise, Rus iktidar çevreleri, Rus toplumundaki savaşla ilgili fikir ayrılığını önemsemiyor. Nitekim aktif muhalefet bu süreçte iyice marjinalleştirildi ve toplumdaki etkisi oldukça kısıtlı. Üstelik Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde ve tarihlerinin hemen hemen her aşamasında benzer tecritlere maruz kaldığından, bu durumlara alışkınlar. Dolayısıyla Rusların yeni gerçekliğe uyum sağlamakta fazla zorlanmayacağı tahmin ediliyor.  
Kremlin yurtdışındaki siyasi rakiplerine kurşun sıkarken, Batı'ya yakın liberal-demokrat akımın birçok medya ve araştırma kuruluşundaki varlığını adeta ortadan kaldırarak, ülke içindeki muhaliflerine de bir kurşun sıktığı belirtilebilir.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana, Batıcı Liberallerin etkisi hiçbir zaman bu kadar zayıflamamıştı. Ukrayna savaşı sadece uluslararası düzeyde değil, Rus devletinin yapısında da önemli değişiklikler için uygun koşullar yarattı. Mevcut askeri operasyonun sonuçları ne olursa olsun, bu değişim uzun bir süre daha baskınlığını hissettirecektir.  



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.