NATO'yu utandıran, Nazi amblemine sahip Azov Taburu nedir?

Ukrayna'nın doğusunda Rusça konuşan ayrılıkçılara karşı 2014’te başlayan savaş süreç içinde daha fazla gerilime sahne oldu.

Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
TT

NATO'yu utandıran, Nazi amblemine sahip Azov Taburu nedir?

Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)
Batı medyası 2014’te Azov Taburu’nın yurt dışından radikal sağ gönüllüleri topladığını aktarmıştı. (AFP)

İnci Mecdi
NATO geçtiğimiz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde resmi Twitter hesabından servis ettiği görüntüde Ukraynalı bir kadın askerin fotoğrafını şu ifadelerle paylaştı:
“Tüm kadınlar ve kız çocukları özgür ve eşit yaşamalı. Ukrayna'nın olağanüstü kadınlarını düşünüyoruz. Güç, cesaret ve dayanıklılıkları, milletlerinin ruhunun bir simgesi.”
Ancak söz konusu tweet, kadın askerin üniformasında görülen ve Nazizm ile ilişkilendirilen Kara Güneş simgesi dolayısıyla hızla silindi.
Söz konusu tweet sert tepkilere yol açtı. Zira sembolün Ukrayna’daki neo-Naziler arasında popüler olduğu biliniyor.
Rusya’nın Ukrayna'yı işgal girişimine destek verenler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'nın Rusça konuşan nüfusunu neo-Nazilerin soykırım tehdidinden korumak için ‘özel bir görev’ doğrultusunda hareket ettiğini savundular.

Ulusal Kolordu ve Azov Taburu
Neo-Nazi unsurlarının oluşturduğu radikal sağcı Azov Taburu’nun yaklaşık 10 yıldır Ukrayna askeri ve siyasi sahnesindeki varlığı, Ukraynalılar ve Batılı müttefikleri için ciddi bir zayıflık ve tehdit sayılıyor.
2014’te doğu Ukrayna'da Moskova’nın desteklediği Rusça konuşan ayrılıkçılara karşı mücadelede öne çıkan Azov Taburu, Ukrayna ordusu saflarında gönüllü savaştı. Bu dönem böyle bir bu taburun ortaya çıkması, Batılı ülkeleri endişelendirmişti. İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin 10 Eylül 2014’te tabur üyeleriyle gerçekleştirdiği röportajlar, bazıları Neo-Nazi olan Azov üyelerinin radikal eğilimlerine dair endişe uyandırdı. Gazete, savaş alanında ayrılıkçılara karşı belki de en güçlü ve en güvenilir Ukrayna taburu sayılan Azov Taburu’nu Kiev için en büyük tehdit olarak değerlendirdi.
Taburun sembolünün Nazilerin kullandığı Wolfsangel'i andırdığı belirtilirken taburdan yapılan açıklamada bunun aslında ‘ulusal fikir’ (national idea) anlamına gelen ‘n’ ve ‘t’ harflerinden oluştuğu öne sürüldü.  
2016’da Ulusal Kolordu Partisi radikal sağdan siyasi bir kanat olarak kurulduğunda Azov’un siyasi ve askeri kanatları birbirinden ayrılmış oldu. Azov Taburu o zamandan bu yana Ukrayna Ulusal Muhafızları’na dahil durumda.
Ukrayna ordusuna dahil edilen taburun neo-Nazi eğilimi geçmişine sahip olduğunu belirten CNN, Azov Taburu'nun beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar ve neo-Nazi ideolojisi ile ilişkilendirildiğini vurguladı. CNN muhabirleri, 2014 ve 2015 yıllarında özellikle Mariupol ve çevresinde faaliyet gösteren taburun üyelerinin söz konusu dönemde neo-Nazi sloganları ve araç gereçlerine başvurduğunu kaydetmişti.

Radikal sağ örgüt
ABD Dışişleri Bakanlığı 2018'de milliyetçi lider Andriy Biletsky tarafından kurulan Ulusal Kolordu Partisi’ni ‘ulusal nefret grubu’ olarak nitelendirmişti. ABD Kongresi de taburun Ukrayna Ulusal Muhafızları’na entegre edilmesi sonrasında yabancı bir terör örgütü olarak tanımlanmasına dair tartışmalara sahne oldu. Ancak söz konusu dönemde taburu savunan Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov, 2019 yılında Ukrayinska Pravda internet sitesinde yayınlanan açıklamasında şu değerlendirmede bulunmuştu:
“Nazi ideolojisinin Azov üyeleri arasında yayıldığı iddiası güden utanç verici medya kampanyası, Azov Taburu ile Ukrayna Ulusal Muhafızları’nı itibarsızlaştırmaya yönelik kasıtlı bir girişimdir.”
Berlin merkezli düşünce kuruluşu Counter Extremism Project'in (CEP) kıdemli danışmanı Alexander Ritzmann, konuya dair şunları söyledi:
“Ulus ötesi radikal sağın önemli ve tehlikeli bir oyuncusu olan Azov hareketi, bazı AB ülkeleri ve ABD'deki radikal sağ kesimlerle olan güçlü bağlantıları ile birkaç yıldır bir merkez görevi görüyor.” 
Batılı ajanslarının 2014'te yayınladığı haberlerde Azov Taburu’nun yurtdışından radikal sağ gönüllüleri kendisine çektiğine dikkat çekilmişti. Bu, taburda şu an Avrupa ülkelerinden ve ABD'den Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin çağrısına yanıt vermiş olabilecek birçok Nazi destekçisi  bulunduğu anlamına geliyor. Zira Zelenskiy yabancıları ‘Rus işgalcilere’ karşı mücadelede Ukrayna ordusunu desteklemek için ‘bölgesel savunma’ adına gönüllülerden oluşan uluslararası bir tugaya katılmaya çağırmıştı.
Batı medyası söz konusu çağrının ardından, geçtiğimiz haftalarda hem Batılı vatandaşlar hem de eski ordu mensubu birçok savaşçının Ukrayna'daki savaşa katıldığını aktardı. Alman kanalı DW, geçtiğimiz ayın ortalarında Ukrayna hükümet dairelerinin bildirdiğine göre Almanların Ukrayna ordusuna katılmak için gönüllü olduklarını, yüzlerce Alman vatandaşın Rus ordusuna karşı savaşmak için Ukrayna'ya gittiğini aktarmıştı.
New York Times, giderek artan sayıda Amerikan gazisinin Kiev'e gitmek istediğini bildirirken Ukrayna basını ise 52 ülkeden en az 20 bin gönüllünün gönüllü taburlarına katıldığını aktardı.

Moskova ve Bandera’nın mirası
Azov; Ukrayna hükümetinin ‘uyuşturucu bağımlıları ve neo-Naziler’ tarafından yönetildiğini iddia eden Putin için açık bir hedef sayılıyor. Moskova uzun süredir çatışmada büyük bir rolü olduğunu savunduğu  taburu insan hakları ihlalleriyle suçluyor.
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi 7 Mart'ta , Azov’u kuşatma altındaki liman kenti Mariupol'da sivillerin tahliye edileceği insani koridoru kapatmakla suçlamış, ‘vatandaşların canlı kalkan olarak kullanıldığını’ iddia etmişti. Azov Taburu'nun komutanı Denis Prokopenko ise aynı gün taburun Twitter hesabından paylaştığı görüntülerinde “Sivillerin nakli için güvenli bir koridor sağlama girişimleri, düşman Rus kuvvetlerinin insanların toplandıkları alandaki çeşitli davranışları nedeniyle başarısız oldu” açıklamalarında bulunmuştu.

Rusya Savunma Bakanlığı, Azov Taburu üyelerini Mariupol'da sivillerin ve çocukların bulunduğu, bina çevresinde bu yönde kuşbakışı görülebilen uyarıların bulunduğu bir tiyatroyu bombalamakla suçlamıştı.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna’nın Nazizm ile deneyimi, hem ülke içi hem de ülke haricinde tartışma konusu. Nazi Almanyası, 1941 ila 1944 yıllarında Ukrayna'yı işgal etmiş, Ukraynalılar Nazilere karşı savaşmıştı. Sovyetler Birliği'nden bağımsızlık talep eden Stepan Bandera gibi bazı milliyetçiler, Moskova'ya karşı Berlin ile iş birliği yapmayı tercih etmişti. Ancak şu anki Ukrayna, Nazi Almanyası tarafından gerçekleştirilen Holokost'u ve yaklaşık 10 yıl önce Sovyet yönetimi altında kaydedilen Holomodor kıtlığını soykırım olarak görüyor.
ABD merkezli Newsweek dergisi, eski Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko da dahil olmak üzere bazı Ukraynalı liderlerin, özellikle 1991'de bağımsızlığın kazanılması ardından Bandera'nın mirasını kutladığını belirtiyor. Bu eğilim, Moskova ile ilişkileri ise ciddi biçimde geriyor. Zira Moskova, Kiev'in Batı yanlısı bir hükümeti iktidara getiren 2014 ayaklanmasından bu yana radikal sağ unsurlar tarafından yönetildiğini öne sürüyor. Bu, Rusya'nın güneyde, Kırım Yarımadası’nı ilhakı ile Ukrayna'nın doğusunda Rus yanlısı bir isyana yol açmışttı.

Batı’yı rahatsız eden sorular
Azov unsurlarının Ukrayna silahlı kuvvetleri içerisinde böylesine etkili varlığı olmasının ortaya Ukrayna hükümeti ve Ukrayna'ya yardım göndermeye devam eden Batılı müttefiklerini rahatsız edici sorular çıkardığına dikkat çeken CNN, Azov liderliğinin yakın geçmişte açıkça beyaz üstünlükçü görüşleri benimsediğini, Batı ülkelerinden benzer düşünen gruplar ve bireylerle bağlar kurduğunu hatırlattı.
Ancak Nazizm veya faşizm ile bağlantısını kabul etmeyen Azov Taburu ise CNN'e verdiği demeçlerde, “Beyaz ırkçılığı veya Nazizm fikri ile uyumlu olduğumuzu düşünmek saçma olur” açıklamalarında bulundu. Aynı zamanda saflarında gerek Ukraynalıların gerekse Yunan, Kırım Tatarları ve çoğu Ortodoks Rusların bulunduğunu, aynı zamanda Yahudiler, Katolikler, Protestanlar ve Müslümanların de yer aldığını vurguladı.
Azov’un uluslararası düzeydeki ününe rağmen Ukrayna'nın ‘Nazi sempatizanları için bir mıknatıs kuyusu olmadığının’ altını çizen Ritzmann ise 2019'daki son seçimlerde Azov’un siyasi kanadının oyların yalnızca yüzde 2,15'ini kazandığını, Biletsky’nin parlamentodaki sandalyesini kaybettiğini hatırlattığı açıklamasında şunları söyledi:
“Rusya'da da önde gelen radikal sağ temsilcileri mevcut. Çatışmanın her iki tarafında da radikal sağ sorunu olmasına rağmen sadece Ukrayna'daki radikal sağ sorunundan bahsetmek önyargı gibi görünüyor.”



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.