İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi
TT

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekilleri Viyana'daki müzakerelerde ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ istedi

İranlı milletvekillerinin çoğu, kendileriyle aynı çizgide olan İran’ın katı muhafazakar çizgideki Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'ye bir mektup yazarak, Avusturya’nın başkenti Viyana’da 2015 yılında dünya güçleri ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşmanın canlandırılması için yapılan müzakerelerde ABD'den ‘daha güçlü garantiler alınmasını’ ve ‘kırmızı çizgilerin korunmasını’ istediler. Öte yandan Tahran ve Washington, müzakerelerin ertelenmesinden birbirlerini sorumlu tutmaya devam ediyorlar.
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’nın haberine göre 290 sandalyeli İran Şura Meclisi’nden yaklaşık 190 milletvekili, Cumhurbaşkanı Reisi'yi nükleer müzakerelerde ‘İran’ın kırmızı çizgilerini korunması ve çıkarlarının garanti altına alınması’ çağrısında bulunan bir mektubu imzaladılar.
DMO’ya bağlı Fars Haber Ajansı’na konuşan Yezd Milletvekili Muhammed Salih Cokar, “Milletvekilleri, 4+1 grubu ile Viyana’da yapılan müzakerelerde Dini Lider'in (Ali Hamaney) müzakere heyeti için belirlediği çerçeveye riayet edilmesinin vurgulandığı bir mektubu imzaladılar” dedi. Mektupta müzakerelerin İran’ın serbest bir şekilde petrol ihracatı yapması da dahil olmak üzere tüm yaptırımların kaldırılmasını dikkate alması gerektiğine işaret edildiğini belirten Cokar, “(Mektupta) ABD’nin bir daha nükleer anlaşmadan çekilmemesi için gerekli garantilerin alınmasının ve İran’ın müzakere heyetinin karşı taraftan tüm yükümlülüklerini yerine getirmesini talep etmesi istendi” şeklinde konuştu.
İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Abadan Milletvekili Mücteba Mahfuzi'nin İran Şura Meclisi’nde dün yapılan oturumun başında İran’ın müzakere heyetine sözlü uyarıda bulunduğunu bildirdi.  Ajansın haberine göre müzakere heyetinin, İran’ın haklarından ve kırmızı çizgilerinden geri adım atmaması gerektiğini söyleyen Mahfuzi, “Tüm yaptırımların koşulsuz olarak kaldırılmasında ısrarcıyız” ifadelerini kullandı.
Ajans, Meşhed Milletvekili Nasrallah Begman Far’ın da Viyana’da bir anlaşmaya vardıktan sonra İran’ın serbestçe petrol satabilmesi için İran petrolünü hedef alan yaptırımların kaldırılması gerektiğini söylediğini aktardı. Begman Far, yaptırımların kaldırılmasını doğrulama görevinin diğer tarafların değil, İran tarafının yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi.
Milletvekillerinin İran’ın resmi haber ajansları tarafından aktarılan açıklamalarında DMO’nun terör örgütü olarak sınıflandırılması konusuna değinmemeleri dikkati çekti.
Milletvekilleri, geçtiğimiz hafta sonu, İran ile büyük güçler arasında imzalanabilecek 27 sayfalık anlaşma taslağını eleştirmişlerdi.
Meclis kararlarının uygulanmasını denetleyen 90. Madde Komisyonu Başkanı Hasan Şucai, “Sadece iyi bir anlaşmayı kabul edebiliriz, anlaşmaya varmamak kötü bir anlaşmaya varmaktan iyidir” açıklamasında bulundu.
Milletvekili Mahmud Nebeviyan’ın kaleme aldığı ve İran’ın petrol satışlarını hedef alan yaptırımların kaldırılması da dahil anlaşma taslağından bazı paragraflar alıntılandığı bir makale Cuma günü Fars Haber Ajansı tarafından yayınlandı. Makaleye göre İran, anlaşmaya varıldıktan sonraki ilk 45 gün içinde 50 milyon varile kadar petrol ihracatı yapabilecek. Makalesinde İran'ın petrol ürünlerini istediği para birimine çevirmek için yeterli garantileri alamamasını eleştiren Nebeviyan, ayrıca İran'ın yaptırımların kaldırılması için doğrulama sürecine katılmamasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti.
İran ile Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya, aylardır Avusturya’nın başkenti Viyana'da ABD'nin 2018 yılında tek taraflı olarak çekilmesi ve buna yanıt olarak İran’ın taahhütlerinin çoğunu askıya almasıyla etkisiz hale gelen nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler gerçekleştiriyorlar.
ABD, müzakerelere Avrupa Birliği'nden (AB) bir arabulucu aracılığıyla dolaylı olarak katılıyor. Anlaşmaya taraf olan ülkelerden yetkililer, son haftalarda anlaşmaya ulaşmak üzere oldukları açıklamalarında bulunmuşlardı. Fakat çeşitli engeller nedeniyle henüz bir sonuca varılmadı. Geçtiğimiz Pazartesi günü Washington ve Tahran, müzakerelerin gecikmesi ve uzamasından birbirlerini sorumlu tuttular.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Tahran nükleer dosyayla ilgisi olmayan taleplerde bulunmakla suçlandı. Açıklamada, “İran’ın topu ABD’nin sahasına atma girişimi dürüst bir hareket olarak tanımlanamaz” denildi.
Geçtiğimiz ay Rusya'nın ani bir talebi üzerine görüşmelerin durmasının ardından son iki haftadır diplomatik istişarelere ve Viyana’da bir anlaşmaya ulaşma çabalarına, İran’ın DMO'yu terör örgütleri listesinden çıkarma talebiyle ilgili tartışmalar hakim oldu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Pazartesi gecesi yaptığı açıklamada, ilerleme kaydedilememesinin sebebinin İran'ın tutumu olduğuna açıkça işaret ederek, “Müzakerelere katılan herkes, kimin yapıcı önerilerde bulunduğunu, kimin de nükleer anlaşmayla ilgisi olmayan taleplerde bulunduğunu ve buraya nasıl geldiğimizi çok iyi biliyor” dedi.
Price, bu açıklamayı, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Abdullahiyan'ın ABD’yi eleştirdiği açıklamasından birkaç saat sonra yaptı.  Abdullahiyan, Ummanlı mevkidaşı Bedr bin Hamed el-Busaidi ile yaptığı telefon görüşmesinde müzakerelerin uzamasından Washington'ın sorumlu olduğunu söyledi. Ardından Twitter’da Viyana’daki görüşmelerin askıya alınmasının nedeninin, ‘ABD’nin taleplerinde aşırıya gitmesi’ olduğunu yazdı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ise yaptığı açıklamada,  “Washington, müzakerelerin AB Koordinatörü Enrique Mora tarafından iletilen önerilere yanıt vermekte geç kaldı” diye konuştu.
Buna karşın ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, (Pazartesi günü) düzenlediği basın toplantısında, “Topun bizim sahamıza dönmesinin dürüst bir hareket olarak tanımlanabileceğini düşünmüyorum. Son zamanlardaki anlaşmazlıklarımızın üstesinden gelmenin halen mümkün olduğuna inanıyoruz” dedi. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre Price, İran’ın nükleer bir bomba üretmeye çok yaklaştığında artık bunun mümkün olmayacağı konusunda uyardı.
Reuters haber ajansı da Price'ın ABD yönetiminin halen İran'la olan mevcut anlaşmazlıkların üstesinden gelme şansı olduğuna inandığını söylediğini, ancak İran'ın nükleer programının gelişmeye devam etmesinin nükleer anlaşmayı ABD için yararsız hale getirebileceği konusunda uyardığını bildirdi.
Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki ise anlaşmanın imzalanması sorumluluğunu doğrudan İran'a yükledi. Psaki, “Eğer İran da aynı şeyi yapmak istiyorsa biz ve müttefiklerimiz güçlü bir anlaşma yapmaya hazırız” dedi.
DMO dosyasına da değinen Psaki, ABD yönetiminin nükleer dosyasına odaklandığını vurgulayarak İran'ın nükleer anlaşma ile ilgisi olmayan bir takım konuları gündeme getirdiğini söyledi. Beyaz Saray Sözcüsü, İran'ı, ‘meseleleri Viyana’daki müzakereleri bağlamı dışına çıkarmaya çalışmak veya müzakereleri geciktirmek için başkalarını suçlamak yerine nükleer anlaşmayı canlandırmaya odaklanmaya’ çağırdı.



İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García
TT

İran'a yönelik baskı neden Çin için de sorun oluşturuyor?

Görsel: Axel Rangel García
Görsel: Axel Rangel García

Xiaotong Yang

İki haftalık ateşkesin süresi dolmak üzereyken dünya nefesini tutmuştu. Savaşın yeniden başlaması ve hatta daha da genişleyerek devam etmesi tehlikesinin artmasıyla birlikte umutlar, Tahran ile Washington'ın kalıcı bir barış anlaşmasına varmasına ya da en azından ateşkesin uzatılmasına bağlandı. Ancak İranlı ve ABD’li diplomatlar aynı gün İslamabad'a gitmeye hazırlanırken bile taraflar ikinci bir müzakere turunun yapılma ihtimaline ilişkin çelişkili sinyaller vermeyi sürdürdü. Ardından karar anı geldi ve dünya derin bir nefes aldı. Görüşmeler gerçekleşmemişti, ama savaş da yeniden başlamamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, popülaritesi en düşük seviyelerine gerilerken ve ara seçimler kapıya dayanmışken Pakistan’ın sunduğu çıkış yolunu kabul ederek ateşkesi süresiz uzattı. Trump, kendini kurtarmak için çaresiz bir girişimle işi İran hükümetinin ‘tehlikeli biçimde bölündüğünü’ ve müzakerelere yeniden başlamadan önce iç uzlaşıya varması için ona zaman tanıdığını söylemeye kadar götürdü.

İran her zamankinden daha birleşik

Yakından bakıldığında Trump'ın iddiasının çürüdüğü görüldü. Geçtiğimiz yılki 12 günlük savaştan sonra bile, ABD ve müttefiki İsrail'in müzakereleri İran'ı aldatmak ve saldırıdan önce savunmasını düşürmek için kullandığı dönemde dahi İran katı muhafazakârlar ile ılımlılar arasında bölünmüş durumdaydı. Ancak bu durum, kırktan fazla İranlı üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği ABD/İsrail-İran savaşının ardından değişti. Söz konusu yetkililerin pek çoğu kanlı İran-Irak Savaşı'nı bizzat yaşamıştı. Bu yüzden kan dökülmesini önlemek için taviz vermeye daha yatkındılar.

Bu ılımlı isimlerin öldürülmesi yalnızca katı muhafazakarların iktidara giden yolunu açmakla kalmadı, onları daha da katılaştırdı. Bununla birlikte intikam alma duygusu, Tahran'daki karar alıcıların basiretini köreltmedi. Halen İran'ın güçlü ve zayıf yönlerine ilişkin gerçekçi bir değerlendirme yapabiliyorlar.

Bunun sonucunda İran bugün her zamankinden daha birleşik görünüyor ve ‘üç hayır’ etrafında kenetleniyor. Bunlar; savaşa hayır, barışa hayır, müzakereye hayır. Savaşa hayır; çünkü güç dengesinin aleyhine bozulması, savaş yeniden başlarsa İran'ın umut edebileceği en iyi sonucun ağır bir zafer olduğu anlamına geliyor. Barışa hayır; çünkü dış varoluşsal tehditlerin ortadan kalkması iç çalkantıları yeniden gündeme taşıyacak ve bu durum İran hükümeti için tehlike oluşturuyor. Müzakereye hayır; çünkü Trump müzakere masasında ABD'nin savaş alanında elde edemediği şeyleri talep etmeye devam ediyor.

Çin dahil olmak üzere savaşın kazananı olmadı

Bu yüzden Trump kendini zor bir çıkmazın içinde buluyor. Bir yanda savaşa geri dönmek, İran ile yıkıcı karşılıklı saldırıların yeniden başlaması anlamına geliyor. Örneğin ABD, Huzistan eyaletindeki petrol tesislerini vurursa İran Yenbu, Fuceyra ya da başka yerlerdeki Washington'ın müttefiklerine ait tesisleri hedef alarak misilleme yapıyor. Öte yandan mevcut durumun sürmesi, İran'ın hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürmesi anlamına geliyor. Daha da önemlisi bu durum, ABD'nin müttefiklerini veya çıkarlarını korumaktan aciz ‘kağıttan bir kaplan’ olduğu mesajı veriyor.

İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran ile ABD arasındaki müzakerelerin çıkmaza girmesi ve bu çıkmazın devam etmesiyle birlikte pek çok çevre, ‘yeni bir Soğuk Savaş dönemi’ içindeki ABD ile rekabette olan Çin'in tek bir kurşun sıkmadan savaşın beklenmedik galibi olduğunu öne sürdü. Ancak Çin, savaşın ekonomik yansımalarını karşılamaya daha hazır görünse de savaştan hasarsız çıkamadı.

Küresel ekonominin birbiriyle bağlantılı yapısı, İran'a ait tek bir Şahid tipi insansız hava aracının (İHA) Suudi Arabistan üzerinde uçmasının Çin'deki petrol fiyatlarını yukarı itmesine yetebileceği anlamına geliyor.

İran üzerindeki baskı arttıkça Çin, nüfuzunu yitiriyor

Daha da kötüsü, petrol fiyatlarındaki yükselişin etkileri hafifletilebilir. Zira Çin'in Rusya ile yakın ilişkileri ve yenilenebilir enerji alanındaki ilerlemesi bu görevi kolaylaştırıyor. Küresel talebin gerilemesi bile kontrol altına alınabilir. Çünkü Çin, savaş patlak vermeden önce büyük ekonomilerden ayrışmaya hazırlanmaya çoktan başlamıştı. Ancak Çin'in İran üzerindeki nüfuzunu yitirmesi bambaşka bir mesele.

vfd
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin'in Pekin kentinde gerçekleştirdikleri görüşme sırasında, 2 Eylül 2025 (Reuters)

Trump, savaşın bir tür ‘Venezuela 2.0’ versiyonu olacağını, yani Amerikan askeri gücünün sergilenmesinin ardından İran'ın teslim olacağını öngörüyordu. Ancak İran zayıflamış olsa da yenilgiye uğratılamadı.

ABD'den doğrudan intikam alma kapasitesinden yoksun kalan İran, gelişigüzel ve ayrım gözetmeksizin vurmaya başladı. Örneğin İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması, dost ve düşman ayrımı yapmaksızın herkesi etkileyen çift taraflı bir silah niteliği taşıyordu. Hatta bu hamlenin İran'ın düşmanlarından çok Çin dahil olmak üzere dostlarını vurduğu söylenebilir.

Trump, ABD'nin Körfez'den petrol ithal etmediği gerekçesiyle boğaza ihtiyaç duymadığını ileri sürüyor. Bununla birlikte boğazın kapanması ABD'ye dolaylı yoldan ve sınırlı biçimde zarar verdi. Müttefiklerinin petrol ihracatını ve ithalatını sekteye uğrattı ve küresel petrol fiyatlarını yükseltti.

Öte yandan İran'ın Çin gemilerinin serbestçe geçebileceğini teyit etmesine karşın Hürmüz Boğazı'nın kapanması Washington'dan çok Pekin'e zarar verdi. Bunun temel nedeni, Çin'in Körfez ülkelerinden petrol ithalatına bağımlı olması. Üstelik bu ithalat her zaman Çin gemileriyle yapılmıyor.

Sorun, geminin sahibi olan tarafın takibinin güçlüğüyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Günümüzde gemilerin büyük çoğunluğu kendi ülke bayrakları yerine ‘kolaylık’ sağladığı bilinen bayraklar taşıyor. Bunun sonucunda pek çok Çin gemisi, Çin malı veya Çin'e giden yük taşıyan gemilerle birlikte boğazın her iki tarafında mahsur kaldı.

İran, askeri açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşirken Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendiriyor.

Daha da endişe verici olansa İran’ın ABD'nin savaş tazminatı ödemeyeceğini anlayınca Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret almayı planlıyor olması. Çin, İran'ın bu ‘dayatılmış savaşa’ sürüklenmesinden dolayı buna sempatiyle yaklaşsa da savaştan sorumlu bir taraf değil ve İran'ın yeniden inşa maliyetlerini karşılamayı da düşünmüyor. Pekin'in bakış açısından boğazdan geçen her petrol varilinden alınan bir dolar bile fazla. Dolayısıyla Çin, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına itiraz etti ve Tahran'ı sivil gemilerin geçişine bir an önce izin vermeye çağırdı. Ancak Pekin'in itirazları karşılık bulmadı. Zira savaş yalnızca İran'da sert çizgililerin iktidara giden yolunu açmakla kalmayıp ülkeyi ‘devleti olan bir orduya’ dönüştürdü.

İran ekonomisi onlarca yıl geriye savrulurken ülke varoluşsal bir savaş vermektedir. Bir zamanlar İran'da gölge bir hükümet konumunda olan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ön plana çıktı. İktidarda kalmakta kararlı olan DMO, kendini İran'ı kalıcı bir savaş halinde tutmaya adamış görünüyor.

cgfrb
İran’ın eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve eski Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberlerindeki heyet, Pekin'de Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ve diğer hükümet yetkilileriyle görüşürken, 14 Şubat 2023 (AFP)

Durumu daha da karmaşık hale getiren nokta ise İran'ın artık çok daha zayıf bir konumda bulunuyor olması. Askerî açıdan ezici biçimde üstün olan düşmanlarına karşı sınırlı misilleme araçlarıyla yüzleşen Tahran, Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomiyi rehin almayı elindeki tek pratik seçenek olarak değerlendirirken buna boğulmakta olan bir kişinin saman çöpüne tutunması gibi sarılıyor. Bu sıfır toplamlı bakış açısıyla itiraz eden herkes, İran'ın en büyük ticaret ortağı bile olsa, ona karşı duran biri olarak algılanıyor.

Diplomasi hâlâ tek seçenek

Öte yandan Çin henüz diplomasiden vazgeçmedi. Pekin'in görüşüne göre İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması bir Gordion düğümü olmadığından bunu kaba kuvvet çözmeye çalışmak sorunu daha da kötüleştirir. Dolayısıyla Çin, Bahreyn'in Körfez ülkeleri adına sunduğu ve İran'ı Hürmüz Boğazı'nı açmaya çağıran Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararına karşı oy kullandı. Çin'in atasözünün dediği gibi, sorunu ancak onu yaratan çözebilir.

Krizin arkasında, ABD ve İsrail'in başlattığı yasadışı ve ahlaki temelden yoksun savaş yatıyor. Dolayısıyla onu çözme sorumluluğu da onlara ait. Uluslararası toplumun amacı bu savaşın bedelini para veya kan pahasıyla ödemek değil, onları iyi niyetle müzakere masasına geri dönmeye zorlamak olmalı.


ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
TT

ABD yapay zekayı kontrol için harekete geçti

Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)
Yapay zekanın sağlayacağı atılımlar heyecan uyandırırken, kötüye kullanımına dair endişeler de hüküm sürüyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, yeni yapay zeka modellerinin daha piyasaya sürülmeden devlet denetiminden geçirilmesini planladığı bildirildi.

​New York Times'ın (NYT) Amerikalı yetkililere ve görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi başkanlık emri yayımlayarak bir yapay zeka çalışma grubu oluşturmayı düşünüyor. 

Teknoloji sektörünün yöneticileri ve devlet görevlilerinin bu grupta bir araya gelerek muhtemel denetim prosedürlerini ele alması isteniyor. 

Beyaz Saray yetkililerinin geçen hafta Anthropic, Google ve OpenAI yöneticileriyle görüşerek bu planları aktardığı belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, bu hamlenin Anthropic'in yeni yapay zeka modeli Mythos'a dair endişelerin dile getirildiği bir dönemde gelmesine dikkat çekti.

Siber güvenlik uzmanları, henüz halkın kullanımına açılmayan bu sistemin, çok karmaşık siber saldırıların gerçekleştirilmesini sağlayabileceği uyarısında bulunuyor. 

Uzmanlara göre Mythos'un kodlama kabiliyeti, kritik güvenlik açıklarını ortaya çıkarma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip ve benzersiz riskleri de beraberinde getiriyor. 

Beyaz Saray haberle ilgili yaptığı yorumda iddiaları ne doğruladı ne de yalanladı:

Herhangi bir politika duyurusu doğrudan başkandan gelecektir. Muhtemel başkanlık emirlerine dair iddialar, varsayımdan ibarettir.

Şimdiye kadar yapay zeka konusunda müdahalecilikten uzak bir yaklaşım benimseyen Trump yönetiminin artık güvenlik odaklı bir adım atmaya hazırlanması dikkat çekiyor. 

Trump, selefi Joe Biden'ın imzaladığı yapay zeka kararnamesini ikinci döneminin ilk gününde iptal etmişti. 

Yapay zeka sistemlerine yapılan güvenlik testlerinin sonuçlarının, bu modeller kullanıcılara sunulmadan önce devletle paylaşılmasını öngören kararnameyi geçersiz kılan Trump, şirketlerin daha özgür hareket etmesine olanak sağlamıştı. 

Özellikle teknoloji girişimcileri için daha az bürokrasi ve daha fazla fırsat anlamına gelen bu hamle, bazı sektör temsilcileri tarafından övülmüştü.

Ancak Biden'ın kararnamesinin ulusal güvenlik, ekonomi ve kamu sağlığını korumayı amaçladığını hatırlatan uzmanlar da olmuştu.

Independent Türkçe, NYT, Reuters


"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
TT

"Los Angeles kundakçısı", Luigi Mangione'den etkilenmiş

Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)
Palisades'le aynı gün başlayan Eaton Yangını'yla birlikte Kaliforniya alevlere bürünmüştü (AP)

Kaliforniya eyaletindeki Los Angeles şehrinin Palisades bölgesinde 7 Ocak 2025'te etkisini hissettiren orman yangınını başlatmakla suçlanan Jonathan Rinderknecht, ABD'de gündem oldu. 

Savcıların mahkemeye sunduğu belgelere göre 30 yaşındaki zanlı, ABD'nin önde gelen sağlık sigortası şirketlerinden UnitedHealthcare'in Üst Yöneticisi (CEO) Brian Thompson'ın 4 Aralık 2024'te New York'un ortasında öldürülmesiyle ilgili yargılanan Luigi Mangione'den etkilenmiş. 

Uber şoförlüğü yapan sanığın otomobiline 31 Aralık 2024'te binen yolcular, Rinderknecht'i aracı tehlikeli biçimde kullanıp Mangione ve kapitalizm hakkında öfkeli tiratlar atan biri diye tanımladı. 

Savcılar, sorguya alınan Rinderknecht'in "Biri niye Palisades'de yangın çıkarır?" sorusunu "Birileri bizi köleleştiren zenginlere duyduğu hınçtan dolayı yapmış olabilir" diye yanıtladığını bildirdi. 

dsvferb
Yangınlara çok meraklı olduğu internet geçmişinde görülen Rinderknecht'in yolcularına bir ilişkisinin bitmesinden ve yılbaşı planlarının iptalinden de şikayet ettiği aktarılıyor (AP)

Rinderknecht'in 1 Ocak'ta ağaç köklerinde başlattığı yangının bir hafta sonra alevlendiği iddia ediliyor. 

8 Haziran'da mahkemeye çıkması planlanan zanlıysa suçlamaları reddediyor. 

Avukatları, yetkililerin itfaiyenin müdahaledeki yetersizliğini gizlemek için Rinderknecht'i günah keçisi ilan ettiğini savunuyor.

Bir itfaiyecinin 2 Ocak'ta yangının tam olarak sönmediğini belirterek şefini uyardığı vurgulanıyor. 

Ekimde tutuklanan Rinderknecht hüküm giyerse 5 ila 45 yıl hapis cezası alacak. 

31 Ocak'a kadar etkisini sürdüren yangın, Pacific Palisades ve Malibu'daki 12 kişinin ölümüne neden olmuştu. 

Yargı sürecindeki Luigi Mangione ise sağlık sigortası şirketlerinin karşılamadığı tedaviler için binlerce dolar ödemek zorunda kalan ya da bu sistemi kabul edilemez bulan bazı Amerikalılar tarafından, hakkındaki cinayet suçlamalarına rağmen destekleniyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP