Kudüs Gücü Komutanı Kaani, İsrail’in hızla ortadan kaldırılacağına söz verdi

Fuad Hüseyin’den Reisi’ye: Irak, İran'ın güvenliğine yönelik saldırıların çıkış merkezi olmayacak.

Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’da konuşma yaptı. (Reuters)
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’da konuşma yaptı. (Reuters)
TT

Kudüs Gücü Komutanı Kaani, İsrail’in hızla ortadan kaldırılacağına söz verdi

Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’da konuşma yaptı. (Reuters)
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’da konuşma yaptı. (Reuters)

İran Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlarını yürüten Kudüs Gücü’nün komutanı İsmail Kaani, uzun bir yokluğun ardından yeniden ortaya çıktı ve İsrail'i ‘ortadan kaldırma’ tehdidini yineledi. Kaani, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e düzenlenen balistik füze saldırısını savundu. Bu açıklamalar, İran’ın, Viyana’daki nükleer görüşmelerde ‘askıda olan sorunları’ aşmak için bölgesel gerilimi azaltması yönündeki ABD’nin koşullar öne sürdüğü bir süreçte yapıldı.  
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, İran’ın ‘küresel hegemonyaya ve Siyonizme karşı mücadelenin ön saflarında yer aldığını’ vurguladı ve ‘Siyonist varlığın ortadan kaldırılmasını hızlandırma sözü vererek İsrail’in yıkımının hız kazandığını’ belirtti. Kaani, Irak-İran Savaşı’nda maruz kaldığı ‘kimyasal bir yaralanmanın’ nüksetmesi sonucu bir yıl önce ölen ‘Kudüs Gücü Generali’ni’ anma töreninde konuştu. Devrim Muhafızları’na yakın kaynaklar, General Muhammed Hicazi’nin başka bir nedenle ölmüş olabileceğini iddia etmişti.  
Kaani, konuşmasında, güçlerinin İsrail, Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinden üstü kapalı bir şekilde övünerek bahsetti. İsrail’de son haftalarda 14 kişinin ölümüne neden olan saldırıları desteklediğini ifade etti. Reuters haber ajansına göre Kaani bu bağlamda şunları syledi:
"Dünyada Siyonist varlıkla mücadele eden ve ona karşı çıkan her grubu destekliyoruz. Bu desteği sürdüreceğiz. İsrail kameralarla donatılmış, sürekli gözetilen bir askeri kışladır, İsrail Siyonist polis devleti herkesin her adımını izlemektedir.”  
Elleri kolları bağlı oturmadıklarını vurgulayan Kaani sözleirni şöyle sürdürdü:
“Gerektiğinde inisiyatifi ele alacağız. Son zamanlarda Siyonist oluşum bize karşı harekete geçmek istedi. İslam rejimi, dünyanın herhangi bir yerinde çıkarlarımızı tehdit ederlerse, onları bulduğumuz yerde cevap vereceğimizi söyledi. Tabii biz nerede olduğunuzu gayet iyi biliyoruz. Örneğin Erbil’de. Irak’takilerin çoğu Mossad’ın Erbil’de bir üssü olduğunun farkında değil ancak İslam rejimi, düşmanını iyi takip ediyor ve onunla nasıl başa çıkması gerektiğini biliyor.”  
İran Devrim Muhafızları 13 Mart’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’e, 10’un üzerinde kısa menzilli balistik füze fırlatmıştı. İran bu bölgedeki ‘İsrail üssünü’ hedef aldığını açıkladı, IKBY yönetimi ise söz konusu bölgenin yerleşim alanı olduğunu bildirdi. Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Hüseyin Selami 23 Mart’ta yaptığı açıklamada, unsurlarına yönelik herhangi bir saldırıya tereddütsüz misilleme yapacaklarını vurguladı. Selami “Bu gerçek ve ciddi bir mesajdır. Bize zarar verirseniz saldırılarımıza şahit olursunuz ve füze darbelerimizin acısını tadarsınız” dedi.
Uzmanlar, Erbil saldırısının gerekçesi hakkında ihtilafa düştü. Bazıları saldırının, İsrail’in Suriye’de DMO mevzilerine gerçekleştirdiği hava saldırılarına misilleme olarak yapıldığını iddia ederken Devrim Muhafızları’na yakın kaynaklar ise Erbil saldırısının, Kirmanşah eyaleti yakınlarındaki bir insansız hava aracı üssüne düzenlenen saldırının intikamı olduğunu ileri sürdü. Daha sonra İsrail basınında, İHA üssüne düzenlenen İsrail operasyonunun ayrıntılarına yer verildi.  
Tahran’a resmi ziyarette bulunan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in gündeminde de Erbil saldırısı vardı. Ziyaretinin ikinci gününde, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi tarafından kabul edilen Fuad Hüseyin şunları söyledi:
"Irak, İran veya herhangi başka bir ülkenin güvenliğine yönelik tehdit ve saldırıların çıkış merkezi olmayacaktır. İran’ın güvenlik başta olmak üzere çıkarlarının tehdit edilmesini engellemek için kapsamlı bir iş birliğine hazırız.”  
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de şu açıklamada bulundu:
“Tahran ve Bağdat'ın güvenlik çıkarları iç içedir, düşmanlar bunamüdahale edemez. Tahran komşu ülkelerden, özellikle Irak’tan, İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan yabancılara izin vermemesini bekliyor. Bu hem federal hükümetin kontrolü altındaki alanlar hem de Kürdistan bölgesinin kontrolündeki bölgeler için geçerli. Komşu ülkelerin, düşmanların entrikalarından haberdar olmasını bekliyoruz.”  
Reisi’nin İran Cumhurbaşkanlığı’nın internet sitesinde yer alan konuşmasında şu ifadelere yer verildi:
“Bölgesel yönetimin bir ihmali söz konusu. Ancak İslam Cumhuriyeti, Siyonist rejimin hareketlerini yakından takip ediyor. Bu rejimle yapılan iş birliği gizlenemez. Irak da dahil olmak üzere herhangi bir ülke üzerinden bölgenin güvenliğini tehlikeye atmalarına izin vermeyeceğiz.”  
Tahran'ı ziyaret eden Irak heyetinde Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım el-Araci de bulunuyordu.
Fuad Hüseyin, İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, iki ülke arasındaki güvenlik sorunlarının diplomatik yollar ve diyalogla çözülmesi gerektiğine vurgu yapmıştı.  
İsrail, İran ile küresel güçler arasında yapılan ‘2015 nükleer anlaşmasının’ yeniden canlandırılmasına karşı çıkıyor. Tel Aviv yönetimi, Washington'ın Devrim Muhafızları’nı ABD terör örgütleri listesinden çıkarma eğiliminden duyduğu endişeyi dile getirmişti. Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen nükleer müzakerelerde sona yaklaşılmışken, Rusya kendisine uygulanan yaptırımların İran ile ticari ilişkilerine etki etmeyeceği yönünde garanti talep etti. Rus engelinin aşılmasının ardından, Tahran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’nun ‘terör listesinden’ çıkarılmasında ısrarcı olması, müzakereleri durma noktasına getirdi. Çeşitli kaynaklara göre ABD, ‘Devrim Muhafızları’nın bölgesel faaliyetlerini azaltması’ karşılığında Devrim Muhafızları’nı ‘terör listesinden’ çıkarmayı teklif etti ancak Tahran bu teklifi kabul etmedi. İddialara göre ABD’nin koşullarından biri de Kasım Süleymani suikastının intikamına dair herhangi bir girişimde bulunulmamasıydı. Reuters haber ajansına geçen hafta açıklamada bulunan İranlı bir diplomat, ABD’nin Kudüs Gücü’nü listede tutmaya devam ederek Devrim Muhafızları’nı ‘terör listesinden’ kaldırmayı teklif ettiğini ancak İran’ın bunu kabul etmediğini aktardı.
Diğer yandan Washington Post’a değerlendirmelerde bulunan üst düzey bir ABD’li yetkili, Joe Biden yönetiminin Devrim Muhafızları’nı terör listesinden kaldırmayı düşünmediğini bildirdi.   
ABD ile uzlaşılamamasının ardından Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri Komutanı önceki gün “Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin karşılığı Tüm Amerikalıları öldürmek değildir. Biz intikamımızı onun izinden giderek farklı yöntemlerle almalıyız” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, ABD yönetiminin bu açıklamalara ilişkin tutumuna ilişkin bir soruya yanıt olarak, "Vatandaşlarımızı koruyacağımızı defalarca ifade ettik. Buna ABD’ye halen hizmet edenler ve daha önce hizmet etmiş olanlar da dahildir” dedi.   
 
Cumhuriyetçilerden mesaj
ABD Kongresi'ndeki bir grup Cumhuriyetçi temsilci, önümüzdeki kasım ayında yapılacak ara seçimlerde çoğunluğu elde etmeleri durumunda nükleer anlaşmanın canlandırılmasını engelleyecekleri açıklamasında bulundu. Cumhuriyetçi Araştırma Komisyonu’nun Twitter hesabından Farsça olarak şu açıklama yapıldı:
“Cumhuriyetçiler olarak, İranlı milletvekillerine, Temsilciler Meclisi’nde kontrolü ele geçirdiğimizde nükleer anlaşmanın yeniden canlanmasını engellemek ve maksimum baskı politikasına dönmek için elimizden geleni yapacağımızı garanti ederiz.”  



Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
TT

Iraklı siyasetçilerin saldırılar durdurulması yönündeki talepleri Devrim Muhafızları tarafından reddedildi

Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)
Bağdat’ın merkezindeki Tahrir Meydanı’nda bir Iraklı, 8 Nisan 2026’da İran lideri Ali Hamaney’in fotoğrafını İran ve Irak bayraklarıyla birlikte kaldırıyor (AFP)

Iraklı kaynaklar, Irak’taki silahlı grupların operasyonlarını denetleyen İran “Devrim Muhafızları”na bağlı subayların, Şii siyasetçilerin ülke içindeki saldırıların durdurulması yönündeki girişimlerini reddettiğini bildirdi. Aynı kaynaklara göre, ABD-İran savaşının başlamasından bu yana söz konusu subaylar, Bağdat’ta “gölge askeri denetçi” gibi hareket ederek Washington’a karşı “baskı cephesini” sürdürmeyi ve müzakerelerin başarısız olması senaryosuna hazırlık yapmayı hedefliyor.

“Şarku’l Avsat”, 24 Mart 2026’da, “Kudüs Gücü”ne bağlı subayların yıpratma operasyonlarını yönetmek ve “Devrim Muhafızları” için alternatif bir operasyon odası kurmak üzere Irak’a akın ettiğini ortaya koymuştu.

Kaynaklara göre, “Kudüs Gücü” subayları Irak şehirleri arasında sürekli hareket ederek saldırı operasyonlarını denetledi, silahlı grupların İHA’lar için yerli mühimmat geliştirmesine yardımcı oldu ve militanlara füze teknolojileriyle ilgili teknik destek sağladı. Bu faaliyetlerde hedeflerin sürekli güncellendiği belirtildi.

Günlük hedef listeleri

Bir kaynak, “Devrim Muhafızları” subaylarının Iraklı silahlı gruplara günlük hedef listeleri verdiğini; bu listelerde vurulacak noktalar, kullanılacak mühimmat miktarı ve saldırı zamanlamasının yer aldığını söyledi.

Subayların denetlediği faaliyetler arasında, İHA fırlatma platformları ve askeri gözlem birimlerini kurmakla görevli hücrelerin ülke içinde yeni ve güvenli evlere dağıtılması da bulunuyor. Bu düzenlemeyle, ABD hava unsurlarının savaş öncesi ve sırasında tespit ettiği koordinatlardan kaçınılmasının amaçlandığı ifade edildi.

rereg
Irak’taki Ketaib Hizbullah unsurları, Bağdat’ta grubun bayrağını taşıyor (AFP)

Kaynaklardan biri, savaşın dördüncü haftasına gelindiğinde Irak’taki “direniş” olarak adlandırılan yapının organizasyonunda değişiklik yaşandığını belirterek, ana grupların çözülmesi zor, yarı bağımsız ağlara dayalı yeni bir yapıya geçtiğini söyledi.

Bu gelişmelerin, sahada esnek hareket eden ve karmaşık güvenlik ortamlarında faaliyet gösteren uzmanlaşmış hücreler arasında görev dağılımına dayanan bir çalışma modelinin parçası olduğu kaydedildi.

Iraklı kaynaklara göre, “Devrim Muhafızları” Irak’taki silahlı grupların ağ yapısını, çok katmanlı inkâr imkânı sağlayacak şekilde yeniden tasarladı; bu yapı “caydırıcılık ve belirsizlik” unsurlarını birlikte barındırıyor.

Bazı hücrelerin, dolaylı çatışma alanının genişlemesi kapsamında komşu Arap ülkelerdeki çıkarları hedef alan sınır ötesi saldırılarla görevlendirildiği de belirtildi.

vfrtbrft
Irak’taki Ketaib Hizbullah üyeleri, 8 Nisan 2026’da Basra’da düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybeden bir arkadaşları için gerçekleştirilen cenaze töreninde (AFP)

Bu çerçevede, Irak’ın güneyindeki Basra’ya bağlı, Kuveyt’e yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Hoor ez-Zubeyr kasabasında kimliği belirsiz bir saldırı bir evi hedef aldı. Saldırıda bir radar ve fırlatma platformu imha edilirken, “Ketaib Hizbullah”a bağlı bir yetkili ile iki kişi daha hayatını kaybetti.

İran “Devrim Muhafızları” Perşembe günü Körfez ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği iddialarını reddetti. Ancak kaynaklara göre, “bu görevi yerine getirmek için Iraklı grupları kullanma kapasitesine sahip”.

Kaynaklar ayrıca, geçici ateşkes ilanından önceki son savaş haftasında İranlı subayların, Ninova ve Kerkük’teki bazı bölgelerden çekilmiş olan silahlı gruplara bağlı birliklerin yeniden konuşlandırılması talimatı verdiğini; ABD hava saldırıları nedeniyle terk edilen mevzilere geri dönülmesinin istendiğini aktardı.

“Telefonlara yanıt vermiyor”

“Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi” ve hükümetten iki kaynak, son haftalarda dört Şii partinin liderlerinin Irak içinde bulunan İranlı yetkililerle temas kurarak ABD çıkarlarını hedef alan saldırıların durdurulmasını talep ettiğini, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını belirtti.

Kaynaklara göre, Bağdat’ta önemli nüfuza sahip bir “Kudüs Gücü” subayı, Iraklı siyasetçilerin – hatta Koordinasyon Çerçevesi içindeki müttefiklerin – telefonlarına dahi yanıt vermiyor; yalnızca silahlı grupların operasyon sorumlularıyla iletişim kuruyor.

Bu temaslar, Irak’ın daha geniş bir çatışmaya sürüklenmesini önlemeye yönelik iç çabaları yansıtırken, hükümet üzerindeki silahlı grupları kontrol altına alma baskısının arttığına işaret ediyor. Ancak bir Iraklı yetkiliye göre, “yerel siyasi irade benzeri görülmemiş şekilde zayıflamış durumda”.

Iraklı güvenlik yetkilileri de “Devrim Muhafızları subaylarının artan nüfuzundan” duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Kaynakların aktardığına göre, üst düzey bir Iraklı yetkili kapalı bir güvenlik toplantısında, “Bu adamı (Devrim Muhafızları subayı) nasıl durduramıyoruz? Bu kişi kim? Neden onu tutuklayamıyoruz ya da en azından bu saldırıları gerçekleştirmesini engelleyemiyoruz?” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı isimler, sorunun büyük ölçüde iletişim eksikliğinden kaynaklandığını; İranlıların iletişim konusunda sıkı güvenlik prosedürleri uyguladığını savundu.

Askeri denetçi rolü

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı isimler, mevcut durumu, “Devrim Muhafızları ile bağlantılı saha subaylarının Irak’ta fiilen ABD ile yürütülen çatışmayı yöneten bir askeri denetçiye dönüştüğü” şeklinde tanımlıyor. Aynı değerlendirmede, İran’ın saldırıları durdurma çağrılarına direncinin, Tahran’ın Washington ile müzakerelerden umutlu olmadığına ve çatışma cephesinin yeniden alevlenmeye hazır olduğuna işaret ettiği vurgulanıyor.

Iraklı yetkililere göre bu tablo, devletin doğrudan kontrolü dışındaki alanları denetleme konusunda güvenlik kurumlarının karşı karşıya olduğu zorlukların boyutunu ortaya koyuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Perşembe günü yayımladığı açıklamada, Iraklı milislerin mali, operasyonel ve siyasi olarak hükümet desteğine sahip olduğunu; bu nedenle yetkililerin onları dizginlemekte ve saldırılarını sınırlamakta başarısız olduğunu savundu.

Koordinasyon Çerçevesi’nden bazı siyasetçiler, “Devrim Muhafızları” subaylarının bu tutumunun, Pakistan arabuluculuğunda başlayan müzakere süreciyle eş zamanlı olarak Irak’ı ABD’ye karşı bir baskı cephesi olarak tutma isteğini yansıttığını belirtti. Ancak aynı isimler, bu yaklaşımın Bağdat’taki siyasi sistemi kaosa sürükleme ve ülkeyi bölgesel izolasyona itme riski taşıdığı uyarısında bulundu.


Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
TT

Suudi Arabistan ile İran Dışişleri Bakanları telefonda görüştü: Gündem bölgesel gerilim

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ile İran Dışişleri Bakanı Ab

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, bölgedeki gelişmeler ele alınırken, gerilimin azaltılması ve bölgenin güvenlik ile istikrarına yeniden katkı sağlayacak adımların değerlendirilmesi konuları masaya yatırıldı.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.