Batı, Putin’e karşı birliğini daha ne kadar koruyabilecek?

Enerjiyle ilgili baskılar, mülteciler ve artan gıda ürünleri fiyatları çatışmanın maliyetini ve uzun soluklu bir ‘yıpratma savaşına’ dönüşmesi olasılığını artırıyor

Tahminlere göre Ukrayna'daki çatışmalar uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşecek (AFP)
Tahminlere göre Ukrayna'daki çatışmalar uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşecek (AFP)
TT

Batı, Putin’e karşı birliğini daha ne kadar koruyabilecek?

Tahminlere göre Ukrayna'daki çatışmalar uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşecek (AFP)
Tahminlere göre Ukrayna'daki çatışmalar uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşecek (AFP)

Ahmed Abdulhekim
Rusya’nın Ukrayna'ya karşı başlattığı savaş siyasetin dalavereleri ve savaşın gürültüsü arasında 40. gününe girdi. Ne taraflardan biri zaferini ilan edebildi, ne de aralarında bir uzlaşıya varılabildi. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana yaşlı kıtadaki (Avrupa Kıtası) en ciddi jeopolitik krizlerden biri olan Ukrayna-Rusya Savaşı, Batı ülkelerinin başkentleri ile Moskova arasındaki çatışmanın maliyetini ve sonuçlarını artırıyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), kısa bir süre önce Rusya’nın Ukrayna'nın doğusuna yönelik savaş hazırlıklarıyla ‘uzun soluklu bir çatışmaya’ dönüşmeye mahkûm ettiği muharebelerin geleceğine dair olası bir saha senaryosu öne sürdü. Gözlemciler, Batı ülkelerinin, söz konusu senaryoya bakmaksızın bir yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna’ya yönelik ‘askeri bir macera ve stratejik bir hata’ olarak gördükleri askeri adımını geri püskürtmeleri için gereken ekonomik yükleri ve insani sorumlulukları artarken, diğer yandan birliklerini daha ne kadar koruyabileceklerini sorguluyorlar.
Batılı askeri gözlemci ve analistlere göre Ukrayna'daki muharebelerin seyri, başlamasının üzerinden geçen bir ayı aşkın bir sürenin ardından, Rus askerlerinin sert bir direnişle karşılaşıp büyük şehirlerden hiçbirini ele geçirememeleri sonucunda bir çeşit ‘yıpratma savaşına’ dönüştü. Çatışmaların ve muharebelerin süresini uzatabilecek olan bu durum, krizin Avrupa Birliği (AB) ülkeleri üzerindeki ekonomik ve insani yansımalarını artırdı.

Zor görev
ABD merkezli Washington Post gazetesine göre Rusya’nın komşusu Ukrayna’daki siyasi ve güvenlik konularındaki taleplerine bağlı kalmaya ve Batı'nın Rusya'ya yaptırım uygulama konusunda oldukça katı davrandığı bir dönemde önce Avrupa Birliği (AB) arkasından ABD özellikle Ukrayna krizinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in politikalarıyla mücadele etmeleri için gerekli olan ve gittikçe artan ekonomik yüklerle birlikte ‘zor bir görevle’ karşı karşıyalar.
Beyaz Saray’ın eski Konuşma Metni Yazarlığı Direktörü olan Michael Gerson, Washington Post’taki yazısında, Batı'nın Putin’e karşı mücadelede savaşın neden olduğu yüksek emtia ve enerji fiyatlarının getirdiği ekonomik yükü yüklenmeleri ve milyonlarca Ukraynalı mülteciyi kabul etmeleri zor. Ancak bu, kesinlikle Ukraynalıların Rus ordusuna karşı yaptığı gibi doğrudan savaşmaktan daha kolay.
Gerson, özellikle Avrupa'nın bir enerji kıtlığı ile karşı karşıya kalmaları halinde Rus lidere karşı birliklerini sürdürüp sürdüremeyeceklerine dair soru işaretlerinin arttığını yazdı. Çünkü Gerson’a göre enerji kıtlığı, insanların işlerini kaybetmelerine ve dört milyondan fazla Ukraynalı da dahil olmak üzere milyonlarca mültecinin yükünün daha da ağırlaşmasına neden olacak. Bu ise, ciddi ekonomik sıkıntılar nedeniyle sonunda bazı ülkelerin Putin'i yatıştırmak için geri adım atmasına yol açabilir.
Gerson, makalesinde şunları yazdı:
“ABD ekonomisinin Rusya ile olan ilişkisine bağlılığı Avrupa ekonomisinin bağımlılığıyla aynı olmasa da küresel enerji piyasalarındaki çalkantı ve tüketicinin kullandığı akaryakıtın yanı sıra gıda ürünlerinin fiyatlarındaki önemli artışlar, bu ülkelerdeki karar vericiler üzerinde büyük baskılar oluşturacaktır. Bu da bazı Batılı ülkelerde büyük siyasi değişim olasılıklarını artıracaktır.”
Savaş, iki ülkenin başlıca tarım ürünleri ve enerji ihracatçısı konumunda olmaları nedeniyle dünyanın bazı bölgelerinde kıtlığa neden olabilir. Ukrayna ve Rusya, başta buğday, mısır ve ayçiçeği tohumu olmak üzere en büyük tarım ürünleri ve gübre ihracatçıları arasında yer alıyorlar. Ayrıca, Rusya en büyük azotlu gübre tedarikçisi, Ukrayna ise en büyük potasyum ve fosforlu gübre tedarikçisidir. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası'nın tahminlerine göre Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, enerji, tarım, enflasyon ve yoksulluk oranları açısından Avrupa ve dünya için korkunç sonuçlar doğurabilir.
Bazı çevreler Moskova ile Batı arasındaki çatışmanın Ukrayna sınırlarının ötesine geçmesinden ve Batı’nın yaptırımlarını yoğunlaştırılmasının Rusya'nın ‘haydut bir devlete’ dönüşmesine veya destek için Çin'e daha da yakınlaşmasına neden olmasından korkuyorlar. Bazıları da Ukrayna'da uzayan savaşın, Rusya ile Batı arasındaki mevcut düşmanlığın artmasına yol açacağına ve bunun da ABD'nin uzun vadeli bölgesel ve küresel istikrardaki çıkarlarını baltalayabileceğine inanıyor.
ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nden (Atlantic Council) Buss Barranco, Ben Johnson ve Tyson Wetzel’in kaleme aldıkları ortak bir makaleye göre, tahminlerin çoğu, Ukrayna'daki çatışmaların uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşeceğine işaret ediyor. Ukrayna güçlerinin sert direnişiyle karşılaşan Rus güçleri, bir ayı aşkın bir süredir herhangi bir büyük şehri ele geçirmeyi başaramazken, başkent Kiev'in eteklerinde durmak zorunda kaldılar. Rus ordusu diğer şehirleri bombaladı ve kuşattı. Ukrayna'nın 44 milyonluk nüfusunun yaklaşık dörtte biri evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık dört milyonu yurt dışına kaçtı, yarısı Polonya'ya gitti. İngiliz istihbarat raporlarına göre Kiev yakınlarındaki temas hatlarında haftalarca ilerleme kaydedemeyen Rus güçleri, Ukrayna güçlerinin karşı saldırısı sonucunda doğuya püskürtüldüler.
Rusya dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olsa da bu güç, Ukrayna'ya karşı askeri harekatında belirgin bir rol oynayamadı. Batılı askeri analistlerden bazıları, Rus güçlerinin, savaş sahasındaki performansı karşısında şaşkına uğrarken, bazıları bunu ‘sefil bir performansı’ olarak nitelediler.

‘Acı verici’ tavizler Putin'i güçlendiriyor
ABD merkezli Foreign Policy dergisine göre Rusya, istediği güvenlik garantilerinden geri adım atmazken bazıları, çatışmaların yoğunluğunun ve yankılarının Ukrayna’yı Rusya’nın talep ettiği bu garantilerin büyük bir bölümünü sağlamaya yöneltmesinden korkuyorlar. Çünkü bunun olması, Putin'in Batı karşısında eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna’da askeri operasyonunun hedeflerine ulaşması anlamına gelecek. Dergiye göre Kiev, bunu ateşkes için tek yol olarak kabul etse de, Ukraynalılar için ateşkesin sağlanacağının garantisi yok.
Putin, savaştan önce Batı’dan Ukrayna’nın tarafsız kalması, silahsızlandırılması ve NATO’ya katılmaması konusunda yazılı garantiler verilmesini istedi. NATO, doğu kanadına yani Rusya'ya doğru genişlemeyi durdurdu. Son günlerde Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, barışın ve ateşkesin sağlanması için bazı adımlar attı. Zelenskiy yaptığı açıklamalarda, Ukrayna'nın askeri ittifaklar konusunda tarafsız kalmaya devam edeceğinin vurgularken, Rusya’nın talepleriyle ilgili çeşitli tavizler vermeye de açık olduğunu gösterdi. Nükleer silah edinmek gibi bir çabaları olmadığını belirten Zelenskiy, Ukrayna’da yaşayan Rusça konuşan kesimlerin rahatsız oldukları dil politikalarını değiştirmeye istekli olduğunu bile ifade etti. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da yapılan doğrudan görüşmeler, ateşkes için bir nebze umut ışığı oldu.
Foreign Policy dergisi, Ukrayna'nın devlet olarak varlığını tehdit eden bir savaşın ortasında Devlet Başkanı Zelenskiy ve Ukraynalıların, Batı’nın savunma ittifakına (NATO) katılma hırslarından vazgeçmek zorunda kalacaklarını ve belki de bu hırsları gündemlerinden çıkarmaları gerektiğini sonunda anlamış gibi göründüklerini belirtti. Dergi, Rus yetkililerin İstanbul'da Ukraynalı mevkidaşlarıyla yüz yüze görüşmelere başladıklarında Ukraynalı yetkililerin artık NATO’nun bir parçası olmakla ilgilenmediklerini fark ettiklerini ve bu yüzden İstanbul görüşmelerini ‘anlamlı’ olarak nitelendirerek Rus ordusunun Ukrayna'daki askeri faaliyetlerini azaltacağı açıklamasında bulunduklarını ve Zelenskiy ile Putin'in başlangıçta beklenenden daha erken bir tarihte bir araya gelmelerine sıcak baktıklarını vurguladı.
Analistler, Rusya ile Ukrayna arasında gerçekleşen ve iki ülke arasında müzakere edilmiş bir çözüm için küçük de olsa bir umut ışığı yakan üst düzey görüşmelerdeki olumlu işaretlere rağmen, aralarındaki ihtilafın öncelikle askeri olarak çözüleceğini düşünüyorlar.
İngiltere merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü'nden (Royal United Services Institute -RUSI) Gürcü araştırmacı Natia Seskuria, “Çatışmanın herhangi bir çözümünü, hatta ateşkesi tartışmak bile zor” yorumunda bulundu. Seskuria, yaptığı değerlendirmede, “Bu noktada Rusya, Ukrayna'daki nihai hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Ukraynalıları müzakere masasında şartlarını kabul etmeye zorlamayı başarırsa, istediğini elde edecek. Fakat bunu sağlayamazsa, savaş devam edecek” ifadelerini kullandı.
Rus uluslararası ilişkiler uzmanı İgor Subbotin, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Moskova'nın amacı artık güvenlik garantileri konusunda Batı ile diyalog kurmak değil” dedi.

Subbotin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ukrayna'da uzun soluklu bir askeri harekat yürütmenin önemli etkileri olsa da bu savaş Rusya için Putin'in,1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana var olan güç dengesini yeniden formüle etme konusunda tarihi bir rol oynamasına izin verebilecek bir dönüm noktası haline geldi. Batı da Rusya da Ukrayna'daki mevcut askeri adımların ana hedeflerinin, nüfuz alanlarındaki en büyük kazanımları belirlemek ve iki taraf arasındaki karşılıklı güvenlik konseptini yeniden formüle etmek olduğunu biliyorlar.”



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.