Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler
TT

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Ukrayna savaşından çıkarılan dersler

Eski Almanya Şansölyesi Otto von Bismarck, “Yalnızca bir aptal kendi hatalarından ders alır. Akıllı bir adam başkalarının hatalarından ders alır” der.
Bismarck'ı diğer politikacılardan ayıran şey, söz konusu dönemde Avrupa sisteminin bileşimine dair hassas siyasi anlayışı ve güç kullanımının sınırlarını tam olarak bilmesidir. Sistemin güçlü olduğu kadar zayıf yönlerini de biliyordu. Bundan dolayı Avrupa sisteminin zayıflıklarına sızdı ve yüksek Alman hedeflerine ulaşmak için eski Kıta’daki dengeleri manipüle etti. Ancak bazı tarihçiler, Bismarck'ın Almanya'daki başarılarının Avrupa'yı iki dünya savaşına savaşına hazırladığı görüşünde.
İşte bir başarı ve verilen tepkiler bizi ABD’li Filozof Karl Popper'ın şu sözlerine götürüyor:
“Hayatta kesin çözüm yoktur. Tasarlanan her çözüm, çözülmesi gereken yeni bir sorun yarattığından asıl mesele sorunları çözmek değil, yönetmektir.”
Her savaşın siyasi hedefleri vardır ve savaşlar da bunlar uğruna yapılır. Düşmanı yenerek ama onunla savaşmadan zaferi belirleyen Sun Tzu'nun tavsiyesine uymak mümkün değil mi?
Savaşların tarihinden çıkarılan dersler nerede? En temelde ‘çıkarılan dersler’ ne anlama geliyor?
Uzmanlar savaştan derslerin, savaş perdesi kapandıktan sonra çıkarıldığını söylüyor. Sona eren savaşta, daha önce gerçekleşen savaşlardan çıkarılan derslerden yararlanılmıştır. Dersler çıkarılıyorsa hatalar neden tekrarlanıyor? Eğer her savaş ekibinin geçmişin derslerini hesaba katan kendi stratejisi varsa; neden biri başarılı, diğeri başarısız oluyor? Bu sorular bizi çıkarılan dersler kavramının diyalektiğine götürüyor. Peki, bu nedir?
Senaryo şudur: Savaşa girilir. Her bir taraf dersler çıkarır. Bu dersleri analiz eder ve kimin kazandığına veya kaybettiğine bakılmaksızın entelektüel ve idari hazırlığa girer.
Burada çıkarılan dersleri hazırlığa dahil etme süreci, savaşla ilgili tüm taraflar için yeni bir gerçeklik yaratıyor. Buna göre yeni güncellenmiş stratejiler oluşturulmalıdır.
Bu çıkarılan dersleri hazırlığa sokma süreci gerçekten zafere yol açacak mı? Peki kimin zaferine, kimin hezimetine? Bu derslerin performansı iyileştirmesi ve daha iyi başarılara yol açması gerekiyor.
Bunu bazı örneklerle ele alalım:
-1950 Kore Savaşı'nda Kim Il-sung, tüm Kore’yi güneydeki Busan'a kadar işgal ettiğinde hata yaptı. Böylece Kim, iletişim hatlarını uzun, kırılgan ve her türlü saldırıya karşı savunmasız hale getirdi. General Douglas MacArthur, Kim'e yanıt olarak Kore'yi Kuzey ve Güney olarak ikiye bölmek ve Kim'in ulaşım hatlarını hedef almak için merkezi Incheon şehrine bir deniz çıkarması gerçekleştirdi. Ama MacArthur'un hatası, ABD saldırısının Kore'nin en kuzeyinden Çin sınırına kadar uzanmasıydı. Kim'in hatasını kısa süre içerisinde tekrarlamış, yani başkalarının hatalarından ders çıkarmamıştı. Bunun üzerine Çin zor kullanarak müdahale etti. MacArthur nükleer kullanmak istedi ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası döneme uyum sağlayamadığı ve yeni savaşta geçmişin zihniyetiyle savaşmak istediği için devrildi.
-Rusya ordusu, ABD ordusunun Irak ve Afganistan'daki performansını izledi. Buradan Rus ordusunun geleneksel bir savaşta ABD ordusuyla rekabet edemeyeceği sonucuna vardı. 2008'deki Gürcistan savaşı, kötü performans nedeniyle Rus askeri düşüncesinde bir dönüm noktası oluşturdu. Ardından Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov, Rus ordusunu modernize etmeye ve ‘askeri işlerde devrim’ denilen şeyi başlatmaya karar verdi. Bu devrimde şu boyutları ele aldı:Örgütlenme, silahlanma ve eğitim.
Rus ordusu daha sonra yeni doktrini ile Kırım, Donbass ve Suriye'de sınandı. Bunun üzerine, Rus liderliği, bu ordunun 21’inci yüzyılın savaşlarında yer alabilecek hale geldiğini düşündü. Tüm bu deneyimler aslen asker değil, mühendis olan Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'nun yanı sıra Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov'un ve Rus ordusunun 21'inci yüzyılda nasıl savaşması gerektiğine dair ünlü savaş doktrini liderliğinde yapıldı. Ancak bu doktrindeki en önemli nokta şudur: Askeri ve askeri olmayan araçların kullanımı, hibrit savaş ve gri alanlarda savaşmak.
Yani, iki savaş ve barış durumu arasında, düşmanın iç durumunu bozmak için bilgi savaşının yaygın ve sürekli olarak kullanımı.
Peki, biz bu çıkarılan derslerin neresindeyiz?
Askeri bilimlerde şöyle söylenir:
“Askeri gücün kendini ifade edebilmesi için belirli somut gerçeklere ve koşullara ihtiyacı vardır. Çünkü bu güç, soyut dünyada ölçülemez.”
Bugün Ukrayna, Rus ordusunun somut gerçeğidir. Savaştan önce çıkarılan dersler ne oldu? Hayal edilen gerçeklikle eşleşti mi? Peki, ya şu anda savaş alanından alınan dersler ve gerçeklik tarafından tersine çevrilen şey nedir? Kısacası deneme yanılma ve adaptasyon sürecindeyiz. Tiyatro tabii ki coğrafidir, fakat yakıtı insandır. Yolun başında olabiliriz.
*Bu analiz, Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından yapıldı



“İsrail'in itibarının” gölgesi Somaliland'daki bölünmeleri derinleştiriyor

Afrika Birliği ve diğer ortaklar, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasına şiddetle karşı çıkarken bu durumun diğer ayrılıkçı hareketleri cesaretlendireceğinden korkuluyor (AFP)
Afrika Birliği ve diğer ortaklar, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasına şiddetle karşı çıkarken bu durumun diğer ayrılıkçı hareketleri cesaretlendireceğinden korkuluyor (AFP)
TT

“İsrail'in itibarının” gölgesi Somaliland'daki bölünmeleri derinleştiriyor

Afrika Birliği ve diğer ortaklar, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasına şiddetle karşı çıkarken bu durumun diğer ayrılıkçı hareketleri cesaretlendireceğinden korkuluyor (AFP)
Afrika Birliği ve diğer ortaklar, Somaliland’ın Somali’den ayrılmasına şiddetle karşı çıkarken bu durumun diğer ayrılıkçı hareketleri cesaretlendireceğinden korkuluyor (AFP)

AFP

Somaliland dün, İsrail'in kendisini egemen bir devlet olarak tanımasının ardından ‘bağımsızlığının ilanının’ ilk yıl dönümünü kutluyor. Ancak bu yeni müttefik, ayrılıkçı bölge içinde tam bir coşkuyla karşılanmıyor.

Somaliland'ın en büyük kenti Hargeysa'da binlerce kişi askeri geçit töreni, geleneksel danslar ve siyasi konuşmalar için bir araya geldi. Bu yılki kutlamalar, bölgenin 1991 yılında Somali'den bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ilk kez İsrail'in geçtiğimiz yıl aralık ayında tanıma kararı alması nedeniyle ayrı bir heyecan taşıyor.

Ne var ki Somaliland’ın ABD ve Etiyopya gibi ülkelerin de dahil olduğu daha geniş çaplı bir tanınma elde etme umudu gerçekleşmedi. Bu ülkeler Somaliland'ın önemini kabul ediyor, çünkü bölge, Yemen'e yakın Aden Körfezi'ndeki askeri ve ticari stratejik konumu ve çalkantılı bir bölgedeki istikrar adası niteliğiyle öne çıkıyor.

Ancak bölgenin ayrılığı, başka ayrılıkçı hareketleri cesaretlendireceği endişesiyle Afrika Birliği (AfB) ve diğer ortakların sert muhalefetiyle karşılaşıyor. Somalilandlıların bir bölümü İsrail'in Somaliland’ı tanıma kararını sevinçle karşılarken büyük çoğunluğu Müslüman olan nüfusun içinden muhalif sesler yükseldi.

Bölgenin batısındaki Borama şehri, İsrail'in bu adımının ardından protestolara sahne oldu. Onlarca kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İsrail ile ilişkileri kınadıkları hutbeler nedeniyle din adamları tutuklanırken bazı gençler Filistin bayrağı taşıdıkları gerekçesiyle gözaltına alındı.

Savaş kapıda

Somaliland, ilan ettiği sınırların tamamı üzerinde egemenlik kuramamış durumda. Yakın zamanda kurulan Somali'nin kuzeydoğu eyaleti, Somaliland'ın doğu bölgelerinin bir kısmı üzerinde hak iddia ediyor.

Ayrılıkçı bölgenin kuvvetleri 2023'te bugün Somali'nin kuzeydoğu eyaleti olarak bilinen bölgedeki aşiretlerle çatıştı; hastaneleri, okulları, camileri ve sivil mahalleleri bombaladı. Uluslararası Af Örgütü'ne (UAÖ) göre bu çatışmalar yüzlerce hatta binlerce kişinin ölümüne ya da yaralanmasına ve yaklaşık 200 bin kişinin yerinden edilmesine yol açtı.

cdvfd
Hargesia'daki İsrail ve ayrılıkçı Somaliland bölgesi bayrakları (AFP)

Somali'nin kuzeydoğu eyaleti bölgesel parlamentosunun üyesi Ahmed Ali Şir, savaşın izlerinin hâlâ silmediği Las Anod'dan Fransız Haber Ajansı'na telefonda yaptığı açıklamada "Çatışma yeniden alevlenecek" dedi. Şir, 1980'lerdeki Somali iç savaşının dış müdahalelerle beslendiğini ve Somaliland'daki İsrail varlığıyla aynı dinamiğin yeniden yaşandığını vurguladı. Şir, “Somaliland'ın egemenliğini iddia ettiği toprakların yarısından fazlası fiilen Somali'nin kuzeydoğu eyaleti yönetimi altında" diye de ekledi.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması ise ateşkesi resmileştirmek ve esir takasını hayata geçirmek amacıyla bu yıl başlaması planlanan barış görüşmelerini de sekteye uğrattı.

Cumhurbaşkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah'ın bölgeyi ziyaret eden eski İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’a kuzeydoğu eyaletini de içine alan bir bölge haritası sunmasına oldukça öfkelendiğini ifade eden Ali Şir, "O anda savaşın kaçınılmaz olduğuna dair en ufak bir şüphemiz bile kalmadı" dedi.

Çatışmadan etkilenen ailelerle çalışan Kuzeydoğu Eyaleti Kadınlar Derneği Başkanı Emine Cuhad da yerel halkın yeni bir savaşın patlak vermesinden büyük korku duyduğunu söyledi. Cuhad, “İsrailliler belki Somaliland'a güçle yardım edebileceklerini düşünüyorlar; ama herkes, Filistinlilerin kendi topraklarını savunduğu gibi meşru topraklarını savunacak" diye ekledi.

İsrail'in itibarı

Somaliland'ın kalbinde pek çok kişi İsrail'e karşı olumlu duygular besliyor. Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre Saar’ın Ramazan ayında başkent Hargeisa'yı ziyareti sırasında neredeyse herkes İsrail'i överken birçok kişi evine ve dükkânına İsrail bayrağı astı. Ancak muhalif sesler de yükseldi.

Başkent sakinlerinden Zahir Ömer Beyli (42), İsrail'in Gazze Şeridi’ndeki savaş nedeniyle zedelenen itibarının kendi davalarına olumsuz yansımasından endişe duyduğunu ifade etti. 1980'lerdeki iç savaş döneminde bir Etiyopya mülteci kampında yaşadığı dönemi de anlatan Beyli, "Somaliland bağımsızlığı için büyük mücadeleler verdi, ama ben (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu'ya güvenmiyorum. Benim çocuklarımın yaşında çocukları öldürdü" dedi.

Beyli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsrail bizi tanıdığında Somaliland'daki herkes Batı'nın da aynı adımı atacağını varsaydı ve bu yüzden pek çok kişi bunu kutladı. Ancak İsrail’den sonra başkaları Somaliland’ı tanıdıklarına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Bunun büyük ölçüde İsrail'in uluslararası arenada yaşadığı yalnızlıktan kaynaklandığını düşünüyorum."

Pek çok kişi aynı zamanda silahlı grupların tehditlerinden dolayı da büyük endişe duyuyor. Bu grupların başında, İsrail'in beklenen şekilde Somaliland'da askeri varlığı olması halinde bölgeyi vurmakla tehdit eden İran destekli Yemenli silahlı Husiler geliyor. Beyli, Husilerin yarattığı tehditlerin birçok kişiyi tedirgin ettiğini de sözlerine ekledi.


Atlantik’in iki yakasındaki çalkantılar ve İran savaşının Avrupa-NATO ilişkilerine yansımaları

İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
TT

Atlantik’in iki yakasındaki çalkantılar ve İran savaşının Avrupa-NATO ilişkilerine yansımaları

İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)
İsveç'in Helsingborg kentinde 16 Mayıs 2026'da, 21-22 Mayıs 2026 tarihlerinde Helsingborg'da yapılması planlanan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının hemen öncesinde NATO Durdurun ağı tarafından düzenlenen NATO karşıtı gösteride katılımcılar pankart taşıdı (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Küresel güvenlik haritasını yeniden çizebilecek stratejik dönüşümlerin yaşandığı mevcut dönemde İran'a karşı yürütülen savaş, ABD ile Avrupa arasında ve NATO bünyesinde yeni bir krize yol açtı. Bu krizin fitilini Avrupalıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı ile ilgili çağrısına yanıt vermemeleri, Yaşlı Kıta'daki birçok NATO üyesinin üslerini ABD güçlerinin kullanımına açmayı ve Washington'a kolaylık sağlamayı reddetmesi ya da hava sahasını Amerikan savaş uçuşlarına kapatması yaktı.

Giderek derinleşen bu gerilimler yalnızca geçici anlaşmazlıkları değil, iki tarafın yaklaşımları arasındaki derin ayrılıkları ve önceliklerindeki yapısal dönüşümleri de yansıtıyor. Resmi söylemler ‘ortak değerlerden’ söz ederken tarihi süreç köklü çelişkileri gün yüzüne çıkarıyor. İran savaşının yansımaları ise çıkarlar ve stratejiler arasındaki artan ayrışmayı gözler önüne seriyor; bu durum Avrupa'yı kendi konumunu ve rolünü yeniden sorgulamaya ve güçlü bir öz savunma kapasitesi inşa etmeyi düşünmeye zorluyor.

Atlantik'in iki yakasındaki çalkantılar

Son yıllarda öne çıkan başlıca dönüşümler arasında, Avrupa'yı Amerikan hesaplarının merkezinden çıkaran yeni ABD stratejisi, mali ve savunma yüklerinin nasıl paylaşılacağı meselesi, ekonomik rekabet ve dış politikadaki farklı bakış açıları yer alıyor. Washington ile Avrupalı kadim ortakları arasındaki uzaklaşma neredeyse bir ‘boşanmaya’ doğru evrilen bu çerçevede Donald Trump, ABD’nin bazı müttefiklerini ‘korkak’ olarak nitelendirdi ve NATO'yu ‘kâğıttan kaplan’ olarak tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise özellikle ittifak üyesi ülkelerin ABD'ye askeri operasyonlar için üslerini kullandırmayı reddetmesinin ardından NATO'nun değerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ‘meselenin Trump'ın kişiliği ya da davranışıyla sınırlı olmadığını’ vurguladı. Çünkü ABD, son on beş yılda birinci önceliğinin 'Önce Amerika', ikinci önceliğinin ise Çin olduğuna karar verdi. Stratejileri Avrupa'nın çıkarlarını odak noktasına koymaktan basitçe uzak.

İran'a yönelik harekâtın önünü kesen Hürmüz Boğazı tuzağı ve üsler ile tesisler konusunda Avrupa'nın iş birliği yapmaması nedeniyle, Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişkiler daha da kötüleşti.

Macron’un işaret ettiği husus, Trump'ın tutumunun sorunun kendisi değil, yalnızca bir semptomu olduğunu, fakat Trump’ın bu sorunu görünür kılmaya ve gündem maddesine taşımaya katkıda bulunduğunu doğruluyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın yaklaşımı, Avrupa'nın ABD tarafından sağlanan askeri korumaya olan ihtiyacı üzerine kurulu. Bu koruma ister Sovyetler Birliği ister Rusya olsun sadece doğudaki rakibe karşı değil, mevcut dengenin herhangi bir şekilde bozulmasına karşı Avrupalı güçlerin kendi aralarındaki rekabet ve çatışmalarla dolu acı tarih nedeniyle ABD'nin stratejik düzenleyici rolü üstlenmesi için de işlev gördü.

Trump ilk döneminde kendisi için ‘ticari düşman’ olan AB'den Britanya'nın çıkışını destekledi. NATO'yu ise zamanı geçmiş bir yapı olarak nitelendirdi.

İkinci döneminde Trump, on yıllarca uluslararası düzenin omurgasını oluşturan Batı ittifakını Atlantik'in iki yakası arasındaki gerilimlerin gölgesinde sorgulamaya yöneldi.

dcevf
Fransa'nın 2. Yabancı Paraşüt Alayı'na (2e REP) mensup bir Fransız Yabancı Lejyonu paraşütçüsü, Fransa'nın orta kesimlerindeki La Souterraine'de düzenlenen meskûn mekân saldırı tatbikatı sırasında bir ağacın arkasından nişan alırken, 14 Mayıs 2026 (AFP)

Bu noktada NATO bugün ‘hakikat saatiyle’ yüzleşiyor. İttifak içindeki çatlaklar, artık geçici bir görüş ayrılığının ötesine geçerek 1949'daki kuruluşundan bu yana yaşanan en derin beka krizine dönüştü.

Bu artçı sarsıntı, siyasi ve askeri anlaşmazlıkların gizli mayınlarını patlatan çatışmanın bir uzantısı gibi geliyor ve ABD Başkanı Donald Trump'ı ittifaktan kesin çekilme tehditleri savurarak son kopuşun eşiğine itti.

Hürmüz Boğazı tuzağının İran'a karşı yürütülen kampanyayı sekteye uğratması ve Avrupalıların üsler ile kolaylıklar konusundaki iş birliğine yanaşmaması, ABD'nin Almanya'dan beş bin askerini çekme kararı ve Avrupa kıtasının savunmasına katkısını azaltma yönelimiyle birleşince Atlantik'in iki yakası arasındaki ilişki daha da gerildi.

Trump'ın kararı, İran çatışmasında ‘iş birliği yapmayan’ olarak nitelendirdiği NATO üyesi ülkelerdeki Amerikan güçlerini yeniden konuşlandırma planı çerçevesinde değerlendiriliyor. Washington'ın NATO'nun doğu kanadındaki öncelikleri arasında yer alan Polonya, Romanya, Litvanya ve Yunanistan'ın yeniden konuşlanma seçenekleri arasında öne çıktığı belirtiliyor.

Amerikan çevreleri bunu, ABD’nin NATO'yu başka krizlerde ve operasyonlarda kullanmak üzere Avrupa'ya askeri güç konuşlandırma kapasitesi sağlaması amacıyla değerlendirdiğiyle gerekçelendiriyor.

ABD'nin kendisiyle ilgili şüpheleri ve içindeki bölünmeler nedeniyle zayıflayan NATO, zor günler geçiriyor. Ancak bu krizin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtarmak ve gerçekten bağımsız bir savunma gücü oluşturmak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor.

ABD’nin öfkesi de ‘NATO üyelerinden bazılarının bu temel ilkeyi çiğnemesinden’ kaynaklanıyor.

Öte yandan Alman bir diplomatik kaynak, ‘ABD’nin kısmen çekilmesinin ABD'nin Avrupa'daki üslerini küresel ağının bir parçası olarak koruma kararlılığıyla çelişmediğini’ savunuyor. Ancak aynı kaynak, ‘Almanya ve Avrupa'nın, hazır alternatif Avrupa kapasitesi bulunmadığı koşullarda ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının yansımalarından büyük endişe duyduğunu’ da kabul ediyor.

Burada Almanya’nın Avrupa'daki en büyük Amerikan askeri üslerinden birine ev sahipliği yaptığını hatırlatmakta fayda var. Bu üs, kıtadaki caydırıcılık sisteminin temel direği sayılıyor.

Genel bir değerlendirme yapıldığında Avrupa'daki Amerikan kuvvetlerinin çekilmesi ya da yeniden konuşlandırılmasının askeri açıdan sınırlı sonuçlar doğurduğu, ancak her şeyden önce siyasi bir mesaj niteliği taşıdığı söylenebilir.

NATO, Avrupa'nın İran karşısındaki çatışmaya katılmaması, Ukrayna'daki çatışmaya odaklanmanın sürmesi ve bu cephede ABD’nin askeri desteğinin giderek azalmasıyla birlikte yeni bir sınavla karşı karşıya geliyor.

Avrupa'nın seçenekleri ve NATO'nun geleceği

Beyaz Saray'ın sahibinin NATO'ya yeni bir darbe vurmaması için neredeyse tek bir ay bile geçmiyor. Danimarka'ya bağlı Grönland'ı işgal etmeyi düşünmesinin ve NATO’dan çekilmekle tehdit etmesinin ardından Trump'ın 1 Mayıs'taki kararı yalnızca Almanya'dan bazı askeri güçleri çekmekle sınırlı kalmadı, aynı zamanda Rusya'daki hedeflere ulaşma kapasitesine sahip uzun menzilli füze fırlatma sistemlerinin Alman topraklarına konuşlandırılmasını da askıya aldı.

Mevcut anlaşmazlıkların NATO içindeki dayanışmanın özünü tehdit ettiği ve kolektif savunma ilkesini, ittifakın geleceğini yeniden biçimlendirebilecek gerçek bir sınavla yüz yüze getirdiği kuşkusuzdur. Atlantik'in iki yakası arasındaki güven kaybının sürmesi halinde bu durum ittifakın çözülmesi ihtimalinin kapısını aralayabilir.

Soğuk Savaş döneminde NATO'nun çözülmesine yol açmak, eski Sovyetler Birliği'nin başlıca hedeflerinden biriydi. Kremlin'in bu hedefe ulaşamaması, o savaştaki yenilgisinin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Mevcut gelişmeler ise sanki Çin ve Rusya'nın çıkarlarına hizmet ediyor gibi.

Tüm bu sarsıntılara karşın NATO, hem Washington'ın küresel uzanımı hem de savunma ve jeopolitik bir kutup inşa etmekten yoksun Avrupa için vazgeçilmez bir ihtiyaç olmayı sürdürüyor.

Amerikan şüpheciliğinin ve iç bölünmelerin yarattığı zafiyetle tökezleyen NATO'nun bu krizinin ardında Avrupa'yı stratejik bağımlılığından kurtulmaya ve gerçek anlamda bağımsız bir savunma gücü inşa etmeye zorlamak gibi tarihi bir fırsat da yatıyor. Dikkat çekici olansa Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev’in birkaç hafta önce ‘Avrupa Birliği’nin (AB) NATO'dan neredeyse daha tehlikeli bir askeri bloka hızla dönüşebileceği’ uyarısında bulunmasıydı. Bu abartılı uyarının, Avrupa'da artan savunma harcamalarının ve Rusya tehdidinin ciddiyetine odaklanan Avrupa politika ve stratejilerinin benimsenmesinin yansımalarına ilişkin art arda gelen Rusya’nın uyarılarıyla örtüştüğü anlaşılıyor.

Bu bağlamda Moskova, Berlin'in yeni askeri doktrinini ve ‘Almanya ordusunu Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel gücü haline getirme’ yönelimini yakından izliyor. Fransa'nın nükleer silahların kıtaya konuşlandırılması için Avrupa ülkeleriyle iş birliğini öngören yeni nükleer doktrini de Moskova'nın gündeminde önemli bir yer tutuyor.

Hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.

Rusya’nın değerlendirmelerinden bağımsız olarak, öngörülebilir gelecekte ‘bağımsız bir Avrupa NATO'sunun’ kurulmasını tasavvur etmek oldukça güç.

Avrupa bugün ABD'nin savunma ve güvenlik alanında sağladığı korumaya aşırı bağımlılığının bedelini ödüyor. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin liderlerinin yeni konjonktürde seçeneklerini yeniden gözden geçirmesi kaçınılmaz. Topraklarına yönelik bir saldırı halinde ABD’nin müdahalesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki şüpheleri de giderek derinleşiyor. Bu ittifak temelde güvene dayanıyor. Oysa bu güven şu an tarihin en düşük seviyesinde.

hjju
Skorta köyü yakınlarında düzenlenen “Truva İzi 2026” (TFP26) askeri tatbikatına katılan askerler paraşütle atlama yaparken, 16 Mayıs 2026 (AFP)

Avrupalıların stratejilerini değiştirmesi ve ABD'nin stratejik bir karşılık ile karşılıklılık kapasitesi beklemeksizin her zaman kendilerini savunmayı kabul edeceği saflığından vazgeçmesi şart.

İster NATO bünyesinde ister başka Avrupa kurumları aracılığıyla olsun, Avrupalıların sorumluluğu üstlenip çıkarlarını savunmak için kendi aralarında örgütlenmesi gerekiyor. Çıkarların örtüştüğü durumlarda ABD ile iş birliği yaparak, önceliklerin örtüşmediği durumlarda ise bağımsız hareket ederek.

Avrupa'nın elinde güçlü kartlar var. AB dünyanın önde gelen ekonomik ve ticari kutuplarından biri. Kanada Başbakanı Mark Carney'in kısa bir süre önce yaptığı bir açıklamada ifade ettiği gibi ‘artan jeopolitik dönüşümlerle birlikte uluslararası düzenin yeniden şekillenmesinde eksen rol üstlenmeye’ aday bir siyasi blok.

Ne var ki hız kazanan uluslararası değişimler ve geleneksel ittifaklar içindeki gerilimler göz önüne alındığında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesinin önemi giderek artıyor.

Sonuç olarak Avrupalıların NATO bünyesinde ya da dışında kendi ittifaklarını geliştirmesi gerekiyor. Avrupa'nın stratejik güvenliğinin temelleri, savunma bağımsızlığının güçlendirilmesi, ABD ile daha dengeli bir ortaklığın kurulması ve Hindistan ile Çin gibi diğer uluslararası ortaklarla ilişkilerin çeşitlendirilmesi şeklindeki üç eksen üzerine oturuyor. En kritik adım ise uzun süredir beklenen savunma stratejisi üzerinde Avrupa birliğinin ve mutabakatının sağlanması.


Nijeryalı yetkililer: Oyo eyaletinde silahlı kişiler bir öğretmeni öldürdü, 39 öğrenciyi kaçırdı

Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Borno eyaletinin Maiduguri kentinde, Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı bir teftiş sırasında, konuşlandırılmaya hazır askeri tankların önünden geçen Nijeryalı askerler, Kasım 2025 (Reuters)
Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Borno eyaletinin Maiduguri kentinde, Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı bir teftiş sırasında, konuşlandırılmaya hazır askeri tankların önünden geçen Nijeryalı askerler, Kasım 2025 (Reuters)
TT

Nijeryalı yetkililer: Oyo eyaletinde silahlı kişiler bir öğretmeni öldürdü, 39 öğrenciyi kaçırdı

Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Borno eyaletinin Maiduguri kentinde, Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı bir teftiş sırasında, konuşlandırılmaya hazır askeri tankların önünden geçen Nijeryalı askerler, Kasım 2025 (Reuters)
Nijerya'nın kuzeydoğusundaki Borno eyaletinin Maiduguri kentinde, Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı bir teftiş sırasında, konuşlandırılmaya hazır askeri tankların önünden geçen Nijeryalı askerler, Kasım 2025 (Reuters)

Nijeryalı yetkililer dün, silahlı kişilerin ülkenin güneybatısındaki Oyo eyaletinde en az 39 öğrenci ile yedi öğretmeni kaçırdığını, bir öğretmeni öldürdüğünü ve rehineleri kurtarmaya yönelik operasyon sırasında patlayıcılarla güvenlik güçlerini yaraladığını açıkladı.

Yetkililer, saldırının cuma günü Oriire ilçesindeki Ahoro Esinele semtinde gerçekleştiğini ve bir lise ile iki ilkokul dahil birden fazla okulu hedef aldığını belirtti. Oyo Eyaleti Valisi Seyi Makinde, video görüntülerine dayanarak kaçırılan öğretmenlerden birinin pazar günü öldürüldüğünü açıklarken altı şüphelinin gözaltına alındığını ekledi. Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu, cinayeti ‘vahşice’ olarak nitelendirerek kınadı ve eyalet yönetimlerinin kaçırılan tüm kişileri kurtarmak amacıyla eyaletle birlikte çalıştığını söyledi.

Silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen toplu kaçırma eylemleri, Nijerya'da son yıllarda büyük bir güvenlik sorununa dönüştü. Suç örgütleri, güvenlik zaafiyetlerini ve geçirgen sınırları istismar ederek nakit para ve ayni ödeme koparmak amacıyla yolcuları, öğrencileri ve kırsal kesimdeki toplulukları hedef alıyor.