Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Ukrayna’da işgali durduramayan BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu? BMGK daimî üyeleri, BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
TT

Ukrayna-Rusya savaşını durdurma başarısızlığı sonrasında BM olmasaydı dünya daha mı iyi olurdu?

Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır (Reuters)

Tarık eş-Şami
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini durduramaması sonrasında pek çok kişi, uluslararası örgütün geleceğini ve BM olmasaydı dünyanın daha iyi bir durumda olup olmayacağını merak ediyor. Ama bazıları, birçok eksikliğine rağmen BMGK’daki veto hakkının nükleer güçler arasında bir çatışmanın patlak vermesini önlemede gerekli ve yararlı olduğuna inanıyor.
Başarısız olan BM, durduramadığı savaş ortasında kriz zamanlarında diplomatik çabalarda bulunmanın yanı sıra yardım sağlamak, mültecilere ve çocuklara bakmak gibi önemli alanlarda da rolünü sürdürüyor. Peki uluslararası örgütün geleceği nedir? Ukrayna savaşı ortasında onu hangi tehlikeler tehdit ediyor?

Dürüst eleştiri
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir I(Volodimir) Zelensky’nin (sokaklarda korkunç ceset görüntülerinin ortaya çıktığı) Kiev’in Buça banliyösünü ziyaretinden bir gün sonra 5 Nisan’da BMGK’da yaptığı duygusal konuşma, dünyanın BM’yi kapatmaya hazır olup olmadığı konusunda birçok soruyu gündeme getirdi. Ukraynalı lider, BMGK’yı açıkça eleştirirken, BMGK’nın güvence altına alması gereken güvenlik hakkında soru işaretlerine değindi. Zelenski ayrıca, saldırganlıkla mücadele etmek ve barışı sağlamak için tasarlanan ana kurumun, etkin bir şekilde çalışmadığına dikkati çekti.
Ancak Ukrayna Devlet Başkanın gerçek dışı olmayan açık sözlülüğüne ve BMGK önündeki konuşmasını görmezden gelme zorluğuna rağmen bu durum, BM tüzüğünün ilk kez ihlal edilişi değil. Deneyimli bir araştırmacı ve BM politikası uzmanı Thomas Weiss’ın belirttiğine göre uluslararası örgüt, birçok defa öldü. Güç kullanımına yalnızca meşru müdafaa amacıyla veya BMGK tarafından yetki verildiğinde izin verilmesi gerekiyordu. Ancak bununla birlikte tüzüğün hükümleri birçok kez ihlal edildi. Öyle ki bunların sonuncusu Rusya’nın, Batı’nın ‘ihlallerin en iğrenci’ olarak nitelendirdiği Ukrayna saldırısıydı.

Savaşı yasaklama girişimleri
Ancak devletlerin ulusal politikalarının bir aracı olarak savaşı yasaklamaya ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmek için barışçıl yolları teşvik etmeye yönelik uluslararası girişimler, ilk olarak 1928’de Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ve BM’deki barış hareketlerinin teşvik ettiği Kellogg-Briand Paktı ile başladı. Pakt, adını başlıca yazarları olan ABD Dışişleri Bakanı Frank Kellogg ve Fransa Dışişleri Bakanı Aristide Briand’dan almıştır. Pakt, hükümlerine uymayan devletlerin bu anlaşmanın sağladığı avantajlardan mahrum bırakılacağı vaadiyle birlikte, nitelikleri ne olursa olsun anlaşmazlıkları çözmenin bir yolu olarak kabul edilen bir antlaşmadır. Ancak antlaşma amaçlarına ulaşamadı, sadece 11 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı patlak verdi.
Ancak BM tüzüğü, askeri müdahale tehdidi yoluyla yasadışı güç kullanımını ortadan kaldırmaya çalışarak doğru yönde atılmış bir adımdı. BM tüzüğü fikri, BMGK’nın beş daimî üyesinin onayına tabi olarak, saldırganlığa otomatik bir yanıt verileceğini öngörüyor. Bu üyeler, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, İtalya ve Japonya’yı hezimete uğratan Çin, Fransa, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık ve ABD’ydi.

Destekleyici veya engelleyici mekanizma?
BMGK’nın tüzüğü ve eylem mekanizması, daimî üyelerin itiraz etmemesi halinde, BM’nin saldırgan ülkelere askeri, ekonomik ve yargısal yollarla yanıt vereceği anlamına geliyordu. Bu, beş daimî üyenin desteğine ihtiyaç duyulduğu anlamına gelmiyor. Ama vetoyu oluşturan herhangi bir olumsuz oy kullanılamazdı ve BMGK’nın böyle çalışması gerekiyordu.
Pek çok kişi, BM’nin savaş sırasındaki ihlalleri ve vahşeti durduramaması konusunda Zelenski ile hemfikir olsa da BMGK, aslında olması gerektiği gibi çalışıyor. Öyle ki bir ülkenin, veto hakkını baştan beri kullanması mümkün.

En büyük tehlike
City University New York Graduate Center’da Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Küresel İlişkiler Konseyi üyesi Thomas Weiss’a göre böyle bir yapının örgütü zayıflatabileceği yönündeki tüm ifadelere rağmen en büyük tehlike, örgütün var olmayacağıdır. Weiss’a göre veto olmasaydı ABD Kongresi, ABD’nin BM’ye katılımını onaylayamazdı. Sovyet lideri Josef Stalin’in veto yetkisinden fayda sağlamasaydı imza atmayacağı da açıktı. Ancak Mart 1946’da ‘Demir Perde’den bahseden dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill’in sözlerinde görüldüğü üzere bu ortak eylem umutları, hızla suya düştü.
BM ve BMGK’nın bugüne kadar yürürlükte olan yapısının oluşturulmasında arkasında bir başka neden daha var ve bu neden, ABD’nin ve genel olarak Batı’nın Ukrayna’daki savaşa ilişkin tavrını açıklıyor. Öyle ki uluslararası örgütü kurarken mantık, herkesin teke karşı olduğu fikrine dayanıyordu. Yani saldırgan ülke büyük bir güç değilse ve bir saldırganlık olursa ülkeler, otomatik olarak birlikte müdahale edeceklerdi. Saldırgan ülke büyük bir güç ise o zaman büyük güçler işleri daha da kötüleştirmeye çalışmayacaktır. Çünkü Çin’e, ABD’ye veya Sovyetler Birliği’ne saldırmak bir üçüncü dünya savaşını tetikleyecektir. Bu ilke, yalnızca bir nükleer güç olarak Rusya için değil, aynı zamanda diğer nükleer güçler için de geçerli. Bu bağlamda BMGK, Hindistan ve Pakistan ile karşı karşıya gelmeyi ve Kuzey Kore ile de mücadele etmeyi kabul etmeyecek.

Veto, BM’yi yıkar mı?
Birçok uluslararası uzman açısından şok edici gerçek, üye devletler istediği zaman uluslararası örgütün verimli ve hızlı çalışması ve üye devletler uzlaşı sağlamadığında çalışmamasıdır. Örneğin 1990 yılında dünya ülkeleri, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in Kuveyt saldırısına ve işgaline karşı BM aracılığıyla bir araya geldiğinde dünya, uluslararası sistemi savunuyordu. Ama ne yazık ki Körfez Savaşı, o zamanki uluslararası sistemle ilgili nedenlerden dolayı tek istisna olduğunu kanıtladı. ABD ile Çin’in her biri ve o dönemde son nefesini veren Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler nispeten iyiydi. Saddam Hüseyin, saldırganlığının ‘temel bir uluslararası kuralı’, yani sınırları zorla değiştirmenin yasa dışılığını ihlal etmesinden sonra sevilen bir isim değildi.
Ancak o günden bu yana büyük güçlerin ilişkileri önemli ölçüde bozulurken, bu koşullar tekrarlanmadı. BM, yaşananlardan gitgide kopmaya başladı. Balkan Savaşı’nda BMGK’da Sovyetler Birliği’nin koltuğunu devralan Rusya, Balkanlar’da akan kanın durdurulması için BM çatısı altında ortaklaşa her türlü harekete engel oldu. Rusya’nın ‘vetosu’, Moskova 2014’te Kırım’ı yasadışı bir şekilde ilhak ettiğinde herhangi bir Birleşmiş Milletler eylemini de engelledi. Bu durum, 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik saldırıdan sonra da tekrarlandı.
Aynı şekilde BM, 1994 yılında da Ruanda soykırımını engelleyemedi. Uluslararası örgüt, Suriye, Libya ve dünyanın diğer değişken bölgelerinde yüzbinlerce cana mal olan iç çatışmaları ve kanlı savaşları durdurmak için kolektif mekanizmalarını harekete geçirmekte de başarısız oldu.

Bir ülkenin BM üyeliğini iptal etmek mümkün mü?
Daimi üyelerin ‘veto’ hakkını kullanmaları nedeniyle BMGK kararlarında değişiklik yapılmasının imkansız görülmesi halinde, bazı taraflara göre, BM üyesi bir devletin dışlanması çözüm olabilir. Ancak bununla birlikte uluslararası örgütün internet sitesinde, tüzüğün 6. maddesinin ‘bir üye devletin, tüzükte yer alan ilkeleri ihlal etmekte ısrar etmesi halinde Genel Kurul’un BMGK’nın tavsiyesi üzerine onu örgütten çıkarabileceğini’ öngördüğü belirtiliyor. Bu uygulama, BM tarihinde henüz ortaya koyulmadı. Aynı şekilde 5. madde, BMGK’nın kendisine karşı önleyici veya idari tedbirler alması halinde, herhangi bir ülkenin BM Genel Kurulu’ndaki üyeliğinin askıya alınmasını öngörüyor. Bu durum, BMGK’nın tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından üyelik hak ve imtiyazlarını kullanılmasının askıya alınmasına kadar uzanıyor.
BMGK’nın daimî üyeleri açısından ise bu ülkeler, 18. bölümde öngörüldüğü üzere BM tüzüğünde değişiklik yapılarak azledilebilir. Bu da BMGK’nın tüm daimî üyeleri dahil olmak üzere üye devletlerin üçte ikisinin onayını gerektiriyor.

Olası hasar
BMGK’nın mevcut eylemsizliği nedeniyle bazı kesimler, Ukrayna’da yaşananların BM’ye verebileceği olası hasarın boyutunu sorguluyor. Uzmanlara göre bunu tahmin etmek zor. Bununla birlikte bu karamsar görüşler, ABD istatistik rakamları tarafından desteklenmemekte. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin yıllık anketi, ABD’lilerin yaklaşık yüzde 60’ının BM’yi desteklediğini gösterdi. Bu nedenle BM’de kısıtlı bir hasar görmek şaşırtıcı olacaktır.
BM, birçok durumda daha iyisini yapabilirdi. Ama çok daha kötüsünü de yapabilirdi. Küba füze krizi sırasında veya Golan Tepeleri’ne barış gücü konuşlandırılması sırasında mekik diplomasisi yürütmeseydi gezegen muhtemelen daha kötü durumda olurdu.

Örgütten vazgeçilebilir mi?
BM araştırmacıları, çiçek hastalığını ortadan kaldırabilecek ve sıtmayı ve diğer hastalıkları yok etmeye yaklaşabilecek bir kuruluştan vazgeçme olasılığı konusunda şüpheci.Şarku’l Avsat’ın Indepedent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre, BM’nin ortaya koyduğu her şey olumsuz da değil. BMGK, Ukrayna’da umutsuzca çaba sarf ederken BM’ye bağlı diğer kuruluşlar, yardım sağlamaya devam ediyor. Öyle ki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yardım etmeye çalıştığı dört buçuk milyon Ukraynalı mülteci var. UNICEF de Ukrayna’daki çocuklara ve başka yerlerdeki mülteci çocuklara yardım etmek için mücadele ederken, Afganistan’da kız çocuklarının eğitimini de teşvik etmeye çalışıyor.
Uluslararası örgüt, aynı zamanda krizleri yatıştırmak amacıyla farklı ülkelerin hükümetleri arasında diyalog, tartışma ve anlayış için bir alan sağlıyor. BM kuruluşları, dünyanın farklı yerlerinde ekonomik ve sosyal kalkınmanın ilerlemesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor, iletişimle ilgili birçok düzenlemeyi koordine ediyor. Birçok ülkede barışı ve düzeni sağlamak için misyonlar göndermenin yanı sıra, ülkelerin nükleer tesislerini izlemek üzere çaba sarf ediyor. Ayrıca diğer insani acil durumlarda faaliyet gösteriyor, insan haklarını korumaya, beşeri ortama ve iklim değişikliğine dair felaket durumu hakkında bilgi sağlamaya çabalıyor.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.